Dünkü yazımdan sonra yavrularla ne aktivite yapsam diye düşündüm. Makarna boyamak iyi bir fikir gibi geldi. Aslında suluboya olsa daha iyi olurdu ama özellikle Berke'nin elinde bir silaha dönüşeceği için cesaret edemedim. Kurşun boya kalemlerinin ucu sivri, hemen de kırarlar diye keçe kalemlerde karar kıldım. İkisinin önüne de birer küçük tabak fiyonk makarna koydum. çizmeye, boyamaya başladık. Sonuçta babaları ve ben boyama yaptık, bize 1-2 tane boyatıp, oyunu birşeye benzetemedikleri için sıkıldılar. Biraz daha büyüdüklerinde yapalım bari diye kağıt verdim ellerine. Güzelce karaladılar, resim çizmeye çalıştılar, sonra bundan da sıkıldılar. Ama olsun, aktivite aktivitedir.
Gerçi bu aktivite bana ertesi sabah çizilmiş bir koltuk olarak geri döndü, o da ayrı mesele. Tuvalete gitmemden faydalanan oğlum koltukta 3 farklı renkte güzel bir karalama çalışması yapmış. Artistik yeteneğini dünyadan saklamak, dünya çapında muhteşem Berke şeklinde bir infial yaratmamak için hemen sildim tabii, şöhretsiz bir hayatın tadını çıkarsın :)
Bu arada biraz da kırıldım herkese. Dünden sonra "yok canım, çalışan annelerin ortak sorunu bu, kendini kötü hissetme" gibi yorumlar gelir sanıyordum ama gelmedi. Ya gerçekten kötü bir anneyim ya da kötü bir blogger olduğum için kimse artık beni okumuyor. İkincisine inanmayı tercih ediyorum elbette.
Hem iyi bir anne hem de iyi bir blogger olacağım bundan kelli.
:)
bebeklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebeklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Ekim 2013 Cumartesi
4 Ekim 2013 Cuma
Kötü anne
Kötü bir blogger olduğum kesin, baksanıza geliyorum diyip bir türlü gelemiyorum. İşler azalacağına arka arkaya geliyor üstüme üstüme. Bu hengamede bir de oda değiştirdik fakültede. Oda arkadaşımla yan yana odalara geçtik, artık tek başımıza yayıldıkça yayılabiliriz. Kitaplarımız, tezlerimiz vs. şimdi bile bir sürü yer kaplamışken eski odamıza nasıl sığdığımıza şaşıp kalıyoruz sürekli. Hala da tam yerleşmiş değilim, dolapların, çekmecelerin içi ortalık derli toplu görünsün de iyice sinirim bozulmasın diye öylece attığım bir sürü tasnif edilecek belge vs. ile dolu. Eski odayı apar topar taşıdığımızda durum aşağıdaki gibiydi:
Şimdi gayet güzel oldu. Saatimi henüz takamadım, 1-2 de ufak tefek eksiğim var, onları da halledince foto eklerim yine.
Kötü blogger olma nedenlerimi açıkladıktan sonra gelelim diğer meseleye. Ben galiba kötü bir anneyim. Çalışan anne olmak çok zor ama inanın akademisyen anne olmak daha da zor. Gerçi fakülteyle ilgili işlerimi geceleri kalkıp yapmaya çalışıyorum ama eve geldikten sonra yemek, ortalığı toplama, haftasonu dersen temizlik, yemek, ıvır zıvır derken çocuklarla adam gibi vakit geçirmediğimi farkettim son zamanlarda. Özellikle haftasonlarım iş yapmaya çalışıp arada laf dinlemedikleri için çocuklara bağırmakla geçiyor. Onlarla geçirdiğim yegane adam gibi vakit hafta sonu sabah kahvaltıları. Bu arada kızım iyice sırnaşıyor, oğlum kucağıma çıkıyor, öpüşüp koklaşıyoruz ama sonra ben yine işlere gömülüyorum. Bir de hava güzelse el ele tutuşup Migros'a alışverişe gidiyoruz zaman zaman. Oysa eskiden eve gelip yemek yedikten sonra 1 saat oyun saati yapar odalarına girip oyun oynardık babalarıyla birlikte. Çocuklar bizimle vakit geçirsinler derdik. Ama onlar iyice ayaklanıp odadan açmaya başladıklarından beri yapmıyoruz. Nerde kaldı eğitici-eğlendirici aktiviteler, değişik oyunlar. Hatta daha da kötüsü aklımın bir köşesinde hep yapmak-yetiştirmek zorunda olduğum şeyler olduğundan stresimi onlara da yansıtmaya başladım, toleransım iyice azaldı. Kendimden çok şikayetçiyim ama bir türlü değişemiyorum. Bu aralar havalardan mütevellit soğuk algınlığına yakalandılar, burunları akıyor, geceleri uykuları bölünüp duruyor. Ben de uyuyamıyorum haliyle ve tüm bunlara bir de 3-4 günlük uykusuzluk eklenince iyice coşuyorum. Kötü bir anne oldum çıktım iyice. Değişmem, düzelmem lazım. Bu yıl kreşe vermeyeceğim ama seneye kreşe başlayınca iyice benden kopacaklar artık, öğretmenleri, arkadaşları olacak. Başkalarıyla daha çok vakit geçirecekler, bana bağımlılıkları azalacak ve ben bu durumu kıskanacağım. O zaman kendime çeki düzen verip bu son yılımın tadını çıkarmam lazım, sonra hızla büyüyecekler çünkü.
Bir de kocam geçen gün "bu çocuklar evcil hayvan gibi, hep evdeler, bizim gibi dışarıda hayatları yok, tek arkadaşları biziz, bunu unutma" dedi. Öyle içime dokundu ki bu laf. İlk fırsatta çocukları hızlı trene atıp fakülteye götürdüm birlikte dışarıda vakit geçirelim, onlar için de değişiklik olsun diye. Ama gerisi aynı, akşam oldu mu eve gelip coşan bir anne.
Toparlanmam şart, kötü anne olmak istemiyorum ben :(
Şimdi gayet güzel oldu. Saatimi henüz takamadım, 1-2 de ufak tefek eksiğim var, onları da halledince foto eklerim yine.
Kötü blogger olma nedenlerimi açıkladıktan sonra gelelim diğer meseleye. Ben galiba kötü bir anneyim. Çalışan anne olmak çok zor ama inanın akademisyen anne olmak daha da zor. Gerçi fakülteyle ilgili işlerimi geceleri kalkıp yapmaya çalışıyorum ama eve geldikten sonra yemek, ortalığı toplama, haftasonu dersen temizlik, yemek, ıvır zıvır derken çocuklarla adam gibi vakit geçirmediğimi farkettim son zamanlarda. Özellikle haftasonlarım iş yapmaya çalışıp arada laf dinlemedikleri için çocuklara bağırmakla geçiyor. Onlarla geçirdiğim yegane adam gibi vakit hafta sonu sabah kahvaltıları. Bu arada kızım iyice sırnaşıyor, oğlum kucağıma çıkıyor, öpüşüp koklaşıyoruz ama sonra ben yine işlere gömülüyorum. Bir de hava güzelse el ele tutuşup Migros'a alışverişe gidiyoruz zaman zaman. Oysa eskiden eve gelip yemek yedikten sonra 1 saat oyun saati yapar odalarına girip oyun oynardık babalarıyla birlikte. Çocuklar bizimle vakit geçirsinler derdik. Ama onlar iyice ayaklanıp odadan açmaya başladıklarından beri yapmıyoruz. Nerde kaldı eğitici-eğlendirici aktiviteler, değişik oyunlar. Hatta daha da kötüsü aklımın bir köşesinde hep yapmak-yetiştirmek zorunda olduğum şeyler olduğundan stresimi onlara da yansıtmaya başladım, toleransım iyice azaldı. Kendimden çok şikayetçiyim ama bir türlü değişemiyorum. Bu aralar havalardan mütevellit soğuk algınlığına yakalandılar, burunları akıyor, geceleri uykuları bölünüp duruyor. Ben de uyuyamıyorum haliyle ve tüm bunlara bir de 3-4 günlük uykusuzluk eklenince iyice coşuyorum. Kötü bir anne oldum çıktım iyice. Değişmem, düzelmem lazım. Bu yıl kreşe vermeyeceğim ama seneye kreşe başlayınca iyice benden kopacaklar artık, öğretmenleri, arkadaşları olacak. Başkalarıyla daha çok vakit geçirecekler, bana bağımlılıkları azalacak ve ben bu durumu kıskanacağım. O zaman kendime çeki düzen verip bu son yılımın tadını çıkarmam lazım, sonra hızla büyüyecekler çünkü.
Bir de kocam geçen gün "bu çocuklar evcil hayvan gibi, hep evdeler, bizim gibi dışarıda hayatları yok, tek arkadaşları biziz, bunu unutma" dedi. Öyle içime dokundu ki bu laf. İlk fırsatta çocukları hızlı trene atıp fakülteye götürdüm birlikte dışarıda vakit geçirelim, onlar için de değişiklik olsun diye. Ama gerisi aynı, akşam oldu mu eve gelip coşan bir anne.
Toparlanmam şart, kötü anne olmak istemiyorum ben :(
9 Eylül 2013 Pazartesi
Tuvalet eğitimi :)
Biraz değişiklik iyi olur demiştim, şimdilik sadece blogumun renkleriyle oynadım, vaktim olduğunda tasarımdaki farklı şablonları da deneyeceğim.
Gelelim asıl yazacaklarıma.
Yavrular 3 yaşına girecekler 2 ay sonra, tuvalet eğitimi için çok geç kalmadan halledeyim diyordum. Yaz tatili ideal fırsattı benim için. Hem sürekli yanlarında olacaktım hem de annemlerin yazlığına gideceğimiz için bahçede vs. dolanırken işeseler bile temizliği çok kolay olacaktı. Çocuğunuz tuvalet eğitimine hazır mı konulu bir sürü şey okudum, video seyrettim, baktım sayılan herşey benimkilerde var, yani ben ve çocuklar artık hazırdık. Ama sonuçta benim istediğim gibi olmadı maalesef.
Tuvalet eğitimi sezon 1: İlk günümüzde donlarımızı giydik, bezlerimizi attık. Çişleri kakaları gelince bana söylemeyi kabul ettiler ama klozete oturmaya ikna edemedim bir türlü. Oğlan kesinlikle reddetti. Kız beni kırmayıp oturdu ama çişini yapmadı, çişi kakası geldiğinde katıla katıla ağladı, daha fazla tutamadım. İndikten sonra da altına işedi. Oğlan en baştan reddetti. Çişini söylemediği gibi karşıda parkta dolaşırken gözümün önünde yaptı. Kakasını yapacakken yakaladım koşarak klozete oturttum ama ağlamaktan katıldı. Böylece 1.5 günde ben de salya sümük ağladım ve bezlere geri döndük.
Çocuk bezi tercih ediyor, klozete veya lazımlığa oturmayı reddediyorsa yapacak birşey yok. Arkadaşlar sen yap onlar da görsünler dedi. Zaten tuvalete onlar olmadan gidemiyorum ki uzun zamandır, daha ne görecekler. Oğlanı babasıyla bile yolladım çişe ama sonuç sıfıra sıfıra, elde var sıfır.
Nasıl olacak bu iş, ne kötü bir anneyim ben diye düşüne düşüne bugünlere geldik. Çocukları biraz sözlü olarak hazırlayıp 30 Ağustos tatilini fırsat bilip bir gün öncesinde de izin alıp ikinci sezona başlayayım demiştim. Bir hafta kadar önce Dora'nın tuvalet eğitimi sesli kitabını almıştım. Dora'nın ikiz kardeşlerinin eğitimini gördük, sembollere bastık oynadık, biraz daha hazırlanmaya çalıştık. Böylece geldik 2. sezona.
Tuvalet eğitimi sezon 2: 29 Ağustos 2013 Perşembe günü koridorlardaki yollukları, mutfak halısını herhangi bir kazaya karşı önlem olarak kaldırdım. Kahvaltıdan sonra oğluma arabalı, kızıma Hello Kitty'li don giydirdim ve 2. sezona adımımızı attık. Deneme mahiyetinde önce donlarla oturduk klozet aparatının üstüne, gayet hevesli görünüyorlardı. Sonra haydi bir de donlarımızı çıkarıp deneyelim dedim. İkisi de önce diğeri denesin dedi ve oğlan ilk talihlimiz olarak seçilip klozete oturtuldu. İnanılmaz ama çişini yaptı. Alkış kıyamet coştuk evde resmen. Kız hemen olmasa da bir süre sonra çişini yaptı. Çocukların ilk çişini görünce bu kadar güleceğime, sevineceğime, neredeyse mutluluktan ağlayacağıma inanmazdım. Sonrasında sık sık çiş sordum, onlar da her seferinde gelip zevkle oturdular. Taburesini kapan geldi, klozetin dibine yerleştirip üzerine çıktı, çiş bitince tuvalet kağıdı alıp silinmeye çalıştı. Oğlanın ishal olması nedeniyle o günüm genelde banyoda geçti ama belki de tuvalete bu kadar çabuk alışmasının nedeni de budur.
Öğlen uykusunda alıştırma donlarından giydirdim yavrulara. Kızım 3 gün boyunca kuru kalktı, oğlan tutamadı ama olsun. İlginç ama kaza falan da olmayınca (1-2 ufak don ıslatma hariç) kalkan halılar ertesi gün yerine kondu.
İkinci sezonun bu kadar çabuk final yapacağını rüyamda görsem inanmazdım, çok mutlu oldum. Kocam "tuvalet işini 1 günde çözdün" dedikçe de şişinip durdum.
Şimdi tek sorunum uykuda çiş problemi. Öğlen uykularından kız kuru kalkabiliyor (aldıkları sıvı ve mama miktarına bağlı olarak) ama oğlan kesin yapıyor çünkü en az 3 saat uyuyor, ıslanınca pek uyanmıyor da. Geceleri ise Huggies'in don bezlerinde giydiriyorum ve ısrarla don olduğunu vurguluyorum. Gece çişe kaldırıp alıştırmam gerekiyor biliyorum ama nedense bir türlü 00-01 civarında uyanamıyorum. Bünye 03:30'da mama içmelerine alışmış, ısrarla o saatte kalkıyorum. Bunu da çözersem uykuda da kupkuru günler karşılayacak bizi.
Sonuç olarak, her şeyin belli bir zamanı var, o zaman gelmeden ne yaparsanız yapın olmuyormuş :)
Gelelim asıl yazacaklarıma.
Yavrular 3 yaşına girecekler 2 ay sonra, tuvalet eğitimi için çok geç kalmadan halledeyim diyordum. Yaz tatili ideal fırsattı benim için. Hem sürekli yanlarında olacaktım hem de annemlerin yazlığına gideceğimiz için bahçede vs. dolanırken işeseler bile temizliği çok kolay olacaktı. Çocuğunuz tuvalet eğitimine hazır mı konulu bir sürü şey okudum, video seyrettim, baktım sayılan herşey benimkilerde var, yani ben ve çocuklar artık hazırdık. Ama sonuçta benim istediğim gibi olmadı maalesef.
Tuvalet eğitimi sezon 1: İlk günümüzde donlarımızı giydik, bezlerimizi attık. Çişleri kakaları gelince bana söylemeyi kabul ettiler ama klozete oturmaya ikna edemedim bir türlü. Oğlan kesinlikle reddetti. Kız beni kırmayıp oturdu ama çişini yapmadı, çişi kakası geldiğinde katıla katıla ağladı, daha fazla tutamadım. İndikten sonra da altına işedi. Oğlan en baştan reddetti. Çişini söylemediği gibi karşıda parkta dolaşırken gözümün önünde yaptı. Kakasını yapacakken yakaladım koşarak klozete oturttum ama ağlamaktan katıldı. Böylece 1.5 günde ben de salya sümük ağladım ve bezlere geri döndük.
Çocuk bezi tercih ediyor, klozete veya lazımlığa oturmayı reddediyorsa yapacak birşey yok. Arkadaşlar sen yap onlar da görsünler dedi. Zaten tuvalete onlar olmadan gidemiyorum ki uzun zamandır, daha ne görecekler. Oğlanı babasıyla bile yolladım çişe ama sonuç sıfıra sıfıra, elde var sıfır.
Nasıl olacak bu iş, ne kötü bir anneyim ben diye düşüne düşüne bugünlere geldik. Çocukları biraz sözlü olarak hazırlayıp 30 Ağustos tatilini fırsat bilip bir gün öncesinde de izin alıp ikinci sezona başlayayım demiştim. Bir hafta kadar önce Dora'nın tuvalet eğitimi sesli kitabını almıştım. Dora'nın ikiz kardeşlerinin eğitimini gördük, sembollere bastık oynadık, biraz daha hazırlanmaya çalıştık. Böylece geldik 2. sezona.
Tuvalet eğitimi sezon 2: 29 Ağustos 2013 Perşembe günü koridorlardaki yollukları, mutfak halısını herhangi bir kazaya karşı önlem olarak kaldırdım. Kahvaltıdan sonra oğluma arabalı, kızıma Hello Kitty'li don giydirdim ve 2. sezona adımımızı attık. Deneme mahiyetinde önce donlarla oturduk klozet aparatının üstüne, gayet hevesli görünüyorlardı. Sonra haydi bir de donlarımızı çıkarıp deneyelim dedim. İkisi de önce diğeri denesin dedi ve oğlan ilk talihlimiz olarak seçilip klozete oturtuldu. İnanılmaz ama çişini yaptı. Alkış kıyamet coştuk evde resmen. Kız hemen olmasa da bir süre sonra çişini yaptı. Çocukların ilk çişini görünce bu kadar güleceğime, sevineceğime, neredeyse mutluluktan ağlayacağıma inanmazdım. Sonrasında sık sık çiş sordum, onlar da her seferinde gelip zevkle oturdular. Taburesini kapan geldi, klozetin dibine yerleştirip üzerine çıktı, çiş bitince tuvalet kağıdı alıp silinmeye çalıştı. Oğlanın ishal olması nedeniyle o günüm genelde banyoda geçti ama belki de tuvalete bu kadar çabuk alışmasının nedeni de budur.
Öğlen uykusunda alıştırma donlarından giydirdim yavrulara. Kızım 3 gün boyunca kuru kalktı, oğlan tutamadı ama olsun. İlginç ama kaza falan da olmayınca (1-2 ufak don ıslatma hariç) kalkan halılar ertesi gün yerine kondu.
İkinci sezonun bu kadar çabuk final yapacağını rüyamda görsem inanmazdım, çok mutlu oldum. Kocam "tuvalet işini 1 günde çözdün" dedikçe de şişinip durdum.
Şimdi tek sorunum uykuda çiş problemi. Öğlen uykularından kız kuru kalkabiliyor (aldıkları sıvı ve mama miktarına bağlı olarak) ama oğlan kesin yapıyor çünkü en az 3 saat uyuyor, ıslanınca pek uyanmıyor da. Geceleri ise Huggies'in don bezlerinde giydiriyorum ve ısrarla don olduğunu vurguluyorum. Gece çişe kaldırıp alıştırmam gerekiyor biliyorum ama nedense bir türlü 00-01 civarında uyanamıyorum. Bünye 03:30'da mama içmelerine alışmış, ısrarla o saatte kalkıyorum. Bunu da çözersem uykuda da kupkuru günler karşılayacak bizi.
Sonuç olarak, her şeyin belli bir zamanı var, o zaman gelmeden ne yaparsanız yapın olmuyormuş :)
22 Ağustos 2013 Perşembe
Az daha
Yazdım yazıyorum derken bir şeyler engel oluyor hep. İşe alışayım yazayım, şu iş bitsin yazayım derken olmadı işte. Oysa başladığımız ve 1.5 gün sonra ağlayarak bırakmak zorunda kaldığım tuvalet eğitiminden, oğlumun artık kesinlikle mama içmediğinden tamamen süte döndüğünden, kızımın nihayet tüm dişlerini tamamladığından falan bahsedecektim. Neyse, bu yazı da bir nevi fragman olsun bari :)
23 Haziran 2013 Pazar
Bunu yazmam lazım
Hiç yazasım yok ama bunu yazmasam olmaz.
Bebeklerim büyüdükçe ve güçlendikçe yaptıkları şeyler de tehlikeli hale geliyor. İki kişi olunca birbirlerinden güç alıyorlar, ondan sonra coşuyorlar. Mesela bir ara sabah erkenden kalkıp beni uyutmuşlardı. Mutfağa girip lavabonun önüne iki sandalye çekmişler, musluğu açmışlar. Şırıl şırıl sesi duyunca ne oluyor diye kalkmıştım. Meğer delik de bir tabakla tıkanmış mı, sular taşmaya başlarken yetişmişim. Yere fazla akan olmamış ama üstler başlar sırılsıklam tabii. Allah korusun, sandalyeleri pencereye çekip açabilirlerdi de. Düşünmesi bile korkunç.
Dün sabah ben mutfaktayken dolaplarındaki tüm şampuan ve vücut losyonlarını çıkarmışlar, oyuncak bir bebeklerini soyup kreme boğmuşlar. Yarısından fazlasını boşaltmışlar şişenin, her yer krem.
Bu da önemli değil ama.
Bu sabah gördüklerim ise korkunç ötesiydi. Mutfaktaydık hep birlikte. Kızarmış ekmek istediler, ben de 2 dilim koyup kızartmaya başladım. Ekmekler olana kadar da banyoya gidip geleyim dedim. Yanlarından ayrıldığım süre maksimum 3 dakika. Banyodan çıktığımda kızım koridorda bana geliyordu," ben yanmadım anne" dedi. Anlam veremedim. Mutfağa girdiğimde gördüklerim: Oğlum yine bir sandalye çekip mutfak tezgahının dibine kadar girmiş. Ekmek kızartma makinesinden ise alevler çıkıyor. Filmlerdeki sahneler gibiydi resmen. Anlaşılan ekmekler kızarınca benimki bir kez daha çalıştırmış, hatta ayarı da maksimuma getirmiş. Ekmekler de iyice yandıktan sonra alev almışlar. Fişi çekip bir maşayla dilimleri alıp lavabonun içine fırlattım. Oğlan korkmamış işin ilginci :)
Daha kötüsü de olabilirdi. Bazen ekmekleri dışarıya fırlatıyor. Öyle olabilirdi, ben biraz daha oyalanabilirdim banyoda, Allah korumuş resmen. Etrafta çocuk olunca, hele de iki adet aynı yaşta çocuk olunca dikkatli olma gerekliliğinin haddi hesabı yok :(
Bebeklerim büyüdükçe ve güçlendikçe yaptıkları şeyler de tehlikeli hale geliyor. İki kişi olunca birbirlerinden güç alıyorlar, ondan sonra coşuyorlar. Mesela bir ara sabah erkenden kalkıp beni uyutmuşlardı. Mutfağa girip lavabonun önüne iki sandalye çekmişler, musluğu açmışlar. Şırıl şırıl sesi duyunca ne oluyor diye kalkmıştım. Meğer delik de bir tabakla tıkanmış mı, sular taşmaya başlarken yetişmişim. Yere fazla akan olmamış ama üstler başlar sırılsıklam tabii. Allah korusun, sandalyeleri pencereye çekip açabilirlerdi de. Düşünmesi bile korkunç.
Dün sabah ben mutfaktayken dolaplarındaki tüm şampuan ve vücut losyonlarını çıkarmışlar, oyuncak bir bebeklerini soyup kreme boğmuşlar. Yarısından fazlasını boşaltmışlar şişenin, her yer krem.
Bu da önemli değil ama.
Bu sabah gördüklerim ise korkunç ötesiydi. Mutfaktaydık hep birlikte. Kızarmış ekmek istediler, ben de 2 dilim koyup kızartmaya başladım. Ekmekler olana kadar da banyoya gidip geleyim dedim. Yanlarından ayrıldığım süre maksimum 3 dakika. Banyodan çıktığımda kızım koridorda bana geliyordu," ben yanmadım anne" dedi. Anlam veremedim. Mutfağa girdiğimde gördüklerim: Oğlum yine bir sandalye çekip mutfak tezgahının dibine kadar girmiş. Ekmek kızartma makinesinden ise alevler çıkıyor. Filmlerdeki sahneler gibiydi resmen. Anlaşılan ekmekler kızarınca benimki bir kez daha çalıştırmış, hatta ayarı da maksimuma getirmiş. Ekmekler de iyice yandıktan sonra alev almışlar. Fişi çekip bir maşayla dilimleri alıp lavabonun içine fırlattım. Oğlan korkmamış işin ilginci :)
Daha kötüsü de olabilirdi. Bazen ekmekleri dışarıya fırlatıyor. Öyle olabilirdi, ben biraz daha oyalanabilirdim banyoda, Allah korumuş resmen. Etrafta çocuk olunca, hele de iki adet aynı yaşta çocuk olunca dikkatli olma gerekliliğinin haddi hesabı yok :(
7 Mayıs 2013 Salı
BluRay DVD
BluRay DVD'ler bir süredir piyasada biliyorsunuz. Görüntü kalitesinin daha iyi olduğu söyleniyor, avantajı bu. Ama dezavantajları da var maalesef ki bu da maliyeti oluyor. İzlemek için BluRay DVD oynatıcınızın olması lazım, haydi bunu aldınız diyelim, DVD'leri de normallere kıyasla daha pahalı. Gerçi ilk çıktıkları zamana göre bayağı ucuzlamış durumda. Bakalım BluRay'ler CD'nin Beta ve VHS video kasetlere yaptığını yapabilecek mi?
Bu girişi neden mi yaptım? Bizden bir BluRay DVD örneği göstermek istiyorum size. Sadece bize özel üretilmiş özel bir parça. Görüntü kalitesi mükemmel, izlemesi çok zevkli. Kimin eseri bilmiyorum maalesef, ama bence en yaratıcı çalışma ödülünü havada karada alır :)
Minik bir kız yavru çorabı ve içi yenmiş Milkinis çikolata ambalajı :)
Bu da yakından görünüşü :)
Bu girişi neden mi yaptım? Bizden bir BluRay DVD örneği göstermek istiyorum size. Sadece bize özel üretilmiş özel bir parça. Görüntü kalitesi mükemmel, izlemesi çok zevkli. Kimin eseri bilmiyorum maalesef, ama bence en yaratıcı çalışma ödülünü havada karada alır :)
Minik bir kız yavru çorabı ve içi yenmiş Milkinis çikolata ambalajı :)
Bu da yakından görünüşü :)
6 Mayıs 2013 Pazartesi
Pazartesi Şarkısı - 49 ve Doktorlar
Miniklerimin 2.5 yaş kontrolü zamanı geldi. Bu aynı zamanda Hepatit A aşısının da 2. dozunun vurulması demek. Şimdiden yavruları doktor ziyaretine alıştırma çalışıyorum ama hissettiler mi ne "doktora gitmeyelim" demeye başladılar. Doktorun da birşey yaptığı yok onlara (invazif birşey anlamında yazdım) boyları, kiloları ölçülüyor, genel bir vücut kontrolü, kalp, ciğer dinlenmesi, kulak, boğaz, göz kontrolü vs. O kadar ortalığı yıkmalarına gerek yok ama yaygarayı basıyorlar sırayla. Bu yaşlarda böyle olur demişti doktor amcaları zaten. Aşıdan hiç bahsetmiyorum bile, onu duysalar yandık zaten :)
Aylar önceden doktorculuk seti almıştım yavrulara. Bir tane gayet güzel, stetoskopu falan pilli, kalp sesi veren, 2 tane de nispeten dandik. Dandikleri piyasaya çıkardım dün. Stetoskopları taktık, doktor gözlüklerimiz olmazsa olmaz elbette, onlar da gözümüzde. Elimizde değişik aletler kah dizlere vurup reflekslere baktık, kah dilimizi çıkarıp boğazımızı kontrol ettik, kah kulaklarımızın içine baktık. "Siz de bunlarla doktor amcanızı muayene edin" dedim ama kandırabildim mi emin değilim. Göreceğiz bakalım.
Bugünkü pazartesi şarkımız minik doktorlarım için yine eskilerden gelsin o zaman. Mötley Crue söylüyor - Dr Feelgood
25 Nisan 2013 Perşembe
Kabus? - Anne gitme
Az önce uyandık, kocam hariç hepimiz salonda Luli Tv izliyoruz. Çocuklarımda bir sensör olduğundan şüpheleniyorum çünkü kaçta evden çıkarsam çıkayım öncesinde mutlaka uyanıp beni gitmeden yakalıyorlar. 6, 7 hiç farketmiyor, kaçta çıkacağımı mutlaka biliyorlar. Bu aralar da sabaha karşı uyanıp oturmalar başladı nedense. Es kaza kaçırırım korkusuyla herhalde nöbet tutuyor sıpalar resmen.
Ama dün gece ve bugün resmen içim parçalandı. Dün gece çocukların odasında yerde yatıyordum, bu saatlerde oğlum uykusunda konuşup anne gitme dedi, hemen yanına gidip sakinleştirdim. Bugün ise kızım anne gitme diye ağlayarak uyandı, sonrasında da ne istediğini bilmez halde mama, kucak, yastık diye isteklerini sıraladı. Çalışan annenin çocuklarının kabusu da böyle oluyor anlaşılan. Yavrularım benim, keşke sizi de işe götürebilsem arada sırada ama ikiz olunca ve şehirler arası yol yapmak gerekince mümkün değil :(
Aslında bir gün yapmalı belki de, böylece çocuklar anneleri nereye gidiyor görürler de evden çıkarken fazla ağlamazlar. Hayal kurdum galiba :)
12 Mart 2013 Salı
Fazla ara vermeden önemli haberi bildireyim
Dün dediğim gibi, bizim için önemli bir haber aslında, sizin için elbette bir önemi olmayacaktır. İşte haberim bu:
Oğlum aylar öncesinde bırakmıştı emziği ama kızım hala vazgeçmemişti. Özellikle uyurken mutlaka emziği ağzında olsun istiyordu. Nasıl bırakır acaba, daha uzamasa keşke derken 3 gün önce çat diye bırakıverdi.
Evde renk renk emzik bulundururuz, birisi kaybolur veya oğlan kızın ağzından alıp "emzik kaka" diye bir yerlere fırlatır da bulamazsak diye en az 2 yedeğimiz vardır. Ama kızım içlerinden en çok turuncu olanı sever. Geçenlerde iyice parçalamış emziği. Kocamla annem de ben Kıbrıs'ta dersteyken "başka emzik kalmamış, bu iyice kötü olunca atalım, olur mu" diye sormuşlar kızıma. O da atacağına söz vermiş. Gerçekten de cuma günü" atalım artık bunu, iyice parçalanmış" dediğimizde ağzından çıkarıp geri dönüşüm torbasına atıverdi. (Evet çocuklarım normal çöp ve geri dönüştürülecek çöp farkını biliyor gibiler). Biz tabii nolur nolmaz diye o görmeden torbadan aldık ama sakladık görmesin diye. Sen böyle daha güzel oldun, kocaman oldun diye de gaza getirdik minik meleğimizi. Ama gece olunca iş değişti. Uyumak için odalarına girdiğimizde meme diye tutturdu yavrum. Ağlaya ağlaya içimi parçaladı ama vermedim. Verseydim bir daha bırakamayacaktı, ağlamasına göz yumdum, duymamaya çalıştım. Bir süre sonra da uyudu garibim emziksiz olarak.
Gece bir ara kalktığında "meme bitti" dedi pişman olmuş bir sesle. Ama bir daha da asla ağlamadı. Hala öğlen uykusuna falan yatarken "meme bitti" diyor biz de "bitti, evet" diyerek alkışlıyoruz kızımızı.
Bir devir daha sona erdi bizim için. Darısı bezlere bay bay demeye :)
24 Şubat 2013 Pazar
Beyendim, beyenmedim
Benimkiler bu ara böyle dolaşıyorlar. Bir şey seyrediyorlar, beyendim, birşey yiyorlar, beyenmedim. Herşey için bir fikirleri var artık. Eskiden ne versek yerler, ne açsak seyrederlerdi. Artık kendi tercihleri var. Gangnam açılacak ama onların istedikleri olacak, beyenmezlerse başkası açılacak, hangisi olduğunu da mutlaka kendileri gösterecek.
Yerden bitmelerim benim. Bakalım kullandıkları kelimede aslında yumuşak g olduğunu ne zaman fark edecekler?
Yerden bitmelerim benim. Bakalım kullandıkları kelimede aslında yumuşak g olduğunu ne zaman fark edecekler?
16 Şubat 2013 Cumartesi
Bir dönemin daha sonu
Bir devri daha kapattık evde. Önceki gün nihayet bebek arabamızı kaldırabildik. Dün akşam buna bir de mama sandalyeleri eşlik etti.
Okuyanlar bilir, bebek arabamızı normal işlevi için pek kullanamadık biz. Asansöre sığmayınca çocukları içine atıp dışarıda gezip tozamadık istediğimiz gibi. Çocuklar da arabada gezmeye alışmayıp gittiğimiz yerlerde yürümeyi tercih edince araba sadece bebekleri uyutmak için kullanılır olmuştu. Hey gidi günler hey, bebeklerimin uyku evrimini hatırladım da vay anasını dedim şimdi içimden.
İlk doğduklarında normal olarak 2 saatte bir uyanıp meme emmeyle başladık. Aynı anda uyandıklarında elim ayağıma dolaştı, kucağımda uyudular sonrasında, bir süre böyle devam ettik.
Sonra kucakta sallanmadan uyumamaya başladılar. 12 metrelik gereksiz uzunluktaki koridorumuzda kucağımızda birer bebekle az koşmadık kocamla. Yürüme değil, bariz koşma. Asker talimi gibi bir de şarkı uydurmuştuk "Uykusu gelmiş Belit'in, uykusu gelmiş Berke'nin" diye başlayıp çeşitlendirerek sürdürüyorduk. Yaz tatilinde bebeklerle ailemizin yazlığına gittiğimizde ilk yıl nasıl sefil olmuştuk onu hatırladım şimdi bir de. Yine kucakta birer bebek evin içinde tur ata ata bebek uyutuyorduk kocamla (nasıl zayıflamadım onu anlamıyorum ama :) ).
Kollarımız kopunca daha rahat nasıl uyutabiliriz acaba diye düşününce önce mama sandalyeleri gelmişti aklımıza. Sandalyede ileri geri sallayınca uyuyorlardı. Çok iyi kol kası çalıştıran bir etkinlikti. Sandalyeler aynı anda ya da sırayla ileri geri itilip çekilirken feci yoruluyorduk. Alta kata giden gürültü, kırılan ve değiştirilen tekerlekler de cabası.
Sonra araba aklımıza gelmişti. Evimizde bir devrim olmuştu resmen. İki çocuk da aynı anda sallanabiliyor, alt kata da gürültü gitmiyordu. Lastikleri halıyı boyuyordu sadece onu da tekerleklere kılıf dikerek halletmiştik. Kaç kılıf eskittik unuttum valla. Çocuklar gece uyandıklarında da araba diyorlar, bazen sabaha karşı uyandıklarında kalan uykularını arabada tamamlıyorlardı. İlk başlarda uyurken sağa sola dönüp düşmesinler diye bağlıyorduk, sonra buna kesinlikle karşı olduklarını belirttiler, biz de bıraktık. Sabaha arabada uyanan direkt aşağıya inip pıtır pıtır yanımıza geliyordu. Sallayarak en geç 9 gibi uyutuyorduk, erken yattıkları için sabah 5-6 gibi uyanıyorlardı. Ben de erken kalkıp hazırlandığım için sorun yoktu, alışmıştık buna. Yazlıkta uyutma işini de arabada hallediyorduk. 9 gibi hava kararmaya başlayınca arabayla tur atmaya başlıyorduk. Gerçi bu biraz zor oluyordu çünkü arabayı gören büyük küçük herkes ikiz bebek var ne güzel diye yanımıza geliyordu, uyumak üzere olan çocuklar da uyanıyordu haliyle. Kocam artık son zamanlarda yanına kimse yanaşamasın diye öyle bir tempo geliştirmişti ki sanırdınız ki olimpiyatlara hazırlanıyor. Gece neyse de öğlenleri çok kötü oluyordu aslında. Saat 12'de güneş tam tepede, hava feci sıcak ve etrafta fazla gölge yokken ve çocuklar arabadan başka yerde uyumazken sefil oluyorduk iyice.
Ama artık bunların hepsi bitti. Bebeklerim yataklarında (daha çok da yerde) uyumaya alıştılar. Gece kalktıklarında araba diye tutturmayı önce oğlum bıraktı. "Anne yatak" diye benim yattığım yere gelmeye başladı. Oğlumla koyun koyuna uyuduğum anlamı çıkmasın bundan, tek başına yatacak beyefendi, anne en fazla kenarda oturacak, yatmayacak. Kızım hala araba istediği için kaldıramamıştık bir türlü. Ama son zamanlarda kızım da araba yerine salondaki tekli koltuğa yatmayı tercih edince araba da uyku düzenimiz açısından tarihteki yerini aldı. Dün akşam eve geldiğimde annem mama sandalyelerini de kaldırmıştı. Uzun süredir kullanmıyorduk zaten, çocuklar masada oturup yemek yemeyi tercih ettikleri için masa sandalyeleri sadece ara sıra çıkıp oturdukları, ayağa kalkıp yere atladıkları bir oyun aracı olmuştu sadece.
Böylece mutfağım feci derecede genişledi. Bu yaz çok rahat edeceğiz sanıyorum.
Her şeyin bir zamanı var gördüğünüz gibi. Değişmeyen tek şey değişim derler ya, gerçekten de öyle :)
(Foto eskilerden, oğlumun hala emzik kullandığı günlerden)
10 Şubat 2013 Pazar
Altıntop :)
Greyfurta da altıntop derler ama benim kastettiğim bu değil. Çocuk sahibi olmak üzereyseniz veya olduysanız zaten biliyorsunuzdur ne olduğunu. Herkes size altıntop hikayesini anlatır. Biz hala yılda birkaç kez dinleriz bu hikayeyi, en çok da anneannem anlatmayı sever sağ olsun.
Şu anda televizyonda "Ben bilmem eşim bilir yarışması" var ve erkekler topuklu ayakkabılarla koşturuyorlar. Ekranda kocalar koşuyor evde de benim yavrular. Adamlar koştukça orta sehpanın etrafında tur atıyor benimkiler ama ne koşu, öyle böyle değil, sanki arabayı benimkilere verecekler.
Seyretmesi o kadar zevkli ki anlatamam size. "Bunları seyretmek tam bir eğlence" dedim kocama az önce. "Altıntop işte" diye cevap verdi kocam suratında gülüşle. Sonra da ekledi, "öndeki Hamit, arkadaki Halil". :)
İsteyen herkese altıntop diliyorum, gerçekten de evin neşesi, tuzu biberi çocuk dediğin :)
9 Şubat 2013 Cumartesi
Bugüünnnnnnnn
Bugün kocamın yaşgünü. Bu seferki oldukça önemli sayılır çünkü Amerikalıların "big fat forty" dedikleri yaşa giriyor kocam, 40 oluyor. Artık iyice orta yaş grubuna giriyor olsa da görünümü itibariyle sanki üniversiteden yeni mezun olmak üzere gibi. Tansiyon ve şeker başlangıcı çıkınca kendine iyice dikkat etmeye başladı, iyice incecik oldu, hayranım kendisine (ben hala kilo vermek için bir ileri iki geri ilerlerken çok sinir bozucu aslında).
Sonuç olarak sevgili kocama küçücük bir parti hazırlayayım istedim. Hayır hayır dansöz getirmiyorum (Bir arkadaşımın karısı 40 yaşgünü partisine dansöz getirtmişti, hep o aklıma gelir). Çocuklarınkilerle aynı olmasın diye ayrıca parti süsleri, balonlar aldım (abartmadan tabi). Planım kocam AÖF sınavındaki görevine gittiğinde salonu süslemekti ama kocam bir sürprizim olduğunu anladı yine. Sürpriz var mı diye sorduğunda gözlerim açılıp balık gibi bakmaya başlıyormuşum, o da birşeyler planladığımı anlıyormuş. Çok sinir bozucu. Sonuçta süslerden haberi oldu ama neyse ki ne var ne yok diye bakmadı, buna da şükür.
Öğleden sonra pastamızı da alıp yemekler hazırlayacağım sevgili kocama. Ama ben ne yaparsam yapayım, çocuklarımın kutlaması sanırım en unutulmaz yaşgünü kutlaması olacak sevgilim için. Sabah kalkar kalkmaz babalarına "iyi ki doğdun" dedi meleklerim (annelerinin öğretmesiyle elbette). Hatta biraz da bağıra bağıra söylediler. Kocam ağzı kulaklarında gitti görevine.
Sonuç olarak sürpriz, pasta olsa da olmasa da bu yaşgünü kocam en unutulmaz, en güzel yaşgünü olacak biliyorum :)
Mutlu yıllar koca, mutlu yıllar baba :)
6 Şubat 2013 Çarşamba
Banana
Bu aralar favorimiz bu. Arada hala Gangnam da diyorlar ama Banana'ya bayılıyorlar. Banana ne mi? Bir kız bir oğlan sayesinde tanıştığımız Despicable Me filminin minik yaratıklarının olduğu bir kısa film. Kendi ikizlerinin kikir kikir gülerek seyrettiğini söylemişti. Ben de benimkiler ne tepki verecek diye açtım seyrettirdim. Vallahi bayıldılar. Gülmüyorlar ama transa geçiyorlar. Oğlum ara sıra Banana git gelme diyor hatta.
Gerçekten de pek sevimlililer ama tek şikayetim kısa olması. Biter bitmez banana diye dolanan iki minion da benim var anlayacağınız.
Seyretmek isterseniz aşağıda bulabilirsiniz.
Gerçekten de pek sevimlililer ama tek şikayetim kısa olması. Biter bitmez banana diye dolanan iki minion da benim var anlayacağınız.
Seyretmek isterseniz aşağıda bulabilirsiniz.
22 Ocak 2013 Salı
Nora'dan cicilerim - Güncelleme
(En alta kırmızı cicimin de fotoğrafını ekledim)
Müze yazısı biraz daha beklesin, daha önemli yazacaklarım var şimdi.
Nora'yı bilirsiniz, bilmeyenler şuradan bakabilir. Harika bir fotoğrafçı, muhteşem bir hayvanseverdir kendisi. Artık tasarımcılığa da el attı. harika ürünler tasarlamış, yaptıkları hakkındaki ilk yazısını buradan okuyabilir, sonraki yazılarda da yaptığı diğer cicileri görebilirsiniz. Bu işe girişince hemen kendisine ulaşıp özel tasarım birşey yapıp yapamayacağını sormuştum. Yapabileceği birşeyse elbette memnuniyetle yapacağını söylemişti. Ve heyecanla beklediğim an geldi. Dün kargoyla harika kolyelerime kavuştum.
Müze yazısı biraz daha beklesin, daha önemli yazacaklarım var şimdi.
Nora'yı bilirsiniz, bilmeyenler şuradan bakabilir. Harika bir fotoğrafçı, muhteşem bir hayvanseverdir kendisi. Artık tasarımcılığa da el attı. harika ürünler tasarlamış, yaptıkları hakkındaki ilk yazısını buradan okuyabilir, sonraki yazılarda da yaptığı diğer cicileri görebilirsiniz. Bu işe girişince hemen kendisine ulaşıp özel tasarım birşey yapıp yapamayacağını sormuştum. Yapabileceği birşeyse elbette memnuniyetle yapacağını söylemişti. Ve heyecanla beklediğim an geldi. Dün kargoyla harika kolyelerime kavuştum.
Heyecanla açtım paketi:
Poz poz fotoğraf çektim:
Kutudan çıkan şu sürpriz ise beni ziyadesiyle sevindirdi:
Trust me I 'am a Blogger kolyesinin benim ve tüm anneler için yorumlanmış şekli. Bayıldım Noracığım ellerine kollarına sağlık.
Aslında birini kocama yaşgünü sürprizi olarak vereyim demiştim. Ne de olsa bir erkek olarak kolyeyle hiç işi olmayacak ve bu bebekler benden hiç ayrılmayacaktı. Maalesef kocam siyah olana el koyarak "arabaya asayım bunu" dedi. Ama bu benim hiç aklıma gelmemişti :(
Akşam yavrularım kolyeleri gördü ve takmak istedi. Bir de güzel poz verdi sıpalar:
Siyah kolyeyi kocama kaptırmadan bir kez olsun takayım bari dedim ve işte tadaaaaaa:
Fakültede çok büyük süksem oldu söylemeden edemiyciiimmmm. Noracığımın ellerine kollarına sağlık. İlgileniyorsanız bir bakın derim ben.
Bu da kırmızı kolyemin takılmış hali Siyahtan daha belirgin oldu sanki (kırmızı olsun 3 kuruş pahalı olsun misali), dün siyahı farketmeyen hocam bile kırmızı olunca ne bu diye baktı :) )
17 Ocak 2013 Perşembe
Kısa tırnak - Uzun tırnak
Ne saçma başlık, bana ne kardeşim, ya da yeni bir Pepee şarkısı mı len bu derseniz hiç alınmam ama benim kafamı meşgul eden birşey bu.
Bir ara bahsetmiştim, tırnaklarım yıllarca uzundu, lise bitince uzatmaya başlamıştım. Bu cümleden 20 küsür yıldır uzatıyorum, hedefim Guinness Rekorlar Kitabına girmek gibi bir anlam çıkmasın, makul bir insan ölçülerinde uzatıyorum, göz oyacak uzunlukta değiller. Her işimi onlarla gördüm, halı bile sildim, acı ve tatlı anları paylaştım onlarla :) Hiç birşey bana tırnaklarımı kestiremez derken miniklerim geldi. Minik yavrularıma dokunurken, kucağıma alırken tazecik etlerini çizerim, canlarını yakarım korkusuyla onlar gelmeden önce kestim tırnaklarımı. Çok da iyi yapmışım, zaten tırnak bakımı yapacak vaktim de yoktu. Bırak oje sürüp uzadıkça törpüleyerek şekil vermeyi, ilk zamanlarda banyoya girip yıkanacak vakti bile zor buluyordum resmen. Zaman ilerledikçe iyice alıştım, çok da pratik gelmeye başladı. Uzayınca törpüle dur derdi olmadan şık şık şık diye kesiyordum, tırnak bakımım (ya da bakımsızlığım) çok kısa süre almaya başlamıştı, oje sürebildiğimde fena durmuyordu, süremesem de gayet iyi duruyorlardı. Tembelliğe alıştım anlayacağınız.
Ama bu aralar artık uzatsam mı demeye başladım. Bebeklerim artık kartlaştılar, gece uykuları biraz daha düzene girer gibi oldu, sanki tırnaklarıma bakacak zamanım olacak gibi. Artıları - eksileri değerlendirdim: kısa tırnağa bakmak daha kolay evet ama uzun tırnağın da temizliği daha kolay. Tırnak fırçasıyla hemen hırş hırş temizleyebiliyorsunuz (ojesiz kısa tırnaklar bazen pis görünür ya, ıyh). Sonuç olarak bir uzatma denemesi yapmaya karar verdim. Bakalım ne olacak? Tembelliğe alışan ferulago yine şık şık şık kesecek mi yoksa tırnaklarım eski ihtişamlı günlerine geri mi dönecek?
Ne saçma bir post oldu aslında değil mi, neyse.
Bir ara bahsetmiştim, tırnaklarım yıllarca uzundu, lise bitince uzatmaya başlamıştım. Bu cümleden 20 küsür yıldır uzatıyorum, hedefim Guinness Rekorlar Kitabına girmek gibi bir anlam çıkmasın, makul bir insan ölçülerinde uzatıyorum, göz oyacak uzunlukta değiller. Her işimi onlarla gördüm, halı bile sildim, acı ve tatlı anları paylaştım onlarla :) Hiç birşey bana tırnaklarımı kestiremez derken miniklerim geldi. Minik yavrularıma dokunurken, kucağıma alırken tazecik etlerini çizerim, canlarını yakarım korkusuyla onlar gelmeden önce kestim tırnaklarımı. Çok da iyi yapmışım, zaten tırnak bakımı yapacak vaktim de yoktu. Bırak oje sürüp uzadıkça törpüleyerek şekil vermeyi, ilk zamanlarda banyoya girip yıkanacak vakti bile zor buluyordum resmen. Zaman ilerledikçe iyice alıştım, çok da pratik gelmeye başladı. Uzayınca törpüle dur derdi olmadan şık şık şık diye kesiyordum, tırnak bakımım (ya da bakımsızlığım) çok kısa süre almaya başlamıştı, oje sürebildiğimde fena durmuyordu, süremesem de gayet iyi duruyorlardı. Tembelliğe alıştım anlayacağınız.
Ama bu aralar artık uzatsam mı demeye başladım. Bebeklerim artık kartlaştılar, gece uykuları biraz daha düzene girer gibi oldu, sanki tırnaklarıma bakacak zamanım olacak gibi. Artıları - eksileri değerlendirdim: kısa tırnağa bakmak daha kolay evet ama uzun tırnağın da temizliği daha kolay. Tırnak fırçasıyla hemen hırş hırş temizleyebiliyorsunuz (ojesiz kısa tırnaklar bazen pis görünür ya, ıyh). Sonuç olarak bir uzatma denemesi yapmaya karar verdim. Bakalım ne olacak? Tembelliğe alışan ferulago yine şık şık şık kesecek mi yoksa tırnaklarım eski ihtişamlı günlerine geri mi dönecek?
Ne saçma bir post oldu aslında değil mi, neyse.
12 Ocak 2013 Cumartesi
Anne git
Akşam yorgun argın eve geliyorsunuz, çocuklarım kapıda beni karşılasın, sarılsın, öpsün, anneciğim hoşgeldin desin (son söylediğim henüz olmuyor elbette) hayalleri kuruyorsunuz ama karşılaştığınız muamele bu oluyor: Anne git. Oğlum ya da kızım sağolsun terliklerimi verdikten sonra anne git diyor bana. Nasıl kalp kırıcı birşey anlatamam. İlk başlarda çok üzülüyordum, anneanneye de yapmaları "en azından yalnız değilim ne güzel" diye düşünmeme yol açmıştı ama kalp ağrısını dindirmiyor tabii ki. Ama artık üzülmüyorum çünkü neden böyle dediklerini çözdüm. Benim piç kuruları sokak kapısını açabilmeye başladıktan beri zil çalıp da anne gelince (geliş saatimizi biliyorlar, ayrıca anne diiinnn diye geliyormuş, baba tıkırt diye- yani anne zili çalıyor, baba anahtarla açıyor demek) kapıyı kendileri açıp kapamak istiyorlar. Başkası açarsa "anne git" diyorlar. Bunun anlamı da şu: Anne dışarı çık kapıyı sana ben açacağım. Tek bebekle iş bitmiyor tabii, kapıyı açan mutlu mesut gülümserken açamayan hemen başlıyor: Anne git. Bir o bir bu derken akşamları 5-6 kez içeri girip dışarı çıkıyorum, sonrasında anne sıkılıp yeter diyerek içeri girip kapıyı üstten kilitliyor.
Kıssadan hisse: Bebeklerin her dediğini kelime anlamıyla değerlendirmemek gerekiyormuş :)
Kıssadan hisse: Bebeklerin her dediğini kelime anlamıyla değerlendirmemek gerekiyormuş :)
9 Ocak 2013 Çarşamba
Bunlar da tencere ve doktorculuk setimiz
Dün aldığım çay setini yavrularıma götürdüm. Tezahüratla karşıladılar, biraz ilgilendiler sonra oraya buraya fırlatmaya başladılar. Gecenin bir yarısı koltukların altından topladım. Ama pes etmedim, bugün de bahsettiğim tencere setini aldım. Hatta yanına bir de doktor seti ekledim. Migros'ta oyuncaklarda %50 indirim varmış galiba (ya da bazı oyuncaklarda orasını anlamadım ama), 20 liralık tencere setini 10 liraya, 27 liralık doktorculuk setini de 14 liraya alınca pek mutlu oldum. Yurt dışı sitelerde tencere setinin çok benzerini 12.99 dolara görünce daha da bir sevindim haliyle.
Foto çekerken fona da blogumu koydum ki oradan buradan foto aşırıp havadan yazdığımı sanmayın :)
Bakalım bu set benimkileri ne kadar oyalayacak, parçalar evin nerelerinden toplanacak.
Bu da doktorculuk setimiz. Steteskopta kalp sesi duyuluyormuş, çağrı cihazına basınca bip bip ediyor, nabız ölçeri, göze bakmak için ışığı falan da var, süper bir set. Ancak bunu hemen vermeyi düşünmüyorum, biraz daha vakit geçsin, doktor kontrolüne yakın kullanalım diyorum. Böylece doktora gittiklerinde bildikleri şeyleri görünce ortalığı ayağa kaldırmaktan vazgeçerler belki :)
Foto çekerken fona da blogumu koydum ki oradan buradan foto aşırıp havadan yazdığımı sanmayın :)
Bakalım bu set benimkileri ne kadar oyalayacak, parçalar evin nerelerinden toplanacak.
Bu da doktorculuk setimiz. Steteskopta kalp sesi duyuluyormuş, çağrı cihazına basınca bip bip ediyor, nabız ölçeri, göze bakmak için ışığı falan da var, süper bir set. Ancak bunu hemen vermeyi düşünmüyorum, biraz daha vakit geçsin, doktor kontrolüne yakın kullanalım diyorum. Böylece doktora gittiklerinde bildikleri şeyleri görünce ortalığı ayağa kaldırmaktan vazgeçerler belki :)
8 Ocak 2013 Salı
İlk çay setimiz
Alışverişe çıkınca bizimkiler için oyuncak da bakarım hep. Alacağımdan değil çoğu zaman, yaş grubuna göre nelerle oynayabileceklerini görmek için. Şimdiye kadar oyuncaklarıyla olan ilgileri çok kısa sürdüğünden, aldıklarımızı hemen kırıp bozduklarından, kitapları ağızlarına sokmak suretiyle önce salya sümük içinde bırakıp sonra koparıp attıklarından oyuncak alma hususunda tereddütlerim oluyor haliyle. Ben de istiyorum yavrularıma doktor setleri vs. alayım ama hepsinin üzerinde +3 yaş ibaresi. Bizimkileri de bildiğimden sadece bakmakla geçiyorum. Yani geçiyordum. Dün akşama kadar.
Dün akşam babaları yeşil çay, anneleri kahve içerken yavrularım minik mumluklardan çay içmeye, babaannelerine ikram etmeye başladılar. O zaman anladım ki bebeklerimin zamanı gelmiş. Nasıl olsa küçük parçaları yutmuyorlar (aman nazar değmesin), yerim +3'ü diyerek bu sabah şu aşağıda gördüğünüz çay setini aldım miniklerime. Bunun bir de tencereli versiyonu var, bu akşamki performanslarına göre onu alıp almamaya karar vereceğim. Böylece belki tencerelerimden ve tavalarımdan da uzak dururlar :)
Dün akşam babaları yeşil çay, anneleri kahve içerken yavrularım minik mumluklardan çay içmeye, babaannelerine ikram etmeye başladılar. O zaman anladım ki bebeklerimin zamanı gelmiş. Nasıl olsa küçük parçaları yutmuyorlar (aman nazar değmesin), yerim +3'ü diyerek bu sabah şu aşağıda gördüğünüz çay setini aldım miniklerime. Bunun bir de tencereli versiyonu var, bu akşamki performanslarına göre onu alıp almamaya karar vereceğim. Böylece belki tencerelerimden ve tavalarımdan da uzak dururlar :)
7 Ocak 2013 Pazartesi
Pazartesi şarkısı - 32
Bir süredir etrafta Gangnam Style çılgınlığı esiyor biliyorsunuz. Biz de bundan nasibimizi aldık elbette. Çocuklar bayılıyor PSY'a. Özellikle oğlum hastası, ellerini çaprazlayıp gamgam diyerek klibi açmamızı istiyor sürekli. Televizyonumuz aynı zamanda internete bağlanabilenlerden. Fuzuli gibi gelebilir size ama iyi ki de öyle almışız. Bebeklerim gece yarısı uyandıklarında veya sabah kargalarla birlikte uyandıklarında pepee seyretmek istiyorlardı bir ara. Ama normal pepee değil, sadece pepee şarkılarını seyretmek istiyorlardı. Pepee şarkılar tv'de saat 7'de başladığı için 5'te uyanan bebeklerimi nasıl oyalasam ki derken televizyondan youtube'a bağlanıp oradan bulmak gelmişti aklıma. O günden beridir her istediklerinde Pepee'nin arka arkaya 12, 18 şarkılık kliplerini izliyoruz miniklerle. Sonra buna teletubbies de eklendi ama en son gözde Gangnam Style.
Hatta yılbaşı gecesinin kayda değer bir miktarını farklı versiyonlarını vs. seyrederek geçirdiğimizi söylemeliyim. Bunda da şöyle bir sorun var gerçi, kızım pepee istiyor, oğlum Gamgam. Pepee açsam oğlum ı-ıh diyor, Gamgam açsam kızım. Ortak müşterek olarak teletubbies izlesek bile biter bitmez oğlum kolları çaprazlayarak geliyor yanıma. Neyse ki artık anlaşabiliyoruz da bir tur Pepee, bir tur Gamgam olacak şekilde ayarlama yapıyoruz (kimse sırasını unutmuyor bu arada onu da söyleyeyim).
Gangnam style dünya çapında fenomen olmuşken, Eskişehir'deki bir halıcı bile aşağıdaki kampanyayı yapmışken bu pazartesi şarkısı Gangnam Style olmazsa olmazdı artık. Ama bir farkla, orijinal klipteki dansçılardan biri söylüyor bu sefer. Kendisi Hyuna adında bir kız, eski bir dans-şarkı grubu üyesi, Kore'de oldukça ünlü anladığım kadarıyla. PSY ile birlikte söyledikleri bu versiyona da bayılıyoruz biz ailecek.
Önce halı kampanyası, arkasından Oppan Gangnam Style, haydi hobaaaaa... :)
Hatta yılbaşı gecesinin kayda değer bir miktarını farklı versiyonlarını vs. seyrederek geçirdiğimizi söylemeliyim. Bunda da şöyle bir sorun var gerçi, kızım pepee istiyor, oğlum Gamgam. Pepee açsam oğlum ı-ıh diyor, Gamgam açsam kızım. Ortak müşterek olarak teletubbies izlesek bile biter bitmez oğlum kolları çaprazlayarak geliyor yanıma. Neyse ki artık anlaşabiliyoruz da bir tur Pepee, bir tur Gamgam olacak şekilde ayarlama yapıyoruz (kimse sırasını unutmuyor bu arada onu da söyleyeyim).
Gangnam style dünya çapında fenomen olmuşken, Eskişehir'deki bir halıcı bile aşağıdaki kampanyayı yapmışken bu pazartesi şarkısı Gangnam Style olmazsa olmazdı artık. Ama bir farkla, orijinal klipteki dansçılardan biri söylüyor bu sefer. Kendisi Hyuna adında bir kız, eski bir dans-şarkı grubu üyesi, Kore'de oldukça ünlü anladığım kadarıyla. PSY ile birlikte söyledikleri bu versiyona da bayılıyoruz biz ailecek.
Önce halı kampanyası, arkasından Oppan Gangnam Style, haydi hobaaaaa... :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





.jpeg)















