tatil sonrası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tatil sonrası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2013 Salı

Uzun bir aradan sonra hoşgeldim sanki

Gezi olayları, değişim beklentisi, hafif hayal kırıklığı, iç sıkıntısı, yazma isteğinin olmayışı, isteyip de yazamama, sonrasında da tatil derken çok ara verdim biliyorum. Bundan sonra herhalde buralardayım ama önce evi toparlamam, çocukları eski düzenimize alıştırmam lazım.

Çok yakında geleceğim  :)

7 Ağustos 2012 Salı

Blog dünyasından ayrılmadım, buradayım - Pazartesi şarkısı - 20

Evet döndüm. Yorucu bir dönem, sonrasında sempozyum derken sizleri (aslında kendimi) ihmal etmiştim, hemen sonrasında da izne ayrılınca yazmayalı neredeyse 1 ay olmuş inanılır gibi değil. Utancımdan diğer blogları da okuyamadım ipin ucu kaçmadan el atayım artık. Tatil bitti işe başladım bebeklerim (hala bebek denir mi bilmiyorum artık kocaman oldular ama benim için hep bebek onlar) anne ve babalarının işe gidip gelmesine alışmaya çalışıyor, sanırım hepimiz haftasonunu iple çekiyoruz. Fakültede yine yapmam gereken bir sürü iş var bakalım nasıl yetişeceğim. Bu arada pazartesi şarkımızı da unutmadım, her zamanki gibi geciktirdim.

Bu seferki tatil havasına yaraşır bir tempoda olsun. The Police grubu söylüyor, Wrapped around your finger.


9 Ağustos 2009 Pazar

Her güzel şeyin sonu var maalesef

Sayılı gün çabuk geçer misali iznim bitti. Sadece 1 hafta, 10 gün izin kullanabilenler kızacak belki ama 26 gün izin aldım bu yıl, baştaki ve sondaki haftasonlarını da katarsanız oldu size 30 gün izin. Dediğim gibi kızmayın bana, evimde, kocamla birlikte geçirebildiğim yegane zamanlar bunlar, çok görmeyin bana. (Zaten az bile geldi). Yarın yine dönüş yollarındayım. Bu sıcaklarda fakülteye gidip gelmek çok gözümde büyüyor aslında. Evimde oturup dışarı çıkmamak, vantilatör karşısında ütü yapmak bile daha eğlenceli geliyor şimdi. Neyse ki en güzel yanı yazokulunun da bitiyor olması. Ondan sonra okul tamamen boşalacak, in cin top oynayacak.

Bu arada Ağustos da neredeyse yarılandı, Eylül'deki okul hazırlığı için herkes tatilden dönmeye başlar yavaş yavaş. Üst kat komşularımız okullar kapanır kapanmaz gitmişlerdi, yakında dönerler. Artık 3 çocuğun koşturması, annelerinin her gün yerlere vura vura ev süpürmesi hiç bitmez. Dedim ya, sayılı gün çabuk geçiyor. Yukarıdaki tadilat sesine bile razıyım aslında, keşke biraz daha geç gelseler. Size söylemeyi unuttum, inanılır gibi değil ama yukarıdaki tadilat hala bitmemiş. Kocam geçen gün "herhalde mutfaktan yatak odasına metro yapıyorlar" dedi. Ne yapıyor olabilirler ki bu kadar uzun süre, aklım almıyor. Bitince apartman sakinleri için tur düzenlesinler istiyorum.

2 Ağustos 2009 Pazar

2 hafta sonra yine ben

Yaklaşık 2 hafta aradan sonra döndüm. Deniz, kum, güneş, bahçedeki salıncak özlemiş midir beni acaba? Seneye tekrar görüşürüz umarım diye veda etmiştim hepsine, özellikle salıncağa uzun uzun sarılmıştım. Galiba en çok salıncağı özleyeceğim. Kah kitaplar bitirdim onun üzerinde, kah kocama sarılıp oturdum. Evimizdeki balkon geniş, salıncak alsak rahat rahat kaldırır ama biliyorum o yaz tatilindeki zevki vermeyecek bana. Verse bile oradakinin özelliği kalmayacak, onun için seneye hasret gidermek en iyisi galiba.

Küçükkenki yaz tatili anlayışım denize girmek, daha doğrusu denizden çıkmamaktı. Yıllar geçtikçe değişti. Özellikle yoğun bir iş döneminde sonra devrile devrile yatmak, elimde güzel bir kitapla saatler geçirmek istiyorum. Ve ne mutlu bana ki bunu gerçekleştirebiliyorum. Sabah yine 6.30'ta kalktığım için sabah serinliğinde kitabımı alıp salıncağa geçip mutlu mesut 1-2 saat geçirmek, kocamla sabah erken erken denize gittikten veya kocam bisiklete bindikten ben de biraz daha kitap okuduktan sonra hafif bir kahvaltı yapmak, bahçedeki cherry domatesleri, biberleri dalından koparıp sofraya getirmek, annemle, babamla vakit geçirmek, geçen yıldan beri göremediğim akrabalarımla hasret gidermek, diyeti bozmamaya çalışmak, yine ondan bundan yiyerek kiloda herhangi bir eksilme veya artma olmadan geri dönebilmek, işte tatilimin kısa bir özeti size.

Bu yıl bol bol uyudum ve bol bol kitap okudum. Alacakaranlık serisinden bahsetmiştim size, serinin son 2 kitabını tatile saklamıştım. Salıncakta kitapları bir güzel bitirdim ve serinin fanatiği oldum. Kitaplar o kadar sürükleyici ki elinden bırakamıyor insan. Kendimi o kadar kaptırmışım ki kocam "hep kitap okuma, arada dergi falan katık et" dedi bir ara, çok güldük. Kitaplar bitince sudan çıkmış balığa döndüm. Acaba tekrar mı başlasam, bu sefer sindire sindire okusam dedim hatta ama ilk 2 kitabı evde bırakmıştım, olmadı. Twilight fanatiği olduğumu söyleyebilirim artık. Hatta bu seri 2005'te başlamış, ben nasıl oldu da duymamışım diye hayıflandım durdum. Liseye giden kuzenim çoktan bitirmiş mesela ben uyurken. Yine de kendimi avuttum. Harry Potter serisinin piyasaya çıkmasını heyecanla beklerdik. Sevin Okyay çeviriyi ne zaman tamamlayacak da basılacak diye merak ederdim, hatta son 2 kitabı daha fazla bekleyemeyip ingilizce olarak almıştım (sonuncuyu da yine o salıncakta bitirmiştim). O yüzden bu serinin 4 kitabı ben haberdar olmadan önce yazılıp bitince hepsini arka arkaya okuyabildim ne güzel diye kendimi avutmuştum. Ama kazın ayağı öyle değilmiş. Kuzenimin dediğine göre 5. kitap yazılıyormuş. Hatta ilk 12 bölümü internete düşmüş de yazar biraz unutulsun diye yazmaya ara vermiş. Al sana bir bekleme süresi daha. 5. kitapta neler olacak diye düşün dur bakalım. Yine kuzenimin dediğine göre ilk 12 bölümü birileri hayrına çevirip forumlarda falan yayınlamaya başlamış. Sınırlı internet bağlantımla arasam bir türlü aramasam bir türlü. Derken dayanamayıp bir yerlerden ilk 2 bölümü bulup okumaya başladım. Bu sefer de şu paranoya başladı bende. Acaba bu bölümleri cidden o yazar mı yazmış yoksa birileri mi uydurmuş? Eğer gerçekten yazarın eseriyse çeviriyi kim yapmış? Doğru mu yapılmış derken bir de orijinalini arayayım dedim ve yazarın resmi sayfasında buldum. Kitabın 264 sayfalık kısmı artık elimdeydi ve ben okuyabilirdim. Tabii bilgisayardan okumak gerektiği için salıncak keyfi yapamadım ama olsun, yine de değdi.

Son kitap Edward'ın ağzından yazılmış. İlk kitabın Edward versiyonu, onun duyguları, düşünceleri. Edward-Bella aşkının farklı ve fazla anlatılmayan boyutu, vampirin yemek-aşk bocalaması. Ve maalesef o da bitti ve ellerim yine bomboş kaldı. Çıksa da tamamını bir an önce okusak diye bekliyorum şimdi de :(

Tatil derken yine Twilight'a kaptırmışım kendimi. Oysa feci kavrulduğumdan bahsedecektim, yüzük kaybettiğimiz ve aradığımız zamankinden daha beter olduğumu yazacaktım ama bu da yarına kalsın, daha fazla uzatmayayım.

3 Ağustos 2008 Pazar

Tatil bitiyor

Bugün iznimin son günü. Artık işbaşı yapma zamanı geldi. Son 1 haftadır Eskişehir'de evimdeydim. İlk 2 gününde ağbim de bizimle birlikteydi, blog'a yazılacak tatil öncesi ve tatil anılarına ve eklenecek fotoğraflara onunla çekilen fotolar ve gidilen yerler de eklendi. Daha fazla birikmeden oturup yazmam gerekiyor. Tatil sonrası işlerimle birlikte hepsini toparlamalıyım.

Ama yazmadan edemeyeceğim birşey var. Bu son bir hafta bana cennetteymişim geldi. Evimde kocamla beraber olmanın dışında, evimde sessizlik içinde olmayı kastediyorum. Normalde haftasonları evimize geldiğimizde bizi özellikle üst komşularımızın ve bir miktar da yan komşularımızın gürültüsü karşılıyor. Üst komşudan yana hiç şansımız yok zaten. Bir önceki kiracının küçük bir çocuğu vardı. Emekleme dönemi vs gayet rahattık ama ayaklanıp koşturmaya başlayınca kabusumuz olmuştu. Çocuktur koşacak elbette ancak gece 11-12 gibi pek çekilmiyor özellikle de cuma günü yorgun argın Ankara'dan gelmişseniz. Bu yüzden taşındıklarında ne yalan söyleyeyim pek sevinmiştik ancak gelen gideni aratır derler ya, çok doğruymuş. Ev 1-2 ay kadar boş kaldıktan sonra 3 çocuklu bir aile taşındı. Çocuklar 2 kız ve bir oğlan olmak üzere birbirine yakın yaşlarda. Ablalar ilkokulda, en küçük olan ise ya anaokulunda ya da 1. sınıfta tam bilemiyorum. Oğlan herhalde son bulunmasının nedeniyle fazlasıyla şımarık. O yüzden maalesef gece gündüz tepemizde koşturmaca hiç eksik olmuyor. Duvarlar kağıt gibi de olunca çocukların birbirlerine bağırıp çağırmaları, bir süre sonra babalarının karşılık vermesi dayanılacak gibi değil. Anneleri de sanıyorum ev hanımı ve oldukça titiz. Evi her gün mutlaka süpürüyor. Temizlik güzel şey tabii ama süpürme işlemi sürekli olarak ve genellikle sabahın erken saatlerinde dan dun duvarlara vurularak yapılınca sinir bozuyor. Her gün yapıldığını bilince de "acaba ne zaman başlayacak" endişesi, gerilimi de cabası. Yan komşularımızın da küçük bir oğlu var. Bebekken ağlamasını elbette ki tolere ettik, olacak o kadar ama biraz büyüyüp akciğer kapasitesini keşfetmesi bizim için yine iyi olmadı. O yüzden tatilden dönüp de her iki komşularımızın da evde olmadığını anlayınca dünyalar bizim oldu. Sessizlik ne güzelmiş. Ne tepemizde koşturan ayaklar, ne bağırış çağırışlar, ne televizyonun sesi gümbür gümbür açılarak seyredilmesi ne de gecenin ikisinde garip bir şekilde bağırarak ağlayan bir çocuk ve onu susturmaya çalışan, bu esnada da garip şarkılar söyleyen bir baba. Uzun sürmeyecek biliyorum, fırsat varken bu anın tadını çıkarmalı...