Artık gecenin garip saatlerinde uyanıp durmaya başladım. Önce tuvalet için kalkıyorum, sonra yattığımda uyuyamıyorum çünkü ya karnım acıkıyor ya da hafif boğazım yanıyor (mide yanması gibi). Kalkıp oturuyorum bir süre, birşeyler yiyorum, süt içiyorum, sonra uyumaya çalışıyorum. Bu gece de birkaç kez uyanıp saate baktım ama yine uyumuşum. 5 gibi kalktım ve işte buradayım. Gazete okudum, ona buna baktım ve sıkıldım. Sürekli uykusuzluk çekenlere bir kez daha acıdım.
Evdeki ilk haftam bir işin ucun tutmaya çalışarak ama beceremeyerek geçiyor nedense. Gelir gelmez işlere girişecek, kafamdaki listeyi tamamlayacaktım ama şimdi dinleneyim, nasıl olsa vaktim var, yarın yaparım diye sallayıp duruyorum. En azından bebeklerimin giysilerini yıkadım, ütüledim, bu da iyi bir şey. Artık yerleştirme kısmına geçmem lazım. Bakalım bugün verimli mi geçecek yoksa verimsiz mi.
Televizyonlarda da hiçbir şey bulamıyorum izleyecek. Evhanımı olmak zormuş ama iş yapamayan ev hanımı olmak daha da zormuş. Camlarımı sileyim diyorum mesela (az önce feci yağmur yağdı gerçi) ama yapamıyorum. Orayı burayı toplayayım diyorum ama ağır kaldıramıyorum. Çalıştıktan sonra bir yorgunluk kahvesi içeyim diyorum ama ne yorucu bir şey yapabiliyorum ne de kahve içebiliyorum. Neyse, geçecek bugünler, sonrasında da iş yapacak fırsat bulamamaktan, işlere yetişememekten şikayetçi olacağım sanırım. :)
Dün televizyonda kanal kanal gezerken bir kanaldaki tanıtıma rastladım. Erkekler için performans arttırıcı bir üründen bahsediyorlardı. Sunucu ürünün herhangi bir zararı olup olmadığını sorunca ürün sahibi "piyasada bir sürü sentetik ürün var (ilaç etken maddesini kastediyor herhalde) ama bizimki tamamen bitkisel olduğu için kesinlikle zararsız" dedi. Bir Allahın kulu yok mu bunlara dur diyecek? Bir ürünün tamamen bitkisel olması zararlı olmadığını göstermez ki. Bunun farmakolojisi var, toksikolojisi var, bitkilerdeki etken maddelerin birbirleriyle, kullanılan diğer ilaçlarla hatta yenilip içilen şeylerle etkileşmesi var. Bitkisel olup gayet zararlı olan şeyler de var. Adam hangi bilgisine dayanarak böyle bir genelleme yapıyor anlamıyorum. Sonra bu ülkede bitkisel zayıflama ilacı kullanıp ölenlerin haberlerini okuyoruz gazetelerin 3. sayfalarında. Tarım Bakanlığı'nın nasıl denetlediğini bilmediğim ama satış izni verdiği ürünlerin analizi yapıldığında o tamamen bitkisel dedikleri ürünlerin içine gayet de bol miktarda sentetik ilaç etken maddesi koyduklarını görüyoruz. Bizim fakültede yapılan ve bunun sonucunda bu "tamamen bitkisel ürünlerin" piyasadan çekilmesinin sağlandığı bir sürü analiz var mesela. Ama buna rağmen bir sürü insan kendini otorite görerek bitkiler hakkında atıp tutabiliyor. Kadınlarımız da televizyonlarda ağzı açık dinliyor bunları. Araya 1-2 de kıvrak şarkı koyup göbek attın mı oh, hiç problem kalmıyor hayatta.
tıbbi bitkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tıbbi bitkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Eylül 2010 Perşembe
20 Mayıs 2009 Çarşamba
Renk renk çiçekler
Bugün Ankara'ya gelirken yolda gördüğüm çiçekleri keşke sizlere de gösterebilseydim. Fotoğraf makinem en olmadık zamanlarda olmadık yerlerde olur hep. Fotoğraf çekmeye hazır halde elimde tuttuğumda ise ya pek çekecek bir şey olmaz, ya da bir kamyon veya başka bir otobüs bizi sollar, ya da otobüs fazla hızlıdır, kısacası bir türlü çekemem. Bu defa da böyle oldu. Bir miktar kestirdikten sonra gözlerimi öyle bir yerde açtım ki fotoğraf makinemi yakınlarda bulundurmadığım için pişman oldum. O nasıl bir güzellik anlatamam size ama fotoğraf olmadığına göre anlatmaya çalışayım. (Aşağıdaki resimler maalesef ben çekemediğim için internetten).
Dağda bayırda sarı renkli çiçekler olduğunu düşünün. Brassica türü, soluk sarı renkli çiçekler. Öyle soluk bir renk ki tek başına gördüğünüzde çok dikkatinizi çekmeyen bitkiler bunlar, ot diyip geçeceğiniz türden. Ama benim gördüklerim toprağın üzerinde sarı bir bulut, sarı bir sis gibiydi. Öylesine büyük bir araziyi kaplıyorlar ki burun kıvırdığınız o soluk sarı rengin içinde kayboluyorsunuz. Aralarda az biraz maviler, eflatunlar, beyazlar, nadiren de pembeler var ama baskın olan o soluk sarı deniz. Haftalardır böyle doğa. Brassica'lar olanca heybetleriyle hük
üm sürüyorlar toprak üzerinde. Yandaki fotoğrafa bakıp nesi soluk bu rengin demeyin. Aralarda canlı, parlak sarı renkli Anthemis'ler olunca ne kadar soluk olduğunu kolaylıkla fark ediyorsunuz, burada biraz daha canlı çıkmışlar).
Gerçi bu hafta araya kırmızılar da karışmaya başlamış. Bir sürü kıpkırmızı ve turuncumsu Papaver türleri gördüm yol kenarlarında. Bazen yeşilliklerin içinde, bazen de çıplak toprağın, kayaların üzerinde. Ah fotoğraf makinem ah, neden yanımda değildin ve neden otobüs durmadı da inip fotoğraf çekemedim.
Yeşil otların arasındaki kırmızı Papaver'leri görünce geçenlerde anabilim dalı başkanımızda
yaptığımız şu konuşma geldi aklıma. Yeşil çimenlerin, otların arasında en çok sarı çiçekler görünür, böceklerin dikkatini sarı çiçekler daha çok çeker demişti. Ben her zaman için kırmızının daha dikkat çekici olduğunu düşünüp önce şaşırmış sonra da hak vermiştim. Renk körlüğünde en çok karışan renkler yeşil ve kırmızıdır ne de olsa. Oysa sarılar ne de güzel parlar yeşilliklerin üzerinde. Etrafta, çimenlerin üstündeki Taraxacum (Karahindiba) türlerini getirin aklınıza. Hani şu her parkta, bahçede olan, meyve verdiği zaman minik bir tüy yumağı haline gelen ve üflediğiniz zaman tohumlarının o uçtaki minik tüylerle (pappus) uçuştuğu bitkiler. Kocama anlattığım zaman olaya tamamen fizikçi olarak yaklaşarak ana renkler hakkında birşeyler anlatmıştı bana ama bir kenara not etmeyi
unuttum. Aşağıya yorum olarak yazarsan çok sevinirim hayatım.
İşte yolculuğumun son kırk beş dakikasını bu güzelliklere baka baka geçirdim. Aralardan çıkan diğer renkli çiçeklerin hangi türler olduğunu çıkarmaya çalıştım, renk renk çiçekler içimi sevinçle doldurdu, kocamdan, evimden uzaklaşmanın verdiği hüznü biraz olsun hafifletti.
11 Ağustos 2008 Pazartesi
Sonbahar adım adım yaklaşıyor
30 Haziran 2008 Pazartesi
Sinameki
17 Haziran 2008 Salı
ıhlamurlar altında
Yandaki ağaç bir Ihlamur ağacı. Tam altında her sabah otobüs bekliyorum. Birkaç yıl önce yine bir Haziran sabahı otobüs beklerken harika bir koku çarpmıştı burnuma. Biraz aşağıdaki apartmanın bahçe duvarında Hanımeli (Lonicera sp.) yetişir, acaba o mu demiştim ama koku farklıydı. Başımı yukarı kaldırdığımda kokunun kaynağını bulmuş oldum: Ihlamur çiçekleri. O ne muhteşem koku, o ne harikulade güzellik. Ondan sonra her yıl Haziran ayını bekler oldum Nihayet bu sabah özlediğim o kokuyu tekrar duyabildim. Şaşırdığım şey ise kimsenin toplamaya yeltenmemesi. Özellikle de caddenin karşısında bir aktar varken. Ağaçlar Belediye'ye ait olduğundan herhalde izin alma işleriyle kimse uğraşmak istemiyor, ben de o muhteşem kokuyu duyuyorum. Soğuk algınlığında ıhlamur çayı hazırlamak için aldığınız çiçek ıhlamurlara benzemez kokusu. Yeni açan çiçeklerin kokusu muhteşemdir. Bir ağaç dolusu olunca daha da muhteşem. Ihlamur (Tilia sp.) Tiliaceae familyasından bir ağaç. Mezun olmak için uğraşırken girdiğim Farmakognozi sözlü sınavında hocalara anlatmak üzere soru öbeği arasından çektiğim drog aynı zamanda. 3-4 sayfalık Ihlamur notunu bitkilerin özellikleri, etken maddelerin yapısını, etkilerini vs. anlattığımı hatırlıyorum. Ihlamur çok faydalı bir bitki. Farklı şekillerde farklı etkileri nedeniyle kullanılıyor. Resimden pek anlaşılmasa da bu tür sanıyorum Tilia argentea. Yaprakları kordat (kalp şeklinde, ama ters bir kalp) ve yaprakların arkası yoğun şekilde tüylerle kaplı. Zaten argentea adı da (epitet) yaprakların alt yüzünün sahip olduğu bu gümüşi renkten geliyor (argenteum: gümüş).
Burnumuza gelen güzel kokunun nedeni çiçeklerde bulunan uçucu yağlar. Bu nedenle sakinleştirici etkisi var. Belki de otobüsün gecikmesine sinirlenmeme nedenim budur :) Hatta keşke biraz daha gecikse de bu güzel kokuyu biraz daha içime çeksem diye düşünüyorum her seferinde. Bu bana Japonya'daki bir adeti hatırlattı (eşim yine mi araya Japonya'yı sıkıştırdın diye dalga geçecek benimle ama tam sırası). Doktora çalışmam sırasında 3 ay kadar Tokyo'da kalmıştım ve şansıma bahar dönemine rastlamıştı. Baharın gelişi Japonlar için sakura dedikleri kiraz ağaçlarının çiçek açması demek. Ve kutlamaya değer bir olay. Her fırsatta devasa parklara gidip binlerce kiraz çiçeğinin verdiği kokuyu içlerine çekiyorlar. Sağlıkları için çok faydalı olduğuna inanıyorlar, günü yeşil alanda, bol oksijenli bir ortamda geçirmek de cabası. Ayrıca bahar geleneklerinden biri kiraz ağacı altında oturup bira içmek. Fakültede yanımızdaki laboratuarın elemanları bir öğleden sonrayı bu kutlamaya ayırmışlardı mesela. Hoş bir adet. Neyse, ıhlamura geri döneyim. Ihlamur hazırlama yöntemi hangi etkiden faydalanmak istediğinize göre değişir. Eğer sakinleştirici etkisinden faydalanmak istiyorsanız o zaman infüzyon denen sıcak suya atma yöntemini uygulayacaksınız. Kaynamış suya bir miktar ıhlamur atılır (tercihen çiçek ıhlamur, yaprak diye bildiğimiz ince uzun dar yaprak benzerleri aslında brakte dediğimiz bir yap
ı ve etken madde oranı daha düşük), bu arada ocağın altı kapatılır ve daha fazla kaynatma yapılmaz. Uçucu yağların özelliği adları üstünde uçucu olmaları. Kaynar suda fazla tutar veya ekstra kaynatma yaparsanız hepsi uçup gidecektir. Bu yöntemi sıcak su doldurduğunuz küvete ıhlamur atarak sakinleştirici banyo hazırlamada da kullanabilirsiniz. Ama eğer soğuk algınlığında, göğüs yumuşatıcı olarak kullanmak istiyorsanız o zaman yapacağınız şey müsilajın suya geçmesini sağlamak, bunun için de kaynatmaya devam etmeniz gerek. Bir fotoğraftan nerelere geldim, kendimi bir an derste sandım galiba :) Eğer bir gün bahçeli bir evim olursa bahçemdeki ağaçlardan birinin ne olacağı belli olmuştur herhalde. Muhteşem kokulu bir ıhlamur ağacı, altında bir salıncak veya hamak ve suratında aptalca bir gülümsemeyle ben...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)