diziler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diziler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2011 Cuma

Özel bölüm

Hani dizilerde o haftaki bölümü çekemediklerinde veya karşısında milli maç falan olduğunda özel bölüm adı altında eski bölümlerden bir derleme sunuyorlar ya, bloglarda da böyle olsa ne güzel olurdu. Mesela ne zamandır girip yazmak istiyorum ama ya fırsatım olmuyor ya da fırsat bulduğumda hala tam kaldırılamayan yasak yüzünden bloguma giriş yapamıyorum. İşte böyle zamanlarda blogspot önceki yazılardan rastgele olarak otomatik bir blog postu hazırlayıp yayınlasa fena olmaz mı? :)

18 Ekim 2010 Pazartesi

Gıcığım

Show tv'deki dizi tanıtımlarına denk geldiniz mi hiç? Gelmemeniz mümkün değil çünkü insanı bayıltana kadar gösteriyorlar. Önce Lale Devri vardi, şimdi Karadağlar ve Güneydoğu Hikayeleri. Zaten aşırı dizi seyreden biri değilim, ama bunları izleyeceğim varsa bile asla izlemezdim sanıyorum. Jenerikleri, fragmanları baydı beni. Bu kadar tanıtıma ne kadar ömürleri olacak merak ediyorum doğrusu. Bir diğer gıcık olduğum şey de yine aynı kanalın neredeyse tüm diziyi gösterecek şekilde verdiği haftaya şu-bu olacak fragmanları. Çok sık, çok uzun, insanı izlememeye itiyor ister istemez. Ya da ben çok cinsim, herşeye gıcık oluyorum.

Benim köşe bucak kaçtığım bir sürü dizinin bir sürü izleyicisi var ve insanlar hayatlarını dizilere göre ayarlıyor, çok ilginç. Milliyet gazetesinin cumartesi ekinde okur köşesi var, insanlar orada çatır çatır yok Kurtlar Vadisi daha iyi, yok Aşk-ı Memnu şu kadar reyting aldı, o daha iyi oyuncu, bu onun eline su dökemez diye kavga ediyor, inanılmaz. En garibime giden de özellikle Fatmagül'ün suçu ne başladıktan sonra internet ortamında Beren Saat için yazılan "Behlül'leyken iyiydi, oh olsun, haketti bunu" şeklinde daha hafifleterek yazabildiğim yorumlar. İnsanlar ne zaman dizilere bu kadar kaptırdılar, kendileri de gerçek hayattan koptular da dizi oyuncularıyla rolleri özdeşleştirmenin ötesine geçtiler anlamıyorum.

Çok saçma çok.

3 Kasım 2008 Pazartesi

Kendimi alamıyorum, mutlaka izliyorum

Dizi yapımcıları kriz nedeniyle maliyeti %30 indirmeye çalışıyormuş. Her hafta, tüm kanallarda onlarca dizi oynuyor. Bir ara sayıları 100'ü aşmıştı galiba. Her diziyi 1.5 saate yayarsan, başroldeki yayık bakışlı kadınlara, adamlara benim hayatım boyunca kazanamayacağım paraları tek bölümde verirsen olacağı buydu tabii ki. Boşuna okudum diye düşünüyorum çoğu zaman ve hala da akıllanmadım. Nedense yabancı dizi yayınlamamak bir meziyet gibi oldu. Oysa eskiden hem yabancılar hem de yerliler olurdu. Dengeyi bulma zamanları çoktan geçti bence ama kendileri bilir tabii.

Benim yerli dizilerden takip ettiğim 2 dizi var. Birisi Avrupa Yakası, diğeri ise Bizim Evin Halleri. İlkinin arasındaki reklamların çokluğuna, öncesinde 1 saati bulan özetinin verilmesine dayanamıyorum, zaten çoğunlukla da bilmem kaçıncı reklamdan soran uyuyakalıyorum. Ama yine de en seyredilebilir dizi olduğunu söyleyebilirim. Galiba en iyisi kaydedip sonra reklamları geçerek seyretmek. 2. ise Trt-1 zamanından beri denk geldikçe seyretmeye çalıştığım bir dizi. Bu aralar feci halde içim bayıldı yalnız. O nasıl senaryo öyle, her gün olmasına rağmen haftada bir seyretmek bile yetiyor. Ankara dizisi olduğu için bırakamıyorum, başka da bir nedeni yok.

Onun haricinde gözde tv kanalım cnbc-e. Dizileri çok güzel ve en güzel olan şey de en uzununun 1 saat sürmesi. 1-2 reklam arası var, konu hızla ilerliyor, içini baymıyor insanın. Hepsinin de başlangıç-bitiş saati belli.

Bu sezon yeni başlayan dizilerden birinden kendimi alamıyorum. Aslında bir gençlik dizisi (bizdeki gençlik böyle değil herhalde) ama nedense bayılıyorum. Gossip Girl bahsettiğim dizi. Hatta internette dizi gösteren bir sitede tüm 1. sezon ve 2. sezonun da bir kısmı var, seyretmemek için kendimi zor tutuyorum. Bilmiyorum benim gibiler var mı? Yaşları benim yarım olan çocukların lise macerasını izliyorum resmen. Haydi daha önce Dawson's Creek'i seyrederdim (çemçük ağızlı Katie'ye o zamandan sinir olurdum) ama hem o zamanlar daha gençtim hem de benim yaşlarda seyreden bir sürü adam da vardı. Bu sefer ise galiba çevremde bayıla bayıla seyreden bir ben varım. Neyse. Bu dizide eski bir dostla karşılaştım. Hayat ağacı'ndan Sam Whitmore yani Kelly Rutherford. O diziye bayılırdım. Sam ve Kyle Masters ikilisini özellikle çok severdim. O zamanki asi, dalgalı uzun sarı saçlı, hafif yuvarlak suratlı ama ince fizikli Sam Gossip Girl'de iki çocuklu bir anneyi canlandırıyor. Hala çok güzel ve kesinlikle daha zarif. Acaba yarınki bölümün başına biraz baksam mı? Ama hayır bakmamalıyım, bırakamam yoksa, tüm sezonu izleyiveririm sabaha kadar oturup :)