yavrularım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yavrularım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2010 Çarşamba

Dünkü neşeden sonra

Blogdan, facebook'tan kutlayanlara, telefon edenlere, şahsen gelip kutlayanlara çok çok teşekkür ederim. Çok mutlu oldum dün, eksik olmayın.

Kutlamaları birisi fakültede, birisi evde olmak üzere iki minik pasta eşliğinde yaptık. İkisinde de doktorum şekerli herşeyi yasaklamış olduğu için mikroskopik dilimler yedim. Yine de güzeldi. Hep derim ya, önemli olan mumu üflemektir diye. Haftasonu bir de Eskişehir'de kutlama yaparız, ne güzel :)

Güzelliklerden sonra gelelim üzücü habere. Daha önce tatlı muhabbet kuşum Şeker'in rahatsızlığından bahsetmiştim sizlere. Arkadaşının ölümünden sonra içine kapanmıştı, daha sonradan felç geçirdiğini anlamıştık. Annemin özenli bakımı sayesinde toparlamıştı. Artık çok fazla uçamasa da eskisi gibi konuşmaya başlamıştı. Geçenlerde maalesef aynı şey tekrarladı. Bir akşam eve geldiğimizde kafesin alt kısmına düşmüş halde bulduk. Yukarı çıkamıyor, çıkınca düşüyordu. Sağ tarafını kesinlikle kullanamıyor hep devriliyordu garibim. Yere yem dökünce gayet güzel yemeye başladı, kurtulacak diye ümitlendim ama meğer bizimle vedalaşmak için dayanmış tatlım. Ertesi sabah vedalaştık, kötü bir şey olacağını anladım, hakkını helal et dedim (evet kuş ama onun da hakkı yok mu?). Akşam geldiğimizde kafeste yatarken bulduk. Tatlım benim gözler kapalı, kanatlarını arkaya toplamış yatıyordu masum masum. Bahçede bir yere gömmeye kıyamadım, kedilerin vs. çıkarmasını göze alamadım. Ertesi gün fakültedeki büyük saksıların birinin dibine ağlayarak gömdüm. Şimdi de ağlıyorum ya neyse. Aslında fazla üzülmemeliyim, ızdırap çekiyordu, kurtuldu. Ama yaklaşık 6 yıllık ömründe çok sevildi, dilediğince uçtu, kafesine istediği zaman girip çıktı, hiç açlık çekmedi ve en önemlisi de az önce söylediğim gibi hepimiz tarafından çok ama çok sevildi.

Daha önce yazacaktım ama maden kazası olmuştu ve aşağıda kurtarılmayı bekleyen, belki de kaybedilmiş canlar varken benim muhabbet kuşum için üzüntümden bahsetmem çok saçma gelecekti. Yazmadım, madencilerimizi kaybettik, ama üzülmeyelim, o mesleğin kaderinde varmış ne de olsa (böyle açıklama olur mu, inanılası birşey değil). Biraz daha bekledim, şehit haberleri gelmeye başladı, daha da bekledim, insani yardım gemimiz saldırıya uğradı. Ülkedeki acılar beklemekle dursa keşke ama durmuyor, o yüzden yazdım artık.

Evde artık kuş sesi yok. Sabahları evden çıkarken hala kafesinin durduğu yere dönüyorum ve kendimi "hoşçakal Şeker" dememek için zor tutuyorum. İnşallah bir hatamız olmamıştır ona karşı.

Böylece "yavrularım" başlığı altındaki tüm yavrularımı teker teker kaybetmiştik olduk. Artık sadece o eski yazılarda kaldılar :(

23 Şubat 2010 Salı

Meğerse Şeker bana küsmemiş

Geçen ay Şeker'in bana küstüğünden bahsetmiştim hatırlarsanız. Hatırladım ama umursamadım derseniz o da ala. Ama belki bilmek isteyen vardır, Şeker bana küsmemiş, meğerse minik kuşum felç geçirmiş.

Hiç başımıza gelmemişti ama nadiren oluyormuş. Annem uzun yıllar önce kanarya besleyen bir arkadaşına hayvanın artık bırak uçmayı, tünekten tüneğe geçerken çok zorlandığını, ayaklarından birini kullanamadığı için denge problemleri olduğunu, eskiden bıcır bıcır konuşan hayvanın artık cik bile demediğini anlatınca kadıncağız hemen teşhisi koymuş.

İnternetten araştırdım ben de. Gerçekten de özellikle yaşlı muhabbet kuşları, papağanlar kuşlar felç geçirebiliyormuş. Ayakların, kanatların tutmaması nedeniyle uçamama, yemliğin yanına inip, çıkamama, yemek yiyememe gibi sorunlar yaşıyorlarmış. Böyle bir şey olduğunda hemen veterinere götürün yazıyor. Ne yapabilirler bilmiyorum ama biz zaten geç kalmıştık.

Annem bilmeden çok yardımcı olmuş meğerse. Tünekten tüneğe geçerken hep düşmesin diye tuttu, Şeker'i; kafesin dibine indiğinde veya düştüğünde yukarı çıkardı; yemlikleri yukarıya taşıdı vs. Yavrum başını suluğa yaslayıp öylece duruyordu, onu öyle gördükçe içimiz parçalanıyordu.

Ama artık herşey geçti. Nasıl oldu, nasıl geçti bilmiyorum ama Şeker artık çok daha iyi . Ötüyor, konuşuyor, annemin kahkahasını taklit ediyor eskisi gibi. Sol ayağıyla kavramada hala biraz problemi var, korkudan dışarıya da çıkaramıyoruz uçması için. Eskiden rüzgar gibi uçan kuş kafese hapsoldu, çok üzülüyoruz ama böyle gelişme göstermesi de çok memnun ediyor bizi. Daha da iyi olacak umarım.

Neden olduğunu çok merak ediyorum. Çıtçıt'ın ölümünden mi etkilendi acaba?

Neyse. Paylaşmak istedim mutluluğumu.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Uzun yazamayacağım

Aslında uzun uzun yazacak, ballandırarak anlatacak, hatta "inşaata başlayacağım " gerzek esprisini yapacaktım ama keyfim kaçtı.

Sol böbreğimde 2 mm kristaloid çıktı. Bildiğiniz kum. Bol su içiyorum, başka da yapacak bir şeyim yok.

Şekerim hala suskun. Sol ayağında bir problem olduğunu keşfettik, rahat kullanamıyor hayvan, bir yere konarken falan dengesi bozuluyor. Üzülüyorum onu öyle gördükçe. Demek bize küsmemiş, ya da küstükten sonra ayağında sorun çıktı, bilemiyorum.

Kıtır' ilk kez topuna koyduk, gücü yettiğince gezdi evde. Çok yorulmuş garibim, sonrasında yattı durdu.

Şeker diye üzülürken az önce Çıtçıt'ın ölüm haberini aldım. Cuma akşamı bir kazaya kurban gitmiş yavrum. Detay vermeyeyim, üzgünüz kısacası. İyi yaşadı yine de. O yamuk kanatla belki de çoktan ölür giderdi diğer kuşların yanında. İyi yaşadı, çok sevildi. Şimdi Şeker mahsun biz mahsun.

Çok soğuk. Allah dışarıda çalışmak zorunda olanların, dışarıda kalanların, yakacağı olmayanların yardımcısı olsun. Masa başındaki işinizden sıkıldığınızda yazın sıcağında kışın soğuğunda dışarıda milli piyango bileti satmaya çalışan kişileri getirin gözünüzün önüne. Benim her denk geldiğimde bilet aldığım yaşlı bir amca var. O aklıma gelir hep. Halimize şükredelim.

Gittim ben. Dedim ya, keyfim yok.

21 Ocak 2010 Perşembe

Şekerim bana küsmüş

Şekerim bana küsmüş, hatta sadece bana değil anneme de küsmüş galiba. Şekeri tanıyorsunuz, muhabbet kuşlarımdan erkek olanı. Daha önce tanıştırmıştım sizi. İsteyenler yavrularım etiketi altındaki yazılara bakabilir, link vermiyorum ayrıca. Kafesten çıktığı an etrafta kamikaze uçuşu yapar gibi dolanan, es kaza elinize yiyecek bir şey aldığınızda (çekirdek, elma, ev yemeği, aklınıza ne gelirse), elinizde görmeyi bırak, paket açılma hışırtısını bile duyup uçup gelen,
mutfak tarafına yöneldiğinizde "ohhh, musluk altında bir duş alayım" diye peşinizden koşturan (koşturan? eheheh komik oldu) kuş bir süredir bunları yapmaz oldu. İşin kötüsü ben bunu geç farkettim. Bir süredir evde yapmam gereken bir sürü iş var ve kendimi odama kapatmam gerekiyor. O yüzden kuşlarla pek fazla ilgilenemiyorum. Hatta bir keresinde şeker uçarak bana gelirken kapıyı yüzüne kapattım ve unuttum gitti. Ama anlaşılan o unutmamış.

Geçen akşam bir de baktım ki kuş avizenin üstünde öylece oturuyor. Mutfağa gidiyorum orada, meyve alıp geliyorum yine orada, "Şekerim, tatlı kuşum gel" diyorum yine orada. Ele gelmiyor, kaçmayı veya kafese girmeyi tercih ediyor. Kafese girdiğinde de donuk, eskisi gibi bıcır bıcır öten, şımarıklıklar yapan kuş gitmiş, yerine donuk bir kuş gelmiş. Acaba hasta mı dedik ama değil. İnanmayacaksınız belki ama kuşun bakışları bile donuk. Nerden anlayacaksın demeyin, 6 yıllık kuşum o benim, anlıyorum işte.

İşte bu kuş bana küs, anneme küs. Sadece babama geliyor, kafasına konuyor o kadar. Eğer banamın dizine falan konarsa da kıçını dönüyor resmen. Kaç gündür böyle bilmiyorum. Dedim ya, ben odama kapanıp çalışıyordum. Maalesef annem de farketmeyince durum iyice kötülemiş. Son birkaç gündür kendimizi affettirmeye çalışıyoruz. Koskoca kadınlar yalvar yakar olduk minicik kuşun etrafında, şebeklikler yapıp gönlünü almaya çalışıyoruz. Ama yavaş yavaş işe yarıyor. Eski haline dönmeye başladı şekerim. Ama feci küsmüş belli. Haklı tabi kuş, cumaları giderken bile "ben gidiyorum, pazartesi akşamı döneceğim, kendinize iyi bakın vs." diye vedalaştığım kuşu (o da çok güzel dinlerdi hep, mutlaka izahat verirdim her seferinde) ihmal ettim, nasıl olsa evde birileri var diye vedalaşmayı unuttum ne zamandır. O da içlendi tabii.

Kıssadan hisse: Hayvan deyip geçmemeli, hadi kedi köpek neyse de, kuştur anlamaz hiç dememeli. Sonra minicik kuş maymun eder insanı :)

4 Kasım 2009 Çarşamba

Kıtır-2

Yeni Kıtır'ımızdan bahsedemedim sizlere. Gelişi biraz uzun sürdü, çok bekledik onu. Gonzales yetiştiren bir arkadaşım var (maalesef bu işi bırakıyor). Nasıl bir Kıtır istediğimizi sordu ve farklı tiplere ait bir sürü fotoğraf verdi. Biz de 16 farklı tipin arasından seçim yaptık. Seçimi MSN üzerinden güzellik yarışması şeklinde gerçekleştirdik. İnternetin bir ucunda ben, diğer ucunda kocam fotoğraflara puan verdik. Önce ilk 10 sonra ilk 5 ve daha sonra da ilk 3'ü belirledik. Daha sonra seçilen hayvanın görevlerini yürütemeyeceği anlaşıldı ve 1st runner-up, daha sonra 2nd runner- up ve sonrasında da kimbilir kaçıncı runner-up tacı giydi. İşin özü şu, arkadaşım damızlıkları bir araya getiriyor ama sonuçta çıkan yavrular fotoğraftakiler gibi olmayabiliyor. Genetik bizim yarışmamızın farkında değil tabi. Peki tek kriterimiz bu muydu? Hayır. Erkek olması ve kırmızı gözlü olmaması gerekiyordu. Bu yüzden ilk çiftleşmede olmadı, ikinci çiftleşmede olmadı, ancak 1.5-2 ay sonra minik Kıtır'ımıza kavuştuk. Kendisi bir önceki Kıtır'ımızın aynısı. Gerçi bu sadece dış görünüş açısından benzerlikmiş, geçen hafta bunu anladık.
Kıtır'ımızı 2 hafta önce eve götürdüm. Kıtır-1 2 kez tatile gitmişti, eve gidişi de kocamın şoförlüğünde arabayla olmuştu. Kıtır -2 ise hızlı trenle evine gitti, hem de business class'ta. Daha hızlı trene binmemiş bir sürü insan var ülkemizde, Kıtır onlara fark atarak başladı hayatına. Öbür Kıtır'ımız kocamanmış bunun yanında, bu minicik bir şey, parmak çocuk gibi. Bayıldık kendisine. 12 gramlık minik bir bebek.

Nasıl aynı anne babadan doğan kardeşler aynı olmuyorsa bu Kıtır'ımız da görünüş haricinde diğerinden oldukça farklı. Kafesine koyduğumuzda hemen etrafı araştırmaya girişti ama içerideki tekerle kesinlikle ilgilenmedi. Kıtır-1 geceleri tekerden inmez, fıldır fıldır koşar dururdu. Bu hayvanların yatmak ve dışkılamak için belli yerler seçiyor olmalarına rağmen Kıtır-1'in böyle bir alışkanlığı yoktu. Kıtır-2 ise bu konuda kesinlikle bir sınır çizmiş durumda (1-2 ufak vaka haricinde). Tekerle ilgilenmiyor (tahminimizce henüz çeviremiyor, bu hafta 13 gram olmuş, ne yapsın minicik hayvan, biraz daha büyüyünce artık). Kıtır-1 tellere tırmanır bir süre sonra yere düşerdi, kafesi açık bıraktığımızda çıkamazdı ama bu ortalığın tozunu attıracak gibi. Tellere büyük bir ustalıkla tırmanıyor, fazla düşmüyor ve işi abartarak komando eğitimi görür gibi kafesin üst kısmında ön ayaklarıyla bir uçtan öbür uca dolaşıyor. Sağdan sola git, oradan arkaya devam et derken örümcek adam gibi dolaşıyor. Uyku düzeni tüm bebeklerde olduğu gibi henüz oturmamış. Biz yanındaysak uyanık ve numaralar sergiliyor, tellerin yanına gelip bize bakıyor ve Kıtır-1'den çok daha fazla yemek yiyor. Galiba bizi seviyor çünkü biz etraftaysak hep kafesin yanında bize bakıyor ve elimize aldığımızda hiç ısırmıyor. Kıtır-1'in reenkarnasyonla bize geri döndüğünü düşünüyoruz. Kocam dün akşam arayıp nihayet tekeri keşfettiğini söyledi, garibim minicik kütlesiyle çevirmeye çalışıyormuş. Sizin için fotoğrafını çekeyim dedim ama hayvan o kadar hareketli ki makineyi hızlı çekime ayarlamama rağmen çekilen tüm fotoğraflar flu. Tek bir poz var, o da kocamın elleriyle sabitlediği poz. İşte koca kulaklı minik Kıtır'ımız. Komando Kıtır'ın minik bir videosunu da ekliyorum. Belki G-Force filminin ikincisini çekerler de bir yapımcı bizim Kıtır'ı keşfeder :)
(Videoda düştüğüne bakmayın, artık iyice ustalaştı, hiç düşmeden dakikalarca tüm hünerlerini sergilediği daha uzun bir video da var ama buraya ekleyemem sanıyorum). İşte minik komandomuz.

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Aslında bugün başka yazı yazmayacaktım ama...

Bugünkü yazımı yazmıştım, başka birşey yazmayı düşünmüyordum ama kocamdan gelen bir telefon yazmamı gerektirdi. Sanki biliyormuşum gibi telefonu açar açmaz "Kıtır öldü mü?" diye sordum. Minik ve kendi cinsine göre artık çok yaşlı olan cüce hamsterimiz Kıtır ölmüş. Artık iyice yaşlanmıştı. Tüyleri dökülmüştü. Geceleri tekerini hiç çeviremiyordu, sürekli uyuyordu. herhalde gözleri de pek iyi görmüyordu ki artık yemek verdiğimizde elimizden kaparken zorlanıyordu, herhalde kokuya doğru geliyordu hayvan. Oysa önceden elimizden kaptığı gibi yemeğe başlardı cevizini. Son zamanlarda tutamayıp yere düşürüyor, sonra da sonra yerden almaya çalışıyordu zavallım benim.

Biraz ağladım. Beklenmedik birşey değildi aslında. Kocam her haftasonu evden çıkarken "Kıtır'la vedalaş, bir daha göremeyebilirsin" diyordu ama insan ölmesin istiyor. Her cuma yaşıyor olduğunu görünce sevinirdim. Ara sıra yaşıyor mu, nefes alıyor mu diye bakardık. Dediğim gibi çok yaşlanmıştı artık. Tüyleri hafif dökülmüştü, eski tombul halinden eser kalmamıştı ama yine de bizim Kıtır'ımızdı.

Ben ağlarken kocam "ağlama" dedi. "Hemcinslerine göre gayet güzel bir hayatı oldu. 2 kez yaz tatiline çıktı, cevizler, fıstıklar, hatta kızarmış patatesler yedi hayatı boyunca, üzülme". Sonra da "acaba hayvan kolesterolden mi öldü" diyerek beni güldürmeyi başardı.

Sonuç olarak minik yavrularımdan biri gitti. Boş kafes görmeye dayanamam ben, o yüzden yeni bir Kıtır almak, eskisi kadar çok sevmek lazım.

Şuradaki haliyle hatırlamak lazım Kıtır'ı, hayat dolu ve aynı zamanda minik yılbaşı çamına karşı öfke dolu :)

21 Nisan 2009 Salı

Aman Tanrım, mutfakta birşey var

Evet mutfakta birşey var ama yabancı değil, bizim kıtır. Hayvancağız herhalde çok sıkıldı kafesinin içinde, bizi görür görmez tellere tırmanıyor, beni de çıkarın dışarı diyor. Kafesi açıp elimi kenarına tutunca hırsla elime atlıyor hayvan (normalde rahat çıksın diye kıçından hafifçe iteklerdik oysa). Bu aralar kendi derdimize düştük, kafesini temizlemeyi ihmal ettik, ondan da dışarı çıkmak istiyor olabilir. Ama dışarıda çok mutlu. Topunun içine koyunca fıldır fıldır koşturuyor evin içinde. Bu sefer kocam halının üzerine bırak dedi, yanımızda, gözümüzün önünde olsun diye mutfak halısının üstüne koyduk. Halıya bayıldı. Halı dediysem de normal halı gibi değil, değişik birşey, şimdi ne olduğunu düşünerek kafamı yoramayacağım ama hayvanın bayılacağı cinsten. Nereyi kemirsem diye manyak oldu. Top olmadan etrafı görebildiği için de sanıyoruz çok mutluydu. Biraz sağa sola gitti, tırnakları oraya buraya takıldı, kurtuldu, kurtulamadı derken iyice eğlendikten sonra tekrar kafesine konuldu.

Geçenlerde babamlar aradı. Hantai virüsü var bu aralar biliyorsunuz. Kuş gribi, kene derken dünyanın çivisi çıktı, ekolojik denge iyice bozuldu, bakalım sonumuz ne olacak. Haberlerde virüsün farelerden geçtiğini duymuşlar, panikle aradılar. Bizimkinin fare olmadığını biliyorlar, cüce hamster kendisi, haydi yakın akrabalar diyelim ama yine de olmaz ki. Hayvan dışarı çıkıp yabani farelerle yarenlik etmiyor ki virüsü kapsın. Ancak bizim getirip hayvana bulaştırmamız lazım. Anne ve babamın içini rahatlattım ama evlerde beslenen hamster ve türevleri için de şimdiden üzüldüm. Kuş gribi vakaları hortladığında millet panikten evlerindeki muhabbet kuşlarını dışarı atmıştı hatırlarsınız. Hatta babam bir Şubat sabahında yürüyüş yaparken yere konmuş bir muhabbet kuşu bulmuştu da eve getirmişti. Ufacık hayvanlar doğada kendilerini nasıl korusunlar. Muhabbet kuşlarının uçma kapasitesi belli, hemen yorulur yere düşerler, bir kediye yem olurlar. O da olmazsa Şubat soğuğunda nasıl yaşasın bu hayvancıklar. Ne acımasız insanlar var ya inanamıyorum. Evlerdeki hamster ve cüce hamsterleri de atar bunlar dediğim gibi. Bunlar da fazla uzaklara gidemez ki. Yeterince hızlı değiller. Bizim kıtır mesela, kafesini açık bırak kendi başına çıkamaz bile. Bir keresinde de topunun içinde dolaşırken ben kapağı iyice yerine oturtamadığım için mutfakta dolanırken kapak açılmış bu garibim de dışarı çıkmıştı. Neden sonra bulduğumuzda topun dibinde öylece pısmış duruyordu. İlk defa dışarıda bulunca kendini ne yapacağını şaşırmış, bir kenara sinmiş garibim. Dışarıda ne yapsın peki bu minik şey.

Not: Mutfakta dolanıyor diye içiniz kalkmasın, hayvan sizden, benden temiz. Elimize aldıktan sonra bile hemen temizlenip tüylerini düzeltiyor. Ayrıca kocam sürekli şampuanlarla köpürte köpürte yıkıyor kendisini, endişeniz olmasın.

6 Ocak 2009 Salı

Kıtır yılbaşı çamına karşı

Yılbaşı gününde hazırlık yaparken Kıtır'ın kafesine de minik bir çam koymuştuk. Çam dediğim de zamanında worldcard kredi kartı harcamalarına puan karşılığında hediye verirken paketin birinin içinden çıkan minik bir çam, ucunda da bu nedenle worldcard yazıyor yoksa reklam almış değilim. Kıtır'ın kemirececeğini bildiğimiz için kocam elinde almak üzere hazır bekliyordu, ne de olsa plastik temelli şey, hayvancağız telef olmasın. Aslında bunu o gün eklemeye çalıştım ama evdeki bağlantı mı izin vermedi ne oldu anlamadım, fakülteden ekleyebiliyorum ancak. Bakalım Kıtır'ımızı sevecek misiniz.

Not: Dün sonlarda kocamın sesi duyulduğu için kaldırmak zorunda kaldım, düzeltip tekrar koyuyorum.

20 Kasım 2008 Perşembe

Bana mı çekmişler acaba?

Yavrularım da sağolsunlar anneleri gibi biraz cins. Direkt kan bağı olmasa da aramızda (yok artık) üzüm üzüme baka baka kararır misali hepimiz cinsiz. Onları size daha önce tanıtmıştım. Şimdi sıra geldi cinsliklerini yazmaya.

Şekerim benim, tatlı kuşum, bana pek düşkündür (mavi giydiği zamanlarda da kocama). Ben bilgisayar başından pek kalkamadığım için kuşcağız da bana yakın olmak için bilgisayarın üzerinde dolanıp duruyor. Resimdeki bana kaçamak bakışlar atarkenki hali. Bakıyor, sonra da ekranın arkasında kayboluyor sonra bir daha bakıyor. Belki de ce-e oynuyor kendince :) Cinsliği ise mutfağa gittiğimi görünce hemen peşimden gelmesi. Musluktan su içmeye bayılıyor hayvan. Bizi de eğitti helal olsun kuşa. O peşimden gelince murluğu açar, altına kolumu uzatırım, suyun sıcaklığını yaz-kışa göre ayarlarım ve o kolumun üzerinde yürüyerek kah su içer, kah suyun altından geçer (uçamayacak kadar ıslanmamaya özen göstererek). Aslında tam kameraya çekilecek bir sahne. İlk fırsatta çekmeliyim.

İkinci cinsimiz Çıtçıt. Kanadının yamukluğu yüzünden uçamayan bu hanım bakımına çok özen gösterir. Her gün mutlaka saçlarını yıkar :) Tepedeki tellere tutunarak tepeüstü aşağıya doğru sarkar ve kafasını suluktaki suyla ıslatır. (Kızım o suya beslen diye vitamin falan koyuyorum ben, kafanı yıka diye değil). Ama belki de hayvan vitaminli suyla tüylerinin parlaklığını artırıyor, ahenkle dans ettiriyor, olamaz mı? Ben de onu bunu sürmüyor muyum kafama bakım yapacağım diye? Aferin punk kızıma benim.



Üçüncü cinsimiz Kıtır. Aslında buna cinslik denmez sanıyorum, zaruret nedeniyle olduğuna inanıyorum. Kıtır'ın kafesindeki talaşları genelde haftada bir değiştiririz. Zaten daha uzun kalırsa iyice koku yapmaya başlıyor. Bir keresinde bir haftasonu Eskişehir'de olmayışımız nedeniyle değiştirememiştik. Bir akşam eve geldiğimizde hayvanı yemlerini koyduğumuz minik plastik kabının içinde yatarken bulduk, bir anlam veremedik önce. Fotoğrafını çekmeye çalıştığımda hep uyandı. Nihayet şu aşağıdaki pozları çekebildim. Neden böyle yapıyor acaba derken bir de baktık ki talaşın her yerinde pislikleri var. Eee, temiz hayvan ne de olsa, üstüme bulaşmasın diye kendini yemek kabının içine hapsetmiş. Kocam hemen temizledi de hayvancağız rahatça tertemiz talaşlarının arasına gömülebildi. Sen de bir köşeyi tuvalet yapsan da sadece oraya pislesen olmuyor değil mi Kıtırcığım.
Birinde uyuyor, diğerinde uyku mahmuru tatlım benim.

Hepsini çok seviyorum, onlarsız bir hayat düşünemiyorum. Kocam da aynı şekilde. Evimiz ve daha da önemlisi biz müsait olsak hemen bir köpek alacağız ama şu anda mümkün değil. Mini mini köpek yavruları dolaşsa evde, Kıtırla birlikte koştursalar (Kıtır şeffaf topunun içinde tabii), kuşlar da etrafta uçuşsa (pardon Çıtçıt, sen uçamıyordun) fena mı olur. Bilakis ne de güzel olurdu.

29 Mayıs 2008 Perşembe

yavrularım

Blog dünyasında hikayelerini anlatabileceğim yavrularım şimdilik şeker, çıtçıt ve kıtır. Şeker ve çıtçıt tatlı iki muhabbet kuşu. Şeker erkek olan ve adı gibi şeker, yaklaşık 4 yaşında (yoksa 5 miydi, zaman ne çabuk geçiyor). Çıtçıt aramıza geçen sene katıldı, bu aralar 1. yaşgününü kutlayacağız. Kanatlarının biri doğuştan hafif yamuk o yüzden çok az uçabiliyor, genellikle de eğik düzlem atışı şeklinde. Ama koşuda kesinlikle rakip tanımaz, o kadar hızlı ki bazen nereye ne zaman gittiğini farkedemiyorum bile. Kafese uçarak giremediği için de önce yandaki sehpanın üzerinde duran abajurun kablosundan sehpaya tırmanmak, oradan da kısa bir zıplayış-uçuş ile kafesinin durduğu sehpaya geçiş şeklinde bir yöntem geliştirdi. Şeker ise nispet yaparcasına uçuş hünerlerini sergileyip duruyor. Erkek ne de olsa, kızı etkilemeye çalışıyor galiba. Kıtır ise pet shoplarda gonzales diye satılan cüce bir hamster (erkek). Hayır efendim, kesinlikle fare değil. O da pek tatlı birşey, minicik top gibi bir kuyruğu var, fare gibi kılkuyruk değil. Ceviz verdiğimizde ne yapacağını nereye saklayacağını bilemiyor. Elinden alacağız sanki, içgüdü işte ne yapsın hayvancağız. Gündüz uyuyup bütün gece tekerinde koşturuyor. Bazen de akşamları şeffaf topuna koyuyoruz evin içinde dolanıp duruyor. Bir ara resimlerini, videolarını da eklerim. Aslında yeni fotoğraflarını çekmek istiyorum ancak fotoğraf makinemi tamire verdim. Umarım kısa sürede geri alabilirim. Şimdilik cepten çektiklerimi koyayım.