tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Kusura bakma Emmy

Canlı yayın manyağı olarak Emmy törenlerini de izleyeceğimden bahsetmiştim geçen hafta. Akşam üstü 2 saat kadar uyumama, sonrasında televizyon izlerken yine uyuyakalmama, zavallı kocamın beni uyandırmak için saat 2:30'a kadar uykusuz kalmasına rağmen seyredemedim. Açılmayan gözlerim ve sürekli reklam girilecek olması beni uykum fazla açılmadan yatağıma doğru yöneltti. Bebekler dinlenmek istiyor, gideyim yatayım diyerek kendimi uykunun tatlı kollarına bıraktım (hazır uyuyabiliyorken uyuyayım). Sabah facebook'ta gördüğüm yorumlar da iyi ki öyle yapmışım dedirtti. Millet aynı reklamları görmekten bayılmış, hatta sırf bu yüzden gidip yatanlar olmuş. Biz de bebeklerimle uyumuş olduk böylece.

Yazacak çok şey var ama fotoları aktarmalıyım önce.

Konu başlıkları:
- Balkondaki ikizler
- Ankara Arena ve Dünya Basket Şampiyonası
- U2

24 Ağustos 2010 Salı

Yine bir canlı yayın gecesi-sabahı

Bu sabahın köründe Miss Universe yarışması vardı. Bilimum canlı yayının gediklisi olarak bu sefer çocuklarımla birlikte kalkıp seyrettim. Herkes sahura kalkmışken ben güzellik yarışması seyretmeye kalktım, garip bir durum aslında benim için. Uydunette E2 çıkmadığı ya da ben bulamadığım için cnbce-e'den simultane çeviriyle seyretmek zorunda kaldım. Bol miktarda reklam olduğu için aralarda kahvaltımı yaptım, makale baktım, bir sürü iş hallettim. Bu seferki yarışma Amerika'da, Las vegas'ta yapılıyordu. Biz dereceye giremedik yine. İlk 15 açıklandığında çok şaşırdığımı söylemeliyim. Nedense böyle organizasyonlarda ev sahibi ülkenin güzelini mutlaka ilk 15'e sokarlar, ancak ilk 15 içinde USA yoktu. Zaten o kızı pek beğenmemiştim. Her yıl en azından ilk 10'a giren ve güzelleri son 2 yıl üstüste Miss Universe seçilen Venezuela da ilk 15'te yoktu, bayağı şaşırdım.

İlk 15 sıralanınca kim kalır kim gider diye baktım ve dedim ki Meksika ile Jamaika sona kalır. Gerçekten de öyle oldu. Favorim Meksika'ydı, muhteşem kırmızı gece elbisesiyle kolayca aradan sıyrılıverdi. Bu sefer jürinin sorduğu sorular da daha mantıklı şeylerdi. Klasik "elbette ki dünya barışı, yaşlılara yardım etmek" tarzı cevap gerektiren şeyler değildi.

Sonuç olarak Güney Amerika kızlarının güzelliği bir kez daha tescillenmiş oldu. Haftaya Emmy'lerde görüşmek üzere :)


29 Nisan 2009 Çarşamba

Dizi çılgınlığı

Dizi çılgınlığı hakkında aslında söylenecek çok şey var, çoğu da bildiğiniz şeyler. O yüzden birşey yazmaya gerek duymuyordum ama bu akşam kulak misafiri olduğum bir diyalog yazmamı zorunlu kıldı. Akşam üstü Ankaray'la Kızılay'a gidiyordum. Bir anne, kucağında da tahminen 3 yaşında veya biraz daha büyük oğlu oturuyorlardı. Ondan bundan konuşurken anne bir ara "yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz ne başlayacak?" diye sordu. "Yatcaz kalkcaz" kelimelerini kocamla çok sık kullandığımız için (ör: yatcaz kalkcaz Eskişehir'e evime geleceğim gibi), çocuğun vereceği cevabı merakla beklemeye başladım. Aha gelen cevap bu: "Melekler korusun".

Pes dedim, bu nasıl bir dizi çılgınlığı, çocuğu çekirdekten yetiştiriyorlar, valla bravo.

Bizim televizyonlarda seyrettiğim tek bir dizi var, Avrupa Yakası. Onun haricinde hiçbir şey seyretmiyorum. Cnbc-e dizilerinin ise müdavimlerindenim. Yanlış anlamayın, Türk dizilerini aşağılayan, Amerikan dizilerini üstün gören veya o dizileri seyrettiğini söyleme amacı ingilizce bildiğini vurgulamak olan, hatta konuşurken araya İngilizce kelimeler sıkıştıran birisi asla değilim, olmam da. Bu dizilerin üstün bir-iki tarafı var ama onu da kabul etmeliyim:

1) Kısa sürüyorlar. Sit-com denenler taş çatlasa yarım saat, diğerleri ancak 1 saat.

2) Arada dakikalar süren, birbiri ardına yayınlanan reklam kuşakları yok. Böyle olunca da yarım saat-1 saat süreyi tutturmak kolay oluyor olmalı.

3) Konular hızlı şekilde ilerliyor. Kadının göz süzüşünü, adamın buna karşılık olarak arkasını dönüp kadına bakmasını dakikalar boyunca seyretmiyorsunuz. Olaylar çat başlıyor, çat bitiyor.

Dizi müdavimi olabilirsiniz, hatta yayın saati değişsin, izleyemiyorum diye kanallara e-posta yazıyor da olabilirsiniz, tercihinize saygım sonsuz. Annem de dizi müdavimidir mesela, çakışanları videoya kaydeder, ertesi gün seyreder. Ama ben dayanamıyorum, vaktim zaten az benim, Ankara-Eskişehir arasında gidip geliyorum, eve iş getiriyorum, ders çalışıyorum, açıkçası dizilerin karşısında geçen vaktime acıyorum. Avrupa Yakasını bile kaydedip aradaki reklamları geçe geçe seyretsem diye ciddi ciddi düşünüyorum çoğu zaman.

Haydi anne babalar neyse de, mini mini yavruların oturup dizi seyretmesini anlayamıyorum. O çocuk için kitap okumak, oyun oynamak, ne bileyim belgesel seyretmek daha faydalı değil mi? Oda arkadaşımın oğlunu yetiştirme şekline hayranım. Evlerinde çok az televizyon seyrediliyor. Müzik dinliyorlar, kitap okuyorlar, oyun oynuyorlar, birlikte vakit geçiriyorlar.

Hamile olduğum zamanlarda okuduğum anne-bebek-hamilelik dergilerinden birinde Fransa'da 3 yaşına kadar olan çocukların tv seyretmesinin yasaklandığı şeklinde bir haber vardı. Normal kanallar haricinde ailelerin kurtarıcısı olan baby tv gibi bebek kanalları da dahil. Nedeni çocukların-bebeklerin 5 duyuyu birden kullanma yeteneğini köreltmesiymiş. Çocuklar sadece bazı uyarıcılara yanıt veriyorlar, bu da gelişmekte olan beyinlerine, sinir hücrelerinin gelişimine zarar veriyormuş. Oysa Ankaray'daki anne oğluna sevinç içinde ve hasretle 3 gün sonra ne seyredeceklerini soruyordu. Bu nasıl bir tezat.

Dediğim gibi, kimseyi kınamıyorum, kimseye de hava atmaya çalışmıyorum, asla, yanlış anlamayın. Sadece fikrimi söyledim.

Raporluyken sabahın köründe ilaç+yemek için kalktığımda Kanal D'de Gümüş dizisinin tekrarı oluyordu. Diziyi yayınlandığı zaman hiç seyretmemiştim. Arkası yarın gibi, arka arkaya verilince olaylar biraz hızlı ilerliyor gibi geliyor. Zaten dizi de bitiyormuş, kendimi istesem de kaptıramazdım. Belki de seyretmenin en güzel şekli bu, arka arkaya, arada reklam olmadan, sabahın köründe ıvır zıvır yaparken, ilacın verdiği mide bulantısı ve krampların, kasılmaların geçmesini beklerken battaniyenin altına girmiş hafif hafif uyuklarken. Ama yine de çocukları uzak tutalım.

24 Eylül 2008 Çarşamba

TV'den inciler

Sabah evden çıkmak üzere hazırlanırken show tv haberlerini seyrettim. Herhalde dün akşamki bültenden kalma bir haber, keşke dün akşam da izleseydim. Konu İstanbul Bağcılardaki doğal gaz kokusu. Show tv muhabiri vatandaşlarla röportaj yapıyor. Bir kadınla arasında geçen diyalog (ilk 2 cümle aklımda kaldığı üzere ama son 2 öldürücü):
Muhabir: Sabah kalktığınızda durum nasıldı?
Kadın: Çok feci gaz kokuyordu.
Muhabir: Kokuyu nasıl aldınız?
Kadın: (Gayet doğal bir şekilde) Koklayarak.

Böyle soruya böyle cevap, çok güldüm sabah sabah. İlahi muhabir :)

16 Eylül 2008 Salı

Bit pazarına nur yağdı

Dizi furyasında konu azaldıkça Amerikan dizilerinden apardılar, klasik romanları günümüze uyarlayarak ekrana taşıdılar hatta olmadı dünya edebiyatına el attılar. Sadece bizde değilmiş ama. Geçenlerde bir ara fakülteye geç gidecektim, hazırlanırken bir yandan da kanallara bakıyordum. Bir kanalda Köle İsaura dizisini gördüm. Hem de ilk bölümüydü. O İsaura'nın peşindeki adam vardı yine, adını unuttum. Louis Alberto muydu acaba? Hatta bu eski dizi mi acaba dedim ama bayağı yaşlanmıştı. Sonradan anladım ki, bu da onların bit pazarına nur yağması ve o adam bu sefer de İsaura'nın annesine eziyet eden sahip rolünde. Zamanında nasıl bir fenomendi hatırlarsınız. Hastanelerdeki personelin bile işi gücü bıraktığı söylenirdi hani. Bu seferki fazla infial yaratmadı galiba. Her yerde o kadar çok kadın programı, dizi vs var ki, artık fenomen yaratması oldukça zor.