tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Döndük ama çok yoğunuz

Geçen cuma günü tatilden döndük. Peki nerede tatil yazısı, resimleri, havadisleri? Bebekler denizi sevdi mi? Ne yaptılar ne ettiler hepsini yazacağım ama bu aralar çok yoğunuz. Bebeklerimizin odasını düzenliyoruz. Herkesin hamile kalınca yaptığını biz bebeklerimiz neredeyse 9 aylık olunca yapıyoruz, biraz geç belki ama bence tam zamanında. Hamilelik boyunca Eskişehir'de olsam belki yapabilirdik ama ilk 3 ay evime hiç gelememiş, sonra da eskisi gibi sadece haftasonları gelip gitmiştim. Doğum öncesi iznimde ise fırsat bulamamıştık.


Aslında fırsat bulmaktan ziyade gözümüz kesmedi diyelim. Çünkü bebek odası hazırlamak eğer boş bir odanız varsa kolay, zaten kurulu bir düzeniniz varsa bozup oda hazırlamak o kadar da kolay değil. Evimiz 3+1 ama çok eşyamız ve yayıntımız var açıkçası. Zaman zaman toparlanıp onu bunu atsak da nedense yayıntımız azalmıyor. Evin biraz kullanışsız olduğundan bahsetmiştim sanıyorum (L salon, 12 metre koridor, gereksizce büyük bir banyo vs. vs.). Bu da ayrı bir mesele tabii.

Bebek odası hazırlamak için en uygun odamız oturma odamız. Sabah güneş alan, salon ve mutfağın ortasında olduğu için de mufaktan sonra evin en sıcak yeri kendisi. Bu zamana kadar hem oturma odası hem de misafir odası görevi gördüğü için bozmak zor oldu ama artık zamanı geldi. Önce bebeklerimizin yataklarını ve dolaplarını sipariş ettik. Tepe Mobilya'dan büyüyebilen yataklardan aldık. Eğer bebeklerim büyüyünce sıkılmazlar tüm ergenlik dönemlerinde bile kullanabilecekleri kocaman bir yatakları oldu şu anda. İşte yatak bu:


Resimde küçük gözüküyor, koskoca mağazada olunca öyle tabii, evde kocaman duracaklar. Bu da yandan görünüşü. İleride komodin olarak kullanabileceğimiz çekmece ve dolapları var:



Soldaki kapak yatağa ait. Bu fotoyu aslında şifonyer için çekmiştik ancak odaya sığmayacağını anlayınca almaktan vazgeçtik. Belki ileride. (Odadaki koltuğu dışarı attığımızda).


Dolap için ise bebek odası takımı dolaplarına hiç bakmadık. Küçücük oluyorlar, ileride kullanılamıyorlar. Ayrıca bir tane de yetmeyecekti bize, 2 tane almak gerekecekti. Onun yerine normal bir yatak odası gardrobu aldık. Kapıların açılma derdi olmasın diye sürgülü olsun istedik. İstediğimiz modeli boydan boya aynayla kaplanmış halde görünce bayıldık. Böylece oda daha geniş görünür diye işte şu modeli aldık (Bu da mağazada küçük görünüyor, odaya yerleştirince fotoğraf çekerim, boyutları daha iyi anlaşılabilir):


Çarşamba günü gelecekler. Bu arada kocamla yapmakta olduklarımız ve yapacaklarımız:

1- Oturma odasındaki eşyaların çoğu boşaltılacak, televizyon salona, oradaki televizyon yatak odasına aktarılacak, bir televizyona yer bulunacak (banyo?).

2- Oturma odası boyanacak (kocam şu anda 3. katı atıyor duvarlara).

3- Çalışma odası elden geçecek, çıkan eşyalar buraya konuşlandırılacak, duvarlardaki raf sistemi sökülecek, tekrar düzenlenecek, boya yapılacak. (Önce beyaz astar atılacak, sonra da aldığımız boya).

4- Yatak odası park yatak çıkınca eski haline getirilecek, hazır elimiz değmişken buraya da beyaz astar uygulanıp başka bir renge boyanacak.

5- Koltuklar, halılar silinecek, ev toparlanacak.


Daha bir sürü şey çıkar yapılacak. Bu arada bebeklerimizi babaannemize götürüyoruz, akşam üstü geri getiriyoruz. İki koldan hızla çalışıp işleri bitirmeye çalışıyoruz. Haftaya kocamın izni bitecek çünkü. Hatta işleri erken bitirip Harry Potter hala oynuyorken 3 boyutlu olarak izlemeye gitmeyi de düşünüyoruz ama bakalım olacak mı.


Bir süre daha yazamayabilirim, gördüğünüz gibi bahanem oldukça kuvvetli.

8 Şubat 2010 Pazartesi

5+4=9

5 gün izin, haftasonlarıyla birleştir, etti 9 gün. Geçmeyecek gibi görünen günler geçti gitti işte. Sayılı gün çabuk geçer ondan mı yoksa güzel anlar çabucak geçer ondan mı bilmiyorum ama döndüm Ankara'ya. Bitti tatilim. Bir ara Ankara'ya gelmek zorunda kaldık, ondan mı hızlandı acaba zaman?

Peki neler yaptım bu arada? Kar yağdı seyrettim, yağmur yağdı karları eritti diye sinirlendim, tarlamı ektim biçtim, puzzle'a dokunmadım bile, sümbüllerimi diktim, dakika başı suladım derken geçti gitti işte 9 gün.

Karın tipi şeklinde yağdığı bir gün evde ne zamandır duran ve bir türlü yenmeyen bisküvileri ufalayıp kuşlara vereyim dedim. Her yer karla kaplı, yiyecek bulamaz yavrucaklar diye gidip evin karşısındaki parkta bulun dut ağacının altına döktüm bisküvi parçalarını. Sanıyorum ki kuşlar başına üşüşecek, onlar minik gagalarıyla bisküvileri taşlıcalarına gönderirken ben de pencereden yüzümde bir gülümsemeyle onları seyredeceğim. Nerdeeee, bir tane bile kuş gelmedi. 2 güvercin biraz uzakta orayı burayı eşeledi ama bisküvileri görmedi salaklar. O bisküviler orada 3 gün boyunca durdu. Ben sabah yola çıkarken hala duruyorlardı. Ortalığı kirletmiş oldum salak kuşlar yüzünden. Yok bir daha size bisküvi misküvi. (Kocam yapma etme demişti, bir bildiği varmış). Kıtır'a veririm o yer mis gibi.

Kocamla bir sürü film seyrettik. Hatta bir filmin manyağı oldum bile diyebilirim. 1-2 hafta önce Digiturk'te Madagaskar'ın 2.si vardı. Madagaskar'a karşı bir önyargım vardı nedense. Çizgi filmleri çok severim ama ne bunu ne de birincisini seyretmemiştim. Hata etmişim, neden gıcık kapmışım baştan bilmiyorum ama hem filme hem de karakterlere bayıldım. Keşke 3.'yü de çekseler der oldum. Kocamla aldık fimleri oturduk seyrettik. En kısa zamanda bir daha seyretmeliyim, bonus materyale bakmalıyım. Tüm karakterler harika ama özellikle penguenlere bayıldım. Hastaları oldum. Cnbc-e dergide her pazar "Penguins of Madagascar" adında yarım saatlik çizgi filmleri olduğunu öğrenince sevinçten deliye döndüm. Kral Julien de var hatta, harika ötesi.

Bir de Ratatouille'ye ayıp etmişim, ona da bayıldım. Güldüm, ağladım, coştum, duruldum. Kıtır'a "sen de seyret, öğren birşeyler" dedik ama anca koşturdu çarkında. Belki haftasonu mükellef bir sofra kurar bize, belli mi olur.

Sonuç olarak, Madagaskar yapımcılarından ve emeği geçen herkesten önce özür diliyor sonra da ellerinize sağlık diyorum. Bayılıyorum şu yaratıklara, baksanıza tiplere. Pazar günü bir an önce gelsin.

30 Ocak 2010 Cumartesi

Bu hafta kebap

Fakülteler açılmadan dinleneyim, kendime geleyim diye haftaya izin aldım, evimdeyim. 2 hafta sonra çok yoğun bir dönem başlayacak, bırak 1 hafta izin almayı, 1 gün bile izin alma imkanım olmayacak. İşte o yüzden haftaya evimle ilgileneceğim. Ne zamandır dikmediğim sümbül yumrularımı dikecek, uzun zamandır aklımda olan işlerin ucundan tutacak, kocama güzel güzel yemekler yapacak, belki de yıllardır bir kenarda duran ve en sonunda parçaları kaybolmasın bari diye puzzle halısı alıp içine sardığım puzzle'ı tamamlayacağım. Ya da bütün bunlara yine fırsat bulamayıp tarlamda çalışarak geçireceğim günlerimi. :)

Şimdilik önümde koskoca bir hafta var. Ama biliyorum ki çabucak geçiverecek.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Ne acı bir haber

Siz de okumuş veya haberlerde seyretmişsinizdir "Gelinlikle çıktığı eve kefenle döndü" haberini. Ne acı bir şey, Allah öncelikle annesine, babasına ve sonra eşine sabır versin. Anne baba güle oynaya uğurladıkları kızlarının "biz vardık" haberini beklerken ölüm haberini alıyor. Gerçekten de çok acı. Eşi hala yoğun bakımdaymış, acaba karısının öldüğünü biliyor mu? Öğrenince yaşayacağı acıya bir de arabayı kullandığı için vicdan azabı eklenecek. Kararan hayatların yanında yaşam bulanlar da var ama. Ailesi kızlarının organlarını bağışlamış. Onların sayesinde birkaç kişi yaşama tutunacak, sağolsunlar.

Bu haberi okuyunca aklıma kendi balayı yolculuğumuz geldi. 11 Ekim 2004'te, ben 2 günlük evliyken belki de bizim haberimiz olacaktı, 2 günlük gelindi vs. diye. Neyse ki verilmiş sadakamız varmış, birşey olmadan atlattık. Ailelerimize, daha doğrusu kimseye söylemedik üzülmesinler diye. Hala da bilmiyorlar ama bu haberi görünce bloguma yazmak istedim.

Pazartesi günü Antalya'ya doğru erkenden güle oynaya yola çıkmıştık. Kocamın Fiat Tipo'su vardı o zaman. Kemerlerimizi taktık, gideceğimiz otel hakkında konuşa konuşa gidiyorduk. Kütahya'yı geçtikten sonraydı herhalde, kocam arabadan bir ses geldiğini farketti. Sürekli arabanın tıkırtılarını dinler zaten, iyi ki dinliyormuş. Arabada bir sorun olduğu aklımıza gelmedi çünkü uzun yola çıkacağımız için bakım yaptırmıştık. Hala da her yıl yaz tatiline gitmeden önce yaptırırız.

Neyse. Bir yerlerden hızlandıkça artan bir ses geliyordu, tekerlerde bir problem mi var acaba diye bir tamirci bulduk ve durduk. Tamirci "abi, iyi ki gelmişsiniz" dedi. Meğer arabanın bakımını yapan usta tekerleri kontrol ettikten sonra ne denir o vidalara şimdi aklıma gelmedi, sıkmayı unutmuş. Vidaların 2 tanesi gevşek olduğu için biz hızlandıkça baş tarafları kopmuş gitmiş, tekeri tutan tek bir vida kalmış, o da yakında gidiciymiş. Detayları çok da hatırlamıyorum aslında, kötü bir tecrübeydi, aklımdan silmeye çalışmışım galiba. Kocam daha detaylı hatırlıyordur.

Hızlı giderken tekerin patlaması da çok kötü bir şey ama sürücü tecrübeliyse toparlama imkanı olabilir. Bu durumda ise sol ön teker fırlayıp gidecek, biz de kimbilir ne hale gelecektik. Orada 1-2 saat kadar kalıp yaptırdık ve sonrasında yolumuza devam ettik. Ne mutlu bize ki biraz gecikmeli de olsa ailelerimizi arayıp "biz vardık" diyebildik. Verilmiş sadakamız varmış herhalde.
Keşke o kızcağız da arayıp "vardık" diyebilseydi ama galiba kader işe karışıyor burada. Allah geride kalanlara sabır versin.

16 Temmuz 2009 Perşembe

Beni sormuşlar

Deniz ve Mehtap beni sormuş geçenlerde, neredeymişim? Geliyorum yanınıza dedim az kaldı. Zaten ben de özledim sizi, bunaldım buralarda. Bayıltıcı sıcaklardan sonra hava iyice bozdu, soğudu. Hatta şu anda yağmur yağıyor, gelip yanınıza biraz ısınacağım dedim. Yağmurun tadı da ayrı ama sizinki apayrı dedim. Sevindiler.

Yarından itibaren bir süreliğine yokum. Çalışmak zorunda olanlara iyi çalışmalar, tatile çıkacak olanlara iyi tatiller diliyorum. Gidip biraz dinleneyim, annemlerle hasret gidereyim, bahçeden biber, domates koparayım, kendimi kumsala atıp güneşe bırakayım, bir yandan da sahilden geçen midye dolmacıyı kaçırmamaya çalışayım, denize girip yüzeyim, denizkestanelerinden kaçmaya çalışayım, salıncağa yayılıp götürdüğüm kitapları bitireyim, arada biraz da ders çalışayım. Kısacası bomba gibi döneyim ve lütfen döndüğümde yukarıdaki tadilat bitmiş olsun :)

26 Temmuz 2008 Cumartesi

Tatil sonrası

Bana kısa gelen bir aradan sonra tatil öncesi ve tatil havadisleriyle burada olacağım. Öyle çok fazla havadis yok, bildiğiniz deniz, kum, güneş, bir de mehtap beni sormuş, neredeymişim :)