9 Nisan 2011 Cumartesi
Kitap okuyamıyorum, çok şikayetçiyim
3 Nisan 2011 Pazar
Çok mu erken?
11 Ekim 2010 Pazartesi
Bravo bana
Bu arada geçenlerde J. K. Rowling "başka Harry Potter kitapları olabilir" buyurmuş. Tadında bırak be güzelim. Seni de anlıyorum, Alacakaranlık serisi bu aralar daha popüler ama sen sıranı savdın zamanında. Otur başka şeyler yaz. Aklına başka birşey gelmiyorsa, Writer's Block denen şey olduysan da boşver gitsin. 7 kitap + filmlerden kazandığın para yedi sülalene yeter nasıl olsa.
29 Haziran 2010 Salı
Yeni kitaplarım
Sonra da 1-2 bebek arabası, araç koltuğu satan yere baktık, fiyat aldık, özellikleri inceledik, derken kendimizi D&R'a attık. Almak istediğim 2 kitabı daha buldum. Bunları bir okuyayım önce, sonra gerisini internetten sipariş vermem gerekecek anlaşılan.
Aldığım kitapları da yazayım size.
1) Gebe Kalma, Gebelik ve Doğum-Dr. Miriam Stoppard: 2 yıl kadar önce aldığım ilk kitabım. Adı üstünde, hamile kalmadan önceki dönemi de anlatan bol resimli, 369 sayfalı bir kitap. Beslenmeden bebeğin ve annenin hamilelikteki aşamalarına kadar pek çok bilgi var. Örnek vakalarla da bazı sorunları alatıyor ayrıca. Doğum izni kısmında direkt çeviri olduğu için İngiltere'deki durumdan bahsedilmiş, oraya ekleme yapılsa iyi olurmuş. Bunun haricinde tavsiye ederim.
2) Anne Babalar için Doğuma Hazırlık - Sağlık profesyonelleri için rehber - Editörler: Prof. Dr. Hülya Okumuş, Yard. Doç. Dr. Samiye Mete: Bu da çok memnun kaldığım diğer kitap. Yazarlar ve editörler Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı'nın öğretim üyeleri. Bunda da hamilelik, doğum ve sonrasıyla ilgili pek çok bilgi ve resim var. Bebeği nasıl emzirmeniz gerektiği resimli olarak anlatılmış mesela. Hamilelik ve doğum sonrası egzersizleri, yenidoğan bebeğin bakımı, doğum türleri vs. pek çok şey bulabilirsiniz. Kitap 206 sayfa.
3) Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler - Tracy Hogg ve Melinda Blau: Yeni aldığım kitabım. Başka bloglardan çok methini duymuştum. O yüzden mutlaka almak istedim. 527 sayfalık, hiç resim içermeyen bir kitap. Görünüşü dolu dolu. 1-2 sayfa okudum, güzel bilgiler var. En kısa zamanda okuyacağım.
4) Modern Bebek Bakımı "0-12 ay dönemi bebek bakımı ve sağlığı"- Dr. Erhan Ateş: Bunu da yeni aldım. 371 sayfalık, az resimli bir kitap. Gördüğüm kadarıyla bebeğin doğumuyla birlikte 1 yaşına kadar olan süreci detaylı şekilde anlatıyor. Acil durumlar, zehirlenmeler, bebek ve annenin ihtiyaç duyabileceği ürünler, bebekteki ay ay değişiklikler, aşılar, bebeğin büyüme takvimi, dişlerin çıkış sırası vs. Kabaca baktım ve beğendim.
Geçen hafta aldığım kitabı ise bulamadım. Fakültede bıraktıysam eğer gidince yazarım ama eğer Eskişehir'de bıraktıysam biraz bekleyeceksiniz.
Bunların dışında hamileyim dergisine aboneyim, internetten ona buna bakıyorum, çevremdeki anneleri ve çocukları gözlemliyorum, bir sürü şey öğrenmeye çalışıyorum. Amacım iyi ve bilinçli bir anne olmak. Umarım olurum, bunun için elimden geleni yapacağım.
25 Haziran 2010 Cuma
Kitaplar kitaplar
O kitaba burun kıvır, şu olmaz derken listemde olmayan bir kitabı aldım ve hayal kırıklığıyla üst kata yöneldim. Diğer kitaplara da göz atayım yeni neler çıkmış diye rafların önünde gezinmeye başladım. (Aslında benim doçentlik sınavı için ders kitaplarından başka şeye bakmamam lazım bu ara ama bebek kitapları okumak istiyorum). Rafların birinin önündeyken yanında durduğum kız "içinde aşk olan eğlenceli bir kitap okumak istiyorum" dedi. Hiç üstüme alınmadım, sonuçta saçlarıyla kapanan kulaklarında cep telefonunun kulaklığı olabilir ve birisiyle telefonda konuşuyor olabilir, deli olabilir ya da en akla yatkını beni birlikte geldiği arkadaşı sanıyor olabilir. Netekim az sonra da elimdeki kitabı kaparak "sen ne aldın" diye bakmaya başladı. Ben de yüzümde bir gülümsemeyle kızın uyanma anını seyretmeye koyuldum. Az sonra şaşkınlıkla yüzüme baktı ve "çok özür dilerim ben sizi annem sanmıştım" dedi. Ben "sorun değil deyince de "ben de annem bu kitabı neden alımış ki diye şaşırmıştım, bir de elinizden kaptım, çok pardon" diye devam etti. "İleride işinize yarar belki" diye gülümseyerek uzaklaştım.
Şimdi diğer kitaplara ulaşmaya çalışacağım.
Düm gamlı baykuşla tekrar karşılaştık ve sorunun ne olduğu anlaşıldı. Bana yine kafamı dinleyeceğim son 4.5 ay içinde olduğumu hatırlattı, "ileride göreceksin hocam. Bu akşam benim için televizyonun karşısına kurul, istediğini seyret" dedi. Ben de sorununu tam olarak anladım. Çocuk erkil aile modelini benimsemişler, olan bu. Eskiden ataerkil olan aileler artık çocukların etrafında dönüyor maalesef. Anneler babalar çocukları büyürken nedense sınır koymayı beceremiyorlar, çocuklar da sınır olmayınca ipini koparıyor. Şımarıklığın bini bir para. Çocuk kendini hayatın merkezi sanıyor ve sonra da bu şımarık ergenlerle biz uğraşıyoruz. Bir ara bebeklerin televizyon izlememesi hakkında birşey yazmıştım. İsteyen şuradan görebilir. Gamlı baykuş ipleri çocuğa vermiş, nereye çekerse oraya gidiyor. Sonra da bana hayatımın bittiğinden falan bahsediyor.
Hep derim, teorikle pratik birbirini tutmaz elbette, bakalım ben nelerle karşılacağım ama biz annemizin bir bakışıyla, tek kelimesiyle sus pus olurduk, şimdiki büyümüş de küçülmüşler gibi laf yetiştirmez, pabuç kadar dillerimizle ortalarda dolanmazdık. Çocuk yetiştirmek zor iş biliyorum ama ebeveynler çocuklarının kişilik gelişimlerinin sınır koyarak sekteye uğramayacağını anlasalar artık.
Zamanla biz de göreceğiz bakalım ikiz çocuk yetiştirmek nasıl birşeymiş :)
13 Ocak 2010 Çarşamba
Alıntılar mı? Neden ama?
Neyse, alıp okuyacak olan varsa lütfen bana da açıklayın. Belki başka bir bakış açısı vardır görmem gereken.
12 Temmuz 2009 Pazar
Yine twilight
17 Haziran 2009 Çarşamba
Az bir vakit buldum oh ne ala
- Kocamla başlayayım. Hafta içi alt kat komşumuz sizin banyodan bize yine su akıyor diye geldi. Daha önce de olmuştu ve lavabo musluğunun arkasındaki fayansların kırılması, sızıntı yapan eski borunun değiştirilmesi, 1-2 gün süren bir rezillik ve aynıları bulunamadığından uyumsuz fayanslarla sonuçlanmıştı. Aynı şeyler tekrar mı olacak? Sızıntı acaba nerede? Usta müsait mi? Bu ara izin almam mümkün değil başında nasıl duracağım? gibi sorularla cebelleşirken kocamın Perşembe günü Ankara'ya gelmesiyle olaylar çözülmeye başladı. Usta getirildi, kaçağın yerinin küvet-duvar arasındaki açıklık olduğu tespit edildi (umarım ayrıca başka bir yerde yoktur), kocamın ben hallederim demesiyle de işin yarısı bitti bile. Başlamak bitirmenin yarısı değil mi, işte ondan.
Kocamla hırdavatçıları, Koçtaş'ı, Praktiker'i pek severiz, dolaşmaya bayılırız zaten, gittik malzemeleri aldık. Kocam kazıdı, silikonladı, kesti biçti, yaptı etti, banyoyu ustadan daha ustalıkla ve daha özenle halletti. Tüm bu işlerin gece 9-11 arası yapıldığını düşünün ama, aaaaa negüzel diyip geçmeyin. Sahne şu: benim uykum gelmiş, yorgunluktan bayılmışım ama aynı derecede yorgun olan kocam canla başla çalışıyor. Helal olsun dedim.
Asıl sürprizi ise ben ÖSS görevindeyken matkap olmadan fayans aralarına dübellenecek çivileri oturtması, yeni aldığımız banyo askılığını asması, arada daha başka işleri, sorunları da halletmesi oldu. MacGyver 'la evlenmişim diye kasım kasım kasıldım bütün haftasonu.
- Yeni kitabımı okumaya başladım. Sevgili denizero bir ara hangi kitapları okuduğumu sormuştu. Kitap tavsiye edecek yeterlikte görmüyorum kendimi. Benim okuduklarım ilginizi çeker mi onu da bilmiyorum. Harry Potter serisinden Sümer'li Ludingirra'ya kadar değişik bir yelpazem var çünkü. Clive Cussler'a, Alper Canıgüz'e bayılırım, ilk aklıma gelen yazarlar bunlar. Bu aralar Sophie Kinsella'dan "Pasaklı Tanrıça"yı okuyorum, aldığım cep kitabı bu. Sophie'nin Alışverişkolik serisini okumadım, okumayı da düşünmüyorum açıkçası ama bu kitabı ve bir öncesinde okuduğum "Beni hatırladın mı?" hoşuma gitti. Bu aralar kafamı dağıtmak için eğlenceli şeyler okumak istiyorum, bu kitap da pek eğlenceli, dili akıcı, sanki ben okumuyorum da kendi kendine okunuyor, sayfalar çevriliveriyor, yollar kısalıyor vs.
Aram bitti, işe geri dönme zamanı gelmiş de geçmiş bile hatta.
12 Haziran 2009 Cuma
Kitap okusak mı acaba?
Ben genelde kütüphane kolu olurdum ortaokulda, lisede, sınıfta minik bir dolap vardı kütüphane olarak kullandığımız. Kitapların listesini çıkarırdım, ödünç almak isteyenlere ben verirdim, kitap alanları takip ederdim, çok hoşuma giderdi. Hiç kitap almayanlar da olurdu, dedim ya küçükten kazanılmalı bu alışkanlık, liseye geçmiş, eşek kadar olmuş adamlar için çok geç.
İlkokul birinci sınıfta derslerin bir saatini kitap okumaya ayırırdık. Ben 2 kitap birden bitirirdim. Resimli çocuk kitapları, ilkokul 1'de ne olacak ki. Öğretmenim inanmazdı gerçekten okuduğuma, anlattırırdı bana kitapları, ben de satır satır anlatırdım. Aynı okulda öğretmen olan anneme şaşkınlık içinde anlatırmış sonrasında.
Daha sonraları daha büyük kitaplara, az resimli çok yazılı olanlara geçtim, sonra da resimsizlere, ama hep okudum. Milliyet yayınlarının minik, cilt kenarları mavi olan bir sürü çocuk kitabı vardı, onları okurdum. Hatta bir tanesi içinde bir sürü piyesin olduğu bir kitaptı, onları canlandırırdım tek başıma. Bir kitabı okurken dünyayla bağlantımı nasıl kesmişsem annemin bana seslendiğini duymamışım, kadıncağız bana bir şey oldu diye korkuyla yanıma gelmişti.
İlkokulumun olduğu semtte bir halk kütüphanesi vardı, oraya üyeydik. Annem ağbimle beni götürürdü, kitap alırdık. Bayılırdım o kütüphaneye. Her hafta başka bir kitap alırdım, hevesle okurdum. Sonra biz büyüyüp evdeki çocuk kitaplarını ne yapalım derken Yenimahalle'deki bir kütüphaneye bağışmamızı önerdi annem. Başka çocuklar da okusun bizim sevdiğimiz kitapları diye mutlu mesut torbalarca kitap götürmüştük.
Kitap ve kitap okuma sevgim hep devam etti. Boş bulduğum her fırsatta okumaya çalıştım, özellikle de otobüste işe gidip gelirken. Sabah boş koltuk buldu mu oturup uyuyanlara da gıcık oldum hep. Japonya'da tam beğenime göre bir okuyucu kitlesi görüp hayranlıkla izlemiştim oysa. Adamlar metroda giderken ayakta olsalar bile çıkarıp birşeyler okuyorlardı. Kitap olsun, manga denen çizgiromanlar olsun, gazete olsun, mutlaka okuyorlardı. Gazeteler sabah ve akşam olmak üzere 2 sefer basılıyordu. Sabah gazetesini alıp okuyorlar, sonra şehrin her yerinde olan geri dönüşüm kutularına atıp akşama yenisini alıyorlardı. Gazete tirajlarını siz tahmin edin. Bizdeyse ancak uyuyorlar çünkü gece geç yatıyor halkımız, dizi seyrediyor.
Dedim ya, küçükken kazanılır bu alışkanlık. Anne-babası akşamları sadece televizyon seyreden, evlerine gazete bile girmeyen çocukların kitap okuyan bir birey haline gelmesi ancak mucize olur. Çocuklar en yakınlarındaki kişileri örnek alırlar, onların davranışlarının doğru olduğunu düşünürler. Ebeveynlerden biri bile kitap okusa çocuk üzerinde olumlu etkisi olur.
Bahane bulmayın, kitaplar pahalı demeyin. Korsan kitap alın asla demiyorum, ben almadım, almam da. Sigara verilen paraya acımıyorsunuz, kitaba da acımayın. Sigaranızı, dışarıda içtiğiniz kahvelerin sayısını azaltın. Ya da şu anda cep kitapları çıkarıyor bir sürü yayınevi. Büyük boyu 27 TL olan kitapları 9.90 TL'ye almanız mümkün. İnternetten daha fazla indirimle de alışveriş yapabilirsiniz. Haydi bu da olmadı kütüphaneler hala var. Hangimiz üyeyiz peki? Ya da yerlerinden haberdar mıyız? Ben kütüphaneye gitme alışkanlığımı kaybettim, itiraf edeyim, 1-2 tanesi dışında diğerlerinin yerlerini bilmiyorum bile, özellikle Eskişehir'dekileri hiç bilmiyorum ama yine de kitaba para ayırıyorum, okuyorum. Arkadaşlarıma (iyi bakacağına emin olduklarıma) ödünç veriyorum, çok beğendiğim, tekrar tekrar okumak istediğim kitaplar dışındakileri zaman zaman fakülte kütüphanemize bağışlıyorum. Okuyan var mı bilemem. Sadece Türk Dili dersinde ödevleri varsa okuyorlar kitapları. Oysa kütüphanemize yeni kitaplar, çok satanlar da alınıyor zaman zaman.
Yıllar önce bir öğrenciyle konuşuyorduk. Demişti ki bana, "ben hep biyografi, tarihsel gerçekleri anlatan kitaplar okurum, roman okumak bir şey kazandırmaz, vakit kaybıdır". Düşüncesinin yanlışlığını anlatamadık ama yine de en azından birşeyler okuyor diye sevindik diğer asistan arkadaşımla. Ya diğerleri? Cep telefonlarından Facebook'a, MSN bağlanabiliyorsan, sürekli mesaj yazıyorsan kitap okuyacak vaktin de olmuyor tabii ki, ondan sonra gelsin dilde yozlaşma, gitsin güzelim Türkçemiz.
10 Mart 2009 Salı
Ne zamandır kitap okuyamıyorum
Otobüs yolculuklarında teker döner dönmez uyuyabilen insanlardanım. Hiç uykum olmasa bile inanılmaz bir şekilde içim geçiyor. Kocamla yaptığımız seyahatlerde benden nefret eder mesela. Yolda fazla konuşmaktan hoşlanmasa bile yanındakinin yüzünde bir gülümsemeyle uyuması çok sinir bozucu oluyormuş :)
Bunun temeli galiba zamanında Çankırı-Ankara arasında yaptığım yolculuklara dayanıyor. Bakıyorum da benim hayatım çoğunlukla yollarda geçmiş. Yıllar önce Çankırı'da Sağlık Müdürlüğü'nde çalışıyordum, 16 ay boyunca Pazartesi sabah gittim (bazen de Pazar akşam), Cuma akşamı geri döndüm. Çankırı en büyük dezavantajı Ankara'nın çok yakınında olmak olan küçük bir şehirdi. Kaldığım süre boyunca ev kiralamıştım, akrabalarım da vardı, bana yardımcı olurlardı sağolsunlar ama iş-ev arası maksimum 5 dakika yürüme mesafesi olunca Kızılay'daki kalabalığı, insanların yürürken omuz atmasını bile özler hale gelmiştim. Cuma akşamları iş çıkışında 6 arabasına yetişir, yol hemen bitsin de bir an önce Ankara'ya kavuşayım diye hemen uyurdum. Demek ki taa o zamanlara dayanıyor bu otobüse biner binmez uyuma isteği.
Kitap diyordum, peki okuyamama durumum kitap almamı engelliyor mu? Hayır. Alıp, diğer okunacak kitapların yanına yığıyorum hepsini. Aslında bir başlasam gerisi gelecek onu da biliyorum ama bir sürü işim var yapmam, yetiştirmem gereken, bu sefer de onlar kalacak, adım gibi biliyorum.
Kısır döngü içindeyim, ama elbet kurtulacağım :)
25 Aralık 2008 Perşembe
Kısa kısa (kolyeler, kitap, Anna Karenina)
Takı kutumdan ve kolyelerim için de askı gibi bir çözüm aradığımdan geçenlerde bahsetmiştim size. Kolyelerim için pratik zekalı annemden pratik bir çözüm geldi. Askı sistemi oluşturana kadar idare eder. Ortalarda dağılmalarından bıkarak bir fotoğraf albümünün içine koyuvermiş. Hani fotoğraf b
astırdığınızda stüdyonun verdiği dandik albümlerden. Her sayfasına bir kolye yerleştirmiş, derli toplu olmuşlar. Bükülüp şekilleri bozulmadığı sürece fena bir çözüm değil aslında, en azından dediğim gibi askı bulana kadar. Gelelim son başlığımıza, Anna Karenina. Bir solukta okuduğum bir kitaptı. İngilizce olarak satılan klasikler serisinden almıştım, içim burkularak da okumuştum. Sonra da filmini seyretmiştim. Şimdi Ankara Devlet Opera ve Balesi bale olarak sergiliyor. Yarım saat kadar önce 8 Ocak temsilinin biletlerinin satışa çıktığını belirten bir mail aldım. Hemen online bilet satış sistemine girdim ki ne göreyim bilet kalmamış. Yuh. Sistemin şöyle bir güzelliği var, koltuklar doldukça insan şeklini alıyor, size bunların üzerine imleci götürerek hangi bilet internetten alınmış, hangisi gişeden satılmış, hangi koltuklar protokole, çalışanların akrabalarına falan ayrılmış görebiliyorsunuz. Her temsilde genelde en öndeki sıradan 6-8 koltuk ayırırlar, bunun biliyorum. Ama bu sefer salonda ilk 9 sıra, balkondan ilk 3 sıra direkt olarak ayrılmış. Kalanlar da hemen satılmış. Bu pazartesi olacak temsile baktım, onda da aynı şekilde. Tamam anlıyorum, ilk temsiller bunlar, balerinlerin baletlerin eş dostları, aileleri gelecek seyredecek ama bu kadar da yer ayrılır mı? Madem öyle yap onlara ayrı 1-2 özel temsil, herkes gelsin yavrusunu alkışlasın, o temslleri satışa sunma, sonra biz sıradan insanlar için de biletlerin tamamen satıldığı temsil sun. Çok sinirlendim sabah sabah. Kimbilir ne zamana bilet alabilirim.