Hamileliğin hala geçmeyen izleri var benim için. Herkesin bildiği klasik olanları yazmayacağım, benimki farklı ya da bana farklı geliyor: Tetik parmak oldum.
Daha önce de yazmıştım, özellikle hamileliğimin son zamanlarında başparmaklarımı kullanamaz olmuştum. Bir şey kavrarken çok canım yanıyordu hatta kavrayamıyor, tabak falan almak için kocama sesleniyordum. Ödemden dolayı sinirlere baskı olduğunu ve hamilelik sonrasında geçeceğini okumuştum ancak geçmek bir yana, iyice kötüleşti durumum. Danıştığımız bir ortopedist 3 ay beklememizi, sonra tekrar gelmemizi söylemişti. Bu 3 ay zarfında ödem iyice azalacağı için düzelme ihtimali vardı.
3 ay biterken durumum şuydu. Sağ elim nispeten düzelmiş ancak sol elimdeki ağrılar geçmemişti. Üstelik artık baş parmağımı geriye doğru bükemiyor, elimi tüm parmaklarım açık olacak şekilde tutamıyor, her iki başparmağımı kıvırmaya çalıştığımda tık-tık diye sesler duyuyordum. Teşhisi doktora gitmeden koymuştuk zaten, annemin de zamanında cerrahi operasyon geçirmek zorunda kaldığı ileri aşama tetik parmak rahatsızlığı olmuştu. Neyse ki benimki daha başlangıç olduğu için "ilk olarak steroid enjeksiyonu ile müdahale edelim, cerrahiyi en son çare olarak düşünürüz" dediler. İki başparmağımın tendonuna enjeksiyon yapıldı. Ağrılarım çok azaldı, parmaklarımı açabilir hale geldim ancak o tık-tık sesi halen gitmedi ve sol başparmağım halen geriye kıvrılmıyor. Onu bunu rahatça kavrayabiliyorum ama, buna da şükür. Bu hafta kontrolüm var, sanıyorum doktorum bir enjeksiyon daha yapacak. Çok hafif acı hissediyorum enjeksiyonlar sırasında ama hiç önemi yok, bebeklerimi kaldırırken bile canım yanmaya başlamıştı artık, o acının yanında bununki de laf mı :)
hamileyim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hamileyim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Şubat 2011 Salı
8 Ocak 2011 Cumartesi
Hamilelikten kalanlar-2 ve burun tıkanıklığı
Dün yazmayı unutmuşum, hamilelikten bana kalan en büyük şey yatış şeklim oldu. Eskiden sol tarafıma yatmayıp sağa dönmeyi tercih eden ben artık mütemadiyen sol tarafa dönmüş halde yatıyorum. Hamileyken sola yatmayı önerirler ya (sağa yatınca şu damara baskı yapar, bebeklere kan gitmez, sırt üstü yatınca şöyle olur vs.), 9 ayın alışkanlığı, yatınca direkt olarak sola dönüyorum.
Şu anda aklıma gelen başka birşey de yok.
Gelelim burun tıkanıklığına. Geçenlerde bebeklerimin burun tıkanıklığı için soğuk buhar makinesi aldığımızdan bahsetmiştim. Kullanmaya başladıktan sonra etrafın çok feci toz olduğunu farkettik. Televizyonların üstü bembeyaz, imza atmalık, un gibi toz olmaya başladı. Hatta kocam bir gün bana "bir yerleri mi deldiniz ben yokken, inşaat tozu gibi bu" dedi. Ne olduğunu anlamadık önce ama sonra yine kocam buldu. Galiba buhar makinesi havadaki tozları aşağıya indiriyor. Böyle bir faydasının olması gayet hoşuma gitti ama bebeklerimin burun tıkanıklığı geçmedi. Manüel aspiratör vardı evde ama bir türlü kullanamamıştık. Uçları bebeklerin burnu için ya çok ince ya çok kalın ve en önemlisi de elle yapılan vakum burnu temizlemek için şu aşamada yeterli olmuyordu (belki biraz daha büyüyünce). Ben de Pratik Anne'nin blogunda gördüğüm Otribebe nazal aspiratör almaya karar verdim. Akşam kocam gelince hemen kullandık. Önce serum fizyolojik damlatıp tıkanıklığı yapan pislikleri yumuşattık sonra da hüüüpppp diye çekerek çıkardık. Çıkan pisliklere inanamadık. Çok faydalı bir ürünmüş doğrusu, üretenler sağolsun. Tek dezavantajı kullanılan uçlarının her kullanımda değiştirilmesinin gerekmesiymiş. Aletin içinden 3 tane uç çıkıyor. Her kullanımdan sonra atıp yenisi takın diyorlar. Bunu maalesef aleti alınca öğrendiğim için eczaneden yedek uç getirtmelerini isteyememiştim. Şimdilik idare edip sonra alırız diye düşünüyordum ama paketi açınca gerek kalmadığını gördüm. Hemen açıklayayım:
Uçlarda filtre olduğu yazıyordu. Özellikle bebekler büyüdükçe ya da hastalanıp burun akıntısı miktarı artınca pisliklerin, sıvıların hortuma kaçıp kontamine etmemesi için filtre koymuşlar. O yüzden her kullanımdan sonra değiştirmenizi istiyorlar. Ben bu filtreli sistemin sigaraların ucuna takılan, katranı bir miktar süzmeye çalışan ağızlıklardaki gibi birşey olduğunu sanmıştım. Meğer bildiğin süngermiş. Plastik ucun hortuma bağlandığı yerde bulunan ve çok kolaylıkla çıkarılabilen ve tekrar takılabilen yuvarlak kesilmiş bir sünger parçası. İster sünger al kes koy, ister kirlenince bunları yıka. Zaten bebeklerimin burun delikleri minicik, oradan çıkan pislik-sıvı sünger kısmına ulaşamadı bile. Biz de süngeri çıkarıp plastik ucu yıkadık, tekrar kullanacağız. Bu vesileyle üretici-dağıtıcı firmalardan özür dilerim, yedek uçlarınızı şimdilik almayacağım. Ama çok faydalı bir ürün yapmışsınız, sağolun :)
Şu anda aklıma gelen başka birşey de yok.
Gelelim burun tıkanıklığına. Geçenlerde bebeklerimin burun tıkanıklığı için soğuk buhar makinesi aldığımızdan bahsetmiştim. Kullanmaya başladıktan sonra etrafın çok feci toz olduğunu farkettik. Televizyonların üstü bembeyaz, imza atmalık, un gibi toz olmaya başladı. Hatta kocam bir gün bana "bir yerleri mi deldiniz ben yokken, inşaat tozu gibi bu" dedi. Ne olduğunu anlamadık önce ama sonra yine kocam buldu. Galiba buhar makinesi havadaki tozları aşağıya indiriyor. Böyle bir faydasının olması gayet hoşuma gitti ama bebeklerimin burun tıkanıklığı geçmedi. Manüel aspiratör vardı evde ama bir türlü kullanamamıştık. Uçları bebeklerin burnu için ya çok ince ya çok kalın ve en önemlisi de elle yapılan vakum burnu temizlemek için şu aşamada yeterli olmuyordu (belki biraz daha büyüyünce). Ben de Pratik Anne'nin blogunda gördüğüm Otribebe nazal aspiratör almaya karar verdim. Akşam kocam gelince hemen kullandık. Önce serum fizyolojik damlatıp tıkanıklığı yapan pislikleri yumuşattık sonra da hüüüpppp diye çekerek çıkardık. Çıkan pisliklere inanamadık. Çok faydalı bir ürünmüş doğrusu, üretenler sağolsun. Tek dezavantajı kullanılan uçlarının her kullanımda değiştirilmesinin gerekmesiymiş. Aletin içinden 3 tane uç çıkıyor. Her kullanımdan sonra atıp yenisi takın diyorlar. Bunu maalesef aleti alınca öğrendiğim için eczaneden yedek uç getirtmelerini isteyememiştim. Şimdilik idare edip sonra alırız diye düşünüyordum ama paketi açınca gerek kalmadığını gördüm. Hemen açıklayayım:
Uçlarda filtre olduğu yazıyordu. Özellikle bebekler büyüdükçe ya da hastalanıp burun akıntısı miktarı artınca pisliklerin, sıvıların hortuma kaçıp kontamine etmemesi için filtre koymuşlar. O yüzden her kullanımdan sonra değiştirmenizi istiyorlar. Ben bu filtreli sistemin sigaraların ucuna takılan, katranı bir miktar süzmeye çalışan ağızlıklardaki gibi birşey olduğunu sanmıştım. Meğer bildiğin süngermiş. Plastik ucun hortuma bağlandığı yerde bulunan ve çok kolaylıkla çıkarılabilen ve tekrar takılabilen yuvarlak kesilmiş bir sünger parçası. İster sünger al kes koy, ister kirlenince bunları yıka. Zaten bebeklerimin burun delikleri minicik, oradan çıkan pislik-sıvı sünger kısmına ulaşamadı bile. Biz de süngeri çıkarıp plastik ucu yıkadık, tekrar kullanacağız. Bu vesileyle üretici-dağıtıcı firmalardan özür dilerim, yedek uçlarınızı şimdilik almayacağım. Ama çok faydalı bir ürün yapmışsınız, sağolun :)
7 Ocak 2011 Cuma
Hamilelikten kalanlar
Hamilelik sonrasında ne oldu ne bitti yazdım ama bendeki değişikliklerden veya oluşumlardan fazla bahsetmedim sanırım. Çok fazla şey yok aslında ama yazayım dedim yine de.
- Shrek'e benzettiğim ayaklarımın hastanede yatarken inmeye başladığından bahsetmiştim. Ellerimin inmesi biraz daha uzun sürdü. Hatta sizlere başparmaklarımı tam kullanamadığımdan, ağrıdıklarından bahsetmiştim. O ağrı hala devam ediyor ve özellikle sol başparmağımı artık geriye doğru tam açamamaya başladım. Danıştığımız bir ortopedist hamilelikteki ödem toplanması nedeniyle sinirlerde sıkışma olduğunu, normal olduğunu söyledi. 3 ay bitince de geçmezse göreyim dedi. Bakalım geçecek mi?
- Tırnaklarımın kısa olmasına iyice alıştım. Yere düşen bozuk paraları alamıyorum, o ayrı mesele. Ne de olsa yılların uzun tırnak alışkanlığı var, buna da alışacağım. Ancak bende "kısa tırnak kısa kalsın" alışkanlığı başladı. Tırnaklar biraz uzamaya başlayıp uç kısımlarındaki beyazlar görülmeye başladı mı gıcık olup kesiyorum. Kocam "yine mi tırnaklarını kestin" diyerek (içinden manyak diye ekleme de yapıyordur herhalde) bana garip garip bakıyor.
- Bir diğer değişiklik de oje sürmemeye alışmış olmam. Hamileliğim sırasında kokusuna dayanamadığım için sürmüyordum, ama ayaklarıma sürmek çok rahatsız etmediğinden (burna uzaklar tabii) ancak ben ayaklarıma ulaşamadığım için sağolsun kocam sürüyordu. Yazın ojesiz ayaklarla açık ayakkabı, terlik giymekten hiç hoşlanmıyorum da. Ellerime dediğim gibi hala sürmedim. Aslında bir ara sürüp kısa tırnakta nasıl duracaklarını görmek istiyorum ama ya aklıma geldiğinde fırsatım olmuyor, ya da üşenip boşveriyorum. Eskisi gibi oje sür, kururken bozulursa tekrarla, rengi beğenmedin sil, kıyafete uymadı değiştir vs. için fazla vaktim yok. Bir ara denemeli ama önce tırnaklarımı keseyim yine :)
- Herkes doğumdan sonra bebeklerin karnındaki kıpırtılarını özleyeceksin demişti. Bana böyle birşey olmadı. Çocukların yerleri dar olduğu için aşırı tekme falan yemedim, belki onun etkisidir. Ama şu var, eskiden elimi karnıma koyar bebeklerim diye sever konuşurdum. Şimdi ise hala hafif şiş olan karnıma elimi koyduğumda altta yağların olduğunu biliyorum, hiç de hoşuma gitmiyor. Artık yavaş yavaş hareketlere başlasam iyi olacak galiba. Yine de ikiz doğuma göre gayet makul bir karnım var (ya da bana öyle geliyor) :)
- Hamilelikte saçlar güzelleşir ama doğum sonrası dökülür de demişlerdi. Hatta araştırmıştım, hamilelikte anafaz devresi uzuyormuş da o yüzden dökülmeden kalma süresi uzuyormuş, sonrasında dökülme başlıyormuş. Ne zaman başlayacak bilmiyorum, hatta hiç başlamasın istiyorum. Gür saçlı bir arkadaşım "doğumdan sonra saçlarım çok döküldü, böyle değillerdi" dediğinde bir onun gür, kalın telli saçlarına bir de kendimin o kadar gür olmasa da gayet iyi olan fakat ince telli saçlarıma bakmıştım. Şimdilik dökülmediler, mümkünse dökülmesinler.
- Sulu gözlülük, aynen devam. Hatta artık daha da arttı. Televizyonda bebekli, çocuklu birşey görünce gözlerim akmaya başlıyor. Hele bebeklere yapılan eziyetleri görünce, ay ay ay, hiç aklıma getirmeyeyim.
Gidip tırnak keseyim, koskoca 4 gün olmuş kesmeyeli :)
- Shrek'e benzettiğim ayaklarımın hastanede yatarken inmeye başladığından bahsetmiştim. Ellerimin inmesi biraz daha uzun sürdü. Hatta sizlere başparmaklarımı tam kullanamadığımdan, ağrıdıklarından bahsetmiştim. O ağrı hala devam ediyor ve özellikle sol başparmağımı artık geriye doğru tam açamamaya başladım. Danıştığımız bir ortopedist hamilelikteki ödem toplanması nedeniyle sinirlerde sıkışma olduğunu, normal olduğunu söyledi. 3 ay bitince de geçmezse göreyim dedi. Bakalım geçecek mi?
- Tırnaklarımın kısa olmasına iyice alıştım. Yere düşen bozuk paraları alamıyorum, o ayrı mesele. Ne de olsa yılların uzun tırnak alışkanlığı var, buna da alışacağım. Ancak bende "kısa tırnak kısa kalsın" alışkanlığı başladı. Tırnaklar biraz uzamaya başlayıp uç kısımlarındaki beyazlar görülmeye başladı mı gıcık olup kesiyorum. Kocam "yine mi tırnaklarını kestin" diyerek (içinden manyak diye ekleme de yapıyordur herhalde) bana garip garip bakıyor.
- Bir diğer değişiklik de oje sürmemeye alışmış olmam. Hamileliğim sırasında kokusuna dayanamadığım için sürmüyordum, ama ayaklarıma sürmek çok rahatsız etmediğinden (burna uzaklar tabii) ancak ben ayaklarıma ulaşamadığım için sağolsun kocam sürüyordu. Yazın ojesiz ayaklarla açık ayakkabı, terlik giymekten hiç hoşlanmıyorum da. Ellerime dediğim gibi hala sürmedim. Aslında bir ara sürüp kısa tırnakta nasıl duracaklarını görmek istiyorum ama ya aklıma geldiğinde fırsatım olmuyor, ya da üşenip boşveriyorum. Eskisi gibi oje sür, kururken bozulursa tekrarla, rengi beğenmedin sil, kıyafete uymadı değiştir vs. için fazla vaktim yok. Bir ara denemeli ama önce tırnaklarımı keseyim yine :)
- Herkes doğumdan sonra bebeklerin karnındaki kıpırtılarını özleyeceksin demişti. Bana böyle birşey olmadı. Çocukların yerleri dar olduğu için aşırı tekme falan yemedim, belki onun etkisidir. Ama şu var, eskiden elimi karnıma koyar bebeklerim diye sever konuşurdum. Şimdi ise hala hafif şiş olan karnıma elimi koyduğumda altta yağların olduğunu biliyorum, hiç de hoşuma gitmiyor. Artık yavaş yavaş hareketlere başlasam iyi olacak galiba. Yine de ikiz doğuma göre gayet makul bir karnım var (ya da bana öyle geliyor) :)
- Hamilelikte saçlar güzelleşir ama doğum sonrası dökülür de demişlerdi. Hatta araştırmıştım, hamilelikte anafaz devresi uzuyormuş da o yüzden dökülmeden kalma süresi uzuyormuş, sonrasında dökülme başlıyormuş. Ne zaman başlayacak bilmiyorum, hatta hiç başlamasın istiyorum. Gür saçlı bir arkadaşım "doğumdan sonra saçlarım çok döküldü, böyle değillerdi" dediğinde bir onun gür, kalın telli saçlarına bir de kendimin o kadar gür olmasa da gayet iyi olan fakat ince telli saçlarıma bakmıştım. Şimdilik dökülmediler, mümkünse dökülmesinler.
- Sulu gözlülük, aynen devam. Hatta artık daha da arttı. Televizyonda bebekli, çocuklu birşey görünce gözlerim akmaya başlıyor. Hele bebeklere yapılan eziyetleri görünce, ay ay ay, hiç aklıma getirmeyeyim.
Gidip tırnak keseyim, koskoca 4 gün olmuş kesmeyeli :)
8 Kasım 2010 Pazartesi
Hazırım galiba - ekleme (hastaneden kaçtım)
Ek- Sabah yazdığım yazının ekini başa yazıyorum. Sabahtan beri hastanedeyiz. Kan ver NST'ye gir, şunu yap bunu yap derken bekliyoruz saatlerdir. Hastaneye yatışım yapıldığı için dışarıya çıkarmıyorlar, ama ben kaçtım öğlen arasında. Kan sonuçlarımı anestezi uzmanı görecekmiş, onu bekliyoruz. Kitap falan alıp yanıma öyle gideceğim. Bizim sorumluluğumuz altındasınız, dışarıya çıkaramayız, yatağınıza yatın diyorlar ama sıkılıyorum. Aynı odada 5 tane daha şiş göbek. Yapacak birşey yok. Özel oda ayarladık neyse ki ama işlemlerim normal koğuşun orada (farklı katlarda) yapıldığı için şimdilik 6 kişilik odada oturmam gerekiyor. Ben de bahçede oturup ara sıra tekmil veriyorum. Öğle tatili olunca da kaçtım işte :)
Neyse sorumu hatırladım. Bebeği ana kucağıyla mı çıkardınız hastaneden normal battaniyeye sararak mı? Biz 2 tane götürmek zorunda olduğumuz için sorayım dedim.
Bir de sezaryen için bilmem gereken ekstra şeyler var mı? Bildiklerim şunlar: Oje takı, parfüm falan olmayacak. Peki gerisi? İlk gece refakatçi de almıyorlarmış, yoğun bakımda oluyormuşum. Bebeklerin ve benim çantam odada olacak, ilk gece için bebeklerin nety ihtiyacı olur ki? Amaaannn, yarın göreceğiz işte. Haydi ben hastaneye geri döneyim
Normal yazı aşağıda:
Çantalarım hazır, yatış işlemlerini yapmak için bu sabah hastaneye gidiyoruz. Kan vereceğim, özel oda ayarlayacağım sonra da izinli çıkıp evdeki ıvır zıvırı halledip Ankara'dan gelecek olan babam ve ağabeyimi karşılayacağım. Şimdilik planlarım bunlar. Umarım bir aksilikle karşılaşmam. Bir arkadaşım kontrole diye gidip apar topar sezaryene alınmıştı, yanında eşi ve hastane çantaları da yoktu, telaşı siz düşünün. Bebeklerim bana böyle bir sürpriz yapmayacaklar, anlaştık biz onlarla.
Bir sürü şey yaptım ama bir sürü de eksiğim var biliyorum. Hala fotoğraflarımı koyamadım mesela, tembelim bu konuda. Onların yerine hazırda başka bir fotoğraf var, onu koyayım bari.
Şiş ellerimin ve göbeğimin ucunun göründüğü bu fotoğraf Chicco'nun erkek bebekler için (renk farkı var sadece) yıldız projeksiyonlu, müzikli gece lambası. Bebeklerimiz için böyle bir şey bakıyorduk ne zamandır. Bir gün üye olduğum bir siteden bülten geldi (http://www.bebek.com/). Chicco'dan 100., 200. vs. kişilere olmak üzere toplam 10 kişiye çeşitli hediyeler veriyorlardı. Haydi form doldurayım dedim. 1-2 hafta sonra yetkili kişiden kazananlardan biri olduğuma dair bir mail aldım. Hediyelerden yollamak için bebeğimin cinsiyetini soruyorlardı. Ben de ikisinden de var, siz diğer kazananlara göre ayarlama yapın demiştim. Bir de hediyemin ne olduğunun belli olup olmadığını sormuş mümkünse projeksiyonlu gece lambasını istediğimi söylemiştim. Sonuçta elime geçen ürün aynen istediğimiz şey oldu. Bebeklerim kısmetleriyle birlikte geliyorlar. Umarım hep böyle olur, hayatları boyunca iyiliklerle, güzelliklerle karşılaşırlar.
Sezaryen olan annelere sormak istediğim birşey vardı aslında ama ne olduğunu unuttum. Belki hatırlar yazarım. Hastaneye gidip gelelim de.
Kocam da dün oda süslemesi için bebeklerimizin ilk isimlerinin başharflerinin köpüklerini hazırladı. Etrafını kaplayacak, süsleyecek ve harika birşey oluşturacak anladığım kadarıyla. Artık fotoları toptan yayınlarım kendime geldiğimde.
Haydi bakalım hazırlanayım ben artık.
Neyse sorumu hatırladım. Bebeği ana kucağıyla mı çıkardınız hastaneden normal battaniyeye sararak mı? Biz 2 tane götürmek zorunda olduğumuz için sorayım dedim.
Bir de sezaryen için bilmem gereken ekstra şeyler var mı? Bildiklerim şunlar: Oje takı, parfüm falan olmayacak. Peki gerisi? İlk gece refakatçi de almıyorlarmış, yoğun bakımda oluyormuşum. Bebeklerin ve benim çantam odada olacak, ilk gece için bebeklerin nety ihtiyacı olur ki? Amaaannn, yarın göreceğiz işte. Haydi ben hastaneye geri döneyim
Normal yazı aşağıda:
Çantalarım hazır, yatış işlemlerini yapmak için bu sabah hastaneye gidiyoruz. Kan vereceğim, özel oda ayarlayacağım sonra da izinli çıkıp evdeki ıvır zıvırı halledip Ankara'dan gelecek olan babam ve ağabeyimi karşılayacağım. Şimdilik planlarım bunlar. Umarım bir aksilikle karşılaşmam. Bir arkadaşım kontrole diye gidip apar topar sezaryene alınmıştı, yanında eşi ve hastane çantaları da yoktu, telaşı siz düşünün. Bebeklerim bana böyle bir sürpriz yapmayacaklar, anlaştık biz onlarla.
Bir sürü şey yaptım ama bir sürü de eksiğim var biliyorum. Hala fotoğraflarımı koyamadım mesela, tembelim bu konuda. Onların yerine hazırda başka bir fotoğraf var, onu koyayım bari.
Sezaryen olan annelere sormak istediğim birşey vardı aslında ama ne olduğunu unuttum. Belki hatırlar yazarım. Hastaneye gidip gelelim de.
Kocam da dün oda süslemesi için bebeklerimizin ilk isimlerinin başharflerinin köpüklerini hazırladı. Etrafını kaplayacak, süsleyecek ve harika birşey oluşturacak anladığım kadarıyla. Artık fotoları toptan yayınlarım kendime geldiğimde.
Haydi bakalım hazırlanayım ben artık.
7 Kasım 2010 Pazar
Çok lazımdı
Son hazırlıklarla uğraşmam gerekirken ben oturmuş yıllardır yapmadığım bir şeyi yapıyorum kaç gündür harıl harıl. Ellerimdeki eklemler ağrıyor, kocam ve bilimum kişi bana manyak gözüyle bakıyor ama ne yapayım, belki de gerçekten manyadım :)

Dantelden hiç anlamam. Örgü örerim ama kazakların boynuna vs. gelince anneme devrederim. Ben örüyorum sayılmaz yani. Tek bildiğim el işi yukarıda görmüş olduğunuz iğne oyası motifi. Aslında bir de çarkıfelek motifi biliyordum ama unutmuşum, belki çıkartırım uğraşsam. Bunu da yıllaaaaaar önce, işe ilk başladığım zamanlarda öğrenmiştim. Kendime ve anneme oda takımı şeklinde kareler hazırlamıştım. Sonra bu motiften masa örtüsü yapayım demiştim de yıllarca süründürüp sonunda şömentabla boyutlarına getirebilmiştim. Sadece yaz tatillerinde yaptığım için elime aldığımda beni görenler bu ferulago klasiğine gülmeye başlamıştı. Derken tatillerde de yapamaz oldum nedense. Hatta düşünüyorum da, son 3 yıldır elime bile almamışım. Ankara'da toparlanırken iş torbam elime geçti ve evime gideceklerin arasına sıkıştırıverdim. Geçen hafta da tekrar yapmaya başladım nedense. Önce motifi hatırlamaya çalıştım. Yıllardır elimi sürmememe rağmen unutmamışım, çok şaşırdım. Amacım bu parçayı şömentablanın kenarına ekleyerek masa örtüsü boyutlarına getirmek yine ama görenlere kızıma çeyiz yapıyorum diyorum (belki daha az manyak derler diye). Ama bu gidişle gerçekten de kızımın çeyizine yetişecek gibi :)
Karnı burnunda kadınsın, otur da bebek bakımıyla vs. ilgili iki satır kitap oku, olmadı yat uyu, ya da ders çalış ama yok, televizyon karşısına geçiyorum nineler gibi, alıyorum elime tığımı, ipimi, iğnemi, başlıyorum minik minik motifler yapmaya. Belki manyağım ama mutluyum, gerisini boşverdim. Bir 3 sene daha elime alamam sanıyorum, arada hasret gidermiş oldum işte. :)
Dantelden hiç anlamam. Örgü örerim ama kazakların boynuna vs. gelince anneme devrederim. Ben örüyorum sayılmaz yani. Tek bildiğim el işi yukarıda görmüş olduğunuz iğne oyası motifi. Aslında bir de çarkıfelek motifi biliyordum ama unutmuşum, belki çıkartırım uğraşsam. Bunu da yıllaaaaaar önce, işe ilk başladığım zamanlarda öğrenmiştim. Kendime ve anneme oda takımı şeklinde kareler hazırlamıştım. Sonra bu motiften masa örtüsü yapayım demiştim de yıllarca süründürüp sonunda şömentabla boyutlarına getirebilmiştim. Sadece yaz tatillerinde yaptığım için elime aldığımda beni görenler bu ferulago klasiğine gülmeye başlamıştı. Derken tatillerde de yapamaz oldum nedense. Hatta düşünüyorum da, son 3 yıldır elime bile almamışım. Ankara'da toparlanırken iş torbam elime geçti ve evime gideceklerin arasına sıkıştırıverdim. Geçen hafta da tekrar yapmaya başladım nedense. Önce motifi hatırlamaya çalıştım. Yıllardır elimi sürmememe rağmen unutmamışım, çok şaşırdım. Amacım bu parçayı şömentablanın kenarına ekleyerek masa örtüsü boyutlarına getirmek yine ama görenlere kızıma çeyiz yapıyorum diyorum (belki daha az manyak derler diye). Ama bu gidişle gerçekten de kızımın çeyizine yetişecek gibi :)
Karnı burnunda kadınsın, otur da bebek bakımıyla vs. ilgili iki satır kitap oku, olmadı yat uyu, ya da ders çalış ama yok, televizyon karşısına geçiyorum nineler gibi, alıyorum elime tığımı, ipimi, iğnemi, başlıyorum minik minik motifler yapmaya. Belki manyağım ama mutluyum, gerisini boşverdim. Bir 3 sene daha elime alamam sanıyorum, arada hasret gidermiş oldum işte. :)
5 Kasım 2010 Cuma
Son kontrol
Bugün son kontrolümüze girdik. Doktorum herşeyin normal olduğunu söyledi. Bebekler de, plasentalar da, amniyon sıvıları da gayet iyi durumdaymış. "Seni NST'ye bağlayayım" dediğinde önce bir sorun mu var diye endişe ettim. Ama sorun yokmuş, "dosyanın içine NST çıktısını da koyarsın, bağlanmadım demezsin" deyince rahatladım. Bebeklerimizin kalp atışlarını bir kez de o cihazda izledik, kasılma olmadığını gördük ve rahatladık. Artık Salı gününe hazırız. Bugün annem Ankara'dan yanımıza geliyor. Evdeki ufak tefek işleri halledeceğiz, hep birlikte hazırlıklarımızı tekrar gözden geçireceğiz.
Pazartesi yatış işlemlerimi yaptırmaya ve tahlil için kan vermeye hastaneye gideceğiz. Sonrasında izinli olarak eve çıkıp salı günü direkt ameliyata gireceğim. Özel odamızı da ayarladık mı değmeyin keyfime :)
Pazartesi yatış işlemlerimi yaptırmaya ve tahlil için kan vermeye hastaneye gideceğiz. Sonrasında izinli olarak eve çıkıp salı günü direkt ameliyata gireceğim. Özel odamızı da ayarladık mı değmeyin keyfime :)
4 Kasım 2010 Perşembe
Amanın aşeriyorum
Durdum durdum doğuma 5 gün kala aşermeye başladım. Neden bilmiyorum ama bu aralar canım tatlı çekiyor, hatta direkt ne olduğunu söyleyebilirim: şekerpare. Dün akşam yemekten sonra oturdum tariflere baktım ama üşendim. Zaten daha önce hiç yapmadığım için beceremezsem diye korktum. Sonuçta yiyemedim tabii. Bir şekilde idare ettim. Ama bu akşam dayanamadım artık. Yemekten sonra resmen şekerpareler, baklavalar gözümün önünde uçuşmaya başladı. Kocam "istersen gidip alayım" deyince tamam dedim. Kocasını gece yarılarında garip şeyler almaya yollayan kadınlardan olmak istemedim hiç. Olmadım da neyse ki. İlk 3 ay içindeykendi sanıyorum, bir akşam Survivor'da ödül oyunu sonunda pizza yerlerken canım çekmişti, onda da hemen telefonla sipariş vermiştik. Bundan başka bir şeye aşermem olmamıştı. (O zaman Ankara'daki doktoruma gitmeye başlamamıştık yoksa pizza mı, hayatta yiyemezdim). Neyse. Baktım kocam hevesle giyinmeye gitti. "Yaşasın karım aşerdi, ben de birşeyler almaya gidiyorum" diye uçarcasına çıktı. Ben zahmet olmasın derken içinde ukte kalmış meğer kocamın.
Yakınlardaki 2 pastanede bulamayınca kurtarıcımız olan Migros'a gitmiş. Sağolsun hem baklava hem şekerpare almış. (Baklava kuru baklava olsa daha mutlu olacaktım ama şekerpareleri afiyetle mideye indirirken mutlulukla gülümsüyordum).
Neden böyle oldum bilmiyorum. Hava soğudukça bünye enerji olsun diye istiyor desem bilakis havalar güzel gidiyor. Süt üretimi için enerji lazım desem asıl gereken bol su içmek biliyorum. Su içmeyince vücut içirmek için bu yöntemi buldu desem, bilmiyorum işte. Sonuç olarak doğuma 5 gün kala aşermeye başladım ya, ne cins kadınım ben :)
Yakınlardaki 2 pastanede bulamayınca kurtarıcımız olan Migros'a gitmiş. Sağolsun hem baklava hem şekerpare almış. (Baklava kuru baklava olsa daha mutlu olacaktım ama şekerpareleri afiyetle mideye indirirken mutlulukla gülümsüyordum).
Neden böyle oldum bilmiyorum. Hava soğudukça bünye enerji olsun diye istiyor desem bilakis havalar güzel gidiyor. Süt üretimi için enerji lazım desem asıl gereken bol su içmek biliyorum. Su içmeyince vücut içirmek için bu yöntemi buldu desem, bilmiyorum işte. Sonuç olarak doğuma 5 gün kala aşermeye başladım ya, ne cins kadınım ben :)
3 Kasım 2010 Çarşamba
Soruyorum
Daha önce sezaryene girmiş olan annelere sorum var. Ameliyat öncesi yapmam ya da yanımda götürmem gereken önemli şeyler var mı? Ya da sonrasında? Ya da bu son 6 gün içerisinde uyumak haricinde (yatma pozisyonu açısından sıkıntım olmasa bile pek uyuyamıyorum nedense) "şunu da yap, sonra uzun süre fırsatın olmayacak, halin kalmayacak" dediğiniz, diyeceğiniz şeyler var mı?
Bir makale düzeltmem var, bir tane de bitirip yollamam gereken. Bebek çarşaflarımı falan yıkadım, ütülemem, hastane çantama 2 battaniye ve 1-2 body eklemem, mp3 player'ımı şarj edip yanıma almam (bilmem fırsat olur mu) gerek daha. Ama aklıma başka birşey gelmiyor, yardımlarınızı bekliyorum.
Kocama not: Hayatım, fotoları aktar artık da doğuma girmeden bloguma koyabileyim :)
Bir makale düzeltmem var, bir tane de bitirip yollamam gereken. Bebek çarşaflarımı falan yıkadım, ütülemem, hastane çantama 2 battaniye ve 1-2 body eklemem, mp3 player'ımı şarj edip yanıma almam (bilmem fırsat olur mu) gerek daha. Ama aklıma başka birşey gelmiyor, yardımlarınızı bekliyorum.
Kocama not: Hayatım, fotoları aktar artık da doğuma girmeden bloguma koyabileyim :)
2 Kasım 2010 Salı
Büyük gün belli oldu
Dün kontrolümüz gayet iyi geçti. Bebekler iyiymiş, plasentam idare ediyormuş. Ben bir aralar 3 Kasım'dan önce doğmayın diyordum bebeklerime. Açıkçası bu kadar gelebileceğimi pek düşünmemiştim. Çevremde ikizi olan arkadaşlarım 36. haftaya kadar ancak dayandıklarını söylemişlerdi çünkü. Herhalde fazla kilo almadığım için olsa gerek, bebeklerimin toplamda 6 kg'dan fazla olmalarına rağmen hala Migros'a kaçıp gezip gelebiliyorum. Kocam yollarda doğuracağımdan korkuyor hatta.
Konuyu dağıtmayayım. Doktorum "istersen 3 Kasım'da alayım ama benim tercihim 38. haftaya girmek olacaktır, 9 veya 10 Kasım daha uygun" dedi. Ben de durabildikleri kadar durmalarını istediğim için 9 Kasım olsun dedim. 10 Kasım'da Atatürk'ün ölüm yıldönümünde yaşgünü yapamam bebeklerime, o yüzden 9'u tercih ettim. Hatta muayeneye giderken 9 Kasım olması durumunda o tarihte de piyango bileti alıp bebeklerim için ayrı bir arşiv oluşturmaya karar vermiştim.
9 Bizim için hep önemli tarihleri barındırır oldu nedense. Kocamın yaşgünü 9 Şubat, evlilik yıldönümümüz 9 Ekim, ilk bebeğimizi kaybettiğimizi öğrendiğimiz gün 9 Nisan, bebeklerimizin ikiz olduğunu öğrendiğimiz tarih yine 9 Nisan. Şimdi de bebeklerimin doğum günü 9 Kasım olacak. Ne güzel.
Muayeneden çıkar çıkmaz hemen sonu 9 ile biten bir bilet aldım bebeklerimin biri için. Diğeri için de ayrı bir bilet aldım ki ileride "biz iki kişiyiz, neden tek bilet aldın bize" gibi bir sitemle karşılaşmayayım. (Ben olsam sitem ederdim çünkü).
Artık tarih kesinleşince herşey daha bir gerçek oluyor sanki. Hamile olmaya öyle alıştım ki sanki hep hamileymişim gibi geliyor bana. Ya da daha önce dediğim gibi bu son 10 haftadır evde olduğum için zaman daha yavaş geçiyor belki de. Ama tam bir hafta sonra bu saatlerde bebeklerim kollarımda olacak. Sağlıklı olduklarını görmek en büyük dileğim.
Konuyu dağıtmayayım. Doktorum "istersen 3 Kasım'da alayım ama benim tercihim 38. haftaya girmek olacaktır, 9 veya 10 Kasım daha uygun" dedi. Ben de durabildikleri kadar durmalarını istediğim için 9 Kasım olsun dedim. 10 Kasım'da Atatürk'ün ölüm yıldönümünde yaşgünü yapamam bebeklerime, o yüzden 9'u tercih ettim. Hatta muayeneye giderken 9 Kasım olması durumunda o tarihte de piyango bileti alıp bebeklerim için ayrı bir arşiv oluşturmaya karar vermiştim.
9 Bizim için hep önemli tarihleri barındırır oldu nedense. Kocamın yaşgünü 9 Şubat, evlilik yıldönümümüz 9 Ekim, ilk bebeğimizi kaybettiğimizi öğrendiğimiz gün 9 Nisan, bebeklerimizin ikiz olduğunu öğrendiğimiz tarih yine 9 Nisan. Şimdi de bebeklerimin doğum günü 9 Kasım olacak. Ne güzel.
Muayeneden çıkar çıkmaz hemen sonu 9 ile biten bir bilet aldım bebeklerimin biri için. Diğeri için de ayrı bir bilet aldım ki ileride "biz iki kişiyiz, neden tek bilet aldın bize" gibi bir sitemle karşılaşmayayım. (Ben olsam sitem ederdim çünkü).
Artık tarih kesinleşince herşey daha bir gerçek oluyor sanki. Hamile olmaya öyle alıştım ki sanki hep hamileymişim gibi geliyor bana. Ya da daha önce dediğim gibi bu son 10 haftadır evde olduğum için zaman daha yavaş geçiyor belki de. Ama tam bir hafta sonra bu saatlerde bebeklerim kollarımda olacak. Sağlıklı olduklarını görmek en büyük dileğim.
1 Kasım 2010 Pazartesi
Önemli bir gün
Bugün tekrar kontrole gidiyoruz. Doktorum plasentamın durumuna bakacak ve sezaryen günümüz (büyük ihtimalle) belli olacak. Bende henüz Braxton-Hicks kasılmaları başlamadı, ya da var da ben anlamıyorum. Bebekler bu gidişle 40. haftayı çıkarır diye gülüşüyoruz kocamla. Tabii doktoruma göre bu bir kriter değil. "Herşey normalken bir anda suyun geliverir, belli olmaz bu işler" demişti. Neyse ki geçen hafta kongredeyken birşey olmadı. Arada Kurban Bayramı olacak olmasa olabildiğince beklemek istiyoruz (tabii plasenta veya bebeklerde bir sorun yoksa) ama ya bayramda gelmeye karar verirlerse diye de korkuyoruz. Tüm memurların ve benim de normalde evime gidebilmek için hasretle beklediğim 9 günlük tatil bu sefer uymadı bize. Bakalım ne olacak. Ama Kasım ayında doğacakları kesin yavrularımızın. Hele bugünkü gibi güneşli bir gün olursa ne de güzel olur :)
27 Ekim 2010 Çarşamba
Beşik kertmesi
Hayır hayır, bebeklerimi kertmiyorum, onlarla ilgili değil bu. Gerçi beşik kertmesi yapacak olsak etrafta pek çok bebek var kertilecek. Geçenlerde bir belgesel izlemiştim, onunla ilgili bu. Yazayım derken unutuyorum hep, ancak aklıma geldi.
Yabani hayatla ilgili bir belgeselin çakallarla ilgili bölümüne denk gelmiştim geçenlerde. Anlatıcının dediğine göre çakallar yavrularını tek başına değil, ilerideki eşleriyle birlikte büyütürlermiş. Çakallar çift olarak avlanırmış, onun için küçükten birbirlerine alıştırıyorlar demek ki. Beşik kertmesi değilse nedir bu?
:)
Yabani hayatla ilgili bir belgeselin çakallarla ilgili bölümüne denk gelmiştim geçenlerde. Anlatıcının dediğine göre çakallar yavrularını tek başına değil, ilerideki eşleriyle birlikte büyütürlermiş. Çakallar çift olarak avlanırmış, onun için küçükten birbirlerine alıştırıyorlar demek ki. Beşik kertmesi değilse nedir bu?
:)
26 Ekim 2010 Salı
Yoğun bir gün
İzne ayrıldım ama bu proje işleriyle ilgilenmeme engel olmuyor. Ara rapor verme zamanımız geldi yine. Önceki raporları da ben hazırladığım için konuya hakim olduğumdan izne ayrılırken hocama endişelenmemesini söylemiş, bir sonraki raporu hazırlayacağım garantisini vermiştim. Bebeklerim de sağolsunlar erken gelmeyerek annelerine yardımcı oldular ve raporu tamamlayıp imzalanmak üzere hocama gönderebildim. Üzerimden büyük bir yük kalktı böylece. Ah bir de doçentlik sınavı için ders çalışabilsem :(
Son bir alışveriş daha yaptım bugün. Hala fotoğraflarını koyamadığım alışverişlerimden sonra kalan tek eksiğim süt pompasıydı (süt saklama poşetlerimi daha önce almıştım). Onu da özellikle almamıştım çünkü hediye gelecekti. Bölümdeki hocalarım ve arkadaşlarım yardımcı doçent atamam nihayet yapıldığı için bana bir hediye almak istiyorlardı. Genelde bilimsel aşamalarda çalışma konusuyla ilgili kitap, kalem, çerçeve vs. alınır ama benim durumum farklı olduğu için bebeklerin işine yarayan birşey alalım dediler sağolsunlar. Böylece rayiç olarak belirlenen miktarı bana yolladılar, ben de üzerine ekleme yapıp ne zamandır araştırdığım, kullanıcı yorumlarının gayet iyi olduğu Medela pilli ve elektrikli süt pompamın siparişini verdim.
İkiz bebeklerim olacağı için sütümün yetip yetmeyeceğini bilmiyorum. İki farklı görüş var hekimler arasında. Bazıları yetmeyeceğini, gıda takviyesi yapılması gerektiğini söylüyor, diğerleri doğanın bunu da hesaba katarak anneye bol süt vereceğini. Bildiğim kadarıyla süt için yapılacak şey bol su içmek ve bebeklerin emmesi. Süt emildikçe yenisinin oluşması için annenin beynine uyarı gidiyor, böylece daha fazla süt üretiliyor eğer yanlış bilmiyorsam. Bunun için de yapılacak şey bebekler ilk etapta emmese bile sütü bir şekilde boşaltmak, ki yenisi yapılabilsin. İşte pompa burada devreye giriyor.
Teorikte canavar gibiyim ama pratiği yaşayarak göreceğiz tabii. :)
Son bir alışveriş daha yaptım bugün. Hala fotoğraflarını koyamadığım alışverişlerimden sonra kalan tek eksiğim süt pompasıydı (süt saklama poşetlerimi daha önce almıştım). Onu da özellikle almamıştım çünkü hediye gelecekti. Bölümdeki hocalarım ve arkadaşlarım yardımcı doçent atamam nihayet yapıldığı için bana bir hediye almak istiyorlardı. Genelde bilimsel aşamalarda çalışma konusuyla ilgili kitap, kalem, çerçeve vs. alınır ama benim durumum farklı olduğu için bebeklerin işine yarayan birşey alalım dediler sağolsunlar. Böylece rayiç olarak belirlenen miktarı bana yolladılar, ben de üzerine ekleme yapıp ne zamandır araştırdığım, kullanıcı yorumlarının gayet iyi olduğu Medela pilli ve elektrikli süt pompamın siparişini verdim.
İkiz bebeklerim olacağı için sütümün yetip yetmeyeceğini bilmiyorum. İki farklı görüş var hekimler arasında. Bazıları yetmeyeceğini, gıda takviyesi yapılması gerektiğini söylüyor, diğerleri doğanın bunu da hesaba katarak anneye bol süt vereceğini. Bildiğim kadarıyla süt için yapılacak şey bol su içmek ve bebeklerin emmesi. Süt emildikçe yenisinin oluşması için annenin beynine uyarı gidiyor, böylece daha fazla süt üretiliyor eğer yanlış bilmiyorsam. Bunun için de yapılacak şey bebekler ilk etapta emmese bile sütü bir şekilde boşaltmak, ki yenisi yapılabilsin. İşte pompa burada devreye giriyor.
Teorikte canavar gibiyim ama pratiği yaşayarak göreceğiz tabii. :)
25 Ekim 2010 Pazartesi
35+6
Bugün yine kontrolümüz vardı. Artık doğum yaklaştığı için kontrollerimiz de sıklaştı. Kontrollerde özellikle plasenta yaşlanmama bakıyor doktorum. Şimdilik herşey normalmiş, ama haftaya tekrar görmek istedi. Hem haftaya sezaryen günü de kesinleşecek. Plasentanın durumuna göre karar verilecek sanıyorum. Calgon esprim bu sefer aklıma gelmedi neyse ki.
Bebekler normal, biraz kilo almışlar, ikisi de 3 kiloya yakın sanıyorum. Asıl bakılan şey Doppler (plasentadaki kanlanma durumu) olduğu için ölçümlerle fazla uğraşmadı doktorum.
Bu hafta doktorum kongrede olacak. Bebeklerime o yokken gelmemeleri için telkinde bulunuyorum. Rahatları yerinde görünüyor zaten, çıkmaya niyetleri yok gibi, ama belli olmaz elbette. Doktorum "işten çıktığımda hiçbir şey yokken 2 saat sonra doğuma girmiştim ben de, suyun gelirse doğum başlar" dedi. O yokken olmaz umarım, ama olursa da yapacak birşey yok tabii ki. Ben bebeklerimin söz dinleyeceğine inanıyorum. Annelerini kırmaz onlar.
Hala bebeklerime aldığım yatağın vs. fotoğraflarını koymadım biliyorum ama içimden gelmiyor açıkçası. Deniz'den iyi bir haber duymayı bekliyorum. Umarım herşey yolundadır. Kızlar güçlü olur ne de olsa.
Bebekler normal, biraz kilo almışlar, ikisi de 3 kiloya yakın sanıyorum. Asıl bakılan şey Doppler (plasentadaki kanlanma durumu) olduğu için ölçümlerle fazla uğraşmadı doktorum.
Bu hafta doktorum kongrede olacak. Bebeklerime o yokken gelmemeleri için telkinde bulunuyorum. Rahatları yerinde görünüyor zaten, çıkmaya niyetleri yok gibi, ama belli olmaz elbette. Doktorum "işten çıktığımda hiçbir şey yokken 2 saat sonra doğuma girmiştim ben de, suyun gelirse doğum başlar" dedi. O yokken olmaz umarım, ama olursa da yapacak birşey yok tabii ki. Ben bebeklerimin söz dinleyeceğine inanıyorum. Annelerini kırmaz onlar.
Hala bebeklerime aldığım yatağın vs. fotoğraflarını koymadım biliyorum ama içimden gelmiyor açıkçası. Deniz'den iyi bir haber duymayı bekliyorum. Umarım herşey yolundadır. Kızlar güçlü olur ne de olsa.
20 Ekim 2010 Çarşamba
35+1 ve kargom
Bir arkadaşım son zamanlarda iyice şişeceksin demişti, gerçekten de öyleymiş. Ayaklarımdan sonra ellerim de iyice şişmeye başladı bugün. Hatta ağız mukozam bile şişiyor da konuşmam pelteleşiyor gibi geliyor bana. Onun haricinde bir sıkıntım yok neyse ki. Paytaklığım iyice arttı, göbek açık ara önde gidiyor. İyice komik görünüyorum :)
Kargomun bir parçası daha nihayet geldi. El ayak izi çerçevelerinin bu kadar büyük olduğunu farketmemiştim internet sayfasında. Meğerse kocaman şeylermiş. Uyku setim ise pek şirin ama içinden çıkması gereken yastığı çıkmadı. Hemen firmaya yazdım, bir de telefon ettim. Bakalım ne olacak. Fotoğrafını henüz çekmedim, çekince koyacağım. Daha doğrusu çekmeye, bilgisayara aktarmaya üşeniyorum diyelim. Kocam gelince ondan rica ederim :) Son dönemlerde üşengeçlik de başlıyor anlaşılan.
Kargomun bir parçası daha nihayet geldi. El ayak izi çerçevelerinin bu kadar büyük olduğunu farketmemiştim internet sayfasında. Meğerse kocaman şeylermiş. Uyku setim ise pek şirin ama içinden çıkması gereken yastığı çıkmadı. Hemen firmaya yazdım, bir de telefon ettim. Bakalım ne olacak. Fotoğrafını henüz çekmedim, çekince koyacağım. Daha doğrusu çekmeye, bilgisayara aktarmaya üşeniyorum diyelim. Kocam gelince ondan rica ederim :) Son dönemlerde üşengeçlik de başlıyor anlaşılan.
15 Ekim 2010 Cuma
Diğer kargom hala yok
Uyku setim, bebek el-ayak izi çıkarma zımbırtılarım ve küvetim sipariş vereli 2 gün oldu ama hala üretici firmadan bekleniyormuş. Bir süre sonra temin edilemedi diyecekler diye korkuyorum çünkü özellikle uyku setini çok beğenerek seçmiştim. Başka sitelerde de aynısından bulamadım. Yarın belli olur herhalde. Kardeşim, madem temini zor ürünler bunlar, sitenize koyarken teyit etsenize firmadan. Ürünlerin kontrolünü hiç mi yapmıyorlar. İnsan zaman zaman envanter bilgisi sorar, ürün yoksa ona göre kendi sitesini günceller değil mi. Bakalım yarın ne diyecekler.
Yarın doktor kontrolümüz var. Heyecanımız giderek artıyor. Bebeklerimizi görmek ve iyilik haberlerini almak için sabırsızlanıyoruz. Ankara'daki doktorum 28 ve 34. haftaların bizim için dönüm noktaları olduğunu söylemişti. Artık bebeklerim doğsa bile yaşayacak durumdalar ama bizim dileğimiz en az 3 hafta daha beklemeleri. İyice ağırlaştım, artık sadece başparmaklarım değil tüm parmaklarım ağrıyor, otururken uygun bir pozisyon bulamıyorum, tuvalete gidiş sıklığım daha da arttı (bebeklerim mesanemle oynuyor galiba :) ), yemek yerken masaya yanaşamıyorum, telefonla konuşurken bile nefes nefese kalmaya başladım, ayaklarım yine şişmeye başladı ama olsun. Gerekirse yatak istirahatine de razıyım, yeter ki bebeklerim sağlıklı doğsunlar ve erken gelmesinler. Dışarıda hava soğuk, yağmurlu, erken gelip ne yapacaksınız diyorum onlara. Hem uyku setleri de gelmedi. Dursunlar yerlerinde :)
Bu arada kocam bebek el ve ayak izi yerine üç boyutlu el ve ayak maketi hazırlayan bir site bulmuş. Bana internettteki fotoğrafları gösterdi. Minik bir fanus içinde bilekten kesik bir el veya ayak var. İğrendim resmen. İz çıkartmak süper bir fikir bence ama diğeri kesinlikle saçmalık. Siz de görseniz aynı şeyi derdiniz eminim. Daha fazla iğrenmemek için link falan koymuyorum buraya. İçim bir tuhaf oldu yine.
Yarın doktor kontrolümüz var. Heyecanımız giderek artıyor. Bebeklerimizi görmek ve iyilik haberlerini almak için sabırsızlanıyoruz. Ankara'daki doktorum 28 ve 34. haftaların bizim için dönüm noktaları olduğunu söylemişti. Artık bebeklerim doğsa bile yaşayacak durumdalar ama bizim dileğimiz en az 3 hafta daha beklemeleri. İyice ağırlaştım, artık sadece başparmaklarım değil tüm parmaklarım ağrıyor, otururken uygun bir pozisyon bulamıyorum, tuvalete gidiş sıklığım daha da arttı (bebeklerim mesanemle oynuyor galiba :) ), yemek yerken masaya yanaşamıyorum, telefonla konuşurken bile nefes nefese kalmaya başladım, ayaklarım yine şişmeye başladı ama olsun. Gerekirse yatak istirahatine de razıyım, yeter ki bebeklerim sağlıklı doğsunlar ve erken gelmesinler. Dışarıda hava soğuk, yağmurlu, erken gelip ne yapacaksınız diyorum onlara. Hem uyku setleri de gelmedi. Dursunlar yerlerinde :)
Bu arada kocam bebek el ve ayak izi yerine üç boyutlu el ve ayak maketi hazırlayan bir site bulmuş. Bana internettteki fotoğrafları gösterdi. Minik bir fanus içinde bilekten kesik bir el veya ayak var. İğrendim resmen. İz çıkartmak süper bir fikir bence ama diğeri kesinlikle saçmalık. Siz de görseniz aynı şeyi derdiniz eminim. Daha fazla iğrenmemek için link falan koymuyorum buraya. İçim bir tuhaf oldu yine.
14 Ekim 2010 Perşembe
Kargom geldi
Dün verdiğimiz sipariş bugün elimize geçti. Ana kucağı-oto koltuklarında sorun yoktu ama yatağın tabii ki kurulması gerekiyordu. Öğleden sonra kocamla yatağı kurmaya uğraştık. Kullanma kılavuzundaki resimler ve talimatlar pek açık olmadığı için biraz da deneme yanılma yöntemiyle yatağı kurmayı başardık. Yolladıkları bebek çantaları da pek şeker, pek kullanışlı olacak sanıyorum ileride. Tek sorunumuz hediye olarak gelen viskon yatağın ölçülerinin yanlış olması. Firmayı aradığımda defalarca özür dilediler, iade etmemi, doğru ölçülerde olanı hemen yollayacaklarını söylediler. Bir kez daha puan kazandılar benden.
Bu yatak için internette kapılardan geçmiyor gibi eleştiriler okumuştum ama umursamamıştım. Gerçekten de geçmiyor ama yatağı neden oradan oraya götürmek isteyeyim ki. Gerekirse hafifçe katlar gibi yapar taşırım, o kadar da sorun değil benim için.
Fotoğrafları henüz koymuyorum çünkü yatağın içine aldığım uyku seti henüz gelmedi. O da gelsin, ondan sonra resimlerini koyarım hepsinin.
Kocamla yatağa ve koltuklara bakıp bakıp sırıtıyoruz :)
Bu yatak için internette kapılardan geçmiyor gibi eleştiriler okumuştum ama umursamamıştım. Gerçekten de geçmiyor ama yatağı neden oradan oraya götürmek isteyeyim ki. Gerekirse hafifçe katlar gibi yapar taşırım, o kadar da sorun değil benim için.
Fotoğrafları henüz koymuyorum çünkü yatağın içine aldığım uyku seti henüz gelmedi. O da gelsin, ondan sonra resimlerini koyarım hepsinin.
Kocamla yatağa ve koltuklara bakıp bakıp sırıtıyoruz :)
13 Ekim 2010 Çarşamba
Eksiğimiz kalmadı galiba
Artık son dönemece girdiğimize göre son hazırlıklarımızı da tamamlayalım dedik ve kocamla alışverişe çıktık. Alışverişimiz sanal oldu aslında, internet sağolsun. Bu havada orada burada gezmek yerine en uygun fiyat neredeymiş araştırabildik.
3-4 ay önce, ben daha bu kadar büyümeden, kocamla baktığımız ve beğendiğimiz Kraft marka park yatak ve ana kucağı-oto koltukları vardı. Onların fiyatlarını tekrar araştırdık, daha önce baktığımız yere de sorarak kontrol ettik. Sonuç olarak internetteki bir siteden (www.ozelcan.com) en uygun şekilde aldık. Buranın adını daha önce de duymuştum aslında. Merkezi Ankara-Ulus'ta olan bir şirket. Bir arkadaşım oradan peşin alındığı taktirde oldukça iyi indirim yapıldığı söylemişti. Artık oraya gitme imkanımız olmadığına göre internet sitelerinden alışveriş yapalım dedik. İstediğimiz park yatak en uygun fiyata oradaydı, ayrıca fiyatı daha da uygun hale getiren viskon yatak hediyesi vardı. Bir de üstüne 150 TL ve üzeri alışverişlerde 1 adet Baby Nature bebek bakım çantası veriyorlardı. 2 tane de ana kucağı alacağım için arayıp müşteri temslcisiyle konuştum ve bana iki çanta yollanması hususunda anlaştık. Olmasaydı da siparişi iki seferde verecektim zaten. Bu sayede, hem ilk baktığımız yerdeki fiyattan toplamda 47 lira daha ucuza aldık, hem de ekstra olarak 70-80 liralık yatak ve iki adet 59 liralık çanta almış olduk. Bunları da hesaplarsak eğer 245 lira kardayız, diğer alışverişimiz bedavaya geldi anlayacağınız.
Başka bir siteden de park yatak içine yorganı, yastığı, kenar koruması olan bir uyku seti, bebek küveti ve en önemli şeylerden olan bebeklerimizin el ve ayak izlerini çıkartabileceğimiz hamur setlerinden aldık. Böylece eksiklerimiz tamamlandı. Pardon, şu anda tek bir eksiğim var, emzirme pompası. O da hediye geleceği için eksik sayılmaz aslında.
Şimdi tek beklediğimiz bebeklerimiz. Geldiklerinde herşeyleri hazır olacak yavrularımızın. Heyecanımız günbegün artıyor, bakalım bu son haftalar nasıl geçecek.
3-4 ay önce, ben daha bu kadar büyümeden, kocamla baktığımız ve beğendiğimiz Kraft marka park yatak ve ana kucağı-oto koltukları vardı. Onların fiyatlarını tekrar araştırdık, daha önce baktığımız yere de sorarak kontrol ettik. Sonuç olarak internetteki bir siteden (www.ozelcan.com) en uygun şekilde aldık. Buranın adını daha önce de duymuştum aslında. Merkezi Ankara-Ulus'ta olan bir şirket. Bir arkadaşım oradan peşin alındığı taktirde oldukça iyi indirim yapıldığı söylemişti. Artık oraya gitme imkanımız olmadığına göre internet sitelerinden alışveriş yapalım dedik. İstediğimiz park yatak en uygun fiyata oradaydı, ayrıca fiyatı daha da uygun hale getiren viskon yatak hediyesi vardı. Bir de üstüne 150 TL ve üzeri alışverişlerde 1 adet Baby Nature bebek bakım çantası veriyorlardı. 2 tane de ana kucağı alacağım için arayıp müşteri temslcisiyle konuştum ve bana iki çanta yollanması hususunda anlaştık. Olmasaydı da siparişi iki seferde verecektim zaten. Bu sayede, hem ilk baktığımız yerdeki fiyattan toplamda 47 lira daha ucuza aldık, hem de ekstra olarak 70-80 liralık yatak ve iki adet 59 liralık çanta almış olduk. Bunları da hesaplarsak eğer 245 lira kardayız, diğer alışverişimiz bedavaya geldi anlayacağınız.
Başka bir siteden de park yatak içine yorganı, yastığı, kenar koruması olan bir uyku seti, bebek küveti ve en önemli şeylerden olan bebeklerimizin el ve ayak izlerini çıkartabileceğimiz hamur setlerinden aldık. Böylece eksiklerimiz tamamlandı. Pardon, şu anda tek bir eksiğim var, emzirme pompası. O da hediye geleceği için eksik sayılmaz aslında.
Şimdi tek beklediğimiz bebeklerimiz. Geldiklerinde herşeyleri hazır olacak yavrularımızın. Heyecanımız günbegün artıyor, bakalım bu son haftalar nasıl geçecek.
12 Ekim 2010 Salı
34+0
Yeni bir haftaya daha başlıyoruz bebeklerimle. Bu cumartesi kontrolümüz var, kendilerinyle görüşmek için sabırsızlanıyorum. 33. haftadan sonra bebeklerdeki kilo artışı tek gebeliklere göre daha az olur diye okudum bir yerde. Bakalım bizim minikler nasıl olacak. Umarım bizi yine şaşırtırlar da iyice gelişirler.
Bu aralar havuç yemeye bayılıyorum nedense. Adam gibi bir şeye aşermedim tüm hamileliğim boyunca ama havuç yeme isteğime engel olamıyorum. Dün havanın da güzel olmasını fırsat bilerek gidip 2 paket havuç aldım (evdekini bitirmiştim de). Bir paketini rendeleyip, yağsız teflon tavada kavurup hafif sarımsaklı yoğurtla karıştırdım (hem A vitamini hem kalsiyum misali) diğer paketi de kütür kütür yiyorum ama neden böyle oldum bilmiyorum. Neyse, bebekler istiyor demek ki.
Havuç demişken, 3-4 ay önce bir fuar vardı AKM'de, neydi şu anda unuttum. Stantların birinde koktelyde yapıldığı gibi dilimlenmiş havuçlar vardı. Beypazarı havuçlarıymış, meğerse Beypazarı'nın havuçları pek meşhurmuş. Ben sadece Beypazarı kurusu ve gümüşü meşhur sanırdım oysa. Hatta stanttaki görevliye havucunun meşhur olduğunu hiç duymadığımı söylemiştim. Geçen gün aldığım paketin üzerine bakınca Beypazarı Havucu yazdığını gördüm. Zaten yıllardır Migros'tan Beypazarı havucu alıyormuşum da haberim yokmuş. Pes dedim kendime.
Bu kadar havuç deyince 1-2 tane yememek olmaz şimdi, gidip soyayım hemen :)
Bu aralar havuç yemeye bayılıyorum nedense. Adam gibi bir şeye aşermedim tüm hamileliğim boyunca ama havuç yeme isteğime engel olamıyorum. Dün havanın da güzel olmasını fırsat bilerek gidip 2 paket havuç aldım (evdekini bitirmiştim de). Bir paketini rendeleyip, yağsız teflon tavada kavurup hafif sarımsaklı yoğurtla karıştırdım (hem A vitamini hem kalsiyum misali) diğer paketi de kütür kütür yiyorum ama neden böyle oldum bilmiyorum. Neyse, bebekler istiyor demek ki.
Havuç demişken, 3-4 ay önce bir fuar vardı AKM'de, neydi şu anda unuttum. Stantların birinde koktelyde yapıldığı gibi dilimlenmiş havuçlar vardı. Beypazarı havuçlarıymış, meğerse Beypazarı'nın havuçları pek meşhurmuş. Ben sadece Beypazarı kurusu ve gümüşü meşhur sanırdım oysa. Hatta stanttaki görevliye havucunun meşhur olduğunu hiç duymadığımı söylemiştim. Geçen gün aldığım paketin üzerine bakınca Beypazarı Havucu yazdığını gördüm. Zaten yıllardır Migros'tan Beypazarı havucu alıyormuşum da haberim yokmuş. Pes dedim kendime.
Bu kadar havuç deyince 1-2 tane yememek olmaz şimdi, gidip soyayım hemen :)
6 Ekim 2010 Çarşamba
33+2 ve 100. izleyici
100. izleyicim dünkü yazımı yazdıktan kısa bir süre sonra geldi. Bilges'e hoşgeldin diyorum. Bir ödülüm yok maalesef, sadece teşekkürlerimi sunabilirim. :)
33. haftayı işlemeye başladık. Yaklaşık 3-4 haftamız kaldı bebeklerimizi kucağımıza almak için. Hep derlerdi ki son ay geçmek bilmezmiş. Hakikaten de öyle. Hem bebeklere kavuşma heyecanı var hem de ağırlaşınca ve evde oturmaya başlayınca zamanın bir türlü geçmek bilmemesi. Fakültedeyken işlere yetişemezdim ve bir çırpıda akşam oluverirdi. Şimdiyse evdeyim ve yapacak iş bulamıyorum kendime. Biraz ıvır zıvır iş yapsam da yoruluyorum zaten. Aslında şu an ders çalışmak için ideal bir dönem benim için ama onu da yapamıyorum. Artık oturamıyorum, yatamıyorum, eskaza yere falan oturduysam ayağa kalkabilmek için ters dönmüş bir kaplumbağa gibi debelenip duruyorum. Ders çalışmama için bir sürü de bahanem var yani, bu gidişle Doçentlik sınavında ne yapacağım bilemiyorum. Neyse.
Bu ay bende 1-2 değişiklik oldu. Doymamaya başladım. Sürekli birşeyler yemek istiyorum. Özellikle geceleri uyandığımda yediğim bir adet muz ve içtiğim bir bardak süt beni kesmemeye başladı. Minik bir sandviç ekmeğinin içine zeytin doldurup afiyetle mideye indiriyorum mesela. Bu son 1 ayda bebekler doğum ağırlıklarının yarısı kadar kilo alırlarmış, herhalde o yüzden sürekli birşeyler yemek istiyorum. Havalar soğuduğundan olsa gerek tatlı yemek istiyorum ayrıca ama yiyemiyorum tabii.
Ayaklarımın şişleri hava soğuyunca o kadar rahatsız etmemeye başladı ama bu sefer de ellerim şişiyor. Sadece şişse neyse, eklemlerim de ağrımaya başladı. Özellikle başparmaklarımı kullanamamaya başladım. Ödem nedeniyle sinirlerin sıkışması neden olurmuş, normalmiş. Bu sayede bir şeyi tutarken veya kaldırırken başparmaklarının ne kadar önemli olduğunu anlamış bulunuyorum.
Bir diğer değişiklik de tırnaklarımla ilgili. Tırnaklarım lise bittikten bu yana uzundur. Cadı tırnağı gibi uzun değiller, yanlış anlamayın. Hafif uzatırım, bilgisayar klavyesindeki tuşlara rahat basamamaya başladığımda törpüler kısaltırım. Üniversitede voleybol oynarken bile kesmediğim, hafif esnek olmaları nedeniyle rahatlıkla halı bile silebildiğim ve birisi bile kırılsa iş yaparken sudan çıkmış balığa döndüğüm tırnaklarımı bebeklerim için kesmek zorundayım. Annem de aynen benim gibidir. Bir ara bana "hiçbir kuvvet tırnaklarımı kestiremedi bana ama ağabeyin ve senin için 2 kez kestim tırnaklarımı, senin bebeklerin için de 3 olacak" demişti.
Artık hamileliğimin ilk 3 ayında oje kokusundan rahatsız olduğum zamanlardan bu yana ojesiz olan tırnaklarım kısacık. Ve ben hemen alışıverdim bu hallerine nedense. Ah annelik, sen neler kadirsin :)
33. haftayı işlemeye başladık. Yaklaşık 3-4 haftamız kaldı bebeklerimizi kucağımıza almak için. Hep derlerdi ki son ay geçmek bilmezmiş. Hakikaten de öyle. Hem bebeklere kavuşma heyecanı var hem de ağırlaşınca ve evde oturmaya başlayınca zamanın bir türlü geçmek bilmemesi. Fakültedeyken işlere yetişemezdim ve bir çırpıda akşam oluverirdi. Şimdiyse evdeyim ve yapacak iş bulamıyorum kendime. Biraz ıvır zıvır iş yapsam da yoruluyorum zaten. Aslında şu an ders çalışmak için ideal bir dönem benim için ama onu da yapamıyorum. Artık oturamıyorum, yatamıyorum, eskaza yere falan oturduysam ayağa kalkabilmek için ters dönmüş bir kaplumbağa gibi debelenip duruyorum. Ders çalışmama için bir sürü de bahanem var yani, bu gidişle Doçentlik sınavında ne yapacağım bilemiyorum. Neyse.
Bu ay bende 1-2 değişiklik oldu. Doymamaya başladım. Sürekli birşeyler yemek istiyorum. Özellikle geceleri uyandığımda yediğim bir adet muz ve içtiğim bir bardak süt beni kesmemeye başladı. Minik bir sandviç ekmeğinin içine zeytin doldurup afiyetle mideye indiriyorum mesela. Bu son 1 ayda bebekler doğum ağırlıklarının yarısı kadar kilo alırlarmış, herhalde o yüzden sürekli birşeyler yemek istiyorum. Havalar soğuduğundan olsa gerek tatlı yemek istiyorum ayrıca ama yiyemiyorum tabii.
Ayaklarımın şişleri hava soğuyunca o kadar rahatsız etmemeye başladı ama bu sefer de ellerim şişiyor. Sadece şişse neyse, eklemlerim de ağrımaya başladı. Özellikle başparmaklarımı kullanamamaya başladım. Ödem nedeniyle sinirlerin sıkışması neden olurmuş, normalmiş. Bu sayede bir şeyi tutarken veya kaldırırken başparmaklarının ne kadar önemli olduğunu anlamış bulunuyorum.
Bir diğer değişiklik de tırnaklarımla ilgili. Tırnaklarım lise bittikten bu yana uzundur. Cadı tırnağı gibi uzun değiller, yanlış anlamayın. Hafif uzatırım, bilgisayar klavyesindeki tuşlara rahat basamamaya başladığımda törpüler kısaltırım. Üniversitede voleybol oynarken bile kesmediğim, hafif esnek olmaları nedeniyle rahatlıkla halı bile silebildiğim ve birisi bile kırılsa iş yaparken sudan çıkmış balığa döndüğüm tırnaklarımı bebeklerim için kesmek zorundayım. Annem de aynen benim gibidir. Bir ara bana "hiçbir kuvvet tırnaklarımı kestiremedi bana ama ağabeyin ve senin için 2 kez kestim tırnaklarımı, senin bebeklerin için de 3 olacak" demişti.
Artık hamileliğimin ilk 3 ayında oje kokusundan rahatsız olduğum zamanlardan bu yana ojesiz olan tırnaklarım kısacık. Ve ben hemen alışıverdim bu hallerine nedense. Ah annelik, sen neler kadirsin :)
3 Ekim 2010 Pazar
Walk in one's shoes
İngilizcede birini eleştirmeden önce anlamaya çalışmak için kullanılan bu deyim artık benim için deyimden öte bir gerçek oldu. Havaların soğumasıyla birlikte bütün yaz hayatımı kurtaran 38 ve 39 numaralı terliklerimi giyemez oldum. Hamilelik öncesindeki hiçbir ayakkabım ayağıma girmeyince ve kendimi sinderellanın cam pabuca ayaklarını zorla sokmaya çalışan ablaları gibi hissedince ve tüm ümidimi bağladığım spor ayakkabılarım da beni yarı yolda bırakınca son 1 ayım için bir çözüm bulmak şart oldu. Önümde annemin botlarını giymek ya da kocamın spor ayakkabılarına göz koyma seçeneklerim vardı. Henüz bot giyilecek kadar soğuk olmadığı ve botlar da çok ağır olduğu için kocamın muhtelif spor ayakkabılarına sarmış durumdayım. Eğer sabahları gazete vs. almak için dışarı çıkmış, ayağında kendisine büyük geldiği belli olan spor ayakkabılar olan hafif paytak yürüyüşlü bir kadın görürseniz o benim işte :)
I am walking in my husband's shoes and feeling like a clown but don't give a damn :)
I am walking in my husband's shoes and feeling like a clown but don't give a damn :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)