Çocukların uykularının dün gece sapmasından sonra bugün de mi aynı şey olacak diye korkuyordum. Neyse ki 4 gibi uyansalar da mamalarını alıp anne yatakta içtikten sonra kıvrılıp uyudular. Bir ara "anne yatak" durumumuzu da yazayım aslında, elimde hazır fotoğraflar da var ne de olsa ama ne yok? Vakit :)
Saat 6:45 gibi baktım hala uyuyorlar, annem de kalktı, erken çıkayım bari dedim. Çünkü tecrübeyle sabittir, 6:55, 7:00 veya 07:05 gibi oğlum mutlaka uyanıp anne gitme diye ağlamaya başlar. Sabah beni görünce ayrılmamız güç oluyor ama yoksam, terliklerim kenarda duruyorsa "aa, anne gitmiş" diyerek fazla umursamıyorlar yokluğumu. Ben de fırsat bu fırsat diyerek fırladım. Otobüsümün gelmesine yarım saat olunca yürü be kim tutar seni dedim. Ayağımda zaten Reebok easy tone'larım vardı, böyle bir fırsat kolluyormuşum demek ki.
Yolda daha önce görmediğim bir şeyin önünden geçtim, sizin için de foto çektim.
Harika birşey değil mi? Odunpazarı Belediyesi koymuş. Keşke bir de hayvanlar için otomatik su makinelerinden koysalar, o da olur belki. Olmazsa bir dilekçe yazayım belediyeye.
Bu arada sağdaki Lilyslim ticker'ı son kez değiştirdim. Bu sefer vallahi de billahi de kesin kararlıyım. Merdiven çıkarken nefes nefese kalıp, çok yüküm olmamasına rağmen takatim kesilince ve sol dizim de sızlamaya başlayınca ne oluyor böyle dedim ve hamilelik dönemim hariç olmak üzere maksimum kiloma çıkmış olduğumu fazla da şaşırmayarak görmüş oldum. Ne şaşıracağım, herşey ortada zaten, ev hala giyemediğim bir sürü kıyafetle dolu. Ama bu sefer çok pis kararlıyım. Hayatımdan nişasta ve şekeri mümkün mertebe çıkarıp yağlarımı yakmaya karar verdim. Ah bir de su içebilsem. Eğer yapabilirsem biraz da yürüyüş yapmaya çalışacağım, olmadı evde biraz hareket yapmak için vakit bulmaya çalışmalıyım. Bu sefer olacak çünkü istiyorum. İşte işin sırrı da bu: İSTEMEK
:)
diyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Nisan 2013 Cuma
12 Şubat 2013 Salı
Gecikmeli Pazartesi şarkısı - 37 ve diyet haberleri
Aslında verecek pek bir diyet haberim yok. Eğer bugüne kadar sağdaki Lilyslim ticker'a baktıysanız hiçbir değişiklik olmadığını görmüşsünüzdür. Aslında değişiklik var, daha kötüye gittiğimi söyleyebilirim. 69 kilonun altına düşemiyorum, takıldım kaldım burada derken 71'i görmüş durumdayım, tam bir rezillik. Yılbaşı, okulda kutlama, yok onun yaşgünü, bunun semineri, tez ikramı derken bugünlere gelmiş durumdayım. Çok düzensiz yiyorum. Sabah kahvaltı yapmadan çıkıyorum, ama kahvaltının önemini bildiğim için gardan simit alıp yiyorum (yuh). Öğle yemeğini evden getiriyorum ama seminer ikramları vs çıkınca düzenimi iyice şaşırıyorum. Gece yavrularla kalkıp oturunca acıkıyor, abur cubur atıştırıyorum ve en önemlisi su içmiyorum. İşte beni bitirenler bunlar. Neleri yapmamam gerektiğini biliyor ama yapmıyorum. İradem tam olarak sıfırlanmış durumda. Hamileliğim sırasında doktorum şekeri, hamur işlerini vs. yasaklamıştı, herhalde onun acısını çıkarıyorum şimdi.
Ama bu sefer kesin kararlıyım, bu kilolar gidecek. Ben iradeli bir insanım, sadece bunu unuttum galiba, hatırlamam lazım.
Cumartesi kocamın yaşgünüydü, kutlama mesajlarınız için tekrar teşekkürler bu arada. Elimden geldiğince güzel bir sofra hazırladım, pasta falan da derken biraz ipin ucunu kaçırdık. Artık bu son olsun, bugünden sonra dikkat etmeliyim derken kocam bir erkeğin karısına söyleyebileceği en kibar şeyi söyledi bana: "Hayatım, sen çok güzel bir kadınsın ama kendini bıraktın biraz. Biraz toparlayınca ipin ucunu tekrar bırakıyorsun". Gerçekten de haklı adam, kocama kıyasla kendime hiç dikkat etmiyorum. Galiba anorexia nervosa'nın tam tersi var bende, kendimi kilolu olarak pek görmüyor olmalıyım ki radikal kararlar alamıyorum bir türlü. Oysa giyemediğim bir dolap dolusu kıyafet, hızlı yürürken sıkışan nefesim bana tam aksini söylüyor uzun zamandır (söylemeyi bırak bağırıyorlar resmen).
Kocamın bu kibar yorumundan sonra şöyle bir kendime baktım, balık etiyim resmen, şişman değilim, benden kötüleri var elbette ama bu gidişle o da yakındır. Bu yüzden bu kendime son çağrıdır. Ferulago Hanım, silkinip kendinize geliniz yoksa bu işin sonu kötü, ailede şeker öyküsü var zaten, bir de başınıza bu musibeti musallat etmeyiniz. Aylar önce koyduğunuz hedefi biraz küçültünüz, zayıfladıkça yeni hedefler koyunuz, daha önce yaptınız, ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz, yine yapabilirsiniz, haydi bakalım (kendimle sizli bizli konuşunca daha mı etkili olacak acaba? :) )
Ve gelelim bu haftaki şarkımıza, konumuza uygun olsun bari. Weird Al Jankovic'ten bir Michael Jackson parodisi gelsin o zaman - I'm Fat
Ama bu sefer kesin kararlıyım, bu kilolar gidecek. Ben iradeli bir insanım, sadece bunu unuttum galiba, hatırlamam lazım.
Cumartesi kocamın yaşgünüydü, kutlama mesajlarınız için tekrar teşekkürler bu arada. Elimden geldiğince güzel bir sofra hazırladım, pasta falan da derken biraz ipin ucunu kaçırdık. Artık bu son olsun, bugünden sonra dikkat etmeliyim derken kocam bir erkeğin karısına söyleyebileceği en kibar şeyi söyledi bana: "Hayatım, sen çok güzel bir kadınsın ama kendini bıraktın biraz. Biraz toparlayınca ipin ucunu tekrar bırakıyorsun". Gerçekten de haklı adam, kocama kıyasla kendime hiç dikkat etmiyorum. Galiba anorexia nervosa'nın tam tersi var bende, kendimi kilolu olarak pek görmüyor olmalıyım ki radikal kararlar alamıyorum bir türlü. Oysa giyemediğim bir dolap dolusu kıyafet, hızlı yürürken sıkışan nefesim bana tam aksini söylüyor uzun zamandır (söylemeyi bırak bağırıyorlar resmen).
Kocamın bu kibar yorumundan sonra şöyle bir kendime baktım, balık etiyim resmen, şişman değilim, benden kötüleri var elbette ama bu gidişle o da yakındır. Bu yüzden bu kendime son çağrıdır. Ferulago Hanım, silkinip kendinize geliniz yoksa bu işin sonu kötü, ailede şeker öyküsü var zaten, bir de başınıza bu musibeti musallat etmeyiniz. Aylar önce koyduğunuz hedefi biraz küçültünüz, zayıfladıkça yeni hedefler koyunuz, daha önce yaptınız, ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz, yine yapabilirsiniz, haydi bakalım (kendimle sizli bizli konuşunca daha mı etkili olacak acaba? :) )
Ve gelelim bu haftaki şarkımıza, konumuza uygun olsun bari. Weird Al Jankovic'ten bir Michael Jackson parodisi gelsin o zaman - I'm Fat
17 Aralık 2012 Pazartesi
Pazartesi şarkısı - 30 ve kilo sorunsalı - ekleme
Madem istiyorsunuz, kilo güncellemesi yapayım. Bu aralar yediklerime dikkat ettim, fazla abartmadım. Hala yeterince su içmiyorum maalesef, eskisi gibi değilim elbette ama bunu çözemedim bir türlü, neyse. Pantalonumda hafif bir ferahlama vardı bir süredir ama tartıda görünen ağırlık bunu yalanlıyor gibiydi. Neyse ki yeni tartım hiçbir şeyi gözden kaçırmıyor. Dikkat etmeme rağmen 1 hafta-10 günde ancak 1 kilo kadar vermişim. Eski tartım olsa karalar bağlardım ama bu tartımda yağ oranımı görebildiğim için çok üzülmedim çünkü %8-9 arası bir yağ kaybım olmuş. Diyetisyene gittiğim zamandan biliyorum ki yağ kaybı direkt kilo kaybı olarak görülmüyor, yerine su ve kas kazanılmış oluyor. Sonuç olarak kiloda fazla oynama olmasa da bedende bir ferahlık, ferulago'da ise mutluluk oluşuyor. Ve yine diyetisyenimden biliyorum ki 1 kilo yağ kaybı 2-2.5 kilo kayba eşdeğer. Bu durumda 100'de 8 dersek, 70 kiloda 5.6 kiloya tekabül eder. Elbet tartıda bu kadar kaybettiğimi de göreceğim. Yavaş yavaş ama olsun, yeter ki kalıcı olsun gidişleri.
Yazmayı unuttum, kilo verme yolunda yaptığım önemli bir değişiklik var, öğle yemeklerimde aslında doymadığımı farkettim. Kilo vereyim diye diyet bisküvi-peynir falan geçiştiriyormuşum meğerse. Sonrasında trene binerken acıktığım için simit, kan şekerim daha da düştüyse kek falan alıp yiyordum. Öyle olunca da abur cubur şişiriyor puf gibi. Şimdi ne yapıyorum peki? Evden yemek getiriyorum. Bakliyatlar süper oluyor mesela. Yeşil mercimek, nohut, fasulye, yanında bir dilim ekmek, yaşasın yemek yemek. Böyle yiyince akşam eve gidene kadar acıkmıyorum, aç olmayınca evde ne deli gibi yemek yiyorum ne de sonrasında tatlı çikolata. Doğru yolu buldum galiba.
Yazmayı unuttum, kilo verme yolunda yaptığım önemli bir değişiklik var, öğle yemeklerimde aslında doymadığımı farkettim. Kilo vereyim diye diyet bisküvi-peynir falan geçiştiriyormuşum meğerse. Sonrasında trene binerken acıktığım için simit, kan şekerim daha da düştüyse kek falan alıp yiyordum. Öyle olunca da abur cubur şişiriyor puf gibi. Şimdi ne yapıyorum peki? Evden yemek getiriyorum. Bakliyatlar süper oluyor mesela. Yeşil mercimek, nohut, fasulye, yanında bir dilim ekmek, yaşasın yemek yemek. Böyle yiyince akşam eve gidene kadar acıkmıyorum, aç olmayınca evde ne deli gibi yemek yiyorum ne de sonrasında tatlı çikolata. Doğru yolu buldum galiba.
Bugünkü şarkımız Fransızca bir şarkı. Beni tanıyanlar bilir, Fransızların şarkı söylememesi taraftarıyımdır ama 2 şarkı var ki Fransızca olmalarına rağmen tahammül edebiliyor, hatta ötesine geçerek seviyorum. İşte onlardan biri.
İyi haftalar.
4 Aralık 2012 Salı
Utanmayı geçtim, artık nefret etmeye başladım kendimden
Farkındaysanız diyetim hakkında tek kelime yazamıyorum ne zamandır. Sağdaki lilyslim'i de güncellemiyorum (daha doğrusu güncelleyemiyorum).
Neden?
Çünkü tek gram veremedim bir türlü. Diyetisyene gittiğimde 10 kg'dan fazla veren ve çoğu yağdan gittiği için 15 kg vermiş gibi görünen ben zayıflayamıyorum.
Nedenleri var elbet.
Sizleri de kendi kilo kaosumla meşgul ediyorum farkındayım, kusura bakmayın. O yüzden bu artık bu konudaki son yazım olacak.
O zaman neydim, şimdi ne oldum peki?
1) Diyetisyene giderken 2 haftada bir kontrolüm vardı. Öğretmenim ev ödevimi kontrol edecek diye daha fazla dikkat ediyordum.
2) Daha iradeliydim. Diyetimin dışına kesinlikle çıkmıyordum. Şimdi ise hep bir bahanem var, dönem itibariyle canım tatlı, çikolata çekiyor, evde birşeyler olunca can çekiyor, hava soğuyunca vücut izolasyon için yağ depolamak istiyor dolayısıyla tatlı ve yağlı şeyler yedirmek istiyor bünyeye (vücutta yeterince yağ deposu var ama yetmiyor nedense yuh be), birisi birşey yapmış oluyor, yemesem ayıp oluyor, anlayacağınız bahane çok.
3) Diyetisyen korkusuyla su içiyordum, şimdi içmiyorum. Zaten en büyük nedenlerden biri de bu. Ben ki biyoloji dersi veriyorum, enzimlerin çalışması, yağların yakılması için su varlığından bahsediyorum, yağların parçalanıp atılabilmesi için bol miktarda su içilmesi gerektiğini biliyorum ama içmiyorum işte.
Yazın hep İstasyon-Ev arasında yürüyordum. Şimdiyse palto, çizme vs derken üzerimdeki ağırlık arttı, elim kolum zaten hep bilgisayar-makaleler-kitaplarla dolu oluyor, bu ağırlığı artık kaldıramayıp kolayca yoruluyorum, yorulunca yürümek istemiyorum, hareketsiz kaldıkça daha beter oluyorum. Kısır döngüye girmiş bulunuyorum.
Yürürken telefonla konuşacak olsam yine nefes nefese kalıyorum, fazla yattığımda belim ağrıyor, bunların tümünün üstümde taşıdığım fazladan 10-15 kilo olduğunun farkındayım ama hiçbir şey yapmıyorum.
Dediğim gibi artık kendimden utanma safhasını geçip nefret etme evresine girdim. Ama bana en çok dokunan yeni tartının gösterdiği yağ-su-kas oranı. Bir de (daha da beteri) her gün yaklaşık 10 kilometre kadar yürüyen kocamın gün geçtikçe gözümün önünde erimesi. Yağ oranı %16'ya düşmüş (ben kaç katıyım yazamayacağım bile), kilosu deseniz aramızda sadece 3 kilo kalmış. "Sana yetişiyorum" dedi bana geçen gün. Bu laf nasıl dokundu anlatamam. İnsanın kocasından kilolu olması korkunç bir şey. Artık bu da beni motive etmezse hiçbir şey edemez (kötü niyetle söylemedi biliyorum, bu kadar üzülmeme anlam veremiyor zaten, ben seni kilolu olsan da seviyorum diyor hep).
Ama yine de olmaz. Sağlığı vs. haydi bıraktım, yalnızca bu laf yüzünden bile zayıflamam lazım. Hamileyken bile bu kadar değildim ben, ne yaptım kendime böyle.
Kocaman bir yeter artık diyor ve diyetle ilgili son yazıma son veriyorum.
YETERRRRRRRR!
Neden?
Çünkü tek gram veremedim bir türlü. Diyetisyene gittiğimde 10 kg'dan fazla veren ve çoğu yağdan gittiği için 15 kg vermiş gibi görünen ben zayıflayamıyorum.
Nedenleri var elbet.
Sizleri de kendi kilo kaosumla meşgul ediyorum farkındayım, kusura bakmayın. O yüzden bu artık bu konudaki son yazım olacak.
O zaman neydim, şimdi ne oldum peki?
1) Diyetisyene giderken 2 haftada bir kontrolüm vardı. Öğretmenim ev ödevimi kontrol edecek diye daha fazla dikkat ediyordum.
2) Daha iradeliydim. Diyetimin dışına kesinlikle çıkmıyordum. Şimdi ise hep bir bahanem var, dönem itibariyle canım tatlı, çikolata çekiyor, evde birşeyler olunca can çekiyor, hava soğuyunca vücut izolasyon için yağ depolamak istiyor dolayısıyla tatlı ve yağlı şeyler yedirmek istiyor bünyeye (vücutta yeterince yağ deposu var ama yetmiyor nedense yuh be), birisi birşey yapmış oluyor, yemesem ayıp oluyor, anlayacağınız bahane çok.
3) Diyetisyen korkusuyla su içiyordum, şimdi içmiyorum. Zaten en büyük nedenlerden biri de bu. Ben ki biyoloji dersi veriyorum, enzimlerin çalışması, yağların yakılması için su varlığından bahsediyorum, yağların parçalanıp atılabilmesi için bol miktarda su içilmesi gerektiğini biliyorum ama içmiyorum işte.
Yazın hep İstasyon-Ev arasında yürüyordum. Şimdiyse palto, çizme vs derken üzerimdeki ağırlık arttı, elim kolum zaten hep bilgisayar-makaleler-kitaplarla dolu oluyor, bu ağırlığı artık kaldıramayıp kolayca yoruluyorum, yorulunca yürümek istemiyorum, hareketsiz kaldıkça daha beter oluyorum. Kısır döngüye girmiş bulunuyorum.
Yürürken telefonla konuşacak olsam yine nefes nefese kalıyorum, fazla yattığımda belim ağrıyor, bunların tümünün üstümde taşıdığım fazladan 10-15 kilo olduğunun farkındayım ama hiçbir şey yapmıyorum.
Dediğim gibi artık kendimden utanma safhasını geçip nefret etme evresine girdim. Ama bana en çok dokunan yeni tartının gösterdiği yağ-su-kas oranı. Bir de (daha da beteri) her gün yaklaşık 10 kilometre kadar yürüyen kocamın gün geçtikçe gözümün önünde erimesi. Yağ oranı %16'ya düşmüş (ben kaç katıyım yazamayacağım bile), kilosu deseniz aramızda sadece 3 kilo kalmış. "Sana yetişiyorum" dedi bana geçen gün. Bu laf nasıl dokundu anlatamam. İnsanın kocasından kilolu olması korkunç bir şey. Artık bu da beni motive etmezse hiçbir şey edemez (kötü niyetle söylemedi biliyorum, bu kadar üzülmeme anlam veremiyor zaten, ben seni kilolu olsan da seviyorum diyor hep).
Ama yine de olmaz. Sağlığı vs. haydi bıraktım, yalnızca bu laf yüzünden bile zayıflamam lazım. Hamileyken bile bu kadar değildim ben, ne yaptım kendime böyle.
Kocaman bir yeter artık diyor ve diyetle ilgili son yazıma son veriyorum.
YETERRRRRRRR!
12 Kasım 2012 Pazartesi
Yaşgünü kutlamamız, Pazartesi şarkısı - 25, Dönüm noktası
Yaşgünü partimiz bitti. Güzel bir kutlama oldu ama az kalsın olmayacaktı. En son yazdığım yazıda pastamızın internetteki resmini eklemiştim hatırlarsanız. Cuma akşam teslim edilecekti pastamız ama saat kaçta teslimat istediğimi unutmuşum. Pastamızı www.dogumgunupastasi.com 'dan sipariş etmiştik. Siz pastanızı beğeniyorsunuz, onlar şehrinizdeki anlaşmalı oldukları yere yaptırıp size teslim ettiriyorlar. Kocam pimpiriklidir, ara sor dedi, iyi ki de demiş. Anlaşıldı ki ben pasta teslimatını yaparken 9 Kasım yerine 16 Kasım'ı işaretlemişim. Fareyi kaydırmışım sanıyorum, ortada pasta falan yok. Başımdan kaynar sular döküldü resmen. Ama telefondaki bey (salaklık işte adını almadım) sağolsun çok yardımcı oldu, üretim yeriyle temasa geçip beni aradılar ve ertesi güne yetiştirme sözü verdiler. Normalde 2 gün önce sipariş vermek gerekiyor 24 saatten kısa süre kalınca çok endişelendik. Hatta kocam bu kadar kısa sürede aynı şekilde olamayabileceğini bile söyledi ama yapacak birşey yoktu. Parti saatimizi biraz kaydırıp hazırlıklara devam ettik.
Palyaço balon almıştım, 30 tane balon birbirine bağlanıyor, tepedeki balona şapka takılıp çıkartmayla yüz yapılıyor, 1.5 metre boyunda balondan bir palyaço çıkıyor ortaya. Dayımız sağolsun 2 tane hazırladı (herhalde seneye yaşgününe balon olursa gelmez). Kocamla ben de evi toparladık, süsledik, kocam böreklerimizi vs. almaya gitti derken pastanın teslim saati yaklaştı.Gelecek mi gelmeyecek mi nasıl olur derken işte şu güzellik geldi.
Palyaço balon almıştım, 30 tane balon birbirine bağlanıyor, tepedeki balona şapka takılıp çıkartmayla yüz yapılıyor, 1.5 metre boyunda balondan bir palyaço çıkıyor ortaya. Dayımız sağolsun 2 tane hazırladı (herhalde seneye yaşgününe balon olursa gelmez). Kocamla ben de evi toparladık, süsledik, kocam böreklerimizi vs. almaya gitti derken pastanın teslim saati yaklaştı.Gelecek mi gelmeyecek mi nasıl olur derken işte şu güzellik geldi.
İnternetten sipariş verdiğimizin aynısı, hatta inekler belki de daha sevimliydi. Yazıya bakarsanız sadece teslimat gününde hata yapmadığımı göreceksiniz. Bebeklerimin isimlerini de yanlış yazmışım bravo bana. Belit olmuş Belitr (R harfini sildik), Berke olmuş Beerke. Yazarken ya "ne biçim isim bunlar" demişlerdir, ya da bizi yabancı sanmışlardır. Arkada gördükleriniz de www.bonnyfood.com'dan şeker çiçeklerimiz.
Parti sonunda pastamız şu hale gelmişti.
Bütün sabah bebeklerimizi salona sokmadık, hazırlıklar bitip de görünce bayıldılar resmen. Seneye çok daha anlar olacaklar ve umarım daha güzel bir kutlama yapacağız. Yaşgünü partimizden bazı kareler ekliyorum aşağıya. Parti sonunda yorgunluktan bayılanlar, çılgınca oynamaya devam edenler, çocuklardan daha çok eğlenenler... Buyrun yaşgünü partimize:
Geçen senenin fotolarını artık bir ara eklerim (umarım).
Gelelim dönüm noktamıza. Zayıflama işini parti sonrasına ertelemeye karar vermiştim. İyi de etmişim, o pastaya yutkunarak bakamazdım açıkçası. Pastadan bol bol yedim, şeker çiçeklerden bir miktar götürdüm (çocukların ısırıp yarım bıraktıklarını), kah su böreği, kah kestaneli kurabiye, ertesi sabah pancake, akşam üstü Siirt fıstığı derken altın vuruş yaptım. Bu sabah itibariyle az yemeye başlamış bulunuyorum. Katı bir diyet yapmayacağım aslında, sadece doktorumun hamileliğimde önerdiklerini yapmam yetecek. Hamur işi, şeker ve kızartmadan uzak dur demişti. "Pilav yerine bulgur ye, sabah kahvaltıyı atlayıp da poğaça alma, çavdar ekmeğine falan sandviç yap en kötü ihtimalle" demişti. 3 beyazı kesip biraz da hareketli olunca iş biter zaten. Sebze yiyip eti sütü yağlısından tüketmezsem oldu bitti. Böyle dengeli beslenerek hamilelik boyunca 15 kilo almıştım ben, yediklerim bebeklerime yaramıştı.
İşte şimdi zamanı geldi diyerek lilyslim sticker'ımı yeniliyorum. Ama hedefimi biraz da ulaşılabilir olsun diye 55 yerine 60'a çevirdim, 60'a düşeyim de gerisi gelir nasıl olsa. Haydi bakalım.
Gelelim pazartesi şarkımıza. Bugünkü şarkımız Marilyn Manson'dan. Korkutucu görünümü var ama ben severim kendisini. Şarkımız ise Eurythmix ile tanıyıp sevdiğimiz Sweet Dreams. Ben ortaokul hazırlıktaydım bu şarkı çıktığında, peheeyyyy, yaşlandık iyice de mamografi bile çektirmeye başladık. Ama ne yalan söyleyeyim, şarkı böyle daha iyi olmuş gibi geldi bana.
Bakalım siz nasıl bulacaksınız.
1 Kasım 2012 Perşembe
Bu böyle olmayacak
Artık cidden zayıflamam lazım. Kilom 1-2 kilo oynayıp duruyor ne zamandır. Yağdan yakıyorum, kilom oynamasa da giydiklerimden farketmeye başlarken birşey oluyor ve ben kendimi yine yağlanmış buluyorum (birşeye abur cubur yemek veya dengesiz beslenmek deniyor benim literatürümde). Artık buna bir son vermeye kesin kararlıyım. Bayramı da atlattık, kalan tatlıları silip süpürdük, artık zamanı geldi. Kendimi hergün kontrol etmek ve bu vesileyle bloguma da uğramak için bir lilyslim sticker'ı ekledim sağ kolona. Bu vesileyle herkes kilomdaki iniş çıkışları da görecek. Belki bu sayede kendime dikkat ederim de zayıflamayı başarırım. Dolabım bir sürü giyemediğim kıyafetle dolu, birilerine verirsem bu kilolar iyice yapışacak biliyorum. "Ama sen ikiz doğurdun" diye beni avutmak isteyenlere şimdiden teşekkür ederim ama bebeklerim artık 2 yaşına giriyor, bu bahaneye sığınacak halim kalmadı artık, utanıyorum resmen :)
İstikamet 55 kilo :)
İstikamet 55 kilo :)
3 Ocak 2012 Salı
Kayıt altına alayım ki kaçacak yerim olmasın
Yeni yıl kararları genellikle tutulmaz bilirim ama yine de bir karar alacağım ve buraya da kaydedeceğim ki kaçacak yerim kalmasın, bu satırlar gözüme gözüme girsin.
Bebeklerim doğalı neredeyse 14 ay olacak. Hamile kaldığımda 67 kiloydum, bana göre fazla bir kiloydu zaten ama olmuştu işte. Doktorumun yasaklarıyla toplamda 15 kilo aldım, bunun 5.6 kg'ı bebekler, gerisi plasenta, ödem falan derken eve geldiğimde 70 kg'a düşmüştüm. İlk aylar emziriyorum diye hamileliğimde yasak olan herşeyi yeme, evde oturmanın verdiği nispeten hareketsizlik derken bu rakamdan aşağısını görememiştim. "1 yıl olunca toparlarsın, işe başlayınca verirsin" dedi herkes. Bunlar keni başına mucize yaratacak değil elbette, evde kuru pasta bulundurursan ve bebeklerle gece kalkıp (şimdi olduğu gibi) oturduğunda "haydi bir tane tatlı yiyeyim, sonra da içim bayıldı tuzlu yiyeyim, tatlı da güzelmiş" diye kendini olumlamaya çalışarak yersen kilo vermek de ancak mucize oluyor. Bir ara kocamla dikkat edelim dedik ve benim eski diyetime döndük. Sonuçta ben ancak 69'a inebildim ama kocam gayet güzel kilo verdi. Erkekler ve kas kütleleri, kıskanmamak elde değil. Sonrasında haydi bebeklerin yaşgünü, bugün yemeyeceğiz de ne zaman yiyeceğiz, bayramda tatlı da yemeli ama, kış geldi, bünye üşüyünce tatlı yemek istiyor derken yılbaşı geldi çattı. Haydi son bir yiyelim, ondan sonra dikkat edelim, sabah kahvaltıyı da güzel yapalım ne de olsa yılın ilk kahvaltısı derken oldum mu 72 kg? Oldum vallahi, aynen gördüm bu rakamı tartıda.
İşte artık bu gidişe bir dur demenin zamanı geldi. Çoktan gelmişti aslında ama zararın neresinden dönersem kar. Şimdi kendimi motive etmek için neden kilo vermeliyim diye bir güzel yazayım aşağıya, sonrasında okuyup okuyup kendime geleyim.
1) Kilo hantallık demek. Üzerimde en az 15 kg fazla kilo var ve ben bunları taşımaktan yoruldum. 12 litrelik bir damacana düşünelim, bunu ne kadar taşıyabilirim ki elimde? Ama üstümde sürekli olarak daha fazlasını taşıyorum. Sonuçta bel ağrısı, dizlere baskı, yürürken, merdiven çıkarken nefes nefese kalma ve kendinden mutlu olmama, hareketlerde ister istemez yavaşlama.
2) Sağlık kısmı en önemlisi ama bir de giyecek birşey bulamıyorum. Evde bir sürü eteğim, kumaş pantalonum var ama ben takıldım bir kot pantalona, üstümde hantal kazaklar, başka birşey bulamıyorum giyecek. Eskaza birileri evlenecek falan olsa giyecek adam gibi birşeyim yok.Yeni birşey almayalı o kadar uzun zaman oldu ki (aslında bir nevi iyi birşey). Kocam zaman zaman giyecek birşeyler alalım sana dese de bu kiloya uygun birşey almak istemiyorum. Sanki bu kilolu halimi onaylamak olacak ve hiç zayıflayamayacağım gibi geliyor. Çizmelerimin fermuarı bile tam kapanmıyor, bacağımın yarısına gelince kalıyor, daha ne diyeyim ben.
3) Bebeklerimin fit ebeveynlere sahip olmasını istiyorum. Babamız klasik göbekli bir baba değil, sinir bozacak kadar bakımlı bu açıdan. Bu anne o babanın yanına yakışmıyor. Dışarıdan nasıl gözüktüğümüzü düşünüyorum da, tamam bu kadar dramatik değil durum, 10 gibi durmuyoruz en azından ama olmaz şekerim, olmuyor.
Kısacası en az 15 kilo vermem lazım. Daha önce yaptım, yine yaparım. Bu kadar acımasız olmayayım, ne de olsa ikiz bebek doğurdum, hormonlar, metabolizma komple değişti biliyorum ama bu düşünce aslında bana zarar veriyor. Bu kilonun adamı değilim ben, kaldırmıyor vücut işte. İcabına bakmalıyım.
Eskisi gibi diyet haberleri vermeye başlıyorum bundan sonra. Bekleyin beni, bomba gibi döneceğim :)
Bebeklerim doğalı neredeyse 14 ay olacak. Hamile kaldığımda 67 kiloydum, bana göre fazla bir kiloydu zaten ama olmuştu işte. Doktorumun yasaklarıyla toplamda 15 kilo aldım, bunun 5.6 kg'ı bebekler, gerisi plasenta, ödem falan derken eve geldiğimde 70 kg'a düşmüştüm. İlk aylar emziriyorum diye hamileliğimde yasak olan herşeyi yeme, evde oturmanın verdiği nispeten hareketsizlik derken bu rakamdan aşağısını görememiştim. "1 yıl olunca toparlarsın, işe başlayınca verirsin" dedi herkes. Bunlar keni başına mucize yaratacak değil elbette, evde kuru pasta bulundurursan ve bebeklerle gece kalkıp (şimdi olduğu gibi) oturduğunda "haydi bir tane tatlı yiyeyim, sonra da içim bayıldı tuzlu yiyeyim, tatlı da güzelmiş" diye kendini olumlamaya çalışarak yersen kilo vermek de ancak mucize oluyor. Bir ara kocamla dikkat edelim dedik ve benim eski diyetime döndük. Sonuçta ben ancak 69'a inebildim ama kocam gayet güzel kilo verdi. Erkekler ve kas kütleleri, kıskanmamak elde değil. Sonrasında haydi bebeklerin yaşgünü, bugün yemeyeceğiz de ne zaman yiyeceğiz, bayramda tatlı da yemeli ama, kış geldi, bünye üşüyünce tatlı yemek istiyor derken yılbaşı geldi çattı. Haydi son bir yiyelim, ondan sonra dikkat edelim, sabah kahvaltıyı da güzel yapalım ne de olsa yılın ilk kahvaltısı derken oldum mu 72 kg? Oldum vallahi, aynen gördüm bu rakamı tartıda.
İşte artık bu gidişe bir dur demenin zamanı geldi. Çoktan gelmişti aslında ama zararın neresinden dönersem kar. Şimdi kendimi motive etmek için neden kilo vermeliyim diye bir güzel yazayım aşağıya, sonrasında okuyup okuyup kendime geleyim.
1) Kilo hantallık demek. Üzerimde en az 15 kg fazla kilo var ve ben bunları taşımaktan yoruldum. 12 litrelik bir damacana düşünelim, bunu ne kadar taşıyabilirim ki elimde? Ama üstümde sürekli olarak daha fazlasını taşıyorum. Sonuçta bel ağrısı, dizlere baskı, yürürken, merdiven çıkarken nefes nefese kalma ve kendinden mutlu olmama, hareketlerde ister istemez yavaşlama.
2) Sağlık kısmı en önemlisi ama bir de giyecek birşey bulamıyorum. Evde bir sürü eteğim, kumaş pantalonum var ama ben takıldım bir kot pantalona, üstümde hantal kazaklar, başka birşey bulamıyorum giyecek. Eskaza birileri evlenecek falan olsa giyecek adam gibi birşeyim yok.Yeni birşey almayalı o kadar uzun zaman oldu ki (aslında bir nevi iyi birşey). Kocam zaman zaman giyecek birşeyler alalım sana dese de bu kiloya uygun birşey almak istemiyorum. Sanki bu kilolu halimi onaylamak olacak ve hiç zayıflayamayacağım gibi geliyor. Çizmelerimin fermuarı bile tam kapanmıyor, bacağımın yarısına gelince kalıyor, daha ne diyeyim ben.
3) Bebeklerimin fit ebeveynlere sahip olmasını istiyorum. Babamız klasik göbekli bir baba değil, sinir bozacak kadar bakımlı bu açıdan. Bu anne o babanın yanına yakışmıyor. Dışarıdan nasıl gözüktüğümüzü düşünüyorum da, tamam bu kadar dramatik değil durum, 10 gibi durmuyoruz en azından ama olmaz şekerim, olmuyor.
Kısacası en az 15 kilo vermem lazım. Daha önce yaptım, yine yaparım. Bu kadar acımasız olmayayım, ne de olsa ikiz bebek doğurdum, hormonlar, metabolizma komple değişti biliyorum ama bu düşünce aslında bana zarar veriyor. Bu kilonun adamı değilim ben, kaldırmıyor vücut işte. İcabına bakmalıyım.
Eskisi gibi diyet haberleri vermeye başlıyorum bundan sonra. Bekleyin beni, bomba gibi döneceğim :)
19 Mart 2011 Cumartesi
Dönüşüm muhteşem olacak
Bloglarımıza döndük galiba, daha doğrusu bloglarımız bize geri döndü. Bu seferki uzun ömürlü olur umarım. Bloglar geri döndüğüne göre bir geri dönüş de ben patlatayım bari. 67 kilo ile başladığım hamilelik maceramı 82 kilo ile bitirmiştim. İkiz gebelik için gayet iyi bir rakam. Doğumdan hemen sonra 10 kilosu şak diye gitmiş, aralarda 70 küsürleri bile görmüştüm. Karnım sanki içeride bir bebek unutulmuş gibi şişti gerçi, hala da şişlik var (eskisi kadar olmasa da) ve kilom biraz daha artıp 73'e dayandı. Emzirmek kalori kaybettiriyor ama ben oğlumu emziremiyorum, kızım da sadece gece emiyor, gündüz çok denedim, suratıma bakıp gülüyor tatlı kızım. Emziremedim, sütüm azaldı. Pompam bozuldu sağamadım, sütüm azaldı. En önemlisi de su içemedim sütüm azaldı. Oysa ne hayallerim vardı, neyse.
Şimdi amacım süt üretimimi artırmak. Still Tee, tahin, malt içeceği, ayva hoşafı, bilimum şey deniyorum ama en önemli bileşen olan su olmayınca olmuyor. Su içmeyi artırmalı ve kilo vermeliyim. Hamilelik boyunca ağrımayan dizim ve belim (biraz oldu ama o kadar sayılmaz) bugünlerde kendilerini hissettirmeye başladılar.
O zaman eski kotlara, giysilere, ağrısız diz ve bele geri dönmeli, bebeklere de süt vermeli :)
Şimdi amacım süt üretimimi artırmak. Still Tee, tahin, malt içeceği, ayva hoşafı, bilimum şey deniyorum ama en önemli bileşen olan su olmayınca olmuyor. Su içmeyi artırmalı ve kilo vermeliyim. Hamilelik boyunca ağrımayan dizim ve belim (biraz oldu ama o kadar sayılmaz) bugünlerde kendilerini hissettirmeye başladılar.
O zaman eski kotlara, giysilere, ağrısız diz ve bele geri dönmeli, bebeklere de süt vermeli :)
2 Eylül 2010 Perşembe
Söylemeyi unuttum
Muhteşem diyetisyenim ve arkadaşım Banu (Topalakçı) her çarşamba Ankara'daki Max FM'de radyo programına başladı. Ankara'dakiler 98.5 frekansından takip edebilir, Ankara'da değilim diye üzülenler www.maxfm.com.tr adresine girerek internet üzerinden dinleyebilir. Her çarşamba 8:30-9 arasında radyo-internet başına.
Gerçi ilk programı saati yanlış hatırlayarak kaçırmış bulunan bir kişi olarak utanç içindeyim şu anda. O saatte fakültede olmama rağmen lab.a git gel derken odama geçip internet radyosunu 9'da açınca progamı kaçırmış oldum.
Ben unuttum siz unutmayın!
Gerçi ilk programı saati yanlış hatırlayarak kaçırmış bulunan bir kişi olarak utanç içindeyim şu anda. O saatte fakültede olmama rağmen lab.a git gel derken odama geçip internet radyosunu 9'da açınca progamı kaçırmış oldum.
Ben unuttum siz unutmayın!
22 Ağustos 2010 Pazar
Dün çok güzel bir gündü
Dün doktor kontrolümüz vardı. Yine kilo aldım diye fırça yiyeceğim korkusuyla çıktım doktorumun karşısına. Önce "çok iyi görünüyorsun" dedi doktorum bana, sonra da "şu tartıya çık bakalım". Gerçekten iyi görünüyorum, herkes aynı şeyi söylüyor. Yüzüm hala ince, hatta hamile kalmadan öncekinden bile ince diyebilirim. Kollarım da kilo almadı. Bilirsiniz kilo alınca kollar da dolar, pehlivan gibi görünmeye başlarsınız. O yüzden bu sefer ne olacağını çok merak ediyordum. Tartıya çıkınca gördüğüm rakam 75 idi. (1 ay önceki kontrolümde 74.4 kg idim.) Doktorum bana öyle bir tablo çizmişti ki ağlayarak çıkmıştım muayenehaneden. Doktorum sonuçtan çok memnun oldu, "2 kilo vermişsin" dedi. Sonra da hemen bebeklerin ölçümlerine geçtik. Bebeklerde nasıl bir değişim olduğu da önemli tabii ki. Kızım 938 g olmuş, oğlum 1040 g. Yediğim herşey bebeklerime yaramış anlayacağınız. Maşaallah bebeklerime. 26. hafta değerlerine bakarsak eğer, tek gebeliğe oranla daha yüksek kiloda bebeklerim. Umarım böyle de devam eder. Doktorum "bu ay dikkat ettiğin belli dedi". Gerçekten de ettim. Aslında hiç de az yemiyorum, bu kadar yemeye kilo almış olmam lazımdı ama ne yediğim çok önemli. Geçen sefer kocam 15 gün kadar yanımdaydı, bazı öğlenler ve bazı akşamlar fakülteden geç çıktığımızda yemeği evde yemek yerine karşıdaki kebapçılarda, ev yemekleri yapan yerlerde yiyorduk. Bu arada kıymalı pideler, ev yemeklerinin yanında pilavlar yedim, bir gün bir arkadaşımızla buluşup mükellef bir sofra kurduk, birkaç sabah kahvaltı yapmaya vakit bulamayıp 1-2 poaça yemiştim. Tatlı , dondurma vs. yemememe rağmen feci kilo almıştım. İşte bu sefer bunların tam tersini yaptım. Dışarıdan hiçbir şey yemedim. Kahvaltımı yaptım, vaktim olmadığında fakültede yemek için kepekli veya çavdarlı ekmekten sandviç yaptım, akşamları yemeklerimi hep evde yedim, yemeklerimi zaten diyet yaptığım günlerden kalan alışkanlıkla az yağlı yapıyordum ama kıymayı yağsız olmadığı sürece hayatımdan çıkarttım, pilav yerine bulgur pilavı veya yağsız makarna yedim, meyvemi asla ihmal etmedim ve sonuçta kilo verdim. Anlayacağınız kontrolden çıktığımda çok çok mutluydum. Haa, 1-2 kez minik porsiyonlar halinde dondurma yedim bu sefer. Ona rağmen kilo verdim :)
Sorun sadece fırça yememek değil elbette. Bebeklerin sağlıklı gelişmesi daha önemli. Geçen sefer doktorum bana çok güzel bilgiler verdi. "Çok kilo alan annelerin bebekleri genelde küçük doğar, etrafına dikkat et" dedi. Gerçekten çevremde gördüğüm örnekler de aynen böyle. Anneler nasıl olsa yemek için bahanem var diye yiyip kilo aldıkça vücut oluşan göbeği beslemek için diğer organlarda kısıntıya gidermiş. Öncelikle bebekler dahil olmak üzere kan akışını azaltma yoluna gidermiş, ama beyin, böbrekler ve bebekler itiraz edince bunu telafi etmek için kalbin pompalama hızını artırırmış. Nabzın artmasının nedeni buymuş. Daha fazla kilo aldıkça kalp daha fazla hızlanamayacağı için kan kesintisi başlarmış. Nefes daralması, beyne az kan gittiği için unutkanlık vs. gibi belirtiler hep bunun göstergesiymiş. Bebekler de daha az besleniyor bunun sonucunda. Bu yüzden bu sefer çok dikkat ettim ve dikkatimin ödülünü de bebeklerimin kilo artışıyla aldım. O yüzden tüm anne adaylarına yediklerine çok dikkat etmelerini öneriyorum. Kocam bile spor yapmadan 2 kilo verdi bu sayede, gerisini siz düşünün.
Kontrol sonrasında nihayet ne zamandır istediğim bir arkadaş ziyaretini gerçekleştirdik. Önce diyetisyenim, sonra arkadaşım olan Banu'nun size daha önce adresini verdiğim merkezine hem hayırlı olsuna hem de 1 gün önceki yaşgününü kutlamaya gittik. (Yazıyı okumak isterseniz burada). Yaşgünü pastasız olur mu? Olmaz. Fıstıklı çikolatalı pastamızı aldık ve harika bir sohbet eşliğinde afiyetle yedik. Kontrolümün verdiği mutlulukla ben de yedim. Eşi de oradaydı, bu vesileyle onunla da tanışmış olduk ve sohbetimiz daha da keyifli oldu. İdeal'i gezdik, çok beğendik. Çok sıcak ve huzurlu bir ortam yaratmış Banu. Hastane ortamının soğukluğu ve dışarıdaki diğer merkezlerin snobluğu kesinlikle yok. Bahçesindeki incir ağacının huzur kattığı sıcak bir ortam. Zaten Banu'nun güleryüzü ve bilgili olduğunuz hissettiğiniz tatlı sohbeti ortamı daha da ısıtıyor. Anlayacağınız güzel bir günü güzel bir şekilde noktaladık. Bir kez daha Banu ile tanışmamıza vesile olduğu için Güven Hastanesi'ne teşekkür ederim. Onun gibi başarılı bir diyetisyeni ve iyi bir insanı ellerinden nasıl kaçırdıklarını hala anlamıyorum, herhalde çok pişmanlardır. Dedim ya, onların kaybı.
Sorun sadece fırça yememek değil elbette. Bebeklerin sağlıklı gelişmesi daha önemli. Geçen sefer doktorum bana çok güzel bilgiler verdi. "Çok kilo alan annelerin bebekleri genelde küçük doğar, etrafına dikkat et" dedi. Gerçekten çevremde gördüğüm örnekler de aynen böyle. Anneler nasıl olsa yemek için bahanem var diye yiyip kilo aldıkça vücut oluşan göbeği beslemek için diğer organlarda kısıntıya gidermiş. Öncelikle bebekler dahil olmak üzere kan akışını azaltma yoluna gidermiş, ama beyin, böbrekler ve bebekler itiraz edince bunu telafi etmek için kalbin pompalama hızını artırırmış. Nabzın artmasının nedeni buymuş. Daha fazla kilo aldıkça kalp daha fazla hızlanamayacağı için kan kesintisi başlarmış. Nefes daralması, beyne az kan gittiği için unutkanlık vs. gibi belirtiler hep bunun göstergesiymiş. Bebekler de daha az besleniyor bunun sonucunda. Bu yüzden bu sefer çok dikkat ettim ve dikkatimin ödülünü de bebeklerimin kilo artışıyla aldım. O yüzden tüm anne adaylarına yediklerine çok dikkat etmelerini öneriyorum. Kocam bile spor yapmadan 2 kilo verdi bu sayede, gerisini siz düşünün.
Kontrol sonrasında nihayet ne zamandır istediğim bir arkadaş ziyaretini gerçekleştirdik. Önce diyetisyenim, sonra arkadaşım olan Banu'nun size daha önce adresini verdiğim merkezine hem hayırlı olsuna hem de 1 gün önceki yaşgününü kutlamaya gittik. (Yazıyı okumak isterseniz burada). Yaşgünü pastasız olur mu? Olmaz. Fıstıklı çikolatalı pastamızı aldık ve harika bir sohbet eşliğinde afiyetle yedik. Kontrolümün verdiği mutlulukla ben de yedim. Eşi de oradaydı, bu vesileyle onunla da tanışmış olduk ve sohbetimiz daha da keyifli oldu. İdeal'i gezdik, çok beğendik. Çok sıcak ve huzurlu bir ortam yaratmış Banu. Hastane ortamının soğukluğu ve dışarıdaki diğer merkezlerin snobluğu kesinlikle yok. Bahçesindeki incir ağacının huzur kattığı sıcak bir ortam. Zaten Banu'nun güleryüzü ve bilgili olduğunuz hissettiğiniz tatlı sohbeti ortamı daha da ısıtıyor. Anlayacağınız güzel bir günü güzel bir şekilde noktaladık. Bir kez daha Banu ile tanışmamıza vesile olduğu için Güven Hastanesi'ne teşekkür ederim. Onun gibi başarılı bir diyetisyeni ve iyi bir insanı ellerinden nasıl kaçırdıklarını hala anlamıyorum, herhalde çok pişmanlardır. Dedim ya, onların kaybı.
21 Haziran 2010 Pazartesi
Diyet haberlerine dönüş
Hayır, diyete başlamadım tekrar. Sadece bir haberim var sizlere. Diyet hikayelerimden ve diyetisyenimin ne kadar iyi bir insan ve diyetisyen olduğundan bahsetmiştim sizlere daha önce. İsteyen diyet başlıklı yazılara göz atabilir. Vaktim yok diyenlere kısaca özetleyeyim. Evlendikten sonra 10-15'e yakın kilo almıştım. Kendi başıma vermeyi beceremeyince, kocamın da desteklemesiyle diyetisyen yardımı almaya karar vermiştim. O aralar kadın doğum uzmanım Güven Hastanesi'nde olduğu için orayı arayıp bir randevu almıştım. Banu Hanım'ı (Banu Topalakçı) tesadüfen bulmuştum, bana Allah gönderdi de denebilir. Orada çalışan 3 tane diyetisyen vardı ve telefonun ucundaki görevli bana Banu Hanım için randevu vermişti. İyi ki de öyle yapmış, o görevlinin alnından öpmem lazım.
Banu Hanım'a ilk görüşte ısındım. Bilirsiniz, sağlıkla ilgili her türlü konuda doktorunuza güvenmeniz çok önemli. Burada da aynı şey sözkonusu. Siz diyetisyeninizi seveceksiniz, ona güveneceksiniz ki başarılı sonuç alabilin. Zaman içinde benim için diyetisyenden fazlası oldu. Sorunlarımı anlattım ona, sabırla dinledi beni. Yüzünden gülümsemesi hiç eksik olmadı. O kadar çok anlattım ki onu kocama, kocam da tanışmak istedi. "Ne gereği var" demedi, bize vakit ayırdı, o tatlı gülümsemesiyle hayatımızı aydınlattı. Sayesinde net 10 kg verdim, ama çoğu yağdan gittiği için 15 kg'a denk geldi. Bu arada ortak bir arkadaşımız olduğu da ortaya çıktı. Meğer o da daha önce Banu Hanım'a gitmiş ve çok memnun kalmış. "İşini çok iyi bilen bir diyetisyendir, aynı zamanda Güven Hastanesi'nin yeme içme müdürü, çok başarılı bir kadın" demişti. Zaman içinde ne kadar başarılı olduğuna ben de şahit oldum zaten. Bir arkadaşım da benimle birlikte gelmeye başladı, o da aynı şekilde çok güzel kilo verdi ve aşırı derecede memnun kaldı.
Bugün Banu Hanım'ın hastaneden ayrıldığını öğrendim. Bazı sıkıntıları vardı ama geçer diye ummuştum, meğer geçmemiş ve o da istifa etmiş. Güven'in kaybıdır, bir daha da oraya gitmem ben. Kendi yerini açmış Banu Hanım. Ankara'da olup da anlayışlı, güleryüzlü ve işinin ehli bir diyetisyen arayan varsa diye adresini (kendisinden izin alarak) yazıyorum.
Uzm. Dyt. Banu Topalakçı
İdeal Beslenme Eğitim ve Danışmanlık
Çevre Sokak (Cinnah'ın sol paraleli)
5/1
Çankaya/ANKARA
0312 4666130
Hastaneye ziyarete gidip bir kahvesini içecektim, hamile kalınca sade süte çevirmiştik ama bir türlü gidememiştim. Şimdi ilk fırsatta ziyaretine gidip şahsen de hayırlı olsun diyeceğim.
Ah Güven, sen de salaklığına doyma ne diyeyim.
Banu Hanım'a ilk görüşte ısındım. Bilirsiniz, sağlıkla ilgili her türlü konuda doktorunuza güvenmeniz çok önemli. Burada da aynı şey sözkonusu. Siz diyetisyeninizi seveceksiniz, ona güveneceksiniz ki başarılı sonuç alabilin. Zaman içinde benim için diyetisyenden fazlası oldu. Sorunlarımı anlattım ona, sabırla dinledi beni. Yüzünden gülümsemesi hiç eksik olmadı. O kadar çok anlattım ki onu kocama, kocam da tanışmak istedi. "Ne gereği var" demedi, bize vakit ayırdı, o tatlı gülümsemesiyle hayatımızı aydınlattı. Sayesinde net 10 kg verdim, ama çoğu yağdan gittiği için 15 kg'a denk geldi. Bu arada ortak bir arkadaşımız olduğu da ortaya çıktı. Meğer o da daha önce Banu Hanım'a gitmiş ve çok memnun kalmış. "İşini çok iyi bilen bir diyetisyendir, aynı zamanda Güven Hastanesi'nin yeme içme müdürü, çok başarılı bir kadın" demişti. Zaman içinde ne kadar başarılı olduğuna ben de şahit oldum zaten. Bir arkadaşım da benimle birlikte gelmeye başladı, o da aynı şekilde çok güzel kilo verdi ve aşırı derecede memnun kaldı.
Bugün Banu Hanım'ın hastaneden ayrıldığını öğrendim. Bazı sıkıntıları vardı ama geçer diye ummuştum, meğer geçmemiş ve o da istifa etmiş. Güven'in kaybıdır, bir daha da oraya gitmem ben. Kendi yerini açmış Banu Hanım. Ankara'da olup da anlayışlı, güleryüzlü ve işinin ehli bir diyetisyen arayan varsa diye adresini (kendisinden izin alarak) yazıyorum.
Uzm. Dyt. Banu Topalakçı
İdeal Beslenme Eğitim ve Danışmanlık
Çevre Sokak (Cinnah'ın sol paraleli)
5/1
Çankaya/ANKARA
0312 4666130
Hastaneye ziyarete gidip bir kahvesini içecektim, hamile kalınca sade süte çevirmiştik ama bir türlü gidememiştim. Şimdi ilk fırsatta ziyaretine gidip şahsen de hayırlı olsun diyeceğim.
Ah Güven, sen de salaklığına doyma ne diyeyim.
1 Temmuz 2009 Çarşamba
Aman Tanrım Ben Ne Zaman 134 Kg Oldum?
Bu sabah diyetisyen randevuma gidecektim, evde de bir tartılayım dedim. Tartıda gördüğüm rakam aynen bu: 134. İyi de ben kendimi iyice hafiflemiş hissederken bu da ne böyle? Sabah uyku sersemi önce panik oldum, sonra da yandaki lbs harflerini görünce içim rahatladı. Meğer dün gece tartının pilini değiştirirken elim yanlışlıkla lbs-kg ayarına takılmış, kg'dan lbs'ye çevirmişim tartıyı. Hemen kg'a getirdim ve gördüğüm rakam 60.8 kg. Nasıl rahatladım anlatamam.
Diyetisyen randevumda bu rakam 61.3 kg idi. Kot var üstümde, o kadar olacak tabii. Diyetisyenimin, sonra da benim iznim nedeniyle Ağustos ortasına kadar görüşmeyeceğiz, ben de programa aynen devam edeceğim, dikkat edeceğim, canım tatilde birşey çekerse yiyecek ama abartmayacağım, diğer öğünlerimle ayarlayacağım. 2 hafta önceki 62.9 kg'dan 61.3 kg'a düşüş ve bunun 1 kg'ının yağ olması ikimizi de çok sevindirdi. "Başladığınızdan beri 9.5 kg verdiniz" dedi Banu Hanım. 21-22 Ağustos'ta 1 yıl olacak diyete başlayalı. Uzun zaman içinde verdiğimden geri geleceklerini sanmıyorum. Üstelik yağdan verdiğim için çok daha ince görünüyorum. Harikayım.
Bu bir senede anladım ki kilo vermek isteyen kişiye hiçbir bahane engel olamaz. Sadece biraz sabır ve irade lazım. Sonra gerisi geliyor zaten, aşırı yağlı şeyler yiyememeye, yerseniz de ucundan tatmaya çalışıyorsunuz. Geçen hafta sempozyum sırasında öğle yemeklerinde bana uyan şeyleri yedim hep. Salata, meyve, sebze veya et yemeği aldım, yanında verdikleri makarnayı, pilavı, böreği, tatlıyı almadım. Balkava verdiklerinde arkadaşımın tatlısının ucundan bir parça alıp tadına baktım sadece. Az yedim ama doydum. Demek oluyormuş vay canına dedim. Akşamki kokteyllerin sadece bir tanesine katıldım. Onda da çok az birşey yedim, ana yemeklere geçildiğinde döner-pilavı vs. boş verip eve gittim. Birazcık daha fazla su içebilseydim çok daha iyi bir sonuç olacaktı ama buna da şükür tabii.
Ukalalık olarak algılamayın ama artık kilolu insanlara acıyarak bakıyorum. Hormonal bir bozukluğunuz yoksa kilo vermek o kadar da zor değil. Fazla kiloları taşıyarak eklemlerinize, kalbinize aşırı yük bindirmeye ne gerek var? Ben de öyleydim biliyorum. Dobik kollarım, tabaklaşmış suratım, içine giremediğim kotlarımla 70 kiloydum geçen sene bu zamanlar. Ama şimdi yüzüm inceldi, çenem iyice ortaya çıktı, kollarım inceldi, kotlarıma sırayla girmeye başladım ve en güzeli de dün akşam uzun zamandır hayallerimi süsleyen eski bir kotuma girebildim. Söz konusu kotun belini önceden iyice daralttırdığım için kesinlikle içine giremiyordum. Diyete başlamadan önce bacaklarımdan yukarıya çekememiştim diyeyim, durumun vehametini siz anlayın. Hamileliğimden önce içine giriyor ancak önünü kapatamıyordum. Hatta kapatayım derken 2 kez fermuarını bozmuştum. Şu anda düğmesi de kapanıyor, fermuarı da. Bel kısmı hafif dar tabii (önceden daralttırdım demiştim ya) ama 1-2 hafta içinde o da ferahlayacak umarım.
Öyle mutluyum ki, beni yaklaşık 1 senedir görmeyen akrabalarımın şaşkınlığını görmek için sabırsızlanıyorum :)
Diyetisyen randevumda bu rakam 61.3 kg idi. Kot var üstümde, o kadar olacak tabii. Diyetisyenimin, sonra da benim iznim nedeniyle Ağustos ortasına kadar görüşmeyeceğiz, ben de programa aynen devam edeceğim, dikkat edeceğim, canım tatilde birşey çekerse yiyecek ama abartmayacağım, diğer öğünlerimle ayarlayacağım. 2 hafta önceki 62.9 kg'dan 61.3 kg'a düşüş ve bunun 1 kg'ının yağ olması ikimizi de çok sevindirdi. "Başladığınızdan beri 9.5 kg verdiniz" dedi Banu Hanım. 21-22 Ağustos'ta 1 yıl olacak diyete başlayalı. Uzun zaman içinde verdiğimden geri geleceklerini sanmıyorum. Üstelik yağdan verdiğim için çok daha ince görünüyorum. Harikayım.
Bu bir senede anladım ki kilo vermek isteyen kişiye hiçbir bahane engel olamaz. Sadece biraz sabır ve irade lazım. Sonra gerisi geliyor zaten, aşırı yağlı şeyler yiyememeye, yerseniz de ucundan tatmaya çalışıyorsunuz. Geçen hafta sempozyum sırasında öğle yemeklerinde bana uyan şeyleri yedim hep. Salata, meyve, sebze veya et yemeği aldım, yanında verdikleri makarnayı, pilavı, böreği, tatlıyı almadım. Balkava verdiklerinde arkadaşımın tatlısının ucundan bir parça alıp tadına baktım sadece. Az yedim ama doydum. Demek oluyormuş vay canına dedim. Akşamki kokteyllerin sadece bir tanesine katıldım. Onda da çok az birşey yedim, ana yemeklere geçildiğinde döner-pilavı vs. boş verip eve gittim. Birazcık daha fazla su içebilseydim çok daha iyi bir sonuç olacaktı ama buna da şükür tabii.
Ukalalık olarak algılamayın ama artık kilolu insanlara acıyarak bakıyorum. Hormonal bir bozukluğunuz yoksa kilo vermek o kadar da zor değil. Fazla kiloları taşıyarak eklemlerinize, kalbinize aşırı yük bindirmeye ne gerek var? Ben de öyleydim biliyorum. Dobik kollarım, tabaklaşmış suratım, içine giremediğim kotlarımla 70 kiloydum geçen sene bu zamanlar. Ama şimdi yüzüm inceldi, çenem iyice ortaya çıktı, kollarım inceldi, kotlarıma sırayla girmeye başladım ve en güzeli de dün akşam uzun zamandır hayallerimi süsleyen eski bir kotuma girebildim. Söz konusu kotun belini önceden iyice daralttırdığım için kesinlikle içine giremiyordum. Diyete başlamadan önce bacaklarımdan yukarıya çekememiştim diyeyim, durumun vehametini siz anlayın. Hamileliğimden önce içine giriyor ancak önünü kapatamıyordum. Hatta kapatayım derken 2 kez fermuarını bozmuştum. Şu anda düğmesi de kapanıyor, fermuarı da. Bel kısmı hafif dar tabii (önceden daralttırdım demiştim ya) ama 1-2 hafta içinde o da ferahlayacak umarım.
Öyle mutluyum ki, beni yaklaşık 1 senedir görmeyen akrabalarımın şaşkınlığını görmek için sabırsızlanıyorum :)
10 Haziran 2009 Çarşamba
Gölgemi artık daha çok seviyorum
Gölgeler genelde ince uzundur bilirsiniz. ("bir ülkede gölgeler uzuyorsa güneş batıyor demektir" gibi sosyal içerikli bir yazı değil bu, ona göre okuyun ya da okumayın).
Benimki de istisna değildi, ince sayılırdı, özellikle diyetisyen öncesi baktığımda kendimi daha ince görür mutlu olurdum. Kendimi kandırıyordum yani ama ne yapayım, kilo vermemek için bir sürü bahanem vardı.
Bir süredir gölgeme daha hayranlık dolu gözlerle bakar oldum. Biraz daha incelmişti, bacaklar, basenler öncekine göre daha iyi gibiydi sanki. Çok hoşuma gittiğini itiraf edeyim. Bu hafta kendimi biraz daha ince hissediyordum zaten. Bu sabahki diyetisyen randevuma gidince yanlış hissetmediğimi anladık. 600 gram vermişim ama önemli olan bu değil, yaklaşık 1 ay öncesine göre 2 kg yağ kaybım olmuş. 900 gram belden, 500'er gram bacaklardan gitmiş. Bunun karşılığı olarak 1.4 kg kas kazanmışım, 1.2 kg da su. Banu Hanım'ın dediğine göre tartıda görünen bu 600 gram 3-4 kg'a eşdeğermiş. Öyle mutlu oldum ki. Fakülteye bulutların üzerinde geldim. Hormonlar dengelenince kilo vermeye tekrar başlayacağımı biliyordum ama yine de moralim bozuluyordu.
Gölgem artık daha ince ve daha uzun ve ben çok daha mutluyum.
Benimki de istisna değildi, ince sayılırdı, özellikle diyetisyen öncesi baktığımda kendimi daha ince görür mutlu olurdum. Kendimi kandırıyordum yani ama ne yapayım, kilo vermemek için bir sürü bahanem vardı.
Bir süredir gölgeme daha hayranlık dolu gözlerle bakar oldum. Biraz daha incelmişti, bacaklar, basenler öncekine göre daha iyi gibiydi sanki. Çok hoşuma gittiğini itiraf edeyim. Bu hafta kendimi biraz daha ince hissediyordum zaten. Bu sabahki diyetisyen randevuma gidince yanlış hissetmediğimi anladık. 600 gram vermişim ama önemli olan bu değil, yaklaşık 1 ay öncesine göre 2 kg yağ kaybım olmuş. 900 gram belden, 500'er gram bacaklardan gitmiş. Bunun karşılığı olarak 1.4 kg kas kazanmışım, 1.2 kg da su. Banu Hanım'ın dediğine göre tartıda görünen bu 600 gram 3-4 kg'a eşdeğermiş. Öyle mutlu oldum ki. Fakülteye bulutların üzerinde geldim. Hormonlar dengelenince kilo vermeye tekrar başlayacağımı biliyordum ama yine de moralim bozuluyordu.
Gölgem artık daha ince ve daha uzun ve ben çok daha mutluyum.
2 Haziran 2009 Salı
Etrafımda olanlar
Etrafımda bir sürü şey oluyor. Çoğunluğuyla yollarda karşılaşıyorum. Bu aralar yürüyüşü artırmaya çalıştığım için yazacak malzeme de çok. Gözüme takılanlar işte bunlar:
- Geçenlerde metronun içinden geçerken etrafta balon şeklinde uçuşan sabun köpükleri gördüm. Hayırdır derken bir de baktım ki bir yavru balonları yakalamak için koşturuyor, elinde de sabun köpüğü tabancası (ya da adı herneyse). Geçen senelerde Kızılay'da hazır deterjanlı su +aparatını satarlardı, işi büyütmüş oyuncakçılar. Biz de küçükken oynardık balonlarla. Alt katlarda oturan arkadaşlar (genellikle ben) su dolu bir bardağa pril koyardı, sonra alırdık bir tahta mandalı daldırırdık sıvıya, çamaşırı tuttuğu yerlerin oluşturduğu açıklığa üfler balon yapardık. Aşağıdakiler de koştururdu yakalamak için. Çocukken çok salak mı oluyoruz yoksa küçük şeylerden mutlu olmayı bilebildiğimiz için daha mı akıllı acaba? Balon yakalamak için kahkalarla gülerek koşturduğumuzu hatırlıyorum, güneş ışınlarının balonlardaki renkli yansımaları da cezbederdi ayrıca, sıkılana kadar balon yakalardık. İşte bunda da teknoloji devreye girmiş, bas düğmeye yap balonu.
- Antares'ten eve dönerken sağlıklı yaşam parkurunda kocasıyla birlikte yürüren bir kadın gördüm. Biz kadınlar yaşlandıkça iyice kokoş oluyoruz, ben de istisna değilim. Teyzem saçlar sarılmış, kulaklarda kocaman küpeler, ayakta siyah tayt, üstünde kırmızı ve payetli boncuklu bir bluz yürüyordu zayıflamak için. 20 yıl sonra ben nasıl olacağım acaba çok merak ediyorum.
-Sabah otobüste yanımdaki adam hapşurdu. Ağzını eliyle kapatarak mikropların virüslerin yayılmasını önledi aklı sıra. Sonra da önce avcuna baktı, sonra da basma düğmesinin üstünde olduğu demiri hemen düğmenin dibinden tutmaya devam etti. Mikroskopik görüşlü gözleriyle önce virüs var mı yok mu diye taradı herhalde, olmadığını görünce de demiri tutmakta sakınca görmedi. O indikten sonra bir kız geldi ve aynı yerden tutuverdi demiri. Geçsin mikroplar, bulaşsın virüsler. Hayır korkum bu tipler yüzünden sürekli ellerini kolonyalı mendillerle silen, dışarıda herhangi bir yere dokunduktan elini antibakteriyel sıvılarla dezenfekte eden biri haline gelmek. Yapmayın etmeyin, akıl sağlığımla oynamayın.
-Haftasonu AÖF sınavına giderken yanımda bir çift sınavdan konuşuyorlardı. Adam kıza hangi derslerin sınavına gireceğini sordu. Kız birini hatırlayamadı. Adam sınavın kaçta başladığını sordu, kız onu da bilmiyordu. Tamam velinimetimiz olur kendisi, sağolsun ama madem ilgin yok neden okuyorsun be güzelim (gerçi buna okumak denmez herhalde). Bütünlemelerde salon başkanın ben olurum inşallah.
- Sabah trafik ışıklarında bekliyorduk. O ışıkların kadrolu dilencisi olan yaşlı teyze elinde minik pet şişeler yavaş yavaş geldi, önce şişeleri ofisine koydu (çimlerin arasına) sonra da mesaiye başladı. Hasılat görebildiğim kadarıyla kesattı ama akşama kadar benim günlük maaşımdan daha çoğunu kazanmış olur nasıl olsa. Boşa okudum, doktora yaptım, kapsaydım bir trafik ışığı yaşamıştım.
- Geçenlerde hızlı trenle dönerken bu sefer daha önce seyretmediğim bir filmi koydular. Kısa filmdi ama yine sonunu göremedim. Bu sefer cidden şikayetçiyim.
Gözüme takılanlardan sonra gelelim bende olanlara.
- Bugün yine diyetisyen randevum vardı. İstediğim kadar iyi değildim bu aralar ama olacağım. Hormon dengem biraz alt üst, onun da büyük etkisi var muhtemelen ama artık nihayet düzene giriyor. Bünyeye de yazık tabi, bir ara hamileydi, hormon salgılamasına neden olan birşey vardı ortada, sonra bir baktı yok. Ne yapacağını şaşırdı tabii. Ama düzeliyor neyse ki.
-Haftasonu sıhhiye orduevinin bahçesinde oturmuş sınav saatimi beklerken etrafa bakındım. Yaşlı teyzeler kokoşluğun doruğunda olmak üzere gelmiş oturuyorlardı. Muhtemelen kocaları vefat etmiş, vakit geçirmek için arkadaşlarıyla buluşan kadınlar ama bazıları nasıl da hala hayat dolu, bakımlı. Çok takdir ettim valla. Karşımda bir de çekirdek aile vardı, sonradan babaanne ve dede de geldi. Babaanne yavruyu uzaktan sevmeye koyuldu: "Aşkımmmmm, birtanemmmm, nasılsın? " Arada aklına geldikçe çocuğa "aşkııımmmmm" demeye devam etti. Aşkım lafının çocuklara söylenmesine gıcık olurum, aranızda yapanlar var mı bilemem ama kusura bakmayın gıcık oluyorum işte. Çocuğa aşkım denmemeli bence, çocuklarda kavram karmaşası yaratmaya hiç gerek yok. Sonra kadın bir ara "Aşkııım, kızıııııım" dedi ve ben koptum. Çocuk erkekti çünkü. Zaten daha fazla dayanamayıp mp3 playerımı taktım kulağıma. Arada hafif esintiyle burnuma gelen hanımellerinin kokusu, elimde çay, kulağımda güzel bir müzik pek güzel vakit geçirdim. Ah bir de kocam olsaydı yanımda.
-Geçen hafta belim tutulmuştu. Oturup kalkma, oraya buraya eğilme mümkün değil, yapabilirsem de ay, uy diye diye. Sadece ayaktayken ve yürürken rahattım. Yaşlanıyoruz tabii, ondan herhalde. Tam ne güzel geçiyor derken dün yine hortladı. Yine etrafta yaşlı kadınlar gibi ay uy diyerek geziyorum. Elimden birşey düşürmeye korkuyorum, eğilip almam bayağı uzun sürüyor çünkü.
Daha bir sürü şey var aslında ama aklıma gelmiyorlar, yazarım nasıl olsa :)
- Geçenlerde metronun içinden geçerken etrafta balon şeklinde uçuşan sabun köpükleri gördüm. Hayırdır derken bir de baktım ki bir yavru balonları yakalamak için koşturuyor, elinde de sabun köpüğü tabancası (ya da adı herneyse). Geçen senelerde Kızılay'da hazır deterjanlı su +aparatını satarlardı, işi büyütmüş oyuncakçılar. Biz de küçükken oynardık balonlarla. Alt katlarda oturan arkadaşlar (genellikle ben) su dolu bir bardağa pril koyardı, sonra alırdık bir tahta mandalı daldırırdık sıvıya, çamaşırı tuttuğu yerlerin oluşturduğu açıklığa üfler balon yapardık. Aşağıdakiler de koştururdu yakalamak için. Çocukken çok salak mı oluyoruz yoksa küçük şeylerden mutlu olmayı bilebildiğimiz için daha mı akıllı acaba? Balon yakalamak için kahkalarla gülerek koşturduğumuzu hatırlıyorum, güneş ışınlarının balonlardaki renkli yansımaları da cezbederdi ayrıca, sıkılana kadar balon yakalardık. İşte bunda da teknoloji devreye girmiş, bas düğmeye yap balonu.
- Antares'ten eve dönerken sağlıklı yaşam parkurunda kocasıyla birlikte yürüren bir kadın gördüm. Biz kadınlar yaşlandıkça iyice kokoş oluyoruz, ben de istisna değilim. Teyzem saçlar sarılmış, kulaklarda kocaman küpeler, ayakta siyah tayt, üstünde kırmızı ve payetli boncuklu bir bluz yürüyordu zayıflamak için. 20 yıl sonra ben nasıl olacağım acaba çok merak ediyorum.
-Sabah otobüste yanımdaki adam hapşurdu. Ağzını eliyle kapatarak mikropların virüslerin yayılmasını önledi aklı sıra. Sonra da önce avcuna baktı, sonra da basma düğmesinin üstünde olduğu demiri hemen düğmenin dibinden tutmaya devam etti. Mikroskopik görüşlü gözleriyle önce virüs var mı yok mu diye taradı herhalde, olmadığını görünce de demiri tutmakta sakınca görmedi. O indikten sonra bir kız geldi ve aynı yerden tutuverdi demiri. Geçsin mikroplar, bulaşsın virüsler. Hayır korkum bu tipler yüzünden sürekli ellerini kolonyalı mendillerle silen, dışarıda herhangi bir yere dokunduktan elini antibakteriyel sıvılarla dezenfekte eden biri haline gelmek. Yapmayın etmeyin, akıl sağlığımla oynamayın.
-Haftasonu AÖF sınavına giderken yanımda bir çift sınavdan konuşuyorlardı. Adam kıza hangi derslerin sınavına gireceğini sordu. Kız birini hatırlayamadı. Adam sınavın kaçta başladığını sordu, kız onu da bilmiyordu. Tamam velinimetimiz olur kendisi, sağolsun ama madem ilgin yok neden okuyorsun be güzelim (gerçi buna okumak denmez herhalde). Bütünlemelerde salon başkanın ben olurum inşallah.
- Sabah trafik ışıklarında bekliyorduk. O ışıkların kadrolu dilencisi olan yaşlı teyze elinde minik pet şişeler yavaş yavaş geldi, önce şişeleri ofisine koydu (çimlerin arasına) sonra da mesaiye başladı. Hasılat görebildiğim kadarıyla kesattı ama akşama kadar benim günlük maaşımdan daha çoğunu kazanmış olur nasıl olsa. Boşa okudum, doktora yaptım, kapsaydım bir trafik ışığı yaşamıştım.
- Geçenlerde hızlı trenle dönerken bu sefer daha önce seyretmediğim bir filmi koydular. Kısa filmdi ama yine sonunu göremedim. Bu sefer cidden şikayetçiyim.
Gözüme takılanlardan sonra gelelim bende olanlara.
- Bugün yine diyetisyen randevum vardı. İstediğim kadar iyi değildim bu aralar ama olacağım. Hormon dengem biraz alt üst, onun da büyük etkisi var muhtemelen ama artık nihayet düzene giriyor. Bünyeye de yazık tabi, bir ara hamileydi, hormon salgılamasına neden olan birşey vardı ortada, sonra bir baktı yok. Ne yapacağını şaşırdı tabii. Ama düzeliyor neyse ki.
-Haftasonu sıhhiye orduevinin bahçesinde oturmuş sınav saatimi beklerken etrafa bakındım. Yaşlı teyzeler kokoşluğun doruğunda olmak üzere gelmiş oturuyorlardı. Muhtemelen kocaları vefat etmiş, vakit geçirmek için arkadaşlarıyla buluşan kadınlar ama bazıları nasıl da hala hayat dolu, bakımlı. Çok takdir ettim valla. Karşımda bir de çekirdek aile vardı, sonradan babaanne ve dede de geldi. Babaanne yavruyu uzaktan sevmeye koyuldu: "Aşkımmmmm, birtanemmmm, nasılsın? " Arada aklına geldikçe çocuğa "aşkııımmmmm" demeye devam etti. Aşkım lafının çocuklara söylenmesine gıcık olurum, aranızda yapanlar var mı bilemem ama kusura bakmayın gıcık oluyorum işte. Çocuğa aşkım denmemeli bence, çocuklarda kavram karmaşası yaratmaya hiç gerek yok. Sonra kadın bir ara "Aşkııım, kızıııııım" dedi ve ben koptum. Çocuk erkekti çünkü. Zaten daha fazla dayanamayıp mp3 playerımı taktım kulağıma. Arada hafif esintiyle burnuma gelen hanımellerinin kokusu, elimde çay, kulağımda güzel bir müzik pek güzel vakit geçirdim. Ah bir de kocam olsaydı yanımda.
-Geçen hafta belim tutulmuştu. Oturup kalkma, oraya buraya eğilme mümkün değil, yapabilirsem de ay, uy diye diye. Sadece ayaktayken ve yürürken rahattım. Yaşlanıyoruz tabii, ondan herhalde. Tam ne güzel geçiyor derken dün yine hortladı. Yine etrafta yaşlı kadınlar gibi ay uy diyerek geziyorum. Elimden birşey düşürmeye korkuyorum, eğilip almam bayağı uzun sürüyor çünkü.
Daha bir sürü şey var aslında ama aklıma gelmiyorlar, yazarım nasıl olsa :)
13 Mayıs 2009 Çarşamba
Kısa kısa
Bu sabah yine diyetisyen randevum vardı ama kilo vermiş olduğuma dair hiç ümidim yoktu. Çünkü geçen hafta ne adam gibi su içebildim ne de diyetime tam olarak uyabildim. Sınav dönemi olunca ve cumartesi-pazar da sınava gidince yemek saatlerim biraz oynadı. Kocamın gelişi, ağbimle buluşulması ve birşeyler yenmesi neticesinde 1-2 akşam yemeğimde de standart dışına çıkmak zorunda kaldım. Yaptığım yegane olumlu şey bol bol yürümek idi.
Tahminim doğru çıktı, 1 gram bile verememiş olduğumu gördük. Ben karalar bağlarken yağ-kas ölçümlerim çıktı ve rahat bir nefes alabildim. 700 g yağ kaybetmişim, 400 g kas ve 300 g su kazanmışım. Suyun ödemden dolayı olduğunu düşünüyoruz gerçi, o kadar su içmeye (daha doğrusu içmemeye) böyle bir artış olamaz. Haftaya tartıya yansır yağ kaybı endişe etmeyin dedi Banu Hanım. Çok sevindi, o sevinince ben de sevindim. Haftaya diyetime sadık kalıp su içersem yaparım bu işi ben.
Yarın Eczacılık Bayramı. Bu yılki törenler bizim Fakültede kutlanacak. Haftalar önce hazırlık toplantılarının ilkinde sunucunun ben olacağımı öğrenmiş hemen akabinde hocamla görüşüp bana bu görevi vermemelerini istemiştim. "4 aylık hamile olacağım, 2-2.5 saat ayağa dikmeyin beni hocam, hem giyecek birşey de bulamam" demiştim. Neyse.
Dün heyecanla Eurovision yarı finalini seyrettim. Hadise'nin sesini pek duyamadım maalesef. Özellikle nakarat kısımlarını tamamen vokalistlere bırakmıştı. Ya hastalığı atamamıştı, ya da sesini zorlamak istemiyordu, karar veremedim (Umarım canlı performansı her zaman böyle değildir). Ama final için umutluyum özellikle de yarışan bir sürü dandik şarkıyı dinledikten sonra. İnsan utanır da yollamaz bazı şarkıları, pes derken 2-3 tanesi bir de finale kaldı, katmerli pes. Siyasi oyunlar, al gülüm ver gülümler olmazsa iyi bir sırada bitiririz (bunlar olmasaydı geçen sene de birinci olmamız gerekirdi ya neyse).
Akşamüstü eve gelirken yanımdan bir seyyar satıcı geçti. Arabasında bir sürü güveç taşıyordu ama işin ilginç yanı arabanın üstüne bir paket çekirdek koymuş, mutluluk içinde çitleye çitleye itiyordu arabasını. Baktığımı görünce çekirdek çitlemeye hiç ara vermeden "güveç lazım mı abla" diye sordu. Adamın mutluluğu benim de yüzümü güldürdü nedense.
Karşı kaldırıma geçince yere yatmış pür dikkat önüne bakan bir kedi gördüm. "Neye bakıyorsun böyle" diye sorunca başını kaldırıp kısa bir süre baktı, sonra tekrar önüne indirdi kafasını. Önünde kocaman bir böcek, belki de uçamayan bir kara sinek vardı ve kedi ona bakıyordu. Sanki dünyanın sonu o böceği izlemesine bağlıymış, kıpırdarsa herşey yerle bir olacakmış gibi. Kediye de bayıldım.
Sabahın köründe uyandım, çok yoruldum, sınav kağıdı okumaktan gözlerim pörtledi ama yine akşam eve geldiğimde çok mutluydum. Lütfen yarın ve sonraki günler de hep böyle olsun.
Tahminim doğru çıktı, 1 gram bile verememiş olduğumu gördük. Ben karalar bağlarken yağ-kas ölçümlerim çıktı ve rahat bir nefes alabildim. 700 g yağ kaybetmişim, 400 g kas ve 300 g su kazanmışım. Suyun ödemden dolayı olduğunu düşünüyoruz gerçi, o kadar su içmeye (daha doğrusu içmemeye) böyle bir artış olamaz. Haftaya tartıya yansır yağ kaybı endişe etmeyin dedi Banu Hanım. Çok sevindi, o sevinince ben de sevindim. Haftaya diyetime sadık kalıp su içersem yaparım bu işi ben.
Yarın Eczacılık Bayramı. Bu yılki törenler bizim Fakültede kutlanacak. Haftalar önce hazırlık toplantılarının ilkinde sunucunun ben olacağımı öğrenmiş hemen akabinde hocamla görüşüp bana bu görevi vermemelerini istemiştim. "4 aylık hamile olacağım, 2-2.5 saat ayağa dikmeyin beni hocam, hem giyecek birşey de bulamam" demiştim. Neyse.
Dün heyecanla Eurovision yarı finalini seyrettim. Hadise'nin sesini pek duyamadım maalesef. Özellikle nakarat kısımlarını tamamen vokalistlere bırakmıştı. Ya hastalığı atamamıştı, ya da sesini zorlamak istemiyordu, karar veremedim (Umarım canlı performansı her zaman böyle değildir). Ama final için umutluyum özellikle de yarışan bir sürü dandik şarkıyı dinledikten sonra. İnsan utanır da yollamaz bazı şarkıları, pes derken 2-3 tanesi bir de finale kaldı, katmerli pes. Siyasi oyunlar, al gülüm ver gülümler olmazsa iyi bir sırada bitiririz (bunlar olmasaydı geçen sene de birinci olmamız gerekirdi ya neyse).
Akşamüstü eve gelirken yanımdan bir seyyar satıcı geçti. Arabasında bir sürü güveç taşıyordu ama işin ilginç yanı arabanın üstüne bir paket çekirdek koymuş, mutluluk içinde çitleye çitleye itiyordu arabasını. Baktığımı görünce çekirdek çitlemeye hiç ara vermeden "güveç lazım mı abla" diye sordu. Adamın mutluluğu benim de yüzümü güldürdü nedense.
Karşı kaldırıma geçince yere yatmış pür dikkat önüne bakan bir kedi gördüm. "Neye bakıyorsun böyle" diye sorunca başını kaldırıp kısa bir süre baktı, sonra tekrar önüne indirdi kafasını. Önünde kocaman bir böcek, belki de uçamayan bir kara sinek vardı ve kedi ona bakıyordu. Sanki dünyanın sonu o böceği izlemesine bağlıymış, kıpırdarsa herşey yerle bir olacakmış gibi. Kediye de bayıldım.
Sabahın köründe uyandım, çok yoruldum, sınav kağıdı okumaktan gözlerim pörtledi ama yine akşam eve geldiğimde çok mutluydum. Lütfen yarın ve sonraki günler de hep böyle olsun.
7 Nisan 2009 Salı
Diyet haberleri - artık nasıl olacaksa
Sabah diyetisyenimle olan randevuma gittim. Geçen haftakine feci trafik nedeniyle gidemeyince toplamda 3 hafta sonra görüşmüş olduk. Bu sefer kilo aldığımı tahmin ediyordum ama bu kadar olacağını düşünmemiştim. 3 haftada 2 kilo almışım. 5 gün boyunca yataktan sadece tuvalet ve banyoya gitmek üzere kalkınca ve diyetime uymaya çalışsam da annem tarafından "belki de bebek tutunmak için daha fazla besine ihtiyaç duyuyordur" diye besiye çekildiğim için kilo almam normal. Az hareket-çok yemek, gel bakalım 2 kilo. Karnım şişmeye başladı, onun da etkisi vardır, hepsi yediklerimden olamaz. İyi ki aşermiyorum, iştahım açık değil, yoksa ne olurdum bilmiyorum. "4. aya kadar kiloyu böyle tutmamız lazım" dedi diyetisyenim ve yeni listemi verdi.
Yeni listemde yiyecek çok fazla şey var. Bu kadar yiyerek kilomu şimdilik nasıl bu seviyede tutabilirim bilemiyorum ama öncelikli olan şey bebeğin iyi beslenmesi. Alınan kilolar nasıl olsa verilir, o konuda hiç endişem yok. Yemek dışında en büyük değişiklik haftada bir kez bir tatlı kaşığı pekmez yiyecek olmam. Demir eksikliğine karşı önlem alıyoruz sanıyorum. Herhalde ilerleyen aylarla birlikte miktarı da artacaktır.
Anlaşılan artık size bir süre diyet haberi veremeyeceğim. Çünkü artık tam olarak tefal tartı reklamındaki kadına döndüm. Kilo artışına rağmen gülümsüyorum :)
Yeni listemde yiyecek çok fazla şey var. Bu kadar yiyerek kilomu şimdilik nasıl bu seviyede tutabilirim bilemiyorum ama öncelikli olan şey bebeğin iyi beslenmesi. Alınan kilolar nasıl olsa verilir, o konuda hiç endişem yok. Yemek dışında en büyük değişiklik haftada bir kez bir tatlı kaşığı pekmez yiyecek olmam. Demir eksikliğine karşı önlem alıyoruz sanıyorum. Herhalde ilerleyen aylarla birlikte miktarı da artacaktır.
Anlaşılan artık size bir süre diyet haberi veremeyeceğim. Çünkü artık tam olarak tefal tartı reklamındaki kadına döndüm. Kilo artışına rağmen gülümsüyorum :)
10 Mart 2009 Salı
Peki diyetim ne olacak?
Bir süredir diyetisyene giden ve bu süre zarfında 9 kilo veren ben bu hamilelik boyunca ne yapacağım peki? Kendimi nasıl olsa hamileyim, süper bir bahanem var, istediğimi yerim, içerim, kimse karışamaz diye koyvermeli miyim yoksa diyetime bebeğin gelişimini engellemeyecek şekilde devam mı etmeliyim? Ben 2. şıkkı seçtim. Bu kiloları vermek için bayağı uğraştım ben, tekrar almaya pek niyetim yok.
Hamilelik gerçekten de harika bir bahane. Daha önce kendinizi ksııtladığınız herşeyi yiyebilirsiniz, kimse de "sen ne yapıyorsun" demez, bilakis, "hamile o canı çekiyor" derler ve biraz daha yedirmeye çalışırlar. Bunu bahane olarak kullanmamaya kararlıyım. Daha aşerme safhalarına gelmedim, belki bu kararlılığım o safhaya kadar sürecek ama ben henüz bilmiyorum. Hiçbir konuda büyük konuşmayı sevmedim, bu konuda da büyük konuşmak istemem ama şimdilik planım diyetime bağlı kalmak.
Zaten diyetisyenimle konuştum. İlk 4 ay boyunca normal planımıza bağlı kalabileceğimizi söyledi. Zaten iyi beslendiğim için bebek açısından sorun olacağını sanmıyorum. Folik asit takviyemi alıyorum, hatta bol bol ceviz ve badem yiyorum. 4 aydan sonra bebek anneyi sömürmeye başladığında programım değişecekmiş. Hem beni hem de bebeği besleyecek tarzda bir programa geçecekmişiz (kendisi de bir çocuk annesi olduğu için ona olan güvenim sonsuz). İşte o zaman geldiğinde ne kadar bağlı kalabilirim bilemiyorum, umarım planladığımız gibi geçer çünkü 20 küsür kilo alarak hamileliği bitirmek istemiyorum. Planımız alacağım kiloyu 10 ile sınırlamak, böylece sonradan vermesi de çok kolay olacaktır. Ama dediğim gibi, bunların hepsi şu anda teori ve sizler de bilirsiniz ki, teoriyle pratik genelde birbirine uymaz.
İyi ki o 9 kiloyu vermişim, yoksa o kilonun üstüne bir de hamilelik kiloları eklenseydi herhalde kocamın beni kapılardan geçmem için iteklemesi, düz yollarda ise yuvarlaması gerekecekti. Kilo vermemle geçen bel ağrılarım yine hafif hafif başladı. İşte kilo almamı sınırlamam için iyi bir sebep. Dün gece yine sızıp kalarak yatmadan önceki öğünümü atlamış oldum maalesef, umarım çok fazla bir getirisi veya götürüsü olmaz.
Gerçi birazcık kilo alsam da çok önemsemiyoruz bu aralar. Zaten eskisi gibi yediğim halde yavaş yavaş kilo alıyorum. Herhalde ilk aylarda bünyenin hormonal değişikliklere alışması sırasında normal bir süreç. Tefal reklamındaki kilo aldığını gördükçe sırıtan kadın gibiyim, bahanem var ya ne de olsa, ondandır.
Hamilelik gerçekten de harika bir bahane. Daha önce kendinizi ksııtladığınız herşeyi yiyebilirsiniz, kimse de "sen ne yapıyorsun" demez, bilakis, "hamile o canı çekiyor" derler ve biraz daha yedirmeye çalışırlar. Bunu bahane olarak kullanmamaya kararlıyım. Daha aşerme safhalarına gelmedim, belki bu kararlılığım o safhaya kadar sürecek ama ben henüz bilmiyorum. Hiçbir konuda büyük konuşmayı sevmedim, bu konuda da büyük konuşmak istemem ama şimdilik planım diyetime bağlı kalmak.
Zaten diyetisyenimle konuştum. İlk 4 ay boyunca normal planımıza bağlı kalabileceğimizi söyledi. Zaten iyi beslendiğim için bebek açısından sorun olacağını sanmıyorum. Folik asit takviyemi alıyorum, hatta bol bol ceviz ve badem yiyorum. 4 aydan sonra bebek anneyi sömürmeye başladığında programım değişecekmiş. Hem beni hem de bebeği besleyecek tarzda bir programa geçecekmişiz (kendisi de bir çocuk annesi olduğu için ona olan güvenim sonsuz). İşte o zaman geldiğinde ne kadar bağlı kalabilirim bilemiyorum, umarım planladığımız gibi geçer çünkü 20 küsür kilo alarak hamileliği bitirmek istemiyorum. Planımız alacağım kiloyu 10 ile sınırlamak, böylece sonradan vermesi de çok kolay olacaktır. Ama dediğim gibi, bunların hepsi şu anda teori ve sizler de bilirsiniz ki, teoriyle pratik genelde birbirine uymaz.
İyi ki o 9 kiloyu vermişim, yoksa o kilonun üstüne bir de hamilelik kiloları eklenseydi herhalde kocamın beni kapılardan geçmem için iteklemesi, düz yollarda ise yuvarlaması gerekecekti. Kilo vermemle geçen bel ağrılarım yine hafif hafif başladı. İşte kilo almamı sınırlamam için iyi bir sebep. Dün gece yine sızıp kalarak yatmadan önceki öğünümü atlamış oldum maalesef, umarım çok fazla bir getirisi veya götürüsü olmaz.
Gerçi birazcık kilo alsam da çok önemsemiyoruz bu aralar. Zaten eskisi gibi yediğim halde yavaş yavaş kilo alıyorum. Herhalde ilk aylarda bünyenin hormonal değişikliklere alışması sırasında normal bir süreç. Tefal reklamındaki kilo aldığını gördükçe sırıtan kadın gibiyim, bahanem var ya ne de olsa, ondandır.
19 Şubat 2009 Perşembe
Hayat devam ediyor
Öncelikle anneannemizin vefatı için yazdığınız mesajlara çok çok teşekkür ederim. İnsanın acısının paylaşılması çok güzel. Şahsen sadece İlkay'ı tanıyor olsam da bloglarınız aracılığıyla hayatlarınıza girerek, paylaştığınız duygularınızı, düşüncelerinizi okuyarak hepinizi tanıyormuşum gibi geliyor. Herkese tekrar tekrar teşekkürler.
Fakültenin açılmasıyla çok yoğun bir haftaya girdik. Öğrenciyle uğraşmak, birşeyler öğretmeye çalışmak her ne kadar güzel olsa da (bazen değil ama), fakültenin en güzel zamanı yine de öğrencinin olmadığı, derslerin yapılmadığı zaman. Eminim öğrenciler de aynı şeyi düşünüyordur. :)
Yine yazacağım, aklıma gelenleri paylaşacağım ama ilk haftanın yoğunluğu, aptallığı mı diyeyim, nedense aklıma yazacak birşey gelmiyor şu anda. Yorgunluktan olsa gerek. Bir de okunması gereken dağ gibi bir defter yığını var beni bekleyen. İşleri halledip biraz da dinlenince blog dünyasındaki yerimi tekrar alırım herhalde.
Sadece diyet haberi verebilirim sizlere, 61.2 kg olmuşum. Bu aralar kilo vermem biraz yavaşladı ama olsun, düşme var ya nasıl olsa, mutluyum yine de :)
Fakültenin açılmasıyla çok yoğun bir haftaya girdik. Öğrenciyle uğraşmak, birşeyler öğretmeye çalışmak her ne kadar güzel olsa da (bazen değil ama), fakültenin en güzel zamanı yine de öğrencinin olmadığı, derslerin yapılmadığı zaman. Eminim öğrenciler de aynı şeyi düşünüyordur. :)
Yine yazacağım, aklıma gelenleri paylaşacağım ama ilk haftanın yoğunluğu, aptallığı mı diyeyim, nedense aklıma yazacak birşey gelmiyor şu anda. Yorgunluktan olsa gerek. Bir de okunması gereken dağ gibi bir defter yığını var beni bekleyen. İşleri halledip biraz da dinlenince blog dünyasındaki yerimi tekrar alırım herhalde.
Sadece diyet haberi verebilirim sizlere, 61.2 kg olmuşum. Bu aralar kilo vermem biraz yavaşladı ama olsun, düşme var ya nasıl olsa, mutluyum yine de :)
30 Ocak 2009 Cuma
Diyet hikayemin başlangıcı
Sizlere bu aralar diyet haberi vermediğimi farkettim. 700 gram vermişim bu hafta ama yazdığım bu gramajlar hikayenin temeline inmedikçe sizin için pek anlamlı olmuyordur sanırım. O yüzden biraz geçmişe gidip beni bugünlere nelerin getirdiğine bakalım istedim. İbret olsun bir nevi :)
Tipik bir Türk kadınıyım, bel ince, basenler geniş. Bel ince derken aşırı ince bu arada. Belimin 59 cm olduğu günleri hatırlarım. Tadilat yaptırmadan giydiğim pantalonum veya eteğimin sayısı 2-3 tanedir ancak, kalçama göre aldığım belime bol gelir, belime göre aldığım basenlerden geçmez, böyle sorunlu bir yapım var. Yine de idare ediyordum, aşırı kilolu, göbekli olmamıştım hiç. (Artık kilo bilgisi de vermem lazım.) Kilom hep 52-55 arasında olmuştu. 2003'te doktora tezinin sıkıntısıyla 58'e çıkmıştım. Yediklerime dikkat ederek, abur cuburu keserek, akşamları hafif yiyerek, bol su içerek ve biraz da spor yaparak 1 ayda 6 kilo verip 52'ye düşmüştüm. Çok yanlış olduğunu sonra gördüm tabii. Kocamla tanışmam da kilo verdikten sonraya rastlar. (Garibimin gözünü boyadım, sonra da çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bi tane durumu oldu.) Neyse, devam edeyim. O bir aydan sonra eski yeme-içme düzenime geri döndüm, spor ve su kesildi ve kilolar yavaş yavaş geri gelmeye başladı. Evlenirken 57 kilo olmuştum. Hazırlıklar sırasında her gelin kilo verir değil mi, ben vermedim nedense. İlaç kullanma, balayında açık büfeden uzak duramama derken her ay biraz biraz kilo almaya başladım. Hareketsizlik ve düzensiz beslenme beni iyice ağına düşürmüştü. İş gereği kocamla sadece haftasonları evimizde oturabildiğimiz için hafta içi ne kadar az yemeye çalışsam da haftasonları haydi pasta yapalım, haydi pizza isteyelim, onu yiyelim bunu içelim derken kilolar iyice artmaya başladı. Erkek metabolizmasıyla kadınınki aynı değil, kocam yediklerini kas dokusunun daha fazla olması sebebiyle kolayca eritirken (uyurken bile kilo verebilen bir insandır, çok kıskanıyorum bazen) bende birikmeye başladılar. Bir ara spora gideyim dedim, 1 ay kadar gittim, kış, soğuk vs bahanelerle onu da bıraktım, o da kilo almama yardımcı oldu ve ben Ağustos 2008 itibariyle tartıda 70 kiloyu gördüm. 1.62 boyunda olan biri için çok fazla bir kilo ve dediğim gibi dağılım düzgün değil. İnce olan belim bile kendi çapında kalınlaştı, göbek oluştu, yanaklar tombullaştı, korkunç hissediyordum kendimi. Kocam bir şey demiyor garibim, aşk var ya ne de olsa, öyle de seviyor beni ama sağlığıma birşey olacak diye de endişeleniyor.
Sağlığım da kötülemeye başladı tabii. Sol dizimde eskiden beri olan problem fazla kiloların verdiği gereksiz yükle iyice kötüleşti, sağ dizimden de merdiven çıkarken kıtır kıtır ses gelmeye başladı, düz yolda yürürken cep telefonuyla konuştuğumda nefes nefese kaldığımı farkettim. Yokuş bile değil, düz yol, pes. Bel ağrısı da başladı ve ben hamile kalırsam ne hale geleceğim diye iyice korkmaya başladım. Bu arada kocam düzenli spora başladı ve 13 kilo kadar verip incecik oldu, ben ise yanında domuzcuk gibi, hiç hoş değildi.
En sonunda yardım almaya karar verdim. İlkay burada devreye girerek aklıma diyetisyen fikrini soktu. (Aslında kocam daha önceleri de demişti, hakkını yememem lazım ama her seferinde "kendim veririm, diyetle veremiyorum" şeklindeki savunma kalkanımla püskürttüm kendisini.) llkay'la konuştuktan sonra diyetisyene gitme fikri iyice kafama yattı ve kime gitsem diye araştırmaya başladım. Eski bir arkadaşımı aradım önce, 1 ay önce merkezini kapattığını öğrendim. Piyasadakileri araştırdım, derken Güven Hastanesi'ne gitmeye karar verdim.
Ağustos 2008'den beri olan değişiklikleri biliyorsunuz. Her hafta gram gram yazdığım kilo kaybım çarşamba günkü tartıma göre toplamda 7.8 kg. Şu anda 62.9 kiloyum (kıyafetli olarak). Kendi evimdeki tartıda ise şimdiye kadar gördüğüm en fazla kiloya göre 9 kg fark var. Yağ dağılımım artık daha düzenli. Öyle ki eski bir elbisemi giydiğimde (ki o elbiseyi 55 kiloyken giymiştim) kocam şu anda üzerimde daha düzgün durduğunu söyledi. Geçen Temmuz ayında bir arkadaşın düğününde giydiğim mini etek üzerimde dırın dırın dururken ve sürekli yukarıya çıkarken geçen hafta giydiğimde midi etek formuna gelmişti ve pot pot duruyordu, giyemedim.
Eski kıyafetlerime girmek motivasyon sağlıyor ama asıl ödül sağlığımın düzelmeye başlaması. Diz ağrılarım tamemen geçti, aynı anda yürür ve konuşurken nefes nefese kalmıyorum artık, çabuk yorulmuyorum, kalbimdeki yükü azalttım sanıyorum. Bel ağrım da aynı şekilde. Yani anlayacağınız hem sağlığım düzeliyor hem de moralim. Sağlıklı bir beslenme şekli benimsemeye başladım iyice. Eskiden hapur hupur yediğim şeylere artık mesafeliyim. Yiyenlere de yapmayın, etmeyin, kıymayın kendinize diye acır gözlerle bakıyorum.
Herşeyden önce de bunun yapılabileceğini öğrendim. İstenirse ve hormonal bir bozukluk yoksa kilo veriliyor arkadaş. Su içsem yarıyor lafının arkasına sığınmayalım. Kendimizi salmayalım. Kilo kimseye yakışmaz ama kilo vereceğim diye sağlığımızdan da olmayalım tabii. 50'li rakamları tekrar göreceğim günleri dört gözle bekliyorum :)
Tipik bir Türk kadınıyım, bel ince, basenler geniş. Bel ince derken aşırı ince bu arada. Belimin 59 cm olduğu günleri hatırlarım. Tadilat yaptırmadan giydiğim pantalonum veya eteğimin sayısı 2-3 tanedir ancak, kalçama göre aldığım belime bol gelir, belime göre aldığım basenlerden geçmez, böyle sorunlu bir yapım var. Yine de idare ediyordum, aşırı kilolu, göbekli olmamıştım hiç. (Artık kilo bilgisi de vermem lazım.) Kilom hep 52-55 arasında olmuştu. 2003'te doktora tezinin sıkıntısıyla 58'e çıkmıştım. Yediklerime dikkat ederek, abur cuburu keserek, akşamları hafif yiyerek, bol su içerek ve biraz da spor yaparak 1 ayda 6 kilo verip 52'ye düşmüştüm. Çok yanlış olduğunu sonra gördüm tabii. Kocamla tanışmam da kilo verdikten sonraya rastlar. (Garibimin gözünü boyadım, sonra da çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bi tane durumu oldu.) Neyse, devam edeyim. O bir aydan sonra eski yeme-içme düzenime geri döndüm, spor ve su kesildi ve kilolar yavaş yavaş geri gelmeye başladı. Evlenirken 57 kilo olmuştum. Hazırlıklar sırasında her gelin kilo verir değil mi, ben vermedim nedense. İlaç kullanma, balayında açık büfeden uzak duramama derken her ay biraz biraz kilo almaya başladım. Hareketsizlik ve düzensiz beslenme beni iyice ağına düşürmüştü. İş gereği kocamla sadece haftasonları evimizde oturabildiğimiz için hafta içi ne kadar az yemeye çalışsam da haftasonları haydi pasta yapalım, haydi pizza isteyelim, onu yiyelim bunu içelim derken kilolar iyice artmaya başladı. Erkek metabolizmasıyla kadınınki aynı değil, kocam yediklerini kas dokusunun daha fazla olması sebebiyle kolayca eritirken (uyurken bile kilo verebilen bir insandır, çok kıskanıyorum bazen) bende birikmeye başladılar. Bir ara spora gideyim dedim, 1 ay kadar gittim, kış, soğuk vs bahanelerle onu da bıraktım, o da kilo almama yardımcı oldu ve ben Ağustos 2008 itibariyle tartıda 70 kiloyu gördüm. 1.62 boyunda olan biri için çok fazla bir kilo ve dediğim gibi dağılım düzgün değil. İnce olan belim bile kendi çapında kalınlaştı, göbek oluştu, yanaklar tombullaştı, korkunç hissediyordum kendimi. Kocam bir şey demiyor garibim, aşk var ya ne de olsa, öyle de seviyor beni ama sağlığıma birşey olacak diye de endişeleniyor.
Sağlığım da kötülemeye başladı tabii. Sol dizimde eskiden beri olan problem fazla kiloların verdiği gereksiz yükle iyice kötüleşti, sağ dizimden de merdiven çıkarken kıtır kıtır ses gelmeye başladı, düz yolda yürürken cep telefonuyla konuştuğumda nefes nefese kaldığımı farkettim. Yokuş bile değil, düz yol, pes. Bel ağrısı da başladı ve ben hamile kalırsam ne hale geleceğim diye iyice korkmaya başladım. Bu arada kocam düzenli spora başladı ve 13 kilo kadar verip incecik oldu, ben ise yanında domuzcuk gibi, hiç hoş değildi.
En sonunda yardım almaya karar verdim. İlkay burada devreye girerek aklıma diyetisyen fikrini soktu. (Aslında kocam daha önceleri de demişti, hakkını yememem lazım ama her seferinde "kendim veririm, diyetle veremiyorum" şeklindeki savunma kalkanımla püskürttüm kendisini.) llkay'la konuştuktan sonra diyetisyene gitme fikri iyice kafama yattı ve kime gitsem diye araştırmaya başladım. Eski bir arkadaşımı aradım önce, 1 ay önce merkezini kapattığını öğrendim. Piyasadakileri araştırdım, derken Güven Hastanesi'ne gitmeye karar verdim.
Ağustos 2008'den beri olan değişiklikleri biliyorsunuz. Her hafta gram gram yazdığım kilo kaybım çarşamba günkü tartıma göre toplamda 7.8 kg. Şu anda 62.9 kiloyum (kıyafetli olarak). Kendi evimdeki tartıda ise şimdiye kadar gördüğüm en fazla kiloya göre 9 kg fark var. Yağ dağılımım artık daha düzenli. Öyle ki eski bir elbisemi giydiğimde (ki o elbiseyi 55 kiloyken giymiştim) kocam şu anda üzerimde daha düzgün durduğunu söyledi. Geçen Temmuz ayında bir arkadaşın düğününde giydiğim mini etek üzerimde dırın dırın dururken ve sürekli yukarıya çıkarken geçen hafta giydiğimde midi etek formuna gelmişti ve pot pot duruyordu, giyemedim.
Eski kıyafetlerime girmek motivasyon sağlıyor ama asıl ödül sağlığımın düzelmeye başlaması. Diz ağrılarım tamemen geçti, aynı anda yürür ve konuşurken nefes nefese kalmıyorum artık, çabuk yorulmuyorum, kalbimdeki yükü azalttım sanıyorum. Bel ağrım da aynı şekilde. Yani anlayacağınız hem sağlığım düzeliyor hem de moralim. Sağlıklı bir beslenme şekli benimsemeye başladım iyice. Eskiden hapur hupur yediğim şeylere artık mesafeliyim. Yiyenlere de yapmayın, etmeyin, kıymayın kendinize diye acır gözlerle bakıyorum.
Herşeyden önce de bunun yapılabileceğini öğrendim. İstenirse ve hormonal bir bozukluk yoksa kilo veriliyor arkadaş. Su içsem yarıyor lafının arkasına sığınmayalım. Kendimizi salmayalım. Kilo kimseye yakışmaz ama kilo vereceğim diye sağlığımızdan da olmayalım tabii. 50'li rakamları tekrar göreceğim günleri dört gözle bekliyorum :)
14 Ocak 2009 Çarşamba
Diyet haberlerine devam
Sabah olağan diyetisyen randevuma gittim. Yine içimde bir sıkıntı. Haftasonundan beri hasta olduğum ve sürekli oraya buraya devrilip uyuduğum için enerji tüketimim minimumdaydı. Ama yine kös kös gidip neşe içinde çıktım. 600 gram daha vermişim. Bunun 200 gramı da yağdan gitmiş. "Yağ kaybının devam etmesi önemli" dedi diyetisyenim. Hastalık nedeniyle kilo veremediğimi düşündüğümü söylediğimde dedi ki: "Aslında enfeksiyonlu hastalıklarda daha fazla kalori harcanır. Vücut enfeksiyonla savaşmak için enerji harcar. Hastanede yatan enfeksiyonlu hastaların diyetini ona göre artırırız hatta". İnsanın hiç iyileşmemeyi dileyesi geliyor :)
Son durum:
Tartıda görülen net kayıp: 7.5 kg. Yağ oranına göre bakarsanız çok daha fazla.
İçine girilen eski kot sayısı: 2
Mutlu mesut zayıflayan kişi sayısı: 1
Mutlu koca sayısı: 1
Bu arada diyetisyenimi çok seviyorum. Çok tatlı bir kadın. Arkadaş olmak isteyeceğim biri hatta. Belki de başarılı olmamızın bir nedeni de bu.
Son durum:
Tartıda görülen net kayıp: 7.5 kg. Yağ oranına göre bakarsanız çok daha fazla.
İçine girilen eski kot sayısı: 2
Mutlu mesut zayıflayan kişi sayısı: 1
Mutlu koca sayısı: 1
Bu arada diyetisyenimi çok seviyorum. Çok tatlı bir kadın. Arkadaş olmak isteyeceğim biri hatta. Belki de başarılı olmamızın bir nedeni de bu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









