Çankırı'da çalıştığım zamanlarda duymuştum bu lafı, çok hoşuma gitmişti. Gerçekten de öyle, kısmette ne varsa o oluyor, istediğin kadar uğraş didin. Konuya güzel girdim ama gerisi tırt haberiniz olsun :)
Her gün trene bindiğim için abonman kartım var tahmin edersiniz. Biletlerimi genelde 1-2 gün önceden alıyorum. Özellikle cuma akşamları bilet kalmıyor, o akşamın biletlerini daha erken almayı tercih ediyorum. Bir de tercihim akşam dönüş biletlerimi bastırıp sabah gidiş biletlerimi trene binmeden önce gişelerden almak. Bu sayede (ve elbette pazartesi günleri hariç - çünkü yine bilet kalmıyor) 5. veya 6. vagondan bilet bulabiliyorum, yanımın boş olma ihtimali de artıyor.
Dün yine aynısını yapacakken bir de baktım ki akşam bileti yerine sabah biletimi yazdırmışım. 2. vagonda gidiyorum. Tren biletlerini alırken otobüs şirketlerinde olduğu gibi hangi koltukta oturacağınızı numara itibariyle seçemezsiniz, sadece pencere kenarı, bayan yanı , karşılıklı koltuk gibi seçim şansınız var, sistem ilk vagondan başlayarak neresi uygunsa size orasını verir. 2. vagon sistemin ilk doldurduğu vagondur bu nedenle yanınızın boş olma ihtimali (eğer koltuk sahibi gelmezse ayrı) sıfıra yakındır. Ben de durum böyle olunca, yetiştirmem gereken bir de iş olup yan koltuğa-masaya yayılmam gerektiği için biletimi iade edip tekrar alayım dedim. Böylece 5. vagondan bilet alma şansım olacaktı (çakallık diz boyu). Biletlerimi aldım, trene doğru ilerlerken bir de baktım ki sistem bana yine aynı koltuğu uygun görmüş. Hesapta çakallık yaptım ama olmayınca olmuyor işte. Kaderde o koltukta oturmak varmış, haydi bin bakalım diyerek gülümseyerek trene bindim. Şansıma yanıma oturan olmadı, demek kısmette yayılarak gitmek varmış.
İşte tırt maceramın sonu :
tren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Aralık 2013 Cuma
8 Şubat 2013 Cuma
Respect
Eskiden Ali G adında bir Sasha Baron Cohen karakteri vardı belki hatırlarsınız. "Respect" derdi, alameti farikasıydı hatta. Geçen akşam kendimi aynen onun gibi söylerken buldum.
Hayatım hızlı trende geçiyor biliyorsunuz. Sabahki yolculuğumda çalışıyorum, akşamları ise eğer gece çok uykusuz kalmışsam veya gün içinde çok yorulmuşsam uyuyorum. Rekorum 7 dakika. Genelde çiftlik kavşağını görüyor, sonrasını hatırlamıyor, gözlerimi Eskişehir girişinde açıyorum.
Geçenlerde yanıma 50-60 yaşları arasında bir adam oturdu. Yanında bulmacası, gazetesi vardı ama daha tren kalkmadan uyuyuverdi. Vay canına dedim, benden beterleri de varmış. Yol boyunca uyudu, Eskişehir'e girmek üzereyken hala uyuyordu. Artık şehir içinde ilerliyorduk, o hala uyuyordu. İnsanlar ayaklandı, kapıya gitmeye başladı, o hala uyuyordu, gara girdik ve durduk hala uyuyordu. Tren durunca uyanır diye bekledim ama yine uyanmadı. En sonunda "beyefendi geldik" diye seslenmek zorunda kaldım ama uyumaya devam etti. Birkaç kez seslendim ama uyanmadı bir türlü. Neyse ki nefes alıyordu da ölmediğini anlıyordum. En sonunda yine "beyefendi geldik" derken hafifçe dürttüm birkaç kez. Uyanmadı önce, sonra gözlerini açıp ellerine baktı (ne rüya görüyorsa artık), sonra tekrar kapadı. Galiba tekrar uyuyacak diye düşünürken birden bire sıçrayıp paltosunu almak için üst kabine doğru hareketlendi.
Vay canına dedim içimden, benden beteri de varmış, saygı duyarım. İşte Ali G o an aklıma geldi. Respect.
;)
Hayatım hızlı trende geçiyor biliyorsunuz. Sabahki yolculuğumda çalışıyorum, akşamları ise eğer gece çok uykusuz kalmışsam veya gün içinde çok yorulmuşsam uyuyorum. Rekorum 7 dakika. Genelde çiftlik kavşağını görüyor, sonrasını hatırlamıyor, gözlerimi Eskişehir girişinde açıyorum.
Geçenlerde yanıma 50-60 yaşları arasında bir adam oturdu. Yanında bulmacası, gazetesi vardı ama daha tren kalkmadan uyuyuverdi. Vay canına dedim, benden beterleri de varmış. Yol boyunca uyudu, Eskişehir'e girmek üzereyken hala uyuyordu. Artık şehir içinde ilerliyorduk, o hala uyuyordu. İnsanlar ayaklandı, kapıya gitmeye başladı, o hala uyuyordu, gara girdik ve durduk hala uyuyordu. Tren durunca uyanır diye bekledim ama yine uyanmadı. En sonunda "beyefendi geldik" diye seslenmek zorunda kaldım ama uyumaya devam etti. Birkaç kez seslendim ama uyanmadı bir türlü. Neyse ki nefes alıyordu da ölmediğini anlıyordum. En sonunda yine "beyefendi geldik" derken hafifçe dürttüm birkaç kez. Uyanmadı önce, sonra gözlerini açıp ellerine baktı (ne rüya görüyorsa artık), sonra tekrar kapadı. Galiba tekrar uyuyacak diye düşünürken birden bire sıçrayıp paltosunu almak için üst kabine doğru hareketlendi.
Vay canına dedim içimden, benden beteri de varmış, saygı duyarım. İşte Ali G o an aklıma geldi. Respect.
;)
19 Aralık 2012 Çarşamba
Hani dün bitecekti? + muhtelif hususlar
Yalancı TCDD hani dün bitecekti, öyle yazmıştınız dün. O zaman bugünkü "19 Aralık saat 15'e kadar sürecektir" saçmalığı da nesi? Biteceğine inanmıyorum ayrıca. Pis TCDD.
Güzel bir gün olacaktı bugün oysa, sabahtan asabımı bozdular yine. Neyse, sakin olayım.
Kızımın fotosunu koyacaktım ne zamandır. Pegasus geçenlerde bir kampanya yapmıştı belki görmüşsünüzdür, yeni uçaklarına çekilişle kızımın adını vereceklerdi (kendinden emin olma da bu kadar olur), bilmiyorum verdiler mi. Ama katılan herkesin kızının rap yıldızı olduğu bir klip hazırlamışlar. Kızınızın, sizin ve eşinizin resmini koyuyorsunuz, sonra oturup tatlınızı seyrediyorsunuz. Nedense bir türlü facebook'ta paylaşamadım, indiremedim de. Ben de klip oynarken tatlımın fotolarını çektim. Benim kızım yo yo yo diyen bir rapçi olmuş amanın. (Sevgili ayca şimdilik bu foto ile idare et, tekrar eklerim bir ara :) ).
Bir ara oje kullanma alışkanlıklarımın değişmekte olduğundan bahsedip kokoş olmaya başlamam hakkında şöyle bir de yazı yazmıştım. 3 yıl sonra ne oldu peki? Kokoş bir kadına dönüşümüm tamamlandı. Artık dolabımda yok denecek kadar az açık renkli oje var, olanları da sürmüyorum zaten. Kırmızılardan sonra koyu pembelere, bordolara, sonra da siyah, yeşil, mor ve mavi tonlarına geçiş yaptım. Bir zamanlar beyaz ve uçuk pembeden başka oje sürmeyen bu kadının şu anda farklı tonlarda 3 mavi ojesinin olduğuna kim inanır? Ben bile zaman zaman inanamıyorum ama güzel de oldu be :)
(bunlar ojelerimin bir kısmı bu arada, manikürcüde bile bendeki kadar oje yoktur :) )

18 Aralık 2012 Salı
Olmuyor TCDD olmuyor
Geçen yaz delirtmişti beni ve pek çok insanı TCDD. Şurada konuya biraz değinmiş, sonrasında hem yoğunluğum nedeniyle, hem de yapacak birşey olmaması sonucu sakinleşmem nedeniyle başka birşey yazmamıştım. Bu akşama kadarmış.
Geçen yaz Anadolu Otobanı üzerindeki Marşandiz köprüsünün Büyükşehir Belediyesi tarafından yıkılıp tekrar yapılacak olması nedeniyle YHT Ankara Garı'na ulaşamamıştı da 2 ay boyunca Sincan aktarmalı gidip gelmiştik. Çok sinir bozucu birşeydi çünkü 1 saat 15 dakikada Ankara'ya geliyor, ancak 45 dakikada gara ulaşamıyorduk. Bir de rezillik ki sormayın. İlk sefer Kıbrıs'tan ders dönüşüme denk gelmişti. Normalde Havaş'tan hemen gara yürüyerek 19:00 trenine yetişebilirken otobüsle Sincan'a gitmek gerektiği için ancak 21:00 trenine yetişebilmiştim. Kıbrıs dersi-finalleri bitti ama işe gidip gelme sorunu devam etti. İlk pazartesi gününü unutamam. Trenden inip Belediye otobüslerine binmeye çalıştık, ilk günün acemiliği ayakta gitmek zorunda kaldım. 45 dakika sıcakta elimde bilgisayar, ayrıca içinde kitap, makale vs olan çantam bir de bavul bozması kol çantamla bel ağrısından ölmüştüm. Sonrasında uyanıklaşıp ayakta gitmemeyi başarmıştım ama yine de rezillikti. İşe gitme sürem artıp, iş yapma sürem azalmıştı. Diyelim 16:00 trenine binmem gerekiyor, eskiden fakülteden 15:30'da çıkmam yeterli olurken artık 14:45 gibi çıkıp otobüse binmem, oradan da Sincan'dan 16:30'da kalkacak trene yetişmem gerekiyordu. Hava sıcak, yol uzun, sabahları bir de mesai trafiği derken kabus gibi bir 2 aydı. Bir kısmında izin alıp kurtarmıştım ama rezilliğin büyük çoğunluğunu çekmiştim.
O sinirle TCDD'ye feci bir de mail atmıştım. Bir kere en büyük salaklıklardan biri otobüse binerken bilet kontrolünün yapılmayışıydı. Maalesef Türk insanı biraz fırsatçı oluyor, trenle alakası olmadığı halde Sincan'dan otobüse binen çok oldu sanıyorum bu arada. Onlar yüzünden bize yer kalmadı, başka otobüs bekleyerek iş iyice geç kalmak ya da ayakta gitmek zorunda kaldık ama çözemediler elbette.
Mailde plansızlıklarından dem vurdum, en başta1:15 dakika diye başlayan yolculuk süresinin artık 1:45 olduğundan, böyle bir hizmet vereceklerse planlı-programlı hareket etmelerinin gerektiğinden vs. vs. bir sürü şeyden sert bir şekilde bahsettim. Haksız oldukları için sert ifadeli mailime çok kibar bir cevap geldi. Otobüs seferi sayısını artıracaklarını belirtip ilgim için teşekkür ettiler. Bir nevi yüzüne tükürseler yarabbi şükür deme vakası.
Peki aylar sonra neden coştum? Bu postu Sincan'da trenin içinde yazıyorum da ondan. 16:00 trenine yetişmek için gara gidince bir de baktım tren yok, hava kötü herhalde geç kaldı dedim ama elektronik panoda içinde "Sincan" kelimesi geçen bir yazı geçiyor. Bir de okudum ki bir aksama olmuş, bugünlük seferler Sincan aktarmalı yapılacakmış. Aynı kabus geri döndü anlayacağınız. Karayolu inşaatı sırasında birşeyler olmuş da yol kapanmış, yarına kadar böyleymiş. Yarın da böyle olmaz umarım dedim kendi kendime. 16:00 trenine yetişmek için 15:00'te kalkan servise binmek gerektiği için trenimi otomatikman kaçırmış oldum böylece. Söylene söylene 18:00 trenine bilet aldım, servisi beklemeye koyuldum. Engin tecrübem neyse ki işe yaradı da daha erken gelen bir servise binip oturacak yer bulmayı başardım. Bu sayede bu soğukta Sincan'daki g.t kadar bekleme salonuna girebilen ve oturabilen şanslı insanlardan biri oldum.
Sonuç olarak hala Sincan'dayım. 18:00'de kalkması gereken ancak trafik ve şaşkınlık nedeniyle 18:45 olmasına rağmen hala kalkamayan trenin içinde vakit öldürüyor, yola çıkmayı ve yavrularıma kavuşmayı bekliyorum.
Bir de basiretsiz TCDD'ye mesajım var. Be gafil TCDD, ota boka mesaj yollarsın, ayrıca geçen 2 ay boyunca kayıtlarına almak ve dediğin üzere "gelişmeler ve yeniliklerden haberdar etmek için" trene binenlerden mail adresi topladın, veritabanındaki adreslere mail atıp bu durumu bildirmeyi hiç mi aklına getirmedin? Gar danışmadaki görevli saat 14'ten sonra haber geldiğini söyledi. Yine de mail atamaz mıydın? Halkla ilişkiler birimin yok mu? Hala Sincan'dayım, açım ve geçen her saniyeyle çocuklarımla birlikte geçireceğim sürem azalıyor. Şimdiki anonsa göre de Ankara'dan gelecek servisi bekliyormuşuz. Daha bir süre buradayız anlaşılan.
Adında Habercilik kelimesi geçen bir bakanlığa bağlı olan TCDD'yi ve ilgili olan herkesi bir kez daha kınıyorum. Hatta içimden neler neler söylüyorum da buraya yazmaya terbiyem elvermiyor.
:(
Geçen yaz Anadolu Otobanı üzerindeki Marşandiz köprüsünün Büyükşehir Belediyesi tarafından yıkılıp tekrar yapılacak olması nedeniyle YHT Ankara Garı'na ulaşamamıştı da 2 ay boyunca Sincan aktarmalı gidip gelmiştik. Çok sinir bozucu birşeydi çünkü 1 saat 15 dakikada Ankara'ya geliyor, ancak 45 dakikada gara ulaşamıyorduk. Bir de rezillik ki sormayın. İlk sefer Kıbrıs'tan ders dönüşüme denk gelmişti. Normalde Havaş'tan hemen gara yürüyerek 19:00 trenine yetişebilirken otobüsle Sincan'a gitmek gerektiği için ancak 21:00 trenine yetişebilmiştim. Kıbrıs dersi-finalleri bitti ama işe gidip gelme sorunu devam etti. İlk pazartesi gününü unutamam. Trenden inip Belediye otobüslerine binmeye çalıştık, ilk günün acemiliği ayakta gitmek zorunda kaldım. 45 dakika sıcakta elimde bilgisayar, ayrıca içinde kitap, makale vs olan çantam bir de bavul bozması kol çantamla bel ağrısından ölmüştüm. Sonrasında uyanıklaşıp ayakta gitmemeyi başarmıştım ama yine de rezillikti. İşe gitme sürem artıp, iş yapma sürem azalmıştı. Diyelim 16:00 trenine binmem gerekiyor, eskiden fakülteden 15:30'da çıkmam yeterli olurken artık 14:45 gibi çıkıp otobüse binmem, oradan da Sincan'dan 16:30'da kalkacak trene yetişmem gerekiyordu. Hava sıcak, yol uzun, sabahları bir de mesai trafiği derken kabus gibi bir 2 aydı. Bir kısmında izin alıp kurtarmıştım ama rezilliğin büyük çoğunluğunu çekmiştim.
O sinirle TCDD'ye feci bir de mail atmıştım. Bir kere en büyük salaklıklardan biri otobüse binerken bilet kontrolünün yapılmayışıydı. Maalesef Türk insanı biraz fırsatçı oluyor, trenle alakası olmadığı halde Sincan'dan otobüse binen çok oldu sanıyorum bu arada. Onlar yüzünden bize yer kalmadı, başka otobüs bekleyerek iş iyice geç kalmak ya da ayakta gitmek zorunda kaldık ama çözemediler elbette.
Mailde plansızlıklarından dem vurdum, en başta1:15 dakika diye başlayan yolculuk süresinin artık 1:45 olduğundan, böyle bir hizmet vereceklerse planlı-programlı hareket etmelerinin gerektiğinden vs. vs. bir sürü şeyden sert bir şekilde bahsettim. Haksız oldukları için sert ifadeli mailime çok kibar bir cevap geldi. Otobüs seferi sayısını artıracaklarını belirtip ilgim için teşekkür ettiler. Bir nevi yüzüne tükürseler yarabbi şükür deme vakası.
Peki aylar sonra neden coştum? Bu postu Sincan'da trenin içinde yazıyorum da ondan. 16:00 trenine yetişmek için gara gidince bir de baktım tren yok, hava kötü herhalde geç kaldı dedim ama elektronik panoda içinde "Sincan" kelimesi geçen bir yazı geçiyor. Bir de okudum ki bir aksama olmuş, bugünlük seferler Sincan aktarmalı yapılacakmış. Aynı kabus geri döndü anlayacağınız. Karayolu inşaatı sırasında birşeyler olmuş da yol kapanmış, yarına kadar böyleymiş. Yarın da böyle olmaz umarım dedim kendi kendime. 16:00 trenine yetişmek için 15:00'te kalkan servise binmek gerektiği için trenimi otomatikman kaçırmış oldum böylece. Söylene söylene 18:00 trenine bilet aldım, servisi beklemeye koyuldum. Engin tecrübem neyse ki işe yaradı da daha erken gelen bir servise binip oturacak yer bulmayı başardım. Bu sayede bu soğukta Sincan'daki g.t kadar bekleme salonuna girebilen ve oturabilen şanslı insanlardan biri oldum.
Sonuç olarak hala Sincan'dayım. 18:00'de kalkması gereken ancak trafik ve şaşkınlık nedeniyle 18:45 olmasına rağmen hala kalkamayan trenin içinde vakit öldürüyor, yola çıkmayı ve yavrularıma kavuşmayı bekliyorum.
Bir de basiretsiz TCDD'ye mesajım var. Be gafil TCDD, ota boka mesaj yollarsın, ayrıca geçen 2 ay boyunca kayıtlarına almak ve dediğin üzere "gelişmeler ve yeniliklerden haberdar etmek için" trene binenlerden mail adresi topladın, veritabanındaki adreslere mail atıp bu durumu bildirmeyi hiç mi aklına getirmedin? Gar danışmadaki görevli saat 14'ten sonra haber geldiğini söyledi. Yine de mail atamaz mıydın? Halkla ilişkiler birimin yok mu? Hala Sincan'dayım, açım ve geçen her saniyeyle çocuklarımla birlikte geçireceğim sürem azalıyor. Şimdiki anonsa göre de Ankara'dan gelecek servisi bekliyormuşuz. Daha bir süre buradayız anlaşılan.
Adında Habercilik kelimesi geçen bir bakanlığa bağlı olan TCDD'yi ve ilgili olan herkesi bir kez daha kınıyorum. Hatta içimden neler neler söylüyorum da buraya yazmaya terbiyem elvermiyor.
:(
24 Haziran 2012 Pazar
Pazartesi siniri
Geçen pazartesiden kalan ve hiç eksilmeyen bir sinir bu. Öyle ki pazartesi şarkısını hiç sevmediğim halde İsmaik YK'dan Allah belanı versin olarak seçebilirim. YHT seferleri Büyükşehir Belediyesi'nin Marşandiz köprüsünü yıkıp yeniden inşa edecek olması nedeniyle Sincan'da başlayıp Sincan'da bitiyor. 1 saat 10-bilemedin 20 dakikada Eskişehir'den Sincan'a gelip sonra 45 dakikada gara ulaşıyoruz. Tam bir rezillik, bilahare biraz daha sakinleşip yazarım, sabah ilk trene binmek zorundayım, sonra yazayım.
21 Mart 2012 Çarşamba
Hızlı tren maceraları
Nihayet karın yağmadığı bir Çarşamba sabahı, "9'daki derse geç kalmayacağım oh be" diyerek 6:45 trenine bindim. Yolda gayet güzel giderken bir anons yapıldı: "4. vagondaki acil bir hasta için sağlık personeli aranmaktadır". Birkaç kişi gitti, ne olduğunu anlamadık. Gidenler bir süre sonra yerlerine dönünce "herhalde hasta biraz toparladı, Polatlı'ya da yakınız, ambulans çağırırlar bir an önce hastaneye götürürler" diye düşünmüştüm. Polatlı'ya geldik, birkaç kişi indi, hostesler, kaptanlar, telefonla konuşup duran bir görevli de indi, güvenlik koşturdu geldi ama ambulanstan eser yok.Küçücük Polatlı'da ambulans gelmesi ne kadar sürebilir ki? Ama ambulans Ankara'dan geliyorsa o zaman başka tabii. Gerçi bu durumda da trenle Ankara'ya daha hızlı giderdik. Neyse, biraz bekledikten sonra "trende hastamız olduğudan ambulans bekliyoruz" anonsunu yaptılar. 15 dakikadan fazla bekledikten sonra herkes tekrar bindi ve hareket ettik.
Bu arada otobüsün durduğu her yerde aşağı atlayıp sigara içenleri görmüştüm ama aynı şeyi trende yapanları ilk defa görüyorum Sigara tiryakilerimiz ziyadesiyle memnun oldu herhalde bu durumdan, bir sürü insan inip püfür püfür sigara içti. Ciğerleri 1.5 saat rahat edecekti ama olmadı, yazık.
Hasta için üzüldüm ama düşünmeden de edemiyorum: Her çarşamba derse yetişebilecek miyim stresini bir şekilde yaşıyorum nedense, bakalım haftaya ne çıkacak :P
Bu arada otobüsün durduğu her yerde aşağı atlayıp sigara içenleri görmüştüm ama aynı şeyi trende yapanları ilk defa görüyorum Sigara tiryakilerimiz ziyadesiyle memnun oldu herhalde bu durumdan, bir sürü insan inip püfür püfür sigara içti. Ciğerleri 1.5 saat rahat edecekti ama olmadı, yazık.
Hasta için üzüldüm ama düşünmeden de edemiyorum: Her çarşamba derse yetişebilecek miyim stresini bir şekilde yaşıyorum nedense, bakalım haftaya ne çıkacak :P
27 Ocak 2012 Cuma
Beterin beteri varmış
Gerçekten de beterin beteri varmış. Çarşamba günü kendimi kahrettiğim yetmemiş, daha çekeceğim varmış. Bugün mesela, sabah 9'da bindiğim tren ancak 12:53'te gara girebildi. Yolda 1.5 saat kadar durduk. Sanıyorum elektrik aksamında bir sorun vardı, ışıklar, klima falan söndü, marş basmayan arabalar gibi çalışıp 20-30 cm sonra dura dura gittik, Polatlı istasyonunda durduğumuzda yanda duran Konya hızlı treninin kokpit kısmından bizim arka tarafın fotoğraflarını çekip durdular, artık sorun neyse. En sonunda vardığımızda yaklaşık 4 saatlik bir yolculuk yapmış olduk. Sınav notları vs. girilmeyecek, çıktıları imzalanmayacak olsa gider miydim bu karda kıyamette, son güne bırakınca işleri gitmek zorunda kaldım maalesef. Dönüş için 15 trenine yer bulamadığım için otobüs bileti almıştım. Otobüsle paşalar gibi giderim diye düşünürken AŞTİ'ye varıp internetten aldığım biletimi bastırmak istediğimi söylediğimde yazıhanedeki görevli "15 seferi iptal oldu" diyiverdi. Neden, nasıl olur diye kafamdan aşağı kaynar sular dökülürken Eskişehir-Ankara karayolunun kapandığını söylediler. Sabah giden arabalar bile hala Sivrihisar'da bekliyormuş, ileriye gidememiş. 7 küsür yıllık evliliğim boyunca o yolun kapandığını hiç duymamıştım, şansıma küseyim. Hemen kocamı aradım, bir ihtimal TCDD sitesine girip 18 için bilet varsa almasını rica ettim. Şansıma herhalde iptal eden birisi var ki bilet bulabildim. Gerçi şans mı değil mi, akşama göreceğiz. Websayfalarına gidip "18 tren seferi iptal oldu" gibi bir yazı görmekten korkuyorum. O da iptal olursa artık kös kös annemlerin evine doğru yola çıkacağım demektir. İptal olmazsa da kaç saatte gideceğimizi Allah bilir.
Gelmeye çalışıyorum bebeklerim. Olmazsa denemediğim bir havayolu kaldı, İstanbul üzerinden eve gelmeyi deneyeceğim :)
Gelmeye çalışıyorum bebeklerim. Olmazsa denemediğim bir havayolu kaldı, İstanbul üzerinden eve gelmeyi deneyeceğim :)
25 Ocak 2012 Çarşamba
Böyle de olmaz ki
Dün Eskişehir ve Ankara'ya çok feci kar yağdı, yaşayanlar bilir, kaldırımda yürümek bile çok zorken bir toplantım olduğu için fakülteye gitmek üzere yola çıktım. Trenler bu aralar hava şartları nedeniyle fazla hız yapamıyorlar. Bir süredir en fazla 200 km hızla giderken dün akşam hızımız trendeki bir arıza nedeniyle 50'ye düşmüştü. Bu sabah da 150'yi aşamamıştı. Haydi olabilir diye anlayışla karşılarken bugün olan birşey beni ve yüzlerce kişiyi perişan etti.
16:00 trenine binmek üzere okuldan çıkıp gara gittim. Peronda tren yoktu, yine gecikme var, sağlık olsun derken 16:00 ve 19:00 seferlerinin iptal edildiğine dair bir yazı gördüm. 18:00'de yer kalmadığı için en erken 21:00'e binebileceğimiz söylendi. O saate kadar nasıl bekleyeyim diye sinirlenerek AŞTİ'ye gitmek üzere geldiğim yolu geri döndüm. Tabii ki herkes otobüslere yığıldığı için 18:00'den önce hiçbir şirkette bilet bulamadım. Çaresiz 18:00 seferine bilet alıp 3 saatlik bir yolculuk sonunda önce Eskişehir'e sonra da evime kavuştum. Eve vardığımda yavrularım uyumuştu çoktan, öpüp koklayamadım.
Sevgili TCDD böyle bir iptali bildiremez miydi? Değişik hususlar hakkında mail yollamayı biliyorlar, böyle önemli bir haber verilmez mi? Mail yollasalardı en azından gara gitmek için hiç vakit harcamaz direkt AŞTİ'ye giderdim, ya da Kamil Koç'un falan internet sitesine girip daha erken bir saate bilet bulabilirdim. Durum böyle olunca gardan çıkıp AŞTİ'ye giderek vakit harcadım, 18'den önce de bilet bulamadım haliyle.
Yavrularımı görememek neyse de, ya bakıcı tutmuş olsaydım o zaman ne olacaktı? Eve geç gittiğim için yemek vs. düzenimiz de bozuldu elbette. Bu sadece benim durumum, mağdur olan daha yüzlerce kişi, yüzlerce hikaye var. Olmadı TCDD, bilgilendirme hususunda sınıfta kaldın.
16:00 trenine binmek üzere okuldan çıkıp gara gittim. Peronda tren yoktu, yine gecikme var, sağlık olsun derken 16:00 ve 19:00 seferlerinin iptal edildiğine dair bir yazı gördüm. 18:00'de yer kalmadığı için en erken 21:00'e binebileceğimiz söylendi. O saate kadar nasıl bekleyeyim diye sinirlenerek AŞTİ'ye gitmek üzere geldiğim yolu geri döndüm. Tabii ki herkes otobüslere yığıldığı için 18:00'den önce hiçbir şirkette bilet bulamadım. Çaresiz 18:00 seferine bilet alıp 3 saatlik bir yolculuk sonunda önce Eskişehir'e sonra da evime kavuştum. Eve vardığımda yavrularım uyumuştu çoktan, öpüp koklayamadım.
Sevgili TCDD böyle bir iptali bildiremez miydi? Değişik hususlar hakkında mail yollamayı biliyorlar, böyle önemli bir haber verilmez mi? Mail yollasalardı en azından gara gitmek için hiç vakit harcamaz direkt AŞTİ'ye giderdim, ya da Kamil Koç'un falan internet sitesine girip daha erken bir saate bilet bulabilirdim. Durum böyle olunca gardan çıkıp AŞTİ'ye giderek vakit harcadım, 18'den önce de bilet bulamadım haliyle.
Yavrularımı görememek neyse de, ya bakıcı tutmuş olsaydım o zaman ne olacaktı? Eve geç gittiğim için yemek vs. düzenimiz de bozuldu elbette. Bu sadece benim durumum, mağdur olan daha yüzlerce kişi, yüzlerce hikaye var. Olmadı TCDD, bilgilendirme hususunda sınıfta kaldın.
12 Ocak 2012 Perşembe
Trendeki konuşmalar
Sabah akşam YHT ile gittiğim için hangi numara vagonun ne tarafında, hangi koltuğun yeri güzel, hangisi körüğün yanı hepsine hakimim. Yine de biletimi elime alınca pencere kenarı mı koridor mu diye kontrol eder, bindiğimde de hangi taraftayım diye bakarım. 1-10 arası vagonun bir tarafında 11-20 arası diğer tarafındadır (bu arada 21 numaralı koltuk olması da ilginç tabii). Ben bile artık ezbere bilmeme rağmen bu kadar dikkat ederken milletin bodoslama dalmasına anlam veremiyorum. İnsan başını kaldırıp bir bakmaz mı numara gösteren bir tabela var mı diye. Yanlış vagona binenler deseniz gırla zaten. Tamam yanlış bindin, peki neden ısrar ediyorsun be adam. Geçen başıma dikildi biri, "benim yerim burası yanlış oturmuşsunuz" diye de sert bir ses tonuyla uyardı beni. Binerken bakmamış sağolsun, vagonun içinde de numara yazıyor oysa, ona da bakmamış bir de bana artistlik yapıyor. Baktım biletine 5. vagonda, yolladım kendi yerine. Dün bir başkası önümdeki koltuğa geçmiş ona yer soran birine çok bilirmiş gibi yer tarif ediyordu. 7A imiş kendi koltuğu "8B şu koltuk diyordu". Oysa oturduğu yer 2A idi. Sizinki de yanlış deyince "ama koltuğun yanında 7 yazıyor" dedi. Meğer film-müzik kanalını gösteren rakama bakıyormuş adam. Onu da yolladık kendi koltuğuna. Kendilerinden bu kadar emin olup sonra da kös kös gitmelerine çok gülüyorum kusura bakmasınlar. Bir sor be adam madem ilk defa biliyorsun, incilerin mi dökülür.
En gıcık olduğum da koridor alıp kendi yerine değil de pencere kenarına oturanlar. Ben özellikle pencere almaya çalışırım, yerime oturana da acımam kaldırırım. Başkaları öyle yapmıyor bazen. Geliyorlar, "pencere kenarı benim yerim" diyorlar. Karşıdaki de "aaa öyle mi, pardon, geçeyim" deyince "önemli değil ben buraya otururum" diyorlar. Be kadın/adam, o zaman ne diye orası benim yerim diyorsun, direkt geç otur.
Tren daha hareket etmeden başkasının yerine geçip sonra da kendi yerine geri dönenler, yanındaki koltuğa eşyalarını yığıp koltuğun sahibi gelince memnuniyetsiz şekilde eşyalarını toparlayanlar, ne çok gıcık var şaşarsınız (ya da bunlara gıcık olduğum için yegane gıcık benim)
:)
Trenin içinden Ankara Garının içi
En gıcık olduğum da koridor alıp kendi yerine değil de pencere kenarına oturanlar. Ben özellikle pencere almaya çalışırım, yerime oturana da acımam kaldırırım. Başkaları öyle yapmıyor bazen. Geliyorlar, "pencere kenarı benim yerim" diyorlar. Karşıdaki de "aaa öyle mi, pardon, geçeyim" deyince "önemli değil ben buraya otururum" diyorlar. Be kadın/adam, o zaman ne diye orası benim yerim diyorsun, direkt geç otur.
Tren daha hareket etmeden başkasının yerine geçip sonra da kendi yerine geri dönenler, yanındaki koltuğa eşyalarını yığıp koltuğun sahibi gelince memnuniyetsiz şekilde eşyalarını toparlayanlar, ne çok gıcık var şaşarsınız (ya da bunlara gıcık olduğum için yegane gıcık benim)
:)
Trenin içinden Ankara Garının içi
20 Ağustos 2010 Cuma
Ne insanlar var, pes artık
Kocam yarınki randevumuz için Ankara'ya gelecekti bugünden. Keçinin sevmediği ot misali yanına hep kendisini feci halde rahatsız eden birileri bindiği için bir süredir tek koltukta oturabilmesi için business class'tan bilet alıyoruz gidip gelirken. Yine de garip garip insanlara denk geliyor hep. Bu sefer vagonda bir o bir de 3 kişilik bir aile varmış. Aile arada masa olan karşılıklı koltuklarda, hemen kocamın çaprazında oturuyormuş. Adam yolda bir ara tırnaklarını kesmeye başlamış. İnanılır gibi değil. Geceleri bile tırnak kesilmesin, bir yere sıçrarsa bulunamaz diye hurafeler yaratılmasına rağmen bu adam fütursuzca, o parçaların nereye gittiğini umursamadan çıt çıt tırnaklarını kesmiş. Pes dedim duyunca ve kocam için çok üzüldüm. Üzüldüm çünkü kocam bu konularda çok hassastır. 6 yıla yakın zamandır evliyiz ve daha bir gün yanımda tırnak kesmemiştir. Kestiğinde de etrafa saçılmaması için çok dikkat eder. Bırakın böyle dikkatli, özenli bir adamı, tanımadığınız biri tren gibi kamuya açık bir yerde dibinizde tırnak kesse eminim sizin de mideniz kalkardı. "O masalarda millet yemek yiyor, ben iğrendim" dedi kocam. Adam garip garip hareketler yapmaya başlayınca kalkıp yerini değiştirmiş zaten. Bana çok acayip geldi. Hele bunu yapan kişi eşinin türbanından anlaşıldığı üzere dindar bir adam olunca ve dinimiz temizlik imandan gelir dediği için daha da garipsedim. Evini kirletme ama dışarıda istediğin yap. Olmaz kardeşim.
Fetal doppler cihazım maalesef bu akşam kargoya verilmiş. Bu gece deneyecektik hesapta ama olmadı. Fakülte adresini verdiğim için yarın teslimat da yapmayacaklar. Gidip şubeden alayım bari de yarın akşam deneyelim.
Fetal doppler cihazım maalesef bu akşam kargoya verilmiş. Bu gece deneyecektik hesapta ama olmadı. Fakülte adresini verdiğim için yarın teslimat da yapmayacaklar. Gidip şubeden alayım bari de yarın akşam deneyelim.
14 Kasım 2009 Cumartesi
Hızlı treni duydunuz herhalde
Daha geçen hafta hızlı treni soran bazı tanıdıklara "şikayetçiyim, yol çok kısa olduğu için filmler bitmiyor, uyuyamıyorum" diye aslında şikayet eder gibi görünüp övgüler düzüyordum. Ama galiba yanlış anlaşıldım ki bu hafta otobüsle gelmeye mahkum oldum. Dün yine fakülteden çıkmadan önce işleri bitirmeye çalışırken bir arkadaşım aradı ve hızlı trenin kaza yaptığını söyledi. Hemen gazetelerin internet sayfalarına baktım. Eskişehir yakınında raydan çıkmış meğerse, yaralı yok diyorlardı ilk haberlerde. TCDD'nin sayfasına uçtum sonra da. Kaza ve sonraki seferler hakkında bilgi koyar insan değil mi. Maalesef yoktu. TCDD'nin 444'lü numarasını aradım, herhalde herkes arıyordu ki sürekli meşguldü. Nihayet Ankara Gar Danışma numarasından birilerini bulabildim ve diğer seferlerin yapılmayacağını, biletlerin iade edileceğini öğrendim. Saat olmuş 2, gidip bileti iade edecek zaman yok. Ayrıca kaza sabah olmuş, haydi biletli yolculara bildirmiyorsunuz (ki ben biletlerimi internet üzerinden aldığım için mail adresim, telefonum ve hangi sefere bilet aldığım bilgileri var), bari web sayfanıza bilgi koyun da ona göre kendimizi ayarlayalım değil mi. Neyse, bileti başka güne çevirip Nilüfer'den yine aynı saate otobüs bileti aldım ve çıktım yola. İnternetten bilet alırken çok dolu olmayan otobüs hareket ederken tamamen doluydu. Bazı yolcular telefonla konuşurken benim gibi hızlı tren seferlerinin iptal edilmesi nedeniyle otobüsle geleceklerini söylüyorlardı birilerine. Herkes otobüse gelmiş anlayacağınız.
Sonrasında 3 saatlik süren bir yolculukla evime gelebildim. İnsan kolaylıklara çabuk alışıyor, uzun geldi yol bu sefer bana. Uyuyamadım da birşeyler okumaktan.
Sevindirici olan şey yaralı-ölü olmaması. Eskişehir'e 10 dakika kala eski tren hattına geçilen bir yer var, orada makas değişimi sırasında raydan çıkmış. Makas değiştirmek için hızlarını çok düşürüyorlar ama bu sefer daha hızlı girdiler anlaşılan, başka bir anlam veremiyorum bu kazaya.
Bir sevindirici olan yanı da sevenimin çok olduğunu bir kez daha görmek. Haberlerde kazayı duran ve cumaları trene bindiğimi bilenler beni veya ailemi aramış ferulago o trende miydi diye. Sağolsunlar :)
Bakalım pazartesi seferlerde aksama olacak mı? Mümkünse olmasın ve işleri hızlandırıp bu konvansiyonel hata geçişleri kaldırsınlar artık. O zaman hem yol 35 dakika kadar kısalacak hem de böyle kazalar, aksaklıklar olmayacak (inşallah). Hepimize geçmiş olsun.
Sonrasında 3 saatlik süren bir yolculukla evime gelebildim. İnsan kolaylıklara çabuk alışıyor, uzun geldi yol bu sefer bana. Uyuyamadım da birşeyler okumaktan.
Sevindirici olan şey yaralı-ölü olmaması. Eskişehir'e 10 dakika kala eski tren hattına geçilen bir yer var, orada makas değişimi sırasında raydan çıkmış. Makas değiştirmek için hızlarını çok düşürüyorlar ama bu sefer daha hızlı girdiler anlaşılan, başka bir anlam veremiyorum bu kazaya.
Bir sevindirici olan yanı da sevenimin çok olduğunu bir kez daha görmek. Haberlerde kazayı duran ve cumaları trene bindiğimi bilenler beni veya ailemi aramış ferulago o trende miydi diye. Sağolsunlar :)
Bakalım pazartesi seferlerde aksama olacak mı? Mümkünse olmasın ve işleri hızlandırıp bu konvansiyonel hata geçişleri kaldırsınlar artık. O zaman hem yol 35 dakika kadar kısalacak hem de böyle kazalar, aksaklıklar olmayacak (inşallah). Hepimize geçmiş olsun.
1 Mayıs 2009 Cuma
Şikayetim var
Hızlı trenden şikayetim var. Hem de tam 2 tane. Özetleyeyim:
Dün eve gelirken hızlı trene, ekonomi sınıfına bindim. Business sınıfı yazmıştım size daha önce. Ekonominin özelliği normal trenlerde veya business sınıfta olan tekli koltukların olmayışı. Mutlaka ikili koltuğa oturmak zorundasınız. Benim yanım boştu gerçi ama Sincan'dan yaşlı bir teyze bindi, ilk boş olan koltuğa kendini atıp (benim yanım oluyor) kendi yerine geçmek istemediği için yayıla yayıla gelemedim. Bunlarda koltukların arkasında ekran yok. Tepede bulunan ekranlara bakmak zorundasınız, yani orada ne varsa onu izleyeceksiniz. Müzik yayını mevcut. Tepedeki ekranda yolculuk başlayana kadar tren, alınan yol vs gösteriliyordu, sonra filme geçtiler. (Daha önce kocam geldiğinde film falan göstermemişler, değiştirdiler demek ki.
İşte bunlar da şikayetlerim:
1) Filmi bitirmek mümkün değil. Yol o kadar kısa sürüyor ki dünkü filmin yarısını ancak görebildik. Film de Dark Knight'tı, biraz uzun tabii. Haydi ben seyrettim ama seyretmeyenler mağdur oldu. Yol çok kısa ehehehehe
2) Uyuyamıyorum. Eskiden 3 saat yolda fosur fosur uyurdum, şimdi trene bin, gazete dergiye bak derken tam uykuya dalayım dediğimde yolun az bir kısmı kalmış oluyor, uyumaya değmiyor
eheheheheheh
Şaka bir yana 1.5 saatte evime, kocama kavuştum, daha ne isterim ben :)
Dün eve gelirken hızlı trene, ekonomi sınıfına bindim. Business sınıfı yazmıştım size daha önce. Ekonominin özelliği normal trenlerde veya business sınıfta olan tekli koltukların olmayışı. Mutlaka ikili koltuğa oturmak zorundasınız. Benim yanım boştu gerçi ama Sincan'dan yaşlı bir teyze bindi, ilk boş olan koltuğa kendini atıp (benim yanım oluyor) kendi yerine geçmek istemediği için yayıla yayıla gelemedim. Bunlarda koltukların arkasında ekran yok. Tepede bulunan ekranlara bakmak zorundasınız, yani orada ne varsa onu izleyeceksiniz. Müzik yayını mevcut. Tepedeki ekranda yolculuk başlayana kadar tren, alınan yol vs gösteriliyordu, sonra filme geçtiler. (Daha önce kocam geldiğinde film falan göstermemişler, değiştirdiler demek ki.
İşte bunlar da şikayetlerim:
1) Filmi bitirmek mümkün değil. Yol o kadar kısa sürüyor ki dünkü filmin yarısını ancak görebildik. Film de Dark Knight'tı, biraz uzun tabii. Haydi ben seyrettim ama seyretmeyenler mağdur oldu. Yol çok kısa ehehehehe
2) Uyuyamıyorum. Eskiden 3 saat yolda fosur fosur uyurdum, şimdi trene bin, gazete dergiye bak derken tam uykuya dalayım dediğimde yolun az bir kısmı kalmış oluyor, uyumaya değmiyor
eheheheheheh
Şaka bir yana 1.5 saatte evime, kocama kavuştum, daha ne isterim ben :)
16 Nisan 2009 Perşembe
Döndüm
Hayat devam ediyor. Ben de bir süre ayrı kaldıktan sonra geri döndüm. Hepinize ilginiz için tekrar teşekkür ederim. Bayağı toparlandım sayılır ama dandik komedi filmlerindeki hafif duygusal sahnelerde ağlama potansiyeline sahibim. Zaten sulugözdüm ama hormonların iniş ve çıkışları iyice duygusal yaptı beni galiba.

Neyse. Pazar günü kocamla birlikte evimize döndük. Son 3 haftadır evime gelememiştim, doktorum yola çıkabilirsin deyince raporumu evimde, kocamla birlikte geçirmeye karar verdim. Ve bu sayede ilk defa hızlı trene bindim. Rahatsızlığım nedeniyle Business Class'a bilet aldı kocam. Herhalde görüp görebileceğim tek business class yolculuğu bu olacaktır, o yüzden görmemiş gibi fotoğraf çekip durdum.
Business Class internet bağlantısının, tekli koltuğun (normal trenlerin aksine, hızlı trende ekonomi sınıfında tekli koltuk yok), koltukların arkasında minik ekranların olduğu bir vagon. İçeçecek ve çikolata veya minik fındık paketi de ayrıca ücretsiz olarak veriliyor. Uçaklarda tepede olan ekranlardan da var. Yola çıkınca nerede olduğunuz, ne kadar yol kaldığına dair bilgiler veriyor. İster oradan bakın, ister önünüzdeki koltuktaki ekrandan, o size kalmış. Ayrıca müzik dinleme, film izleme şansına da sahipsiniz. Fazla alışmamaya çalıştım, ne de olsa ekonomi sınıfında yok bunlar.
Kocamla şansımıza bizim önümüzdeki ekranlar çalışmıyordu. O kadar da üstünde durmadım, sağlık olsun derken biz talep etmeden bir görevli geldi ve hemen düzeltti sistemleri. Business farkı bu olsa gerek. Tren boş olur diye düşünüyordum ama vagon tamamen doluydu (diğer vagonlardaki durumu bilmiyorum). Sanıyorum yolcuların çoğu İstanbul bağlantılı seferdeydi, inenleri bir kısmının Eskişehir Garı'nda bekleyen Sakarya Ekspresine bindiklerini gördük çünkü. Diğer saatlerde nasıldır bakmak lazım.
Tren Ankara çıkışında Sincan'ın ilerisine kadar yavaş hızda, daha sonra kendi hattına geçince normal hızda (250 km/saat civarı) ilerliyor. Eskişehir girişi de aynı şekilde. Böylece 1.5 saatte gelmiş oluyorsunuz. Şöyle diyeyim, film olarak Jumper gösteriliyordu, filmini sonunu göremedik, o kadar kısa sürdü yani yol. :)
Yolda giderken herkes bize bakıyordu. Hemzemin geçitlerde duran arabalar, istasyonlardaki yolcular, yanından geçtiğimiz diğer trenlerdeki yolcular... Ben de olsam bakardım. Onlar bize bakarken sanki hatları ben döşemişim, treni ben kullanıyormuşum gibi gururlandım nedense. Büyük bir yatırım bu ülkemiz için. Hele İstanbul hattı da tamamlansa harika birşey olacak. Bir vatandaş olarak gururlanıyorum elbette.
Yolda giderken, daha doğrusu kendi hattında kayarak ilerlerken bir ara mp3 player'ımda Apocalyptica'nın çok sevdiğim bir şarkısı çalıyordu. Grubu duymuşsunuzdur belki, ilk çıkışlarını Metallica'nın şarkılarını çello ile yorumlayarak yaptılar. Bence kendi şarkılarını çaldıkları albümler çok daha güzel. Genelde enstrümantaldir şarkıları, ama son albümlerinde 1-2 şarkıcıyla düet de yaptılar. Şebnem Ferah'ın bir albümünde de çalmışlardı hatırlarsanız. Bahsettiğim şarkı Reflections albümünden "Conclusions". Çok hüzünlü bir şarkıdır, çellonun nağmeleri insanın hem içini acıtır hüzünlendirir, hem de alıp başka yerlere götürür, iniş çıkışlarıyla sanki hüznün sonunda başka güzellikler gelecek der gibidir (ya da bana öyle gelir). Ama bu sefer şarkının tamamını dinlemeye dayanamadım. Çok sevmeme rağmen kapamak zorunda kaldım. Belki daha sonra.
1-2 fotoğrafla trenin içini göstereyim size. İşte ilk ve sanıyorum ki yegane lüks hızlı tren yolculuğum.

29 Mart 2009 Pazar
Ben yatarken bahar gelmiş
Bugün ilk defa dışarı çıktım. 4 gündür aralıksız yatan ve ayağa kalkarak gittiği en uzun mesafe oda-mutfak/oda-tuvalet olan birisi için büyük bir değişiklik. Dışarı çıkma nedenim kocamı uğurlamak. Önceleri çıkma dışarı yat dinlen dedi kocam ama şimdiye kadar hiç onu uğurlamadan yollamadım. Yarın fakülteye de gitmem gerekiyor, onun için alıştırma olur dedim ve fırladım dışarı.
Ben yatarken dışarıya bahar gelmiş meğerse. 2 gün önceki kapalı, puslu, yağmurlu hava gitmiş, cıvıl cıvıl bir bahar havası gelmiş. Sokaktaki ağaçlar çiçek açmış, yol kenarlarındaki söğüt ağaçlarının hepsi yaprak vermiş. İçim cıvıl cıvıl oldu benim de. Kendimi kış uykusuna yatan ve baharın gelişiyle uyanıp etrafa şaşkın şaşkın bakan hayvanlar gibi hissettim.
Kocama zor bela hızlı trenden bilet bulabildik. Kime niyet kime kısmet, ilk ben binerim derken kocam bindi trene benden önce. Garda biraz değişiklik yapmışlar. Bilet gişeleriyle danışmanın arasındaki yer Rail&Miles Lounge olmuş. Havaalanlarındaki Lounge'lar gibi. Ben bir de 1.5 saatte bilet kontrolünü nasıl yapacaklar acaba diyordum. Sorumun yanıtını aldım. Peronla treni ayıran kordon kalkmış, onun yerine peronu pleksiglas bariyer ile tamamen kapatmışlar. Arada 2 tane alışveriş merkezi girişlerindeki tarama cihazlarından koymuşlar. Oradan geçerken biletinizi kontrol ediyorlar, öyle biniyorsunuz trene. Ben de kocamla biner içine bakarım trenin düşüncem böylece sadece düşünce olarak kaldı.
Tren oldukça kalabalık. Millet 7-8 kişilik aileler halinde çoluk çocuk doluşmuş. Milletimizin beleşçiliği inanılır gibi değil. Yola çıkanların pek azında çanta-bavul vardı. Çoğunluk hava güzelken gidip gezelim diyenler. Nisan ayında fiyatlar normale dönünce görürüm ben onları.
Trenin camları içeriyi pek zor gösteriyor. Kocamı sadece silüet olarak görebildim yerine oturduğu zaman. Şu anda 250 km hızla gidiyorlarmış. Ben pek heyecanlıydım trene binecek diye, onda yoktu ama. Keşke ben de binebilseydim kocamla birlikte. Ona Japonya'daki Shinkansen anılarımı anlatır, deli ederdim. Tokyo-Kyoto arasında ve sonra da dönüşte olmak üzere 2 kez bindim sadece ama ömür boyu anlatılacak kadar malzeme çıkarabiliyorum kendisine. :)
Bahar havasına aldanan ben tren garının mermer zeminlerinde güzelce üşüdüm. O yüzden eve gelir gelmez sıcacık yatağıma geri döndüm. Yarın için güç topluyor ve kocamın yokluğunda odamda tam karşımda duran güzel çiçeğe bakıyorum. Dün bir bahane uydurarak dışarı çıkan kocam bana çiçek yaptırmış yine, çok mutlu oldum, hemen gözlerim doldu. Zaten sulugözdüm bu konularda, şimdi iyice beter oldum hormonlardan mıdır nedir. Tekrar teşekkür ederim hayatım.
Çiçeğimin resmini koyuyorum, kocamın kolu da var.
Bu 3-4 günde biraz semirdim sanıyorum. Diyetime uymak için ısrar etsem de acaba biraz daha beslensem yavru açısından daha mı iyi olur diye aralarda ekstralar da yemiş-yedirilmiş bulunuyorum. Salı günü kontrole gidebilirsem görürüz artık kaç kilo olduğumu. Normalde hamilelerde olan iştah açılması bende yok. Canım onu bunu çekmiyor, doymamacasına bir açlık çekmiyorum, o yüzden fazla yemeye ihtiyaç duymuyorum ama belki de bebeğin direkt ihtiyacı olmasa bile rahmin genişlemesi, annenin vücudunun hazırlanması için biraz daha yemeye ihtiyacım var. Bunu diyetisyenimle konuşsam iyi olacak galiba.
Bakalım gelecek hafta nasıl geçecek benim için.
Ben yatarken dışarıya bahar gelmiş meğerse. 2 gün önceki kapalı, puslu, yağmurlu hava gitmiş, cıvıl cıvıl bir bahar havası gelmiş. Sokaktaki ağaçlar çiçek açmış, yol kenarlarındaki söğüt ağaçlarının hepsi yaprak vermiş. İçim cıvıl cıvıl oldu benim de. Kendimi kış uykusuna yatan ve baharın gelişiyle uyanıp etrafa şaşkın şaşkın bakan hayvanlar gibi hissettim.
Kocama zor bela hızlı trenden bilet bulabildik. Kime niyet kime kısmet, ilk ben binerim derken kocam bindi trene benden önce. Garda biraz değişiklik yapmışlar. Bilet gişeleriyle danışmanın arasındaki yer Rail&Miles Lounge olmuş. Havaalanlarındaki Lounge'lar gibi. Ben bir de 1.5 saatte bilet kontrolünü nasıl yapacaklar acaba diyordum. Sorumun yanıtını aldım. Peronla treni ayıran kordon kalkmış, onun yerine peronu pleksiglas bariyer ile tamamen kapatmışlar. Arada 2 tane alışveriş merkezi girişlerindeki tarama cihazlarından koymuşlar. Oradan geçerken biletinizi kontrol ediyorlar, öyle biniyorsunuz trene. Ben de kocamla biner içine bakarım trenin düşüncem böylece sadece düşünce olarak kaldı.
Tren oldukça kalabalık. Millet 7-8 kişilik aileler halinde çoluk çocuk doluşmuş. Milletimizin beleşçiliği inanılır gibi değil. Yola çıkanların pek azında çanta-bavul vardı. Çoğunluk hava güzelken gidip gezelim diyenler. Nisan ayında fiyatlar normale dönünce görürüm ben onları.
Trenin camları içeriyi pek zor gösteriyor. Kocamı sadece silüet olarak görebildim yerine oturduğu zaman. Şu anda 250 km hızla gidiyorlarmış. Ben pek heyecanlıydım trene binecek diye, onda yoktu ama. Keşke ben de binebilseydim kocamla birlikte. Ona Japonya'daki Shinkansen anılarımı anlatır, deli ederdim. Tokyo-Kyoto arasında ve sonra da dönüşte olmak üzere 2 kez bindim sadece ama ömür boyu anlatılacak kadar malzeme çıkarabiliyorum kendisine. :)
Bahar havasına aldanan ben tren garının mermer zeminlerinde güzelce üşüdüm. O yüzden eve gelir gelmez sıcacık yatağıma geri döndüm. Yarın için güç topluyor ve kocamın yokluğunda odamda tam karşımda duran güzel çiçeğe bakıyorum. Dün bir bahane uydurarak dışarı çıkan kocam bana çiçek yaptırmış yine, çok mutlu oldum, hemen gözlerim doldu. Zaten sulugözdüm bu konularda, şimdi iyice beter oldum hormonlardan mıdır nedir. Tekrar teşekkür ederim hayatım.
Çiçeğimin resmini koyuyorum, kocamın kolu da var.Bu 3-4 günde biraz semirdim sanıyorum. Diyetime uymak için ısrar etsem de acaba biraz daha beslensem yavru açısından daha mı iyi olur diye aralarda ekstralar da yemiş-yedirilmiş bulunuyorum. Salı günü kontrole gidebilirsem görürüz artık kaç kilo olduğumu. Normalde hamilelerde olan iştah açılması bende yok. Canım onu bunu çekmiyor, doymamacasına bir açlık çekmiyorum, o yüzden fazla yemeye ihtiyaç duymuyorum ama belki de bebeğin direkt ihtiyacı olmasa bile rahmin genişlemesi, annenin vücudunun hazırlanması için biraz daha yemeye ihtiyacım var. Bunu diyetisyenimle konuşsam iyi olacak galiba.
Bakalım gelecek hafta nasıl geçecek benim için.
13 Mart 2009 Cuma
Bugün benim için bir dönüm noktası
Bugünkü ilk seferlerden birine binmeyi düşündüm önceleri ama sonra vazgeçtim. Bir problem olacağını sanmıyorum ama yıllar önce olan ve pek çok insanımızın canını alan hızlandırılmış ten kazası aklıma gelince "acaba?" diyor insan. Ne iki trenin ne de yolların birbiriyle alakası var ama yine de birkaç gün bekleyeyim diyorum.
Yıllar önce Japonya'da binmiştim hızlı trene. Onlar Shinkansen diyordu. Tokyo'dan Kyoto'ya gidyordum. Bayağı fazla bir bilet parası vermiştim ama yolculuk inanılmazdı. O ne konfor, o ne hız ve o ne dakiklik. Bakalım aynı hissi yine duyacak mıyım. En azından müthiş bir gurur duyacağım kesin. Yıllar önce yapılması gereken çok büyük bir yatırım bu. Konya hattının inşaatının sürdüğünü biliyordum ama Sivas hattının planlandığını yeni öğrendim. Umarım kazasız belasız pek çok sefer yapar YHT, hepimize hayırlı olsun.
Sefer saatleri hakkında bilgi vereyim. Günde 4 sefer yapacakmış trenler. 7, 11, 15, 17 Ankara'dan kalkış saatleri. Eskişehir'den kalkış saatleri ise 7, 11:35, 14:45 ve 21.35. Sabah 7'de Eskişehir'den kalkan tren fakülteye yetişmem için uygun. Dönüşte 17 treni de beni kısa sürede kocama ve evime kavuşturur. Konutkent tarafında oturan arkadaşlarımın fakülteye gelmek için 1.5 saate yakın otobüslerde, dolmuşlarda sefil olduğunu düşünürsek, benim bu süre zarfında Eskişehir'e gitmem mucize gibi bir birşey. Hayalim sabah işe gelip akşam da evime dönmekti. Manisa'da oturan amcam emekli olana kadar sabah İzmir'deki iş yerine gidip akşam geri dönmüştü. Gidiş süresi 45 dakika-1 saat arasında değişiyordu. Otogardan işe ulaşması ne kadar sürüyordu onu bilmiyorum ama yıllarca bu rutini sürdürmüştü. Ben neden aynısını yapmayayım dedim hep ve inşaatın bir an önce bitmesini bekledim. Hamileliğim nedeniyle hergün gidip gelebilecek miyim bilmiyorum, en azından ilk ve son 3 ayda biraz sıkıntılı olacaktır ama dedim ya, en büyük hayalim haftaiçi de kocamla birlikte evimde oturmak, sabah fakülteye gelmek, öğlen tatilinde Kızılay'da işlerimi halletmek ve akşam yemeği için Eskişehir'e evime dönmek.
Şu 5 liralık kampanya bitmeden business class'tan bir bilet alsam mı acaba. :)
31 Aralık 2008 Çarşamba
Olağan ama aslında olağandışı bir tren yolculuğu
En son pazartesi günü yola çıkmadan önce yazmıştım. Dizilerdeki, televizyon programındaki gibi bir özet geçeyim. Kahramanlarımız 36 saat boyunca yağan kardan çekinerek otobüs biletlerini iptal ettirmiş ve Ankara'ya trenle gitmeye karar vermişlerdi. Hikayemiz bundan sonra başlıyor.
Evden çıkmadan önce Gar danışmayı arayarak ne kadar rötar olduğunu öğrenelim, boş yere orada beklemeyelim dedim. Danışmadaki adamın dediğine göre rötar yokmuş, tren 13:56'da gelecekmiş. Haliyle inanamadık. Normal şartlar altında rötar yapan tren nasıl olur da bu karlı havada vaktinde gelebilirdi? Yine de olabiliyor demek ki, herhalde bu süper ekspres olduğu için herşey mümkün dedik ve evden çıktık.
Gara vardığımızda öğrendik ki rötar varmış, 14:15'te gelecekmiş tren. Eh, dedik, fazla bir rötar değil. Kocamla beklemeye başladık, bekle bekle derken saat geldi ama "tren 5 dakika sonra şu perona geliyor" diye bir anons olmadı. Bir sonraki anons trenin 14:45'te geleceğini söyleyince danışmadaki adama bizi yanlış bilgilendirdiği, sıcacık evimizde oturmak varken garda, soğukta ve ayakta 1 saat 15 dakika beklettiği için teşekkürlerimizi sunduk. Hava da bize inat güzelleşti, ısındı, yollardaki karlar iyice su-çamur kıvamına geldi. Keşke otobüsle gitseydik diye düşünmeye başladık. Bir kere daha böyle olmuştu, o zaman ben tek gidiyordum Ankara'ya ve 18:45'te gelmesi gereken Cumuriyet ekspresi yine saatlerce gelmemişti, sonra yoldaki türlü beklemelerle Ankara'ya varışım 00:30 olmuştu, inanılır gibi olmayan kabus gibi bir yolculuktu. Nereden bilelim bunun da bir benzerinin olacağını... (heyecanın artması için sahne burada kesilir ve reklam girer, lütfen bilgisayar başından kalkıp ıvır zıvırla uğraşınız ve okumaya 5 dakika sonra devam ediniz.)
Saat 14:45 oldu, hala 5 dakika sonra geliyor anonsu yok. Yine gecikme var derken anons duyuldu. Başkent Ekspresi 1 numaralı perona yanaşmaktadır ve daha anons bitmeden tren hızla gelip peronda durdu. Önceden haber versene kardeşim, herkes kapılara doğru koşturmaya başladı. Arada bir anons daha, "Doğu Ekspresi 5 dakika sonra gelmektedir, Doğu Ekspresi biletleri Başkent ekspresinde geçerli değildir, lütfen binmeyiniz." Bu cümlenin neden önemli olduğunu sonra anlayacaktık... (kahramanımız boş gözlerle ufka doğru bakarken müzik sesi yükselir.)
Trene bindik, koltuklarımıza kurulduk, bir arkadaşlarını uğurlamaya gelen kocamın bir öğrencisi ve kız arkadaşına el salladık, bizi de uğurlayan oldu diye sevindik. Tren beyazlar içinde ilerlemeye başladı. Bu sefer Polatlı yakınındaki heykelin fotoğrafını çekmek istiyordum, fotoğraf makinem yanımdaydı. Önce 1-2 kar fotoğrafı çektim Tren yollarında bozulmamış karların görün
ümü çok güzeldi. Bayıla bayıla giderken hava üssünün yakınında biz garda beklerken eğitim uçuşu yapmakta olan jetlerin pistlere inmeye başladığını gördük. Uçaklar birbiri ardına yanaşıyor, sırası gelen piste iniyor, gelmeyenler üstümüzden bir tur daha atarak pas geçiyor, manevra yapıyordu. Jetlere olan ilgimden, sevgimden bahsetmiştik. Keşke üssün içinde olsam da iniş ve kalkışlarını görebilsem diye hayıflandım yine. 1-2 uçağın inişini çekmeye çalıştım ama biraz bulanık çıktı haliyle. Aşağıdakiler en iyi fotoğraflarım.
Bir tane de ikili olarak bir yerlere giden jetler var, herhalde eğitmenlerdi onlar.
ümü çok güzeldi. Bayıla bayıla giderken hava üssünün yakınında biz garda beklerken eğitim uçuşu yapmakta olan jetlerin pistlere inmeye başladığını gördük. Uçaklar birbiri ardına yanaşıyor, sırası gelen piste iniyor, gelmeyenler üstümüzden bir tur daha atarak pas geçiyor, manevra yapıyordu. Jetlere olan ilgimden, sevgimden bahsetmiştik. Keşke üssün içinde olsam da iniş ve kalkışlarını görebilsem diye hayıflandım yine. 1-2 uçağın inişini çekmeye çalıştım ama biraz bulanık çıktı haliyle. Aşağıdakiler en iyi fotoğraflarım.
Bir tane de ikili olarak bir yerlere giden jetler var, herhalde eğitmenlerdi onlar.Daha sonra normal yolculuğumuza geri döndük, bilet kontrol başladı. Arkadaki tekli koltukta yaşlı bir amca vardı, meğer Doğu Ekspresi'ne binmesi gerekiyormuş, yanlışlıkla buna binmiş. Kondüktör kız "biletiniz geçerli değil, bu süper ekspres Sincan'a kadar durmaz, ayrıca 36 lira da ceza vermeniz gerek" dedi. Adam birşeyler dedi ama anlamadık. Arkamızda oğluyla oturan bir kadın "Amca anlamıyor, aşağıda da söylediler ama anlamadı, bu seferlik müsaade etseniz" dedi. Be kadın, madem farkettin adamın yanlış trene bindiğini müdahale etsene. Kondüktör kız "benim yapacak birşeyim yok, ayrıca trende müfettiş var" dedi ve amcaya "benimle birlikte tren şefine gelin" dedi. Sonra da biraz ileriye gidip durumu bir başkasına anlattı. Adamcağızın halini bir görseydiniz, parasının olmadığı belli, zaten kız gider gitmez kendi kendine mırıl mırıl konuşmaya başladı, kimbilir neler anlattı. Doğu ekspresinin biletleri ucuzdur, artık nereye gidiyorsa herhalde ben bu 36 lirayı nasıl ödeyeceğim diye düşünüyordu. İçimiz parçalandı, kocam hemen müdahale etti, kondüktör kızı çağırıp "cezası neyse biz ödemek istiyoruz, lütfen ona göre işlem yapın" dedi (işte bu yüzden aşığım ben bu adama). Kız da öncelikle şefine danışmaya gitti. Daha sonra şefle birlikte adamın yanına geldiler (şef de pek tatlı bir kadındı, bayıldım ben), tatlı tatlı "bu seferlik böyle olsun ama ama bir daha dikkatli ol, yanlış trene binme olur mu" dedi. Amcanın yüzü nasıl aydınlandı, nasıl gülümsedi görmeliydiniz. Gözlerim doldu resmen. Sonra kondüktör kız bize geldi ve dedi ki, şefimiz bu seferlik izin verdi. Yunusemre'de inecekmiş amca, normalde orada durmuyoruz ama durup amcayı indireceğiz diye bilgi verdi. Biz de teşekkür ettik bilgilendirdiği için. Yüzümüzde gülümseme amcaya arada kaçamak bakışlar atıp mutluluğunu seyrederek yola devam ettik. Sonradan öğrendik ki Eskişehir-Yunusemre arası bilet fiyatı tam 3 lira, yaşlı indirimiyle 2.25 liraymış. Adamcağız 36 lirayı nasıl vereceğini düşünür tabii.
Ama yolculuk daha nelere gebeydi, bunu 1-2 saat içinde görecektik. (bir reklam arası daha).
Yolculuklarda türlü türlü insanlarla karşılaşırız. Ben tek başıma olduğumda pek sorun yaşamam ama kocam tam bir keçinin sevmediği ot burnunda biter misali terslik mıknatısıdır, sinir olduğu tip insanlar hep etrafımıza doluşur. Geçen ay İstanbul'a tren yolculuğumuzda da bahsetmiştim bundan. Önce arkamıza oturan anne-oğula gıcık olduk. Çocuk 15 yaşında ve annesine birşeyler öğretme, isyan etme döneminde. Bir de elinde bilgisayar var, herhalde yeni almış birşeyler anlatıp duruyor. Kocam anında gıcık oldu. Sonra arkadan neden internet bağlantısı yok, o zaman bu prizler neden duruyor diye isyan eden bir adam var. Be adam, prizle internetin ne ilgisi var, tak fişini çalıştır bilgisayarını diye koymuşlar. Aynı adam sonra bizim koltuğa gelip kocamın bacaklarına doğru eğilip gazetemize baktı. Kendi gazetesini mi almışlar ne onu arıyormuş. Kucağına oturacak sandık kocamın. Garip insanlarla dolu ortalık. Yolculuğun sonrası daha sorunsuz geçti. 2 saat kadar kocamın bir makalesiyle uğraştık, vaktimizi değerlendirdik. Ben pek de iyi çıkmayan şu fotoğrafları çekebildim. (fotoğraflar hiç iyi çıkmadı, büyütüp bakacağım diye uğraşmayın bence).
İşimiz bitip Polatlı'yı geçerken kocamın askerlik yaptığı binaya baktık, o eski günlerini hatırladı bana anlattı (Tren Polatlı'dan geçerken askeri birliğin içinden geçer, ben de hep bakarım zaten). Temelli'yi geçtikten biraz sonra durduk. Süper ekspres olmasına rağmen arada durup karşıdakini beklemek olağan diye endişelenmedik ama bir süre sonra bir anons. "Sayın yolcularımız, makinemiz donduğu için yeni makine gelmesini bekliyoruz". Ne makinesi? Lokomotif mi dondu? İşleyen makine nasıl donar? Nidaları eşliğinde beklemeye başladık. Arkalardan sesler: 16:30 'da Ankara'da olacak yazmayın o zaman biletlere kardeşim, belirsiz bir saatte varır yazın". İnternetçi, kocamın bacaklarının arasından gazetemize bakan adam serzenişte. Herkes şikayet halinde, arada espriler yapanlar, önündeki yolcuyla konuşanlar. 2 saattir tek laf etmedin, şimdi bu aksilik mi yakınlaştırdı seni önde oturana. İlginç. Sonra bir anons daha "Makinenin elektrik tesisatındaki panto(?) donduğu için yeni makine gelmesini bekliyoruz". Artık nereden geliyor bilmiyorum, Ankara'dan mı, Polatlı'dan mı? (Anılar: Bir kere de Eskişehir'e giderken lokomotif Polatlı'da bozulmuştu da yenisi gelmişti, ne çok aksilik yaşamışım ben trenlerde). Bu sefer de şöyle şikayetler başladı: "Nasıl donar, doğuya giden trenler ne yapıyor o zaman? Bu arada kalorifer çalışmıyor, sadece ışıklar var ama millet bunun bilincinde değil herhalde sıkıntıdan gezinip duruyor. Kardeşim vagonun kapılarını açıp dışarıdaki soğuğu içeri taşımasanıza, üşüyoruz zaten. Ama onlar o sinirle ısındıkları için farkında değiller herhalde. Biz kocamla sinirlenmeden oturduk. Durduğumuz noktada telefonlar çekiyor olsaydı daha iyi olurdu, annelerimize gecikeceğimizi haber verirdik ama onlar da rötar olmadan varamayacağımızı biliyorlardı zaten. Neden sonra lokomotif geldi, değiştirildi ve yolumuza devam ettik. 13:56'da başlayıp 16:30'da bitmesi gereken yolculuğumuz saat 20:00 sularında bitti, o günü de öylece yemiş olduk. Dün akşam Eskişehir'e dönerken (izin aldım eyoooo) bu sefer 18:10'daki İzmir Mavi ile dönecektik, kimbilir neler olacak derken sadece 1 saatlik bir rötarla sorunsuz şekilde geldik. Keçinin sevmediği ot misali önümüzde sevgililer vardı, herhalde yeni çıkıyorlardı, yol boyunca öpüşüp durdurlar. O onun saçlarını okşadı, diğer bunun saçlarını, ama sürekli öpüştüler. Tamam anladık aşıksınız, sevginizi gösteriyorsunuz ama bu kadarı bize bile fazla geldi. 1-2 öp tamam ama sürekli öpüştükleri için gözetliyoruz gibi hissettik kendimizi. İnsanın gözü takılıyor elde olmadan, biz utandık valla :). Aşık bile olsanız herşeyin bir yolu yordamı ve yeri var, değil mi ama. Bunun dışında yolculuk sorunsuzdu, yavaş yavaş geldik. Her duruşumuzda "tamam bu da dondu galiba" diye birbirimize korku dolu gözlerle bakarak tabii...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











