11 Eylül 2008 Perşembe
Tarihte bugün
Bugün 11 Eylül, yani Hollywood filmlerinde görülen İkiz kulelerin yıkıldığı saldırının yıldönümü. Tam 7 yıl olmuş. O tarihlerde doktora çalışmam için bitki materyali toplamak için iki arkadaşımla beraber (Seda-Okan çifti) Hatay'a gitmiştik, otobüsle geri dönüyorduk. Mola verdiğimiz bir yerde onu bunu alalım diye aşağıya inip markete girmiştik. Otobüste radyo veya televizyon çalışmıyordu o yüzden televizyondaki görüntülere bir anlam verememiştim. Aynen film sahnesi gibiydi, meğerse gerçekmiş. Nasıl şaşırdığımızı anlatamam. Detayları öğrenmek için Ankara'ya varmayı beklemiştik. Hala da ürpererek hatırlarım.
7 Eylül 2008 Pazar
Kuğular
Yazma yazma, sonra da fırsat bulduğunda bombardıman yap. Bugünkü üçüncü yazım olacak bu, bakalım bir daha ne zamana yazacağım. Etlik'teki Antares alışveriş merkezinin ön kısmında çok büyük olmayan bir havuz var. Uludağ Kebapçısı, Firezza ve yeni açılacak Oscar Pastanesi'nin ön kısmında. 2-3 ay kadar önce eşimle Firezza'da, havuz kenarında hoş bir akşam yemeği yemiştik. Geçen gün önünden geçerken havuzda 2-3 kuğu olduğunu gördüm. Uzaktan baktığım için kuğular canlı mı yoksa maket mi anlayamadım. Ne de olsa Ankara'da kuğu görülecek yegane yer Kuğulu Park'tır. Biraz duraklayıp dikkatli şekilde baktım, vallahi yüzüyorlardı. Uzaktan cep telefonumla resimlerini çektim. Pek iyi bir resim değil ama daha iyisini çekene kadar idare eder sanıyorum. Diyetim elverdiğinde yine Firezza'ya gidip havuz kenarında oturup hafif birşeyler atıştırmayı ve kuğulara yakından bakmayı iple çekiyorum.
Aslanım benim
Bu resim de cuma günü Yenimahalle'deki bir apartmandan. Diyetimi yürüyüşle desteklemek için bulduğum her fırsatta yürümeye çalışıyorum. Hatta bir pedometre bile aldım, her 5 dakika da bir ne kadar yürüdüm, kaç adım attım diye manyak gibi bakıp duruyorum, heves işte. Yenimahalle'den geçen yürüyüş parkurumdaki bir apartman uzun süre önce dikkatimi çekmişti ama etrafta insanlar olduğu için rahat rahat fotoğrafını çekememiştim. Geçen cuma nihayet çekebildim. Yenimahalle'de uzun yıllar boyunca oturmuş biri olarak son halini görmek beni hala şaşırtıyor. Eskinin tek katlı, bilemedin 2 katlı, bahçeli, müstakil evleri zamana uyarak yerlerini 3-4 katlı apartmanlara bıraktı. Bu bina da eskinin tek katlı evlerinden. Çok farkedilmiyor olabilir ama evin dış cephesi tamamen mozaik kaplı. Ya evsahibi (arsa sahibi) ya da müteahhit Galatasaraylı olsa gerek. Çünkü 3. ve 4. katların arasında bir adet aslan mozaiği bulunuyor.
Galatasarylı olduğum için sempati duymuş olabilirim. Ama buraya taşımamın bir nedeni daha var. Binanın geneli fazla göze batmayan renkler içeriyor, desen falan da yok, sadece o aslan mozaiği var. Pursaklar'daki evleri bilenler vardır mutlaka. Havaalanı yolundaki alt geçitlerin inşaatı devam ederken yol kapalı olduğu için yolu mecburi olarak Pursaklar'ın içinden geçiriyorlardı. Civardan geçtiyseniz mutlaka görmüşsünüzdür, nasıl bir modadır ve nereden çıkmıştır bilmiyorum ama apartmanların %90'ı çok yoğun mozaik desenlerle kaplıdır. Tek tük olsa bir derece ama çoğunluğunda olunca feci bir göz yorgunluğuna neden oluyor. O yüzden bu desen bana zarif geldi, sizlerle paylaşmak istedim.
Şaşırdım...
Geçen çarşamba günüydü sanırım, fakülteye gelip odama çıkmak için merdivenleri tırmanmaya başlamıştım. Görenler bilirler, bizim fakültenin özellikle Dekanlık katı sera gibidir. 6-7 yıl önce yenilenen pleksiglas tavan nedeniyle artık yazları çok sıcak olduğu için bitkiler ayrıca bir gelişip serpilir, görevlendirme, terfi vs. tebrikleri vesilesiyle Dekan ve yardımcılarına gelen sürüyle çiçek de serada ve okulun muhtelif köşelerinde yerlerini almaktadır. Beni şaşırtan çiçek de merdivenlerin basamakların kesildiği, düz olan yürüme kısmına konulan saksılarda bulunan bir çiçekti. Bitki bildiğiniz kaktüs, hatta şöyle diyeyim hiç
bir güzelliği yok aslında. Solda gördüğünüz tombik gövdeli bitki. Genelde kaktüslerin minik minik çiçekleri olur değil mi? Hatta çoğu o kadar az çiçek açar ki uzun süre bekleseniz bile açtığını görmezsiniz. Bu resimde görülen kaktüsün yanındaki saksıda yine aynı kaktüsten vardı, ama bir farkla, çiçek açmıştı. Öyle böyle değil, muhteşem bir çiçek. Farmasötik Botanikçiyim hesapta ama beni bile şaşırttı. Görün bakın siz de şaşırın. Nasıl bir güzellik anlatamam. Bu pazar günü AÖF sınavı görevlerim arasında fakülteye uğradığımda ise çiçeğin kuruyup gittiğini gördüm. Neyse ki fotoğraflarını çekme fırsatı bulabilmiştim. Bakalım sizler de benim kadar şaşıracak mısınız?
bir güzelliği yok aslında. Solda gördüğünüz tombik gövdeli bitki. Genelde kaktüslerin minik minik çiçekleri olur değil mi? Hatta çoğu o kadar az çiçek açar ki uzun süre bekleseniz bile açtığını görmezsiniz. Bu resimde görülen kaktüsün yanındaki saksıda yine aynı kaktüsten vardı, ama bir farkla, çiçek açmıştı. Öyle böyle değil, muhteşem bir çiçek. Farmasötik Botanikçiyim hesapta ama beni bile şaşırttı. Görün bakın siz de şaşırın. Nasıl bir güzellik anlatamam. Bu pazar günü AÖF sınavı görevlerim arasında fakülteye uğradığımda ise çiçeğin kuruyup gittiğini gördüm. Neyse ki fotoğraflarını çekme fırsatı bulabilmiştim. Bakalım sizler de benim kadar şaşıracak mısınız?
5 Eylül 2008 Cuma
Diyet haberleri
1-2 kilo bu kadar mı farkettirir yoksa kendimi mi kandırıyorum? Ama yok canım, kemerimde uzun zamandır kullanmadığım delikleri kullanmaya başladım, sürekli giydiğim kot bollaşmaya başladı (giyilme bollaşması değil ama), bariz bir sıkılaşma var yani. Diyetten önce de başlamıştı aslında, inceliyor görünüyordum ama kilo zerre oynamıyordu. Şimdi kilo da inmeye başlayınca daha bir belirgin oldu. Kendimi kandırmıyorum herhalde. Hatta eski fotoğraflarıma bakıyorum, yüz tosuncuk gibi, hafif de gıdı var, ama şimdi yok valla. Var var, kesin değişiklik var :)
3 Eylül 2008 Çarşamba
Kısa kısa haberler
Hala tatil ve tatil öncesini tam olarak yazamadım, utanıyorum.
Diyete başladım, kilo kaybı çok fazla değil, çok dengeli ama incelmeye başladım, çevremdekiler farkediyor, çok mutluyum :)
Okulların açılmasına az kaldı ama ben daha yazın yapmam gerekenleri tamamlayamadım hatta bazılarına başlayamadım bile. Yukarıdaki maddedeki mutluluğum fazla uzun sürmedi yani.
2 gün izin alıp eve gitmiştim, onda da bulaşık makinesi hortumundan kimbilir ne zamandır akan su yer karolarının kenarını oyarak aşağı kata inmiş meğerse. Kocam hortumu tamir etti, derzle karo kenarlarını doldurdu vs vs. Evde becerikli bir erkek olması harika birşey. Ben de çıraklık yaptım (kalfa bile değilim ne acı).
Kendime Mudo'dan bir mutfak terazisi aldım. Hem tartım işlemini yapıyor hem de hazır girilmiş 999 besinin ağırlıklarına göre kcal, karbonhidrat, yağ, lif, protein, kolesterol miktarını falan söylüyor. Hemen evdeki her besinle denemeler yapmaya başladık. Hatta ertesi gün kocamın çok sevdiği donutalardan aldık (boston krema) ve 213 kcal olduğunu görerek yutkunduk (ben yemedim zaten bu sefer feci kararlıyım). Bir de Kıtır'ı tarttık. Kıtır bizim cüce hamster (Gonzales denenlerden). Kilosu 0.44 g çıktı ama Kıtır için bir madde olmadığı için yağını vs ölçemedik :)
2 günlük izin + haftasonu=4 gün sonra sabah 5:15 otobüsüne binerek fakülteye gelip kayıtlardaki görevimi eda ettim. Hala uykum var.
Diyete başladım, kilo kaybı çok fazla değil, çok dengeli ama incelmeye başladım, çevremdekiler farkediyor, çok mutluyum :)
Okulların açılmasına az kaldı ama ben daha yazın yapmam gerekenleri tamamlayamadım hatta bazılarına başlayamadım bile. Yukarıdaki maddedeki mutluluğum fazla uzun sürmedi yani.
2 gün izin alıp eve gitmiştim, onda da bulaşık makinesi hortumundan kimbilir ne zamandır akan su yer karolarının kenarını oyarak aşağı kata inmiş meğerse. Kocam hortumu tamir etti, derzle karo kenarlarını doldurdu vs vs. Evde becerikli bir erkek olması harika birşey. Ben de çıraklık yaptım (kalfa bile değilim ne acı).
Kendime Mudo'dan bir mutfak terazisi aldım. Hem tartım işlemini yapıyor hem de hazır girilmiş 999 besinin ağırlıklarına göre kcal, karbonhidrat, yağ, lif, protein, kolesterol miktarını falan söylüyor. Hemen evdeki her besinle denemeler yapmaya başladık. Hatta ertesi gün kocamın çok sevdiği donutalardan aldık (boston krema) ve 213 kcal olduğunu görerek yutkunduk (ben yemedim zaten bu sefer feci kararlıyım). Bir de Kıtır'ı tarttık. Kıtır bizim cüce hamster (Gonzales denenlerden). Kilosu 0.44 g çıktı ama Kıtır için bir madde olmadığı için yağını vs ölçemedik :)
2 günlük izin + haftasonu=4 gün sonra sabah 5:15 otobüsüne binerek fakülteye gelip kayıtlardaki görevimi eda ettim. Hala uykum var.
18 Ağustos 2008 Pazartesi
Nasıl da gelişiyor herşey...
Sabah klasik Eskişehir-Ankara yolculuğum sırasında mp3 player'ımda bir şarkı çalmaya başladı. Çok eski bir şarkı, babamın gençliğinden hatta ama ben de bilir, dinler ve çok severim. Söyleyenler hala piyasada bu arada, youtube çalışıyorken babama ilk önce eski tv programlarındak
i siyah-beyaz tıfıl hallerini, sonra da şimdili kelli felli adam hallerini göstermiştim. Grubun adı The brothers Four, şarkı da Green Fields. Solistlerden birinin sesi kadife gibidir, içimi her dinlediğimde huzurla, mutlulukla doldurur (her ne kadar sözler hüzünlü olsa da). O ses alıp beni geçmişe götürdü. Şarkıyı ilk dinlediğimde herhalde ancak ortaokula (hatta hazırlık sınıfına) gidiyordum. Babamın eski bir teybi vardı, şeritli olanlardan. Günümüzün eski teknolojisi olan kasetlerden bile daha eski sistem yani. O teybe bayılırdım, şerit bir makaradan çıkıp diğerine dolanırdı. Sonra tersini takardınız, oradaki şarkıları , sesleri dinlerdiniz. Bebeklik ve çocukluğumuz bir sürü kayıt yapmıştı annemle babam, şimdi kimbilir nerede o bantlar.
Alet şu sağdakinin benzeri bir şeydi. Babamın gençlik dönemlerinde yaptığı müzik kayıtları arasında bu şarkı da vardı, taa o zamandan çok hoşuma gitmişti. Hemen ezberlemiştim sözlerini. Hala arada sırada radyoda çalarlar, sözlere eşlik ettiğimde de etraftakiler bu kadar eski bir şarkıyı nasıl bildiğime şaşıp kalır. Eğer siz de bir yerde duyarsanız diye aşağıya sözlerini ekliyorum. Dinleyin ve o kadife ses sizi de alıp yeşil tarlalara götürsün...
once there were green fields kissed by the sun
once there were valleys where rivers used to run
once there were blue skies with white clouds high above
once they were part of an everlasting love
we were the lovers who strolled through green fields
green fields are gone now, parched by the sun
gone from the valleys where rivers used to run
gone with the cold wind that swept into my heart
gone with the lovers who let their dreams depart
where are the green fields that we used to roam?
I'll never know what made you run away
how can I keep searching when dark clouds hide the day
I only know there's nothing here for me
nothing in this wide world, left for me to see
still I'll keep on waiting until you return
I'll keep on waiting until the day you learn
you can't be happy while your heart's on the roam,
you can't be happy until you bring it home
home to the green fields and me once again
once there were green fields kissed by the sun
once there were valleys where rivers used to run
once there were blue skies with white clouds high above
once they were part of an everlasting love
we were the lovers who strolled through green fields
green fields are gone now, parched by the sun
gone from the valleys where rivers used to run
gone with the cold wind that swept into my heart
gone with the lovers who let their dreams depart
where are the green fields that we used to roam?
I'll never know what made you run away
how can I keep searching when dark clouds hide the day
I only know there's nothing here for me
nothing in this wide world, left for me to see
still I'll keep on waiting until you return
I'll keep on waiting until the day you learn
you can't be happy while your heart's on the roam,
you can't be happy until you bring it home
home to the green fields and me once again
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)