Bugün evlilik yıldönümüm. Yandaki ticker'a bakarsanız 4 yıl olduğunu görebilirsiniz. Ben de geç evlenenlerdenim. Önce doktoramın bitmesini sonra da doğru adamı bulmayı bekledim. İyiki de beklemişim. Kocam aklıma hayalime gelmeyecek şekilde karşıma çıktı ve herşey birdenbire gelişti, tanıştıktan sonraki 8. ayda evleniverdik. Daha önce de demiştim, evlilik bir şans. Bazıları bunun bir strateji oyunu olduğunu söyler ama bence öyle değil. Evlilik herşeyden önce sevgi demek, saygı demek, anlayış demek. Ortak müştereklerde buluşmak demek. Ve daha bir çok şey. Evlilik hakkında tek bir şikayetim var ki o da evlilikle ilgili değil, içinde bulunduğum durum nedeniyle evliliğimi olması gerektiği gibi yaşayamamak. Bugün evlilik yıldönümüm ama hafta içine rastlayan diğer yıldönümlerimizde olduğu gibi ben Ankara'da, kocam Eskişehir'de kutlayacağız. Kalplerimiz bir olacak ona ne şüphe ama keşke birlikte kutlayabilseydik. Nice mutlu yıllara canım kocam. Seni ilk günkü gibi değil, daha çok seviyorum.
9 Ekim 2008 Perşembe
Bugün benim evlilik yıldönümüm ama...
Bugün evlilik yıldönümüm. Yandaki ticker'a bakarsanız 4 yıl olduğunu görebilirsiniz. Ben de geç evlenenlerdenim. Önce doktoramın bitmesini sonra da doğru adamı bulmayı bekledim. İyiki de beklemişim. Kocam aklıma hayalime gelmeyecek şekilde karşıma çıktı ve herşey birdenbire gelişti, tanıştıktan sonraki 8. ayda evleniverdik. Daha önce de demiştim, evlilik bir şans. Bazıları bunun bir strateji oyunu olduğunu söyler ama bence öyle değil. Evlilik herşeyden önce sevgi demek, saygı demek, anlayış demek. Ortak müştereklerde buluşmak demek. Ve daha bir çok şey. Evlilik hakkında tek bir şikayetim var ki o da evlilikle ilgili değil, içinde bulunduğum durum nedeniyle evliliğimi olması gerektiği gibi yaşayamamak. Bugün evlilik yıldönümüm ama hafta içine rastlayan diğer yıldönümlerimizde olduğu gibi ben Ankara'da, kocam Eskişehir'de kutlayacağız. Kalplerimiz bir olacak ona ne şüphe ama keşke birlikte kutlayabilseydik. Nice mutlu yıllara canım kocam. Seni ilk günkü gibi değil, daha çok seviyorum.
8 Ekim 2008 Çarşamba
Kış geliyor mu?
7 Ekim 2008 Salı
Mısırsız hayat
Zamane gençleri
Fotoğraf Gossip Girl dizisinden bu arada.
5 Ekim 2008 Pazar
Bayram da bitti gitti
9 günlük tatili bitirdik. Başlarda hiç bitmeyecek gibi geliyordu, dile kolay, tam 9 gün. Ama bitti işte, pazar geliverdi. Yarın sabaha yine geri dönüş var benim için.
Bol bol dinlendiğim bir tatil oldu bu. akademik açıdan pek verimli değildi maalesef, hazırlanacak bir poster, düzeltilecek bir makale ve ekstra işler hala tam olarak bitmedi. Tatil modundan çıkamıyorum ama bu kadar da olsun. Tam 9 gün boyunca evimde oturmak, kocamla birlikte vakit geçirmek benim için paha biçilemez bir lüks. Ankara'ya dönünce hız veririm çalışmaya.
Bu tatil akademik açıdan sönük olsa da ev açısından çok parlak geçti. Kocamın ellerine sağlık tabii. Ne zamandır mutfağı boyamak istiyorduk. Boyayı almıştık bile. Aslında Mutfak, antre ve oturma odası üçlüsünü boyayacaktık, yaz tatilinde diğer ikiliyi halletmişti becerikli kocam, bunu da bayram tatilinde yaparız demiştik. (Yaparız, ederiz yazdığıma bakmayın, ben sadece getir, götür, onu sil, bunu kaldır yapıyorum, çırak kadar bile faydam yok, ustabaşı götürüyor tüm işi). Geçen cuma kocam bana sürpriz yapmaya karar vermiş, mutfağı boyamış. Eski su yeşili, soğuk görünümlü mutfaktan şimdiki sıcak pembe mutfağa dönüşmüş. Perdeler, duvardaki tablolar bile farklı görünüyor sanki. Bir renk bu kadar mı değiştirir yaşanan yeri. Ve bir insan sırf karısı mutlu olsun diye sabahtan akşama durmadan çalışıp tüm boya badana işini halleder mi. Helal olsun ona.
Kocamın ev bakımı bununla da bitmedi. Muhtelif zamanlarda banyonun kabaran tavanını kazıdı ve boyadı, bilimum musluk contasını değiştirdi, hatta duşakabini komple söktü, temizledi ve tekrar monte etti. Duşakabin yeni alınmış gibi oldu. Üşenmeden yaptı valla helal olsun.
Evde becerikli bir erkeğin olması harika birşey. Bir arkadaşımın kocası korniş taktırmak için adam çağırıyordu, onlarla kıyasladığımda benimki süpermen gibi birşey oluyor. Bir de şu var, benim babam da ev işleriyle pek alakadar olmaz. Bizim evin ustabaşı hep annem olmuştur. Kah orayı burayı boyar, kah elektrik tesisatıyla uğraşır, matkapla duvar deler vs, inanılmaz bir kadındır. Bir nevi MacGyver. Ben de herhalde annemin etkisi olacak Praktiker, Koçtaş gibi mağazaları gezmeye bayılırım. Kocam da becerikli olunca buralarla daha bir ilgilenir oldum. Geçenlerde yine Koçtaş'tayken toz maskelerinin olduğu kısımda maskenin birini elime almış, bir türlü bırakamamıştım. Kocam da istiyorsan alalım demişti. Almayı çok istiyordum ama nerede kullanacağımı bir türlü uyduramamıştım. Fakültede lab.da kullanayım desem ne alaka, evde nerde kullanacağım peki? Normal doktor maskeleri gibi değil bu, sert, belli bir kalıbı olan ve ucunda toz filtresi bulunanlardan. Hızarla kereste keseceksem tamam ama kesme tahtası üzerinde marul keserken kullanamayacağım bir şey. Makul bir neden bulamadığım için yerine bırakmıştım, ama hala aklımda anlaşılan. Fakültede de bir tornavida takımım vardır. Geçenlerde printer kağıt sıkıştırıyordu, aleti neredeyse komple sökmüştüm ama sorun silindirleri kaplayan, herhalde sıcağa karşı yalıtım yapan naylon kılıklı bir kılıfın parçalanmasıymış, elimden gelen bir şey olmadı yani.
Neyse, bu yazı kocamın meziyetleri üstüneydi, benim değil. Aman nazar değmesin, elleri dert görmesin onun. Sizlerin evlerinizde de birer MacGyver olması dileğiyle, ama erkek ama kadın...
Bol bol dinlendiğim bir tatil oldu bu. akademik açıdan pek verimli değildi maalesef, hazırlanacak bir poster, düzeltilecek bir makale ve ekstra işler hala tam olarak bitmedi. Tatil modundan çıkamıyorum ama bu kadar da olsun. Tam 9 gün boyunca evimde oturmak, kocamla birlikte vakit geçirmek benim için paha biçilemez bir lüks. Ankara'ya dönünce hız veririm çalışmaya.
Kocamın ev bakımı bununla da bitmedi. Muhtelif zamanlarda banyonun kabaran tavanını kazıdı ve boyadı, bilimum musluk contasını değiştirdi, hatta duşakabini komple söktü, temizledi ve tekrar monte etti. Duşakabin yeni alınmış gibi oldu. Üşenmeden yaptı valla helal olsun.
Evde becerikli bir erkeğin olması harika birşey. Bir arkadaşımın kocası korniş taktırmak için adam çağırıyordu, onlarla kıyasladığımda benimki süpermen gibi birşey oluyor. Bir de şu var, benim babam da ev işleriyle pek alakadar olmaz. Bizim evin ustabaşı hep annem olmuştur. Kah orayı burayı boyar, kah elektrik tesisatıyla uğraşır, matkapla duvar deler vs, inanılmaz bir kadındır. Bir nevi MacGyver. Ben de herhalde annemin etkisi olacak Praktiker, Koçtaş gibi mağazaları gezmeye bayılırım. Kocam da becerikli olunca buralarla daha bir ilgilenir oldum. Geçenlerde yine Koçtaş'tayken toz maskelerinin olduğu kısımda maskenin birini elime almış, bir türlü bırakamamıştım. Kocam da istiyorsan alalım demişti. Almayı çok istiyordum ama nerede kullanacağımı bir türlü uyduramamıştım. Fakültede lab.da kullanayım desem ne alaka, evde nerde kullanacağım peki? Normal doktor maskeleri gibi değil bu, sert, belli bir kalıbı olan ve ucunda toz filtresi bulunanlardan. Hızarla kereste keseceksem tamam ama kesme tahtası üzerinde marul keserken kullanamayacağım bir şey. Makul bir neden bulamadığım için yerine bırakmıştım, ama hala aklımda anlaşılan. Fakültede de bir tornavida takımım vardır. Geçenlerde printer kağıt sıkıştırıyordu, aleti neredeyse komple sökmüştüm ama sorun silindirleri kaplayan, herhalde sıcağa karşı yalıtım yapan naylon kılıklı bir kılıfın parçalanmasıymış, elimden gelen bir şey olmadı yani.
Neyse, bu yazı kocamın meziyetleri üstüneydi, benim değil. Aman nazar değmesin, elleri dert görmesin onun. Sizlerin evlerinizde de birer MacGyver olması dileğiyle, ama erkek ama kadın...
4 Ekim 2008 Cumartesi
Kısa kısa
- Dün kocamla biraz gezdik dolaştık. Evden 12'de çıkmak, 10 gibi dönmek ne kadar biraz oluyorsa artık. Bir kısmında ablamla olan bir işimizi halletmeye çalıştık, gerisi saf alışveriş merkezi.
- İlk durağımız Eskişehir Neo alışveriş merkeziydi. Açılmasını dört gözle beklediğimiz, sırf inşaat ne durumda diye zaman zaman gidip baktığımız bir yer. İlk günlerinde iğne atsan yere düşmüyordu. Şimdiyse mağazalar tek tek kapanmaya başladı. Espark'ın açılışı büyük etken tabii. Ulaşımı biraz daha zor olduğu için insanlar daha kolay ulaşabilecekleri yerleri tercih ediyor. Her gittiğimizde yeni bir dükkanın kapandığını görmek nedense içimi acıtıyor ama. Son olarak D&R kapanmış. Her gidişimde mutlaka uğradığım bir yerdi oysa. Gloria Jeans'de bir kahve içer, mutlaka oraya da girer, dergi, dvd, birşeyler alırdık. Dünkü planım da buydu ama olmadı.
- Ara öğünüm olarak Gloria Jeans'de kahve içerken diğer müşterilerin içtiklerine bakmadan edemedim. Ben az kalorili bir Kenya AA filtre kahve aldım, kocam klasik Columbia. Yan masada bayağı etli butlu bir teyze ise bol kremalı bir kahve. Amanın dedim, işte sıvı kalori - boş kalori dedikleri şey bu. Ölümcül bir kombinasyon. O içtiği şeyde en az 500 kalori vardır. Birkaç ay öncesine kadar ben de o teyze gibiydim. Hatta kocamla içtiğimiz soğuk karışımların içine bir top da dondurma attırırdık, bir keresinde marshmallow bile koydurmuştuk. Kilo almama şaşmamalı yani. Ama doğru yolu buldum galiba.
- Kocama bol gelen kotları ben giyiyorum. Benim için fevkalade hesaplı oluyor, hem de kendimi denemiş oluyorum. Şu anda giydiğim kot Levi's 501, 32 beden. 33 bedenlerden 32'ye düşmek benim için mutluluk verici. Kocamın kotuna el koyunca ona da yenisini almak gerekti tabii ki. 31 beden aldık, ben de vay canına, nasıl oluyor da oluyor diye bakakaldım. Ama işin güzel yanı, eve geldiğimizde şu kotu ben de giymeye çalışayım da, bakalım ne zaman giyebilecek duruma gelirim diye denediğimde içine girebildim. Düğmeler gayet güzel kapandı. Hafif sıkıyor tabii ama yeni kot olduğu için giydikçe esner diye avuttum kendimi. Kocam da ben de inanmaz gözlerle aynaya bakakaldık. Galiba yakında 31'i pas geçip 30'a girebileceğim. Kendimle nasıl gurur duydum anlatamam.
- Akşam Espark'ta Hellboy 2'ye gittik. Espark'taki Cinebonus'a hiç gitmemiştim, böylece vesile oldu. Bir üçüncüsü olabilir mi diye düşünmeden edemedim. Olabilir gibi geldi bana, ne de olsa bir açık kapı var sanki. Sinema hakkındaki bir radyo programında yönetmenin (Guillermo Del Toro) bilmem kaça kadar tamamen dolu olduğunu duymuştum, absurd bir tarihti, vay canına demiştim. Bu piyasada on yıllarca dolu olmak müthiş bir başarı olsa gerek.
- İlk durağımız Eskişehir Neo alışveriş merkeziydi. Açılmasını dört gözle beklediğimiz, sırf inşaat ne durumda diye zaman zaman gidip baktığımız bir yer. İlk günlerinde iğne atsan yere düşmüyordu. Şimdiyse mağazalar tek tek kapanmaya başladı. Espark'ın açılışı büyük etken tabii. Ulaşımı biraz daha zor olduğu için insanlar daha kolay ulaşabilecekleri yerleri tercih ediyor. Her gittiğimizde yeni bir dükkanın kapandığını görmek nedense içimi acıtıyor ama. Son olarak D&R kapanmış. Her gidişimde mutlaka uğradığım bir yerdi oysa. Gloria Jeans'de bir kahve içer, mutlaka oraya da girer, dergi, dvd, birşeyler alırdık. Dünkü planım da buydu ama olmadı.
- Ara öğünüm olarak Gloria Jeans'de kahve içerken diğer müşterilerin içtiklerine bakmadan edemedim. Ben az kalorili bir Kenya AA filtre kahve aldım, kocam klasik Columbia. Yan masada bayağı etli butlu bir teyze ise bol kremalı bir kahve. Amanın dedim, işte sıvı kalori - boş kalori dedikleri şey bu. Ölümcül bir kombinasyon. O içtiği şeyde en az 500 kalori vardır. Birkaç ay öncesine kadar ben de o teyze gibiydim. Hatta kocamla içtiğimiz soğuk karışımların içine bir top da dondurma attırırdık, bir keresinde marshmallow bile koydurmuştuk. Kilo almama şaşmamalı yani. Ama doğru yolu buldum galiba.
- Kocama bol gelen kotları ben giyiyorum. Benim için fevkalade hesaplı oluyor, hem de kendimi denemiş oluyorum. Şu anda giydiğim kot Levi's 501, 32 beden. 33 bedenlerden 32'ye düşmek benim için mutluluk verici. Kocamın kotuna el koyunca ona da yenisini almak gerekti tabii ki. 31 beden aldık, ben de vay canına, nasıl oluyor da oluyor diye bakakaldım. Ama işin güzel yanı, eve geldiğimizde şu kotu ben de giymeye çalışayım da, bakalım ne zaman giyebilecek duruma gelirim diye denediğimde içine girebildim. Düğmeler gayet güzel kapandı. Hafif sıkıyor tabii ama yeni kot olduğu için giydikçe esner diye avuttum kendimi. Kocam da ben de inanmaz gözlerle aynaya bakakaldık. Galiba yakında 31'i pas geçip 30'a girebileceğim. Kendimle nasıl gurur duydum anlatamam.
- Akşam Espark'ta Hellboy 2'ye gittik. Espark'taki Cinebonus'a hiç gitmemiştim, böylece vesile oldu. Bir üçüncüsü olabilir mi diye düşünmeden edemedim. Olabilir gibi geldi bana, ne de olsa bir açık kapı var sanki. Sinema hakkındaki bir radyo programında yönetmenin (Guillermo Del Toro) bilmem kaça kadar tamamen dolu olduğunu duymuştum, absurd bir tarihti, vay canına demiştim. Bu piyasada on yıllarca dolu olmak müthiş bir başarı olsa gerek.
3 Ekim 2008 Cuma
Diyetimi neden bozdum
Tekrar hoşgeldin Arda, yüzün hep gülsün.
E, bebek şekeri de yedik, darısı bize artık :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)