9 Ekim 2008 Perşembe

Bugün benim evlilik yıldönümüm ama...

Bugün evlilik yıldönümüm. Yandaki ticker'a bakarsanız 4 yıl olduğunu görebilirsiniz. Ben de geç evlenenlerdenim. Önce doktoramın bitmesini sonra da doğru adamı bulmayı bekledim. İyiki de beklemişim. Kocam aklıma hayalime gelmeyecek şekilde karşıma çıktı ve herşey birdenbire gelişti, tanıştıktan sonraki 8. ayda evleniverdik. Daha önce de demiştim, evlilik bir şans. Bazıları bunun bir strateji oyunu olduğunu söyler ama bence öyle değil. Evlilik herşeyden önce sevgi demek, saygı demek, anlayış demek. Ortak müştereklerde buluşmak demek. Ve daha bir çok şey. Evlilik hakkında tek bir şikayetim var ki o da evlilikle ilgili değil, içinde bulunduğum durum nedeniyle evliliğimi olması gerektiği gibi yaşayamamak. Bugün evlilik yıldönümüm ama hafta içine rastlayan diğer yıldönümlerimizde olduğu gibi ben Ankara'da, kocam Eskişehir'de kutlayacağız. Kalplerimiz bir olacak ona ne şüphe ama keşke birlikte kutlayabilseydik. Nice mutlu yıllara canım kocam. Seni ilk günkü gibi değil, daha çok seviyorum.

8 Ekim 2008 Çarşamba

Kış geliyor mu?

Bugün hava o kadar güzeldi ki, bir an kışın geldiğini unuttum. Sabah diyetisyenimle haftalık randevuma gittim. Dönüşte biraz işim olduğu için Tunalı Hilmi'ye uğradım. Fakülteye gitmek için vaktim daralınca yürüyüş düşüncemden vazgeçip Kuğulu Park önünden otobüse bineyim dedim. Durağa gitmek için parkın yanından geçerken hava o kadar güzeldi, park yeşilikler içinde o kadar güzel görünüyordu ki acele gitmek zorunda olmasam da şu banklarda otursam diye düşündüm. Haftaiçi olduğu için banklar çok kalabalık değildi, hazır fırsat işte. Orada oturmak, elimdeki kitabı okumak, ara ara da kendi halinde yüzen kuğuları izlemek istedim. Ama kös kös durağa doğru gidip ilk gelen otobüse atladım. İşte o zaman kışın geldiğini unuttum. Ama yakında tekrar hatırlarım, çıkış saatimde hava soğuyacak çünkü ve biraz da kararacak. İşte o soğuk hava ve daha da kötüsü karanlığın çökmesi kışın yakınlarda olduğunu hatırlatacak. Kış buyursun gelsin tabii, severim kışı ben. Serin günlerde ayaklarım sıcak, üstümde palto olduktan sonra dışarıda dolaşmayı çok severim. Yanaklarıma değen serinlik çok mutlu eder beni. Ama katlanamadığım şey güneşin erkenden batması. Enerjimi emiyor, içimi karartıyor. Hele de saatlerle ilerigeri oynadıklarında daha da erken karar mıyor mu deli oluyorum. Bu kış artık saatleri geri almayacağız diye hatırlıyorum. Umarım yanlış hatırlamıyorumdur. Gerçi yukarıdaki fotoğraftaki gibi bir yerde olursam herhalde ne gam kalır ne de kasavet :)

7 Ekim 2008 Salı

Mısırsız hayat

Mısır benim için muhteşem bir yiyecektir. Haşlanmışına bayılırım, patlamışına ise ölürüm. Sinemayı benim için vazgeçilmez kılan şeylerden biri de kesinlikle mısırdır. Bayram tatili sırasında kocamla Hellboy 2'ye gittik. Benim için mısırsız ikinci sinema deneyimi olacaktı. Mısırın baştan çıkarıcı kokusuna karşı koymak benim için kolay değil ama zorunlu. Kös kös salona doğru ilerlerken farkettim ki burnuma hiç mısır kokusu gelmiyor. Belki yeni patlatmamışlardır diyeceğim ama o buram buram mısır kokusuna engel olmak imkansız. Sonra aklıma başka birşey geldi. Eskişehir'de AFM sinemasının da içinde olduğu bir Migros vardır. Evimize çok yakın olduğu için sık sık giderim. Binanın girişi nasıl mısır kokar anlatamam. Kaç kez kocama "yukarı sinemaya çıkıp mısır alsak acaba izin verirler mi?" diye sormuşumdur hatta. Diyete başladıktan sonra kaç kez gittim sayısını bilmiyorum ama hiç mısır kokusu almadım. Acaba bünye "nasıl olsa yiyemeyecek, o yüzden kokuyu alan reseptörleri duyarsızlaştırayım" mı diyor anlamadım.

Zamane gençleri

Aslında daha önce yazacaktım ama unutmuşum, bu sabah okula giden öğrencileri görünce hatırladım. Şimdiki okul kılık kıyafetlerine akıl sır erdiremiyorum. ne zaman bu kadar değişti anlayamıyorum. (Gerçi ben liseden mezun olalı seneye 20 yıl oluyor, bu arada değişmiştir işte, ne soruyorum). Etekler mini mini (bu kadar minileri ancak japonyada görmüştüm), yaz kış Converse giymeyeni herhalde ya dövüyorlar ya da okula almıyorlar, saçlar her daim açık, kolyeler, küpeler gırla. Hatta okulun ilk günü karşı kaldırımda yürüyen bir erkek öğreni vardı, yaka bağır açık, kravat falan hak getire ama en önemlisi kaşında ve dudağının kenarında parlayan şeyler. Uzaktan pek net göremedim ama bildiğin piercing işte. Pes dedim, işte son nokta budur. Bizim zamanımızda spor ayakkabı giyenler okula alınmazdı, saçları ancak okul bitince açardık, etekler kısa olmayacak, soket çorap ise asla giyilmeyecekti. O yüzden şimdiki gençleri şaşkınlıkla izliyorum. Bizimkiler ortaokul, lise yaşlarına geldiklerinde acaba okullar nasıl olacak çok merak ediyorum.

Fotoğraf Gossip Girl dizisinden bu arada.

5 Ekim 2008 Pazar

Bayram da bitti gitti

9 günlük tatili bitirdik. Başlarda hiç bitmeyecek gibi geliyordu, dile kolay, tam 9 gün. Ama bitti işte, pazar geliverdi. Yarın sabaha yine geri dönüş var benim için.

Bol bol dinlendiğim bir tatil oldu bu. akademik açıdan pek verimli değildi maalesef, hazırlanacak bir poster, düzeltilecek bir makale ve ekstra işler hala tam olarak bitmedi. Tatil modundan çıkamıyorum ama bu kadar da olsun. Tam 9 gün boyunca evimde oturmak, kocamla birlikte vakit geçirmek benim için paha biçilemez bir lüks. Ankara'ya dönünce hız veririm çalışmaya.

Bu tatil akademik açıdan sönük olsa da ev açısından çok parlak geçti. Kocamın ellerine sağlık tabii. Ne zamandır mutfağı boyamak istiyorduk. Boyayı almıştık bile. Aslında Mutfak, antre ve oturma odası üçlüsünü boyayacaktık, yaz tatilinde diğer ikiliyi halletmişti becerikli kocam, bunu da bayram tatilinde yaparız demiştik. (Yaparız, ederiz yazdığıma bakmayın, ben sadece getir, götür, onu sil, bunu kaldır yapıyorum, çırak kadar bile faydam yok, ustabaşı götürüyor tüm işi). Geçen cuma kocam bana sürpriz yapmaya karar vermiş, mutfağı boyamış. Eski su yeşili, soğuk görünümlü mutfaktan şimdiki sıcak pembe mutfağa dönüşmüş. Perdeler, duvardaki tablolar bile farklı görünüyor sanki. Bir renk bu kadar mı değiştirir yaşanan yeri. Ve bir insan sırf karısı mutlu olsun diye sabahtan akşama durmadan çalışıp tüm boya badana işini halleder mi. Helal olsun ona.

Kocamın ev bakımı bununla da bitmedi. Muhtelif zamanlarda banyonun kabaran tavanını kazıdı ve boyadı, bilimum musluk contasını değiştirdi, hatta duşakabini komple söktü, temizledi ve tekrar monte etti. Duşakabin yeni alınmış gibi oldu. Üşenmeden yaptı valla helal olsun.

Evde becerikli bir erkeğin olması harika birşey. Bir arkadaşımın kocası korniş taktırmak için adam çağırıyordu, onlarla kıyasladığımda benimki süpermen gibi birşey oluyor. Bir de şu var, benim babam da ev işleriyle pek alakadar olmaz. Bizim evin ustabaşı hep annem olmuştur. Kah orayı burayı boyar, kah elektrik tesisatıyla uğraşır, matkapla duvar deler vs, inanılmaz bir kadındır. Bir nevi MacGyver. Ben de herhalde annemin etkisi olacak Praktiker, Koçtaş gibi mağazaları gezmeye bayılırım. Kocam da becerikli olunca buralarla daha bir ilgilenir oldum. Geçenlerde yine Koçtaş'tayken toz maskelerinin olduğu kısımda maskenin birini elime almış, bir türlü bırakamamıştım. Kocam da istiyorsan alalım demişti. Almayı çok istiyordum ama nerede kullanacağımı bir türlü uyduramamıştım. Fakültede lab.da kullanayım desem ne alaka, evde nerde kullanacağım peki? Normal doktor maskeleri gibi değil bu, sert, belli bir kalıbı olan ve ucunda toz filtresi bulunanlardan. Hızarla kereste keseceksem tamam ama kesme tahtası üzerinde marul keserken kullanamayacağım bir şey. Makul bir neden bulamadığım için yerine bırakmıştım, ama hala aklımda anlaşılan. Fakültede de bir tornavida takımım vardır. Geçenlerde printer kağıt sıkıştırıyordu, aleti neredeyse komple sökmüştüm ama sorun silindirleri kaplayan, herhalde sıcağa karşı yalıtım yapan naylon kılıklı bir kılıfın parçalanmasıymış, elimden gelen bir şey olmadı yani.

Neyse, bu yazı kocamın meziyetleri üstüneydi, benim değil. Aman nazar değmesin, elleri dert görmesin onun. Sizlerin evlerinizde de birer MacGyver olması dileğiyle, ama erkek ama kadın...

4 Ekim 2008 Cumartesi

Kısa kısa

- Dün kocamla biraz gezdik dolaştık. Evden 12'de çıkmak, 10 gibi dönmek ne kadar biraz oluyorsa artık. Bir kısmında ablamla olan bir işimizi halletmeye çalıştık, gerisi saf alışveriş merkezi.

- İlk durağımız Eskişehir Neo alışveriş merkeziydi. Açılmasını dört gözle beklediğimiz, sırf inşaat ne durumda diye zaman zaman gidip baktığımız bir yer. İlk günlerinde iğne atsan yere düşmüyordu. Şimdiyse mağazalar tek tek kapanmaya başladı. Espark'ın açılışı büyük etken tabii. Ulaşımı biraz daha zor olduğu için insanlar daha kolay ulaşabilecekleri yerleri tercih ediyor. Her gittiğimizde yeni bir dükkanın kapandığını görmek nedense içimi acıtıyor ama. Son olarak D&R kapanmış. Her gidişimde mutlaka uğradığım bir yerdi oysa. Gloria Jeans'de bir kahve içer, mutlaka oraya da girer, dergi, dvd, birşeyler alırdık. Dünkü planım da buydu ama olmadı.

- Ara öğünüm olarak Gloria Jeans'de kahve içerken diğer müşterilerin içtiklerine bakmadan edemedim. Ben az kalorili bir Kenya AA filtre kahve aldım, kocam klasik Columbia. Yan masada bayağı etli butlu bir teyze ise bol kremalı bir kahve. Amanın dedim, işte sıvı kalori - boş kalori dedikleri şey bu. Ölümcül bir kombinasyon. O içtiği şeyde en az 500 kalori vardır. Birkaç ay öncesine kadar ben de o teyze gibiydim. Hatta kocamla içtiğimiz soğuk karışımların içine bir top da dondurma attırırdık, bir keresinde marshmallow bile koydurmuştuk. Kilo almama şaşmamalı yani. Ama doğru yolu buldum galiba.

- Kocama bol gelen kotları ben giyiyorum. Benim için fevkalade hesaplı oluyor, hem de kendimi denemiş oluyorum. Şu anda giydiğim kot Levi's 501, 32 beden. 33 bedenlerden 32'ye düşmek benim için mutluluk verici. Kocamın kotuna el koyunca ona da yenisini almak gerekti tabii ki. 31 beden aldık, ben de vay canına, nasıl oluyor da oluyor diye bakakaldım. Ama işin güzel yanı, eve geldiğimizde şu kotu ben de giymeye çalışayım da, bakalım ne zaman giyebilecek duruma gelirim diye denediğimde içine girebildim. Düğmeler gayet güzel kapandı. Hafif sıkıyor tabii ama yeni kot olduğu için giydikçe esner diye avuttum kendimi. Kocam da ben de inanmaz gözlerle aynaya bakakaldık. Galiba yakında 31'i pas geçip 30'a girebileceğim. Kendimle nasıl gurur duydum anlatamam.

- Akşam Espark'ta Hellboy 2'ye gittik. Espark'taki Cinebonus'a hiç gitmemiştim, böylece vesile oldu. Bir üçüncüsü olabilir mi diye düşünmeden edemedim. Olabilir gibi geldi bana, ne de olsa bir açık kapı var sanki. Sinema hakkındaki bir radyo programında yönetmenin (Guillermo Del Toro) bilmem kaça kadar tamamen dolu olduğunu duymuştum, absurd bir tarihti, vay canına demiştim. Bu piyasada on yıllarca dolu olmak müthiş bir başarı olsa gerek.

3 Ekim 2008 Cuma

Diyetimi neden bozdum

Evet bozdum, ama çok tatlı bir nedenle. Dün 2 ay önce doğum yapmış bir arkadaşımızı ziyarete gittik. Asıl amacımız bebeği görmek, bayram ziyareti ikinci planda. Orada ikram ettikleri erkek bebek şekerlerinden yemesek olmaz tabii. Maksat darısı bize olsun. Bebek (minik Arda) pek tatlı maşallah, Allah anne ve babasıyla birlikte sağlıklı, mutlu, başarılı ve uzun bir ömür versin. Herşeyden önce de kaderi güzel olsun, hep iyilerle, iyiliklerle karşılaşsın. Anne ise benim gözümde tam bir ilahe. Hamilelikte fazla kilo almayan ve doğum sonrasında da hepsini veren üstün bir varlık. Hamilelik kilolarının kalıcı olabileceği yönündeki endişelerim onu görünce ortadan kalktı sağolsun. Arda'nın en son 3D ultrason görüntüsünü görmüştüm, aynen babasının kopyasıydı. Şu teknoloji ne müthiş birşey. Eskiden bebeğin cinsiyetini ancak doğumda öğrenirken şimdi daha doğmadan yüzünü bile görebiliyorsunuz. Allah her isteyene çocuk verir inşallah, hayatınızı tamamen değiştiren varlıklar. Doktora yapan bir arkadaşım henüz bitirmeden hamile kalmıştı. Doğumdan sonra demişti ki, "ne doktora ne başka birşey, hayattaki en önemli eser çocuktur". Çok haklı. Ve biliyorum ki, biz kariyer veya değişik nedenlerden dolayı geç doğum yapanlar (biz diye kendimi de ekledim, Allah söyletti herhalde haydi hayırlısı) keşke daha önce çocuk sahibi olsaydık diyeceğiz. Ama ben herşeyin zamanı olduğuna inanıyorum. Eğer bir bebeğin doğması gerekiyorsa sen ne yap et doğuyor, ya da tam tersi, daha zamanı gelmemişse sen ne kadar istersen iste olmuyor. Hayırlısını dilemek en iyisi.

Tekrar hoşgeldin Arda, yüzün hep gülsün.

E, bebek şekeri de yedik, darısı bize artık :)