Sonunda bana da geldi bu ödül. ilkaycığım sağolsun ama benim blog dünyasında gönderebileceğim çok fazla kişi yok. Ama yine de bu ödülü alabilmek güzel :) meripoint ve ramirezk'ya gönderiyorum ben de. Az ama öz diyerek kendimi avutayım bari.
21 Ekim 2008 Salı
And the award goes to...
Sonunda bana da geldi bu ödül. ilkaycığım sağolsun ama benim blog dünyasında gönderebileceğim çok fazla kişi yok. Ama yine de bu ödülü alabilmek güzel :) meripoint ve ramirezk'ya gönderiyorum ben de. Az ama öz diyerek kendimi avutayım bari.
Kısa bir ara
Geçen hafta bir Ulusal Kongre nedeniyle kocamla birlikte 3 günlük bir İstanbul kaçamağı yaptık. Ne yapalım, az görüşünce her fırsatta birlikte olmaya çalışıyoruz, ben onun kongrelerine gitmeye çalışıyorum, o da benimkilere. Bilgisayarı yanımızda götürmeyince sadece cep telefonundan mail bakmak için kısacık internet ziyaretlerimiz oldu o kadar. İnternet olmadan da yaşanıyormuş bu arada. Hava önceleri çok güzeldi ama cumartesi (18/10/2008) bozdu, soğudu, kocam zaten bir önceki günde bir miktar rüzgar yediği için netameliydi, tam hastalandı. Bütün cumartesi misafirhanede yattı garibim. Pazar sabahı yola çıkarken biraz daha toparlamış haldeydi ama bu sefer de bana geçti. Zaten ağzımda aft çıkmıştı (bağışıklığımın feci düştüğü anlamına gelir bu), pazar günü kocam Eskişehir'de trenden indikten sonra ben de kendimi kapıp koyverdim, pazar akşamdan salı sabaha kadar evde oradan oraya devrile devrile yattım durdum. Grip değil, sadece soğuk algınlığı sanıyorum ama erken müdahale şart. Dün bütün gün dinlenmek iyi geldi. Hala sırtım, belim, başım, oram, buram ağrıyor, biraz halsizim gerçi ama toparladım galiba. Çektiğim İstanbul fotolarını daha bilgisayara aktaramadım bile, benim için farklı ve güzel bir İstanbul gezisinin detaylarıyla birlikte yarına inşallah.
14 Ekim 2008 Salı
Ekspres mi? Exspres mi?
Türkçenin yozlaşmasına sinir oluyorum. Cep telefonları, msn vs. sayesinde zaten gelicem, gidicem, olcak, yapılcak gibi bozulmalara zaten gıcığım, kullanmamaya çalışırım. Özellikle yazdığım e-postalarda, yazılarda imlaya çok dikkat etmeye çalışırım. Gözümden kaçan şeyler varsa kusura bakmayın. Gençler arasında çok yaygınlaştığı için de endişeliyim çünkü bu gençler yarınların anne ve babaları olacak ve kendi çocuklarına eğitim verecekler.
Fakültede öğrencilerin laboratuar defterlerini okur not veririz, diğer asistan arkadaşlarla kaşılaştırırsak, en çok yazıyı da ben yazarım. Hatta zamanında öğrencilerden biri "hocam, benim defterime benden bile çok yazı yazıyorsunuz" demişti. Bilimsel içeriğin yanı sıra imla hatalarını düzeltirim, kelimeleri kontrol ederim, ingilizceden türetilen kelimeleri de ısrarla çizerim. Özellikle belli bir eğitim düzeyi üstündeki kişilerin ingilizce bildiklerini göstermek için araya ingilizce kelimeler serpiştirmesine ifrit oluyorum. "Bu konuyu çek edeceğim, telefon ettim ama bana dönmedi", gıcığım bu kullanımlara. Kontrol etmek varken çek etmek de neyin nesi? Beni aramadı demek varken bana geri dönmedi ne demek? Sanki Amerikalıların hayatlarının tercümesini yaşıyoruz. Allaha şükür ben de İngilizce biliyorum, hatta söylemesi ayıp, seyrettiğim dizilerde, filmlerde yapılan çeviri hatalarını fark edebilecek kadar iyi ama gündelik hayatımda kimseye bu şekilde hava atmaya kalkışmıyorum. Gıcık oluyorum işte.
Öğrenci defterleri diyordum konuyu dağıttım. Meslek gereği bir çok latince terim kullanıyoruz. Türkçe de kullanılıyor elbette. Burda da gıcık olduğum şey öğrencilerin ne türkçe ne latince yazması, ortaya karışık birşey yapıyorlar. Mesela kabuk anlamındaki latince "cortex" kelimesi oluyor size "kortex". Ne türkçe ne Latince. Düzeltmelerini istiyorum ama kim öle kim kala durumu. Haydi bunlar öğrenci, sms vs msn bağımlıları, peki bu sabah gördüğüm şeye ne demeli? Sabah fakülteye Kızılay üzerinden gideyim dedim. Yenilenen otobüs duraklarındaki yazılara daha önce dikkatle bakmamıştım. Bugün baktım ve ekspres seferler için bazı duraklarda exspres bazılarında da expres yazıldığını gördüm. EGO gibi bir devlet kurumunun böyle bir hata yapıyor olmasını aklım almadı. Türkçeye sahip çıkacak kimse kalmadı mı? Feyza Hepçilingirler'in kitaplarını ortaokuldan itibaren sadece öğrencilere değil tüm anne babalara ve anne baba olmak isteyenlere okutmalı bence. Haydi bye :P (bu da benim en sık kullandığım, ben de rezilin önde gideniyim aslında)
Fakültede öğrencilerin laboratuar defterlerini okur not veririz, diğer asistan arkadaşlarla kaşılaştırırsak, en çok yazıyı da ben yazarım. Hatta zamanında öğrencilerden biri "hocam, benim defterime benden bile çok yazı yazıyorsunuz" demişti. Bilimsel içeriğin yanı sıra imla hatalarını düzeltirim, kelimeleri kontrol ederim, ingilizceden türetilen kelimeleri de ısrarla çizerim. Özellikle belli bir eğitim düzeyi üstündeki kişilerin ingilizce bildiklerini göstermek için araya ingilizce kelimeler serpiştirmesine ifrit oluyorum. "Bu konuyu çek edeceğim, telefon ettim ama bana dönmedi", gıcığım bu kullanımlara. Kontrol etmek varken çek etmek de neyin nesi? Beni aramadı demek varken bana geri dönmedi ne demek? Sanki Amerikalıların hayatlarının tercümesini yaşıyoruz. Allaha şükür ben de İngilizce biliyorum, hatta söylemesi ayıp, seyrettiğim dizilerde, filmlerde yapılan çeviri hatalarını fark edebilecek kadar iyi ama gündelik hayatımda kimseye bu şekilde hava atmaya kalkışmıyorum. Gıcık oluyorum işte.
Öğrenci defterleri diyordum konuyu dağıttım. Meslek gereği bir çok latince terim kullanıyoruz. Türkçe de kullanılıyor elbette. Burda da gıcık olduğum şey öğrencilerin ne türkçe ne latince yazması, ortaya karışık birşey yapıyorlar. Mesela kabuk anlamındaki latince "cortex" kelimesi oluyor size "kortex". Ne türkçe ne Latince. Düzeltmelerini istiyorum ama kim öle kim kala durumu. Haydi bunlar öğrenci, sms vs msn bağımlıları, peki bu sabah gördüğüm şeye ne demeli? Sabah fakülteye Kızılay üzerinden gideyim dedim. Yenilenen otobüs duraklarındaki yazılara daha önce dikkatle bakmamıştım. Bugün baktım ve ekspres seferler için bazı duraklarda exspres bazılarında da expres yazıldığını gördüm. EGO gibi bir devlet kurumunun böyle bir hata yapıyor olmasını aklım almadı. Türkçeye sahip çıkacak kimse kalmadı mı? Feyza Hepçilingirler'in kitaplarını ortaokuldan itibaren sadece öğrencilere değil tüm anne babalara ve anne baba olmak isteyenlere okutmalı bence. Haydi bye :P (bu da benim en sık kullandığım, ben de rezilin önde gideniyim aslında)
11 Ekim 2008 Cumartesi
Ne olacak benim bu unutkanlığım?
Sonra Eskişehir'e gelirken hazırladığım çantama telefonumun şarjını koymayı unuttum. Zaten Eskişehir'den geri dönerken hazırladığım çantama da diğer telefonun şarjını koymayı unutmuştum. AŞTİ'ye geldiğimde ise bilgisayarın şarjını almayı unuttuğumu farkettim. Neyse ki bunların hepsinin yedekleri var ama ya yedeği olmayan bir şeyi unutursam? Az önce, öğlen öğünüm için hazırladığım sebze yemeğini yaktım. Bir 5 dakika daha pişireyim demiştim ama o 5 dakika dünya saatine göre değil anlaşılan ki aradan bayağı zaman geçmiş ben hatırlayana kadar. Büyük bir kısmını kurtarabildim neyse ki. Ama bu böyle gitmez, benim acilen toparlanmam lazım. Haydi şarj falan neyse de, ocakta birşeyler unutmak tehlikeli. Geçen sene bir ara da sabah sütümü içtikten sonra ocağı kapıyorum diye en kısık aleve getirip bırakmışım. Dışarı gittik, annemlere uğradık, akşam geç saatte eve geldiğimizde ocağın hala yanıyor olduğunu farkettik. Fazla bir doğalgaz masrafı olmadı ama ya birşeyler düşseydi üzerine de yangın çıksaydı? Yok bu benimki iş değil, kafamı toparlamam lazım. Bir ara belki de B12 vitamini eksikliği vardır diye bahane bulmuştum kendime. Tahlil yaptırınca gördüm ki oldukça iyi bir seviyede. Bunama desem, daha bunama yaşına gelmedim, Ginkgo biloba kullanayım desem, yaşım müsait değil.
İşimin gücümün yoğun olmasından bu. İşlerimi öncelik sırasına koymalıyım, eskiden kalan ve halen yapmadığım işlerden kaçış yok. Üstelik kaçmama rağmen yine de kafamın bir köşesinde durup düşüncelerimi meşgul ediyorlar. Kafamı bir düzene koymalıyım, hem de bir an önce. Kafada da bilgisayarlarının masaüstü gibi bir yer olsa da dosyaları alıp direkt çöp kutusuna taşıyıp yenilerine yer açsak :)
10 Ekim 2008 Cuma
Yine yaptı
Kocam yine yaptı yapacağını. Bir takım harcamalarımız nedeniyle bu sefer sürpriz yapmayacaktı bana, benim de yapmamı istememişti. Gerçi yine de birşey bekliyormuş, yazım bitince aşağıya kendi yorumunu ekleyecekmiş, rezil olacağım anlaşılan. Ama beni otogarda karşılayıp çantalarımı koymak için bagajı açtığında şu yandaki muhteşem buketi beni bekler halde buldum. Geç yaşgünü kutlamamdaki gül buketinden beri bana çiçek almamıştı. O yüzden herhalde pek hoşuma gitti. Fotoğrafını çektikten hemen sonra vazoya yerleştirdim, şimdi tüm haşmetleriyle karşımda duruyorlar.Tatlı meselesi? Elbette yedik. 4 yıla karşılık 4 tane petifür aldık, tepelerine birer mum dikip birlikte üfledik. Nice yıllara tatlım.
Yıldönümüne ek
Dünkü hüzünden bugün eser yok çünkü yoldayım şu anda, Eskişehir'e kocamın yanına gidiyorum. 1 gün rötarlı bir kutlama yapacağız. Diyette olduğum için gitmekten çok hoşlandığımız, tiramisu'ları için öldüğümüz o italyan restoranına gidemeyeceğiz ama pastasız kutlama olmaz. Minik bir pasta veya sütlü, hafif bir tatlı alınacak ve bir çatal/kaşık mutlaka yenecek.
Yıldönümlerinde yaptığım bir şey var ayrıca, onu da yazmak istedim. Her ayın 9, 19 ve 29'u dersem anlaşılır sanıyorum. Evet, milli piyango bileti. Nadiren piyango bileti alırım, yılbaşında mutlaka, o ayrı. Bir de evlilik yıldönümüm 9'unda olduğu için ve bir de kocamın yaşgünü bir diğer 9'da olduğu için onun yaşgününde. Yıldönümünde almaya evlenmeden 2 gün önce aldığım biletle başladım. Eskişehir'de orduevinin karşısındaydı biletçi. Aklımda birden üzerinde düğün tarihimin bulunduğu bir bilet alma fikri geldi, düğün fotoğraflarımla birlikte saklayacaktım. Güzel bir hatıra olur demiştim. Sonra da her sene almaya karar verdim. Tarihin denk gelmesi itibariyle yıllar sonra baktığımızda çok güzel bir anı olacak bence. Peki ya ikramiye çıkarsa? İlk aldığım bilete son 2 rakam çıkmıştı, tabii ki geri verip parasını almadım, olur mu öyle şey. Sonrakilere de birşey çıkmadı zaten. Ama eğer bir yıldönümümde voliyi vurursam, anı silsilem hiç kusura bakmasın bileti aynen geri verip parasını alacağım (tabii önce renkli fotokopiyle bir kopyasını alıp diğer biletlerin yanına koyduktan sonra :) ).
Yıldönümlerinde yaptığım bir şey var ayrıca, onu da yazmak istedim. Her ayın 9, 19 ve 29'u dersem anlaşılır sanıyorum. Evet, milli piyango bileti. Nadiren piyango bileti alırım, yılbaşında mutlaka, o ayrı. Bir de evlilik yıldönümüm 9'unda olduğu için ve bir de kocamın yaşgünü bir diğer 9'da olduğu için onun yaşgününde. Yıldönümünde almaya evlenmeden 2 gün önce aldığım biletle başladım. Eskişehir'de orduevinin karşısındaydı biletçi. Aklımda birden üzerinde düğün tarihimin bulunduğu bir bilet alma fikri geldi, düğün fotoğraflarımla birlikte saklayacaktım. Güzel bir hatıra olur demiştim. Sonra da her sene almaya karar verdim. Tarihin denk gelmesi itibariyle yıllar sonra baktığımızda çok güzel bir anı olacak bence. Peki ya ikramiye çıkarsa? İlk aldığım bilete son 2 rakam çıkmıştı, tabii ki geri verip parasını almadım, olur mu öyle şey. Sonrakilere de birşey çıkmadı zaten. Ama eğer bir yıldönümümde voliyi vurursam, anı silsilem hiç kusura bakmasın bileti aynen geri verip parasını alacağım (tabii önce renkli fotokopiyle bir kopyasını alıp diğer biletlerin yanına koyduktan sonra :) ).
Kapanan kapanana
Kapanan bir iş yeri gördüğümde üzülüyorum. 2 gün önce de Antares'teki Gloria jeans elemanlarını sehpaları falan pıtpıtlı naylonlarla sararken gördüm. Tezgah boşalmış, koltuklar bir yere toplanmış. Yeni tasarım mı olacak diye düşündüm ama tezgah boşalmazdı herhalde, belli ki kapanmış. Sevdiğim bir yerin kapanmasına daha çok üzülüyorum ama genel olarak da hep orada çalışan insanlara ne olduğunu düşünüyorum. Ekmeklerinden oluyorlar sonuçta, bu devirde işsiz kalmak hiç kolay değil. Ama geçenlerde kapandığını gördüğüm bir işyeri beni gülümsetti (acı bir gülüştü gerçi, yanlış anlamayın). Kızılay'da, İş Bankası'ndan Sıhhiye'ye doğru giderken bir dükkan vardı. Ayakkabıcı olabilir, çok net hatırlamıyorum ne olduğunu. Vitrininde biri bizi durdursun yazardı. O yazıyı görünce ister istemez gülümsedim. İstedikleri olmuş, ekonomik durum durdurmuş onları.
Ankamall'de ise yeni bina tarafında alt katta Akvaryum Kafe vardır, köşelerde bayağı büyük akvaryumlar vardı hani. Güzel bir düşünce aslında, balıkları sevmem ama bir sürü değişik balık görmek güzel oluyordu. Geçenlerde gittiğimde örtülerle çepeçevre kapatmışlardı. Belki tadilat yapıyorlardır demiştim ama kapanıyormuş. Açılalı çok da fazla olmamıştı aslında, bir sürü de para harcanmış olmalı. Dün akşam uğradığımda yerinde Şan İskender açılmıştı. En üst katta LCW'nin yanındaki yere ise Galatasaray Store açılmış. Ankamall gibi işlek alışveriş merkezlerindeki mağazalar hemen doluyor tabii.
Herkese bol kazanç dilerim, umarım yurtdışında başlayan bu kriz bizi çok fazla etkilemez ama yabancı finans kaynaklarının yazdığına göre etkilenmek kaçınılmaz.
Ankamall'de ise yeni bina tarafında alt katta Akvaryum Kafe vardır, köşelerde bayağı büyük akvaryumlar vardı hani. Güzel bir düşünce aslında, balıkları sevmem ama bir sürü değişik balık görmek güzel oluyordu. Geçenlerde gittiğimde örtülerle çepeçevre kapatmışlardı. Belki tadilat yapıyorlardır demiştim ama kapanıyormuş. Açılalı çok da fazla olmamıştı aslında, bir sürü de para harcanmış olmalı. Dün akşam uğradığımda yerinde Şan İskender açılmıştı. En üst katta LCW'nin yanındaki yere ise Galatasaray Store açılmış. Ankamall gibi işlek alışveriş merkezlerindeki mağazalar hemen doluyor tabii.
Herkese bol kazanç dilerim, umarım yurtdışında başlayan bu kriz bizi çok fazla etkilemez ama yabancı finans kaynaklarının yazdığına göre etkilenmek kaçınılmaz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)