
Bugün uzun zamandır ihmal ettiğim bir arkadaşımla konuştum telefonda. Lisede tanışmıştık onunla, aynı zamanda aynı lojmanlarda oturuyorduk, evlerimizin arasında bir apartman vardı sadece. Gece anne-babalar gezmeye gittiğinde ya o bana gelirdi ya da ben ona. En büyük zevkimiz birlikte nescafe ve votka vişne içmekti. Saatlerce de ondan bundan konuşurduk. Lise bitti, üniversiteyi kazandık. O Tıp okudu, ben Eczacılık. Yine aynı lojmandaydık, yine birbirimize gidip gelmeyi sürdürdük. Hiç ayrılmadık. Acı, tatlı bir sürü şey yaşadık, paylaştık. O nişanlandı, nişan kahvesini ben yaptım istemeye geldiklerinde. Düğününe gittim. İlk kızının doğduğu gün yine oradaydım. Evlilik, çocuk, TUS, benim fakülte vs. derken görüşmelerimizin sayısı oldukça azaldı. Kalpler bir olsun ama önemli değil. Telefon vardı nasıl olsa, dertleşiyorduk. Bazen de onlarda kalırdım, bu sefer eşiyle birlikte kaynatır, eğlenirdik. TUS'tan sonra başka bir şehire gitmek zorunda kalınca görüşmelerimiz iyice seyrekleşti. Düğünümde eşi ve tatlı kızlarıyla yanımdaydı. Ama haftasonu gidip gelme rutinimle nadir olarak yaptığı Ankara ziyaretleri bir türlü denk gelmedi. Telefonlar vardı neyse ki. Bir de kartlar vardı, her yılbaşında kartlar attık birbirimize. Posta kutusunda faturadan başka bir şey bulmak harika oluyordu. Yaşgünlerimizde birbirimizi ilk arayan olmaya gayret ettik. Öyle ki eşinden bile önce kutlardım çoğu zaman (kocam gece 12 olur olmaz mesaj yazdığı için o henüz ilk kutlayan olamadı). Ama geçen sene birşeyler oldu ve arayamadım onu bir türlü. İstedim ama yapamadım, araya zaman girince dostlar arasında zaman mefhumu olmasa da utandım, utandıkça arayamadım, arayamadıkça daha da utandım, derken kısır döngü içine girdim. O aradığında utancımdan açamadım, kaçamak mesajlar yazdım. Hep müjdeli bir haber vermeyi bekledim ona, böylece bana fazla kızmazdı, affederdi. İkinci kızını daha görmeye gidemedim bile. Tüm bu utançlar birikti ve artık iyice ezildim, altından kalkamadım. En sonunda 2 hafta önce mektup yazdım ona. Kargoyla da yolladım eline geçtiğinden emin olayım diye. Nedenlerimi nasıllarımı detaylı olarak yazdım. O da anladı ve beni affetti. Bu akşam eskisi gibi konuştuk araya hiç mesafe, hiç zaman, hiç ayrılık girmemiş gibi. Eski dostlarla böyle değil midir zaten, ne kadar zaman geçse de yabancılık çekmezsin hiç.
Birbirimize mektup yazmaya karar verdik. Onun internetle arasının pek olmamasının etkisi var bunda. Birde tabii posta kutusunda mektup bulmanın verdiği mutluluk. Yani, teknolojinin kağıtlara el yazımızla yazdığımız mektuplarla sınırlı olduğu zamana geri dönüyoruz biz. O bu yazıyı göremeyecek ama yine de 21. yılına giren arkadaşlığımızı bu yazıyla kutluyorum ben. Onun için de bir çıktısını alıp ilk mektubumun yanında postalayacağım. Bu kadarcık teknolojiden zarar gelmez herhalde :)