20 Ağustos 2009 Perşembe

Gerzek konuşmalar

Bu sefer de metrodan çıkarken yürüyen merdivende arkamda duran iki kızın konuşmasına şahit oldum. Birisi diyordu ki "...hem teknoloji var, hem melekler ve şeytanlar. Bir çok şey öğrendim hem de çok sürükleyici." Kitabın ne olduğunu anladık böylece. Sonra diğerine neler okuduklarını sordu. Berikinin aklına galiba önce birşey gelmedi, "ben neler mi okuyorum" gibi bir vakit kazanma cümlesinin ardından "Yaşar Kemal'i çok seviyorum dedi". İlk Dan Brown hayranı kızımız "ben Türk yazar okumuyorum" diye beni hayretlere gark eden cümleyi patlattı. Ne diye söylediğini anlayamadım. Bir kaç seçenek var aklımda gerçi:

1) Aslında normalde kitap da okumam da bunun filmini beğenmiştim, o yüzden okudum.
2) Türk yazar okumamayı marifet sayıyorum, yabancıları okuyunca sanki etrafta daha fazla havam oluyor.
3) Türk yazarlar benim entelektüel seviyemin altındalar.
4) Neden dediğimi bilmiyorum aslında, bir arkadaşımdan duymuştum, bana çok havalı bir cümle gibi gelmişti, ben de her fırsatta sarfetmeye çalışıyorum.

Artık hangi maksatla söylediyse. Zamanında tanıdığım bir dangalak da aynen bunun gibiydi. Türk yazarları okumaya değer bulmazdı. Neyse ki maddi manevi bir ilişkim kalmadı kendisiyle. Ne dangalaklar var ya etrafta, insanın aklı duruyor.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Bu kadar da olmasın

Tamam, herşeyde bir hayır vardır, şimdi olmazsa bile sonra ortaya çıkar, hayır görünende şer, şer görünende hayır vardır ama herşey de bu kadar mı üst üste gelir mi? Biri bitmeden diğeri mi başlar böyle? Artık kötü haber almak, duymak, vermek istemiyorum. Herşey güzel olsun, herkes mutlu, rahat, huzurlu olsun istiyorum. Keşke herkesi mutlu edebileceğim bir sihirli değneğim olsaydı. Bazen bunu o kadar çok istiyorum ki.

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Beklediğim telefon nihayet çıktı

Uzun zamandır N97'nin çıkmasını bekliyordum, nihayet çıktı. Aslında kullanmakta olduğum N73'ten gayet memnunum, istediğim herşeye sahip. 3 megapiksel kamera, mp3 player, radyo, microsoft office uygulamaları ve internet. Daha ne isterim ki. Hatta N97 olmasa da olur mu benim için? Olur tabii. Peki nerden beğendim ben bu telefonu? Anlatayım.

37 yaşındayım ama Gossip Girl dizisini izliyorum.Ne bileyim, hoşuma gidiyor işte, kınamayın beni, ya da kınayın, yine seyredeceğim nasıl olsa. Orada millet birbirine sürekli sms atıp duruyor. Özellikle Blair Waldorf'un kullandığı telefonu pek beğenmiştim (Gerçi yeni sezonda bir başka LG modeliyle değiştirilmiş). Ekranı yana kayıyor diye hatırlıyordum ama şimdi tekrar baktım da kapaklıymış. 1. sezon gösterimdeyken yani aylar önce beğenmiştim telefonunu, LG olduğunu öğrenince sağlık olsun demiştim, ben bir Nokia'cıyım çünkü. Daha sonra Nokia sitesinde (yabancı sitelerini de kontrol ediyorum, bizde olmayan modellerden haberler oluyor) N97 modelinin piyasaya çıkacağını öğrendim. Kapağı kayan model, widget denen minik programlarla kişiselleştirilebiliyor, metin yazma altta bulunan qwerty klavye ile çok daha kolay vs. vs. Bir sürü özelliği var. İhtiyacım var mı? Aslında hayır. Özellikle de fiyatı şu anda yaklaşık 1500 TL iken. N73'ümü alırken aynı salaklığı yapmıştım çünkü. Gerçi o zaman ihtiyacım vardı yeni bir telefona ve almıştım. Ben aldıktan kısa süre sonra fiyat düşmeye başladı ama ben 15 ay kadar o fiyattan ödedim o telefonu. O yüzden aynı salaklığı, özellikle de yeni bir telefona ihtiyacım yokken yapmak istemiyorum. Şöyle bir 600-700'e düşsün, o zaman bir düşünürüm belki. (Turkcell kampanyasına da baktım, çok pahalıya geliyor). İhtiyacınız varsa özelliklerine bir bakın derim.

13 Ağustos 2009 Perşembe

Yani bitti hani başladı

Farkında mısınız, eskiden bir "yani" furyası vardı. Konuşurken her cümlenin başına yani konurdu. Yani kelimesini duymaktan içime fenalık gelirdi. Artık bunun yerini "hani" kelimesi aldı. Bir süredir duyuyordum aslında ama son zamanlarda iyice kulağımı tırmalamaya başladı. Hani, hani diye konuşan bir arkadaşım var, onun hanilerine tahammül edebiliyordum ama artık televizyondaki tiplerin de kullanıyor olduğunu görünce bayılacak gibi oldum. Özellikle geçen haftaki yemekteyiz yarışmasında hani furyası almış başını yürümüştü. Umarım kısa süre sonra "yani" gibi kullanımı azalır.

Bu arada kocam da aynı şekilde gıcık bu duruma ve geçen akşam bu kadar çok hani ile kuşatılınca bir anda kendimizi "Peşimden koşanlar Nerde hani?" diye şarkı söylerken bulduk. Sağolasın Neco.

Haniiiiiiiiiii, hani (lütfen müziğine göre söyleyiniz). :)

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Kuzguna yavrusu... ve kızılay plajı

Bugün dolmuşta şöyle bir diyaloga şahit oldum. Dolmuş şoförü ve bir arkadaşı konuşuyorlardı. Konu balığa gitmekle ilgiliydi galiba, tam bilmiyorum, çok ilgilenmedim ama bir ara şöyle bir şey dedi arkadaşı: "Bizim evde iki çocuk var biliyorsun. 2. bizi duman ediyor, akıl küpü, bir o kadar da tatlı".

Yavrusunun akıl küpü ve tatlı olmadığını düşünen bir anne-baba var mıdır bu dünyada? Anne-baba olmanın birinci kuralı çocuğunuzun kayıtsız şartsız dünyanın en zeki ve en güzel çocuğu olduğunu düşünmek herhalde. Ben de bir an önce o mutlu güruha katılsam da yavrumun dünya güzeli olduğunu iddia etsem :)

Kızılay'da yine kaldırımlar değişiyor. Daha doğrusu Ankara'nın bir çok yerinde çalışma var. Ben izne ayrılmadan önce Tandoğan'da çalışma vardı, bayağıdır da sürüyordu. 1 ay sonra geldiğimde hala bitmemişti. Bugün gördüğüm kadarıyla Çankaya tarafı da öyle. Kızılay ise dillere destan. Her yer kum içinde. Sanıyorum belediye başkanımız tatile gidemeyenleri de düşünmüş ve kumsalı ayaklarına getirmiş. 10 yıl kadar önce yine böyleydi, kumları savura savura dolanıyorduk etrafta. Bu sefer yollarda ekstra kazılar da var. Özellikle Meşrutiyet caddesinde arabalar kumda kayıp pati atıyor, otobüsler yanınızda durduğunda kaldırdıkları tozdan göz gözü görmüyor. Bu arada otobüs duraklarının tabelaları da sökülmüş, eğer hangi otobosün nereden kalktığını önceden bilmiyorsanız veya hatırlamıyorsanız vay halinize. Toz içinde döndüm eve. Allahtan hava serinlemeye başlamıştı da terleyip üstüme yapışmadı iyice :(

Hayat bu

Dün bir arkadaşımla ilgili üzücü bir haber aldım. Aslında almaktan korktuğum bir haberdi, ama haberin oluşumu çok daha üzücü oldu. Ortak hayallerimiz vardı onunla, önce benimkiler yıkıldı, şimdi de onunkiler. O kadar şeye katlandıktan sonra sonucun bu olmasına mı üzüleyim, bu şekilde olmasına mı yoksa arkasından getirdiklerine mi?

Daha kötü haberler duymaktan korkuyorum ve canım arkadaşım, biliyorum bunları okumuyorsun ama sana acil şifalar diliyorum.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Sınav izlenimleri

Ne zamandır yazmayı ertelediğim sınav izlenimlerimi yazayım artık dedim, yoksa iyice unutacağım. Açık öğretim ve ÖSS sınavlarında görev almıştım en son. Para kazanmanın yanında farklı farklı okullar görüyorum, hangi okulda neler var, fiziki şartları nasıl, nasıl bir eğitim var diye de bakıyorum, çok hoşuma gidiyor. Mesela meslek liselerindeki eğitim bana çok ilginç geliyor, tornacılık, demircilik, kızlar için anaokulu öğretmenliği, kuaförlük vs, daha neler neler. Koridorlarda yapılan etkinliklerin yazılarına, resimlerine bakıyorum, okul hakkında bir fikir edinmeye çalışıyorum.

Bu sefer Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi'ndeydim. Aslında adı daha uzun ama tam olarak hatırlayamadım şimdi.Yeri çok kolay, sürekli olarak önünden geçtiğim bir yerde aslında. Sizler de biliyorsunuzdur belki, Sıhhiye'de, Radyoevi ile Dil-Tarih'in arasında, eski bir taş Ankara binası. Bu sınav sayesinde içini görme fırsatı da buldum. Sizler için de 1-2 fotoğraf çektim. Soldaki koridorlardan biri. Resimden pek anlaşılmıyor olabilir ama tavanlar feci şekilde yüksek. İnsan kendini küçücük hissediyor. Okulun adı Zübeyde Hanım olduğu için her yerde Zübeyde Hanım ve Atatürk ile ilgili yazılar, resimler var. Hatta girişte çok güzel bir mozaik vardı ama resmini bir türlü çekemedim, hep bir gelen geçen oldu.

Okulun kuaförlük, güzellik uzmanı, anaokulu, organizasyon vs gibi branşları hatta bir de uygulama anaokulu var. Bana çok ilginç geldi, saç-makyaj yapımından sınavlara girmek ne güzel oluyordur kimbilir.

Bu resim de arka bahçeden. Çocuklar için minik bir oyun alanı var, ağaçlar içinde, tahta piknik masaları olan güzel bir bahçe. Sürekli önünden geçtiğim bu okulun böyle bir bahçesi olacağı hiç aklıma gelmemişti doğrusu.


Bu resim de sınıftan ilginç bir görünüm. Kalorifer borusu neden bir yere gitmiyor? Kışın nasıl ısınıyorlar acaba :)
Bu arada sınıf feci halde soğuktu. Zemin kattaydı ve ön tarafa bakıyordu. Taş bina olduğu için zaten zemin kat oldukça serindi, bir de pencerenin önündeki devasa çam ağaçları gölgelediği için iyice soğuktu. 10 dakika oturduktan sonra donuyorsunuz, o derece. Öğrenciler sorularla boğuştukları için bunalıyorlardı ama gözetmenim ve ben resmen donduk. Hele aralarda üst kattaki görevliler sınıfın sıcaklığından yakınınca 1-2 tane çakayım istedim.
Bakalım bütünlemelerde görev gelecek mi, gelecekse de kimbilir neresi gelecek?