11 Ekim 2009 Pazar

Geçen 9 Ekim'in ardından

Bir 9 Ekim daha geçti gitti. Aslında kutlamalarımıza erken başladık bu yıl. Aynen yaşgünü kutlamalarımız gibi 3 haftalık bir kutlama şeklinde yaydık. 1 hafta önce güzel bir yemeğe çıktık ve hediyelerimizi verdik. Bu hafta ben izin alıp perşembe akşamı geldim eve ve gece 12'de birbirimizi öperek ilk resmi kutlamamızı gerçekleştirmiş olduk. Kocam da cuma günü izin alacaktı ama fakülteye gitmesi gerekince ekmeğime yağ sürmüş oldu. Sabahtan akşam yemeği için alışverişimi hallettim, öğleden sonra saçımı yaptırdım, küçük bir çiçek buketi yaptırdım, kalp şeklinde bir kutu içine çikolata doldurttum ve fakültenin yolunu tuttum. Benim sürprizlerim onunkiler kadar büyük olmuyor ama yine de güzeldi. Eve dönerken pastamızı da aldık, artık resmi kutlama için hazırdık.

Daha önce bahsetmiştim size, 5. yıl için tekrar gelin-damat fotoğrafı çektirmek gibi bir planım vardı. Gelinliğimin içine rahatlıkla sığabiliyorum ne de olsa. Hatta kocamın dediğine göre (ki evlendiğimizde 57 kiloydum ben, şu anda 60-61 arası) çok daha iyi görünüyormuşum gelinlikle (yağlar gidiyor tabii, vücut dengeli şekilde kilo veriyor, kastan kaybetmiyor). Ankara'da 1-2 fotoğraf stüdyosu bile araştırmıştım hatta. Gelinliğimi kuru temizlemeye verecek, Ankara'daki kuaförümü ayarlayacak ve 5. yıl fotoğrafları çektirecektik. Ama son anda saçlarımı kısa kestirmiş olduğum aklıma geldi. Bu saçtan topuz yapılmaz.Hayal kırıklığına uğradım ama pes etmedim, madem öyle o zaman biz çekeriz fotoğrafları dedim ve kocamla giyindik kuşandık (o biraz söylendi ama karısını mutlu etmek için kısa kesti) ve salondaki duvarda duran gelinlik fotoğrafımızın altına geçtik. 4-5 poz orada, 5-6 poz burada derken hevesimi aldım. Kamerayı ayarla, koş pozunu al, git fotoğrafa bak, tekrar ayarla derken kocam biraz yoruldu. Bir de fotoğraflar tabii ki çok çok iyi olmadı ama olsun, güzel bir hatıra oldu. Saçlarım biraz uzasın sonra asıl planı uygulamaya geçeceğiz, kocam bana söz verdi. Tabii ona damatlık yerine giyebileceği güzel bir takım elbise almamız lazım çünkü o da feci zayıfladığı için damatlığı sanki babasınınkini giymiş küçük çocuklar gibi durdu üzerinde.

Fotoğraf çekiminden sonra kocam çileklerimi toplamam lazım diye koşturarak bilgisayar başına gitti. Evet, o da bir Farmville bağımlısı oldu, daha sonra bunu da yazarım.

Yemeğimizi hazırladık, yedik, şarabımızı içtik ve sonra birkaç arkadaşlarımızla buluşup birşeyler içmek için Pool Bistro diye bir yere gittik. Gece döndüğümüzde 12'yi geçiyordu, yıldönümümüz resmen bitmişti ama haftaya da Ankara'da kutlayacağız. Yani hala bitmiş değil aslında :)

9 Ekim 2009 Cuma

9 Ekim 2004

Hayatımdaki en önemli günlerden biri bu, evlendiğimiz gün. Daha önemli bir tarih de var aslında, o da kocamla tanıştığım gün. Şimdilik sıralama bu, umarım kısa sürede bu kronolojik sıralamaya yeni ve çok daha anlamlı tarihler de ekleyebiliriz.



Eskişehir'de evlendik biz. Orduevi'nde kaldığım son günde, kuaföre götürülmek üzere müstakbel kocamı Orduevi'nin karşısındaki caddede beklerken köşede bir piyango biletçisi görmüş ve bu bileti almıştım o günün hatırası olması için. Sonra da bu geleneği sürdürerek her yıldönümümüzde bir bilet almaya devam ettim. İleride çocuklarımıza gösterebileceğimiz minik bir koleksiyonumuz olsun istedim. Tarihin piyango çekilişlerinin olduğu tarihlerden birine denk gelmesi de büyük şans tabii ki.

İşte bu bilet evliliğimizin ilk gününün simgesi ve umarım gerisi daha uzun yıllar boyunca gelecek olan diğer biletlerin de ilki.

Ne mi çıktı bu bilete? Son 2 rakam. Tabii ki ikramiyeyi almak için biletimden vazgeçmedim (büyük ikramiye olsaydı fotokopisini alır bileti verirdim gerçi). Zaten en büyük ikramiyeyi almışım o gün, son 2 numara olmasa da olurdu.

:)

7 Ekim 2009 Çarşamba

Bekliyorum

9 Ekim'i bekliyorum. Hem mutluyum hem de içim buruk. Mutluluğumun nedeni uzaklığa, kadrosuzluğa, bilimum zorluğa rağmen 5 yıldır aşkımızın hiç azalmaması, hatta daha da artması. Burukluğumun nedenini çoğunuz biliyorsunuz zaten. Bu yıldönümü için başka şeyler hayal etmiştik biz. Neyse.

6 Ekim 2009 Salı

Televizyonda neler oluyor?

Daha önce demiştim, genelde cnbc-e'deki bazı dizileri takip ediyorum, reklamlarda falan zaplarken de diğer kanallara bakıyorum. İşte bu aralarda gördüklerim:

Sensodyne reklamına çıkan çocuk yeni çıkan ürünü eline aldığında heyecanlandığını söylüyor. Bir diş macunu için hiç heyecanlanmadım şimdiye kadar. Araba alırsın neyse de diş macunu? Köpük şeklinde bile olsa heyecanlandırmadı beni. Dur yarın markete gidip elime alayım bakayım ne olacak.

15 yaşındaki kızlar ve bir kısmı hırs küpü olan annelerin katıldığı bir şarkı yarışması varmış. Genelde oturmamış, çirkin sesler ve bir o kadar da şımarık kızlar, şımarık tavırlar, annelerin benim kızın en iyisi pozları, dayanamadım çevirdim. Bazı kızlardaki makyaj, giyim kuşam pes dedirtti hatta. Bu arada kızların birinin adı Medya imiş. Herhalde yanlış anladım, Media, Bedia gibi birşeydir derken Hande Ataizi açıkladı. Ailesi kızları medyatik olsun diye adını Medya koymuş. Pesssssssssss.

Yemekteyiz gittikçe garip birşeye dönmeye başladı. Bu akşamki bölüme şöyle bir baktım. Pirenses isimli bir yarışmacı karşısında oturan kadını farklı renkte bir peruk taktığı için yapmacık oynamakla suçluyordu. Buna benzer birşey demişti, yapmacık olmak değil. Ankara elemeleri yapıldı geçenlerde. Katılsa mıydım acaba? Yemek bilgisi, becerisi önemli değil, nevrotik bir tavır sergilersem beni de alırlardı herhalde. Bu arada yarışmacının birinin adı Pirenses, yanlış okumadınız. Ben yanlış duydum herhalde diyordum ama puanlama safhasında ismi aynen böyle yazdılar. Arada "i" harfi var evet. Ona da Prenses olması için mi bu adı koymuşlar acaba? Aradaki "i" yüzünden olamamış herhalde ama gelecek bölümün fragmanında başına küçük bir taç takmış öyle servis yapıyordu. Yarın seyredeyim bari.

Ah Andy Warhol, ne güzel demişsin zamanında, ne öngörülü adammışsın sen.

5 Ekim 2009 Pazartesi

Hamaratım hamaratsın hamarat

Dün gece kocamla Enchanted (Manhattan'da Sihir) filmini 2. kez izledik. DVD'sini yanlışlıkla almışız, sormayın. Eğlenceli bir film ama ona o kadar para vereceğime Melekler ve Şeytanlar'ı alırdık, isyanım buna. Neyse. Seyrettiyseniz bilirsiniz, Giselle "aaa, aaa, aaaaaa" diyerek yardım etmeleri için hayvanları çağırır, bilimum börtü böcek gelir ve işlerin bir ucundan tutarlar. Sabah erkenden kalkmış trene gitmeden önce mutfağı toplar, ütü yapar, çantamı hazırlar, çiçeklere su verir, bir yandan da saçımı başımı toparlarken pencereyi açıp "aaa, aaa, aaaaa" diye sesleneyim istedim. Gelen olmazdı sanıyorum. Benim Şeker ve Çıtçıt'ı alıştırsam, eğitsem yine zor, hayvanlar o kadar mesafeyi nasıl uçup gelsinler? Kıtır yaşarken eğitseydim keşke, sabaha kadar tekerleğinde koşturacağına etrafı toparlasaydı, o da aktivite, bu da. Yeni Kıtır'ımız gelince bu konuya eğileyim en iyisi.

4 Ekim 2009 Pazar

4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü - Yedikule Hayvan Barınağı

Bunu yazmada çok geç kaldım biliyorum ama ben de yeni öğrendim. Meğer bugün Dünya Hayvanları Koruma Günüymüş ve bu vesileyle Migros magretlerde, sanal market ve Kangurum'da hayvan ürünleri (mama, aksesuar, oyuncak vs.) %50 indirimliymiş. Hemen kangurumun sayfasına girdim ve bağış kampanyaları kısmından Yedikule hayvan barınağı'nı seçtim. Bakın 52.73 liraya neler alınabiliyor:


DOMESTOS 810 GR DAĞ ESINTISI
1.0
Adet
MİGROS SÜT 1 LT.
5.0
Adet
BONNİE KÖPEK KURU MAMA 15KG
1.0
Adet
MİGROS FİYONK MAKARNA 500 GR.
1.0
Adet
CLASS FOOD KÖPEK KURU 4KG
1.0
Adet

Belki az ama şu an elimden gelen bu. Normalde 95 civarında tutması gereken bu alışveriş sepetinde bugünün şerefine yaklaşık 40 küsür lira da indirim oldu. Siz de barınaklara yardım etmek isterseniz, veya kendi evcil hayvanlarınıza birşeyler almak isterseniz buyrun Migros'a.

Bu arada, Yedikule Hayvan barınağı'nın çok güzel ve kapsamlı bir web sayfası varmış, ben uyuyormuşum. Siz de bakın isterseniz: http://www.fatihbelediyesiyedikulehayvanbarinagi.com/

2 Ekim 2009 Cuma

İnanılmaz ama tuzlu kurabiye yaptım

Geçenlerde pastane kurabiyesi yapmaya çalıştım. Mayalı, mayasız, binbir türlü tarife baktım. Bu çok yağlı, bu aklıma yatmadı, bu mahlepli derken yaptığım tuzlu kurabiyeler bir türlü pastanedekiler gibi olmuyordu. Mahlep alıp bir de öyle mi denemeli acaba, nerden bulmalı derken Migros'ta susam alırken mahlep poşetleri gözüme çarptı. Meğer baharat olarak varmış piyasada, aktara gitmek gerekmiyormuş.

Mahlep Prunus mahaleb denen, Rosaceae (gülgiller) familyasından bir ağaç. Bildiğiniz badem, kiraz ağaçları gibi. Aslında bir ara bu konuda bir araştırma yapıp bir yerlerde yazayım. Neyse konumuza dönelim.

Ana bileşeni bulduktan sonra yine tarif aramaya başladım. Aşırı yağlı olanları, tereyağı içerenleri eledim (aslında tereyağlı daha güzel olabilir tat açısından, belki onu da denerim), aklıma yatan bir tarif buldum ve kurabiyeleri pişirdim. Sonuç inanılmayacak şekilde harikulade. Pastaneden alınan tuzlu kurabiyelerden kesinlikle farkı yok. Hatta arkadaşlarınıza ikram edip pastaneden aldım diye yutturabilirsiniz bile. Fotoğrafı işte burada:
Fırından çıktıklarında o kadar güzel oluyorlar ki dayanamayıp yedim. Diyetisyenime itiraf edemedim utancımdan. Bir daha yapmasam iyi olacak galiba. Benim yaptığıma inanmanız için tepsideki hallerini de ekliyorum.



İkinci tepsi kocamın isteği üzerine peynirli ve maydanozlu minik poaçalar şeklinde yapıldı. O da gayet başarılı.

Tarifi http://www.mutfaksirlari.com sitesinden buldum. Diğer tariflere göz atmayı düşünüyorum. Eğer siz de yapmak isterseniz mutlaka bakın. Şimdiden afiyet olsun.
Malzemeler:
2 yumurta (1 yumurtanın sarısı üzerilerine ayrılacak)
125 g margarin
1 çay bardağı yoğurt
1 çay bardağı sıvı yağ
1 tatlı kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı mahlep
1 paket mahlep
yarım limon suyu
aldığı kadar un
Yapılışı çok kolay. Yumurtaları kırın, birinin sarısını ayırın geri kaln malzemeyi ekleyin, unu en son olarak yumuşak bir kıvam tutturmak için azar azar ekleyin. Şekillendirip yağlı kağıt serilmiş tepside, 180 derecelik fırında kızarana kadar pişirin.
Benim notum: Kabartma tozu ekleyince çok büyürler sanmıştım ama boyutlarda hiç değişiklik olmadı. O yüzden ilk denemeden sonra tepside sıkışık dizdim. Bilginize :)