11 Kasım 2009 Çarşamba
Oh, be sonunda geri döndü
10 Kasım 2009 Salı
Bir 10 Kasım daha geçti, geçiyor
Daha önceki yıllarda ya Fakültede törende olurdum ya da yolda korna çalınırken arabanın içinde. Bu sefer otobüsteydim. Saat 9'u 5 geçe kornalar çalmaya başladığında toplam 5 kişi ayağa kalktık saygı duruşunda bulunmak için. Geri kalan yaklaşık 20 kişi oturmaya devam etti. Otobüsün motor gürültüsü korna sesini bastırıyor herhalde, duymuyorlar diye düşündüm ama insan neden bu 5 kişi otobüs dururken ayağa fırladı diye de mi düşünmez? Oturmaya ve ayağa kalkan bizlere aval aval bakmaya devam ettiler. Hiç mi şükran duymuyorlar Atatürk'e ve yaptıklarına anlamadım ki. Anlayacağımı da sanmıyorum.
Yolun yanındaki parkın Özel Güvenlik Görevlisi ise esas duruşa geçmiş selam veriyordu. Otobüstekilerden sonra onu görünce öyle duygulandım ki yine gözlerim doldu. İyice sulugöz oldum ben bu aralar.
Sen yine de rahat uyu Atam. Biliyorum etrafta o kadar çok kadir kıymet bilmez, seni unutmaya unutturmaya çalışan, yaptıklarından feyz almak istemeyen insan var ama hiç unutmayacak olan bizler de varız.
Yolun yanındaki parkın Özel Güvenlik Görevlisi ise esas duruşa geçmiş selam veriyordu. Otobüstekilerden sonra onu görünce öyle duygulandım ki yine gözlerim doldu. İyice sulugöz oldum ben bu aralar.
Sen yine de rahat uyu Atam. Biliyorum etrafta o kadar çok kadir kıymet bilmez, seni unutmaya unutturmaya çalışan, yaptıklarından feyz almak istemeyen insan var ama hiç unutmayacak olan bizler de varız.
9 Kasım 2009 Pazartesi
Pazar günüm nasıl geçti?
Aralıklı olarak ağlayarak geçti diyebilirim. Biri mutluluktan, biri öylesine biri de içimin acıması nedeniyle.
İlk ağlayışım uzun süredir görmediğim bir arkadaşımla yaptığım telefon konuşması nedeniyle. Ağustos'tan beri görmüyorum kendisini. Çok yakın arkadaşımdır, sürekli görüşürüz konuşuruz ama 3 aydır sesini duyamadım kendisini göremedim, iyilik haberlerini hep başkalarından aldım. Hastanede yatıyordu, çok büyük ameliyatlar geçirdi, yaşama tutundu canım arkadaşım, zaten bundan en ufak bir şüphem yoktu. İşte onunla konuştum dün. Öyle mutlu oldum ki mutluluktan ağladım.
Sonra kocamla film seyrettik. Herhalde önceki telefon konuşmasından olsa gerek, filmde ağladım (aslında sulugözüm biraz, normal birşey bu).
En son da haberlerde yavru bir kedi gösterdiler. Bir köpek kulübesinde bulup belediyeye haber vermişler. Veteriner gelmiş hemen hayvanı alıp hayvan barınağına götürmüş, kalp masajı yapmışlar, hayata döndürmüşler. O hayvanın yüzündeki ifade, veterinerin minik kalbine masaj yapışı (ki kedilerin kalbi nerededir bilmiyorum bile), o minicik hayvanı kurtarmak için çaba sarfetmeleri öyle duygulandırdı ki beni. Bak şimdi de doldu gözlerim hay aksi.
Allah hep mutluluk gözyaşları versin hepimize.
İlk ağlayışım uzun süredir görmediğim bir arkadaşımla yaptığım telefon konuşması nedeniyle. Ağustos'tan beri görmüyorum kendisini. Çok yakın arkadaşımdır, sürekli görüşürüz konuşuruz ama 3 aydır sesini duyamadım kendisini göremedim, iyilik haberlerini hep başkalarından aldım. Hastanede yatıyordu, çok büyük ameliyatlar geçirdi, yaşama tutundu canım arkadaşım, zaten bundan en ufak bir şüphem yoktu. İşte onunla konuştum dün. Öyle mutlu oldum ki mutluluktan ağladım.
Sonra kocamla film seyrettik. Herhalde önceki telefon konuşmasından olsa gerek, filmde ağladım (aslında sulugözüm biraz, normal birşey bu).
En son da haberlerde yavru bir kedi gösterdiler. Bir köpek kulübesinde bulup belediyeye haber vermişler. Veteriner gelmiş hemen hayvanı alıp hayvan barınağına götürmüş, kalp masajı yapmışlar, hayata döndürmüşler. O hayvanın yüzündeki ifade, veterinerin minik kalbine masaj yapışı (ki kedilerin kalbi nerededir bilmiyorum bile), o minicik hayvanı kurtarmak için çaba sarfetmeleri öyle duygulandırdı ki beni. Bak şimdi de doldu gözlerim hay aksi.
Allah hep mutluluk gözyaşları versin hepimize.
7 Kasım 2009 Cumartesi
Biraz hastalık biraz iş
Biraz hastalık, feci yağan yağmurda şemsiyeye rağmen dizlerime kadar ıslanma bu nedenle 1 gün fakülteye gidememe, evde yatıp oradan oraya devrilerek yatma, sınavların başlaması, cuma günü tüm gün süren bir toplantı, yine cuma günü annemlerin nihayet yazlık faslını kapatarak geri dönmesi derken yine yoğun ve rüzgar gibi geçen bir hafta yaşadım. Haftaya daha da çok işim olacak. Okunacak sınav kağıtları, projeyle ilgili yapılacak evrak işleri ve analizler var. Kendimi laboratuara kapatıp çıkmasam iyi olacak galiba işlerin yetişmesi için. Birden soğuyan ve beni hasta eden havalar (ama direndim hastalığa, bütün gün yatınca ilaçsız atlabildim) bugün feci halde sıcak ve güneşli. Aldanmamı bekliyor biliyorum. İnce giyinsem hemen soğuyacak ve beni süründürmeye çalışacak ama yok öyle. Botlarımı çizmelerimi çıkardım, ayaklarımda kalın çoraplar, üstüm hava sıcaklığındaki değişikliklere karşı giy-çıkar şeklinde lahana modeli, dolabımda bir sürü mandalina ve limon. Artık beni hasta edemeyeceksin boşa uğraşma, haydi başka kapıya.
4 Kasım 2009 Çarşamba
Asla kıskanmıyorum, biraz imrenme, biraz burulma o kadar
Hayatımda kimseyi kıskanmadım. Kıskanmaktan kastım kocamı kıskanmak değil tabii, aşığım adama, kıskanıyorum haliyle o kadar olacak. Bu bahsettiğim kıskanmak elalemi kıskanmak şeklinde olan. Kimseyi kıskanmadım şimdiye kadar. Birisi aşama mı kaydetti, birşey mi aldı, sevindim hep onların adına. Hep iyi şeyler düşündüm, en fazla imrendim, keşke benim de olsa dedim belki ama asla kıskanmadım, kimsenin malına, başarısına hasetle, kem gözle bakmadım.
Bu aralar imrendiğim birşey var. Bu sefer sadece imrenmiyorum, içim de buruluyor ister istemez. Biliyorum herşeyin bir zamanı var, bazı şeyler o olması gereken zamandan önce ne kadar istesek de olmuyor ama bunu bilmek pek kolaylaştırmıyor. Hayırlısını diliyorum hep, demek şimdi hayırlı bir zaman değilmiş, daha zamanı gelmemiş diyorum, yaşıtlarımın boyumca çocuklarının olmasına da alıştım hatta, ne de olsa geç evlendim, bu benim seçimimdi ama geçen Nisan'dan beri facebookta, orada burada eski öğrencilerimin bebeklerinin olduğunu veya hamile olduklarını gördükçe ister istemez içim buruluyor. Onların adına çok seviniyorum, daha 5-6 yıl önce ders anlattığım gençlerin artık iş güç sahibi, evli barklı genç insanlar haline geldiğini görmek beni mutlu ediyor, liseden hemen sonraki hallerini gördüğüm için anne-baba olmaları ise şaşırtıyor ama dediğim gibi asla kıskanmıyorum. Herşeyin sırası var, ben de sıramı bekliyorum içim biraz buruk.
Bu aralar imrendiğim birşey var. Bu sefer sadece imrenmiyorum, içim de buruluyor ister istemez. Biliyorum herşeyin bir zamanı var, bazı şeyler o olması gereken zamandan önce ne kadar istesek de olmuyor ama bunu bilmek pek kolaylaştırmıyor. Hayırlısını diliyorum hep, demek şimdi hayırlı bir zaman değilmiş, daha zamanı gelmemiş diyorum, yaşıtlarımın boyumca çocuklarının olmasına da alıştım hatta, ne de olsa geç evlendim, bu benim seçimimdi ama geçen Nisan'dan beri facebookta, orada burada eski öğrencilerimin bebeklerinin olduğunu veya hamile olduklarını gördükçe ister istemez içim buruluyor. Onların adına çok seviniyorum, daha 5-6 yıl önce ders anlattığım gençlerin artık iş güç sahibi, evli barklı genç insanlar haline geldiğini görmek beni mutlu ediyor, liseden hemen sonraki hallerini gördüğüm için anne-baba olmaları ise şaşırtıyor ama dediğim gibi asla kıskanmıyorum. Herşeyin sırası var, ben de sıramı bekliyorum içim biraz buruk.
Kıtır-2
Yeni Kıtır'ımızdan bahsedemedim sizlere. Gelişi biraz uzun sürdü, çok bekledik onu. Gonzales yetiştiren bir arkadaşım var (maalesef bu işi bırakıyor). Nasıl bir Kıtır istediğimizi sordu ve farklı tiplere ait bir sürü fotoğraf verdi. Biz de 16 farklı tipin arasından seçim yaptık. Seçimi MSN üzerinden güzellik yarışması şeklinde gerçekleştirdik. İnternetin bir ucunda ben, diğer ucunda kocam fotoğraflara puan verdik. Önce ilk 10 sonra ilk 5 ve daha sonra da ilk 3'ü belirledik. Daha sonra seçilen hayvanın görevlerini yürütemeyeceği anlaşıldı ve 1st runner-up, daha sonra 2nd runner- up ve sonrasında da kimbilir kaçıncı runner-up tacı giydi. İşin özü şu, arkadaşım damızlıkları bir araya getiriyor ama sonuçta çıkan yavrular fotoğraftakiler gibi olmayabiliyor. Genetik bizim yarışmamızın farkında değil tabi. Peki tek kriterimiz bu muydu? Hayır. Erkek olması ve kırmızı gözlü olmaması gerekiyordu. Bu yüzden ilk çiftleşmede olmadı, ikinci çiftleşmede olmadı, ancak 1.5-2 ay sonra minik Kıtır'ımıza kavuştuk. Kendisi bir önceki Kıtır'ımızın aynısı. Gerçi bu sadece dış görünüş açısından benzerlikmiş, geçen hafta bunu anladık.
Kıtır'ımızı 2 hafta önce eve götürdüm. Kıtır-1 2 kez tatile gitmişti, eve gidişi de kocamın şoförlüğünde arabayla olmuştu. Kıtır -2 ise hızlı trenle evine gitti, hem de business class'ta. Daha hızlı trene binmemiş bir sürü insan var ülkemizde, Kıtır onlara fark atarak başladı hayatına. Öbür Kıtır'ımız kocamanmış bunun yanında, bu minicik bir şey, parmak çocuk gibi. Bayıldık kendisine. 12 gramlık minik bir bebek.
Nasıl aynı anne babadan doğan kardeşler aynı olmuyorsa bu Kıtır'ımız da görünüş haricinde diğerinden oldukça farklı. Kafesine koyduğumuzda hemen etrafı araştırmaya girişti ama içerideki tekerle kesinlikle ilgilenmedi. Kıtır-1 geceleri tekerden inmez, fıldır fıldır koşar dururdu. Bu hayvanların yatmak ve dışkılamak için belli yerler seçiyor olmalarına rağmen Kıtır-1'in böyle bir alışkanlığı yoktu. Kıtır-2 ise bu konuda kesinlikle bir sınır çizmiş durumda (1-2 ufak vaka haricinde). Tekerle ilgilenmiyor (tahminimizce henüz çeviremiyor, bu hafta 13 gram olmuş, ne yapsın minicik hayvan, biraz daha büyüyünce artık). Kıtır-1 tellere tırmanır bir süre sonra yere düşerdi, kafesi açık bıraktığımızda çıkamazdı ama bu ortalığın tozunu attıracak gibi. Tellere büyük bir ustalıkla tırmanıyor, fazla düşmüyor ve işi abartarak komando eğitimi görür gibi kafesin üst kısmında ön ayaklarıyla bir uçtan öbür uca dolaşıyor. Sağdan sola git, oradan arkaya devam et derken örümcek adam gibi dolaşıyor. Uyku düzeni tüm bebeklerde olduğu gibi henüz oturmamış. Biz yanındaysak uyanık ve numaralar sergiliyor, tellerin yanına gelip bize bakıy
or ve Kıtır-1'den çok daha fazla yemek yiyor. Galiba bizi seviyor çünkü biz etraftaysak hep kafesin yanında bize bakıyor ve elimize aldığımızda hiç ısırmıyor. Kıtır-1'in reenkarnasyonla bize geri döndüğünü düşünüyoruz. Kocam dün akşam arayıp nihayet tekeri keşfettiğini söyledi, garibim minicik kütlesiyle çevirmeye çalışıyormuş. Sizin için fotoğrafını çekeyim dedim ama hayvan o kadar hareketli ki makineyi hızlı çekime ayarlamama rağmen çekilen tüm fotoğraflar flu. Tek bir poz var, o da kocamın elleriyle sabitlediği poz. İşte koca kulaklı minik Kıtır'ımız. Komando Kıtır'ın minik bir videosunu da ekliyorum. Belki G-Force filminin ikincisini çekerler de bir yapımcı bizim Kıtır'ı keşfeder :)
or ve Kıtır-1'den çok daha fazla yemek yiyor. Galiba bizi seviyor çünkü biz etraftaysak hep kafesin yanında bize bakıyor ve elimize aldığımızda hiç ısırmıyor. Kıtır-1'in reenkarnasyonla bize geri döndüğünü düşünüyoruz. Kocam dün akşam arayıp nihayet tekeri keşfettiğini söyledi, garibim minicik kütlesiyle çevirmeye çalışıyormuş. Sizin için fotoğrafını çekeyim dedim ama hayvan o kadar hareketli ki makineyi hızlı çekime ayarlamama rağmen çekilen tüm fotoğraflar flu. Tek bir poz var, o da kocamın elleriyle sabitlediği poz. İşte koca kulaklı minik Kıtır'ımız. Komando Kıtır'ın minik bir videosunu da ekliyorum. Belki G-Force filminin ikincisini çekerler de bir yapımcı bizim Kıtır'ı keşfeder :) (Videoda düştüğüne bakmayın, artık iyice ustalaştı, hiç düşmeden dakikalarca tüm hünerlerini sergilediği daha uzun bir video da var ama buraya ekleyemem sanıyorum). İşte minik komandomuz.
3 Kasım 2009 Salı
Zaman bu aralar daha mı hızlı akıyor ne?
Minik not defterime yapılacak işler diye bir başlık attım. İşleri "Evde yapılacak işler, Dışarıda yapılacak işler" ve "Okulda yapılacak işler" diye 3'e böldüm. Sabahtan beri okul kısmındaki kaç işi bitirebildim peki? Sadece 1 çünkü sürekli başla şeyler çıkıyor, başka işler giriyor araya. Yeni çıkan işlerin sonraki safhalarını da ekliyorum, liste uzadıkça uzuyor benim de içim sıkılıyor. Benden 1-2 tane daha olsaydı ya da Harry Potter serisinin birindeki gibi zamanı ileri geri alabilen bir aparatım olsaydı da 2 gün önceye, 5 gün sonraya gidip gelip işlerimi rahatlıkla bitirebilseydim.
Herkes mi böyle yoksa ben mi zamanımı iyi ayarlayamıyorum bilmiyorum ki. Bunu az önce proje için yanına gittiğim memur arkadaşın yanındaki masada oturup okey oynayan gence sorayım en iyisi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)