28 Aralık 2009 Pazartesi

Zohan

Geçen akşam Digitürk'te "You Don't Mess with Zohan" filmini seyrettik. Allahım o ne kötü filmdi öyle. Sinemada gitmediğimize şükrettim resmen. Film kötü mötü ama Adam Sandler var diye seyrediyoruz ve seyretmeyi bırak, bırakamıyoruz filmi. Acı çekmekten mi hoşlanıyoruz, film mi büyülüyor anlamadım ki. Korkunçtu ama. Gişesi nasıldı acaba, merak ettim şimdi.
Kocamla birlikte Disco Disco Good Good diye dolanıyoruz ortalıkta hala. Allahım aklımıza mukayyet ol :)

27 Aralık 2009 Pazar

Ondan bundan

Fakültedeki parti +yılbaşı çekiliş bitti. Elimdeki toplam 5 numaradan sadece birisine içi dandik eşantiyonlarla dolu bir hediye paketi çıktı. LCD TV ve netbook başkalarına gitti. Demek o geceki şans cidden kocamın şansıymış, benim değil. Zaten ne kazandığımı söylediğimde "herşeyi benim mi yapmam gerekiyor ehehehe" dedi.

Ertesi gün bana aslında flash bellek çıktığını, yanlış hediyenin verildiğini söylediler. Eve gidip tekrar toplayıp geri getirmem gerekiyor o dandik paketi. Üşendim valla, diğer kişi benim flash belleği kabul etse de hiç uğraşmasam keşke. Neyse.

2009'un sonundan umutlanmıştım ama beklediğim güzel haber gelmiyor bir türlü. Ama yine de umudumu kaybetmiyorum ben, 2010 çok güzel bir yıl olacak (gelen gideni aratmayacak, aratmamalı).

Bu haftasonu 1-2 hediye getirip ağacımızın altına koydum. 1-2 tane çünkü biliyorum ki kocam hepsini açmak isteyecek. Ben de açmasına izin verdiğim ıvır zıvırı getirdim sadece. Gerisi yılbaşı gününe.

FarmVille manyaklığım tam gaz devam ediyor. 38. level oldum, 39.'a doğru ilerliyorum.

Cuma günü yine projenin avans kapatma davası nedeniyle ömrümden ömür gitti. Neden hep böyle oluyor, benim yüzümden mi, çok mu gevşeğim diye kendimi sorguladım ve sorunun ben de olmadığına karar verdim. Para aktarmak ve evrakları teslim etmek için sürekli proje yürütücüsü olan hocamın peşinde koşuyorum. O yüzden de işler yavaş ilerliyor. Yoksa ben gayet iyiyim. Bu işle ilgilenirken bir de sınav notlarını toparla, sisteme gir, ortalama al, proje materyalleriyle ilgilen gibi bir sürü işle de uğraşıyorum, atom karınca gibiyim daha ne yapayım.

Cuma gunu yine business class ile geldim. Bileti geç alınca halkın arasinda yer kalmamıştı. Bir de şu var, ilk 50 bileti %50 indirimli satıyorlar, sonrakiler normal fiyat. Ekonomi sınıfında 16'ya alacağım bilet 10 liraya düşünce pek bir seviniyorum, hemen alıyorum. 16 liradan alacaksam bari üstüne 8 lira daha koyayım da business class'la gideyim biraz daha rahat olsun, yiyecek de veriyorlar, film seçeneği daha çok ve internet de var diyorum. O yüzden bazı zamanlar dönüşüm değil ama gidişim muhteşem oluyor (dönüş yine 10 liralik biletle halk arasında :) ). Bu hafta haydi şu internete bakayım dedim ama yine yoktu. En sonunda hosteslerden birine sordum. Kız bana "burada internet yok" dedi. Ama dedim daha önce vardı. "Hayır" dedi kız yine "eski trenlerde vardı, burada hiç olmadı". Demek internet var diye kendimi kandırmışım ben, boşa sitem etmişim TCDD'ye. Ama olur mu ya, sen business class hazırla, millet elinde bilgisayarlarıyla gelsin ve sadece fiş takacak bir priz bulsun, internet bulamasın olacak iş mi. Oluyor ama. Ne bileyim, anamın karnından internetle doğmadım, 1.5-2 saatlik yolda bakmasam incilerim dökülmez ama business class'ta olması gerekiyor gibi geliyor bana. Bunun ilerisi de var ne de olsa, İstanbul hattı tamamlandığında iş adamlarını çekmek istiyorlarsa koymaları lazım.

Yılbaşından hemen sonra finaller basliyor. Yine sınava gir, kağıt oku, not ilan et, içim sıkıldı şimdiden. Ama 2010 çok güzel olacak. Güzelliklerle gelecek. İlkay bana amigurumi yapacak biliyorum :)

Neyse, şimdilik haberler bunlar.

23 Aralık 2009 Çarşamba

Alışveriş merkezlerinde yılbaşı

Her yer ışıl ışıl bu aralar. Alışveriş merkezleri her yıl ışıldayan yılbaşı temasına bürünürler bilirsiniz. Bu yıl Ankamall'ün teması hoşuma gitti benim. Aslında daha önce yazacaktım bunu. Dışarıda devasa yılbaşı ağacını hazırladıklarını görmüş ve yazayım demiştim ama bir türlü elim gitmemişti. İşte şimdi yazıyorum, bu sefer fotoğraflarım da var ayrıca.

Ankamall'ün bu yılki teması "Recycle". Her yıl kararlar alıyoruz, kendimizi şöyle böyle yenileyelim diyoruz ya, herhalde bundan esinlenmişler. Dışarıdaki devasa çam ağacı eski gazete balyalarından oluşan bir çam şeklinde. Ne yalan söyleyeyim gayet de güzel bir çam olmuş. Ben beğendim. Yılbaşı çamları hep yeşil plastikten olacak değil ya, biraz da böyle olsun.

Sabah gazete haberleri okurlarken televizyonda orman koruma memurlarının çam kesilmesine karşı alarmda olduğundan bahsetmişlerdi. Evde yılbaşı çamı olmasını, o çamı süslemeyi seviyorum ama canlı bir ağaç kesip evime koyacak kadar değil. Yazık günah ağaçlara, yılbaşı bitince kuruyup gidecek, dökülecek yaprakları. Bırakın doğal yerlerinde kalsınlar, siz de evinize plastik olanlardan alın.

Geçen sene bizim çamın fotoğraflarını koymuştum bloguma. Bu sene koymuyorum çünkü hiç değişiklik yok, kaldırmadık çamı, hala aynı yerde duruyor. Daha önce kaldırmıştık, geçen sene haydi çamı kuralım süsleyelim diyip sonrasında da sızıp kalınca tüm işler kocama kalmıştı. Bu sefer eşeği sağlam kazığa bağladı ve hiç kaldırmadık çamı. O yüzden bu aralar ışıklarını yakarak yeni yıl ruhunu yakalamaya çalışıyoruz. 2009 bir an önce gitsin yeter ki :)
Aşağıdaki 2 resim Ankamall'ün içindeki süslemelerden. Sevdim ben bu beyaz yılbaşını.



22 Aralık 2009 Salı

20. yıl kutlamamız

Nihayet aranıza dönebildim. Bu haftasonu 89. girişliler olarak fakülteye girişimizin 20. yılını kutladık. Neden mezuniyet değil de giriş yılı? Lisede mezuniyeti kutluyoruz ama fakültede girişi. Çünkü her 89 girişli 4 yılda mezun olmuyor da ondan. Farklı arkadaşların farklı mezuniyet yılları olduğundan girişi kutluyormuşuz biz de.

Sadece bizim değil, 69 ve 79 mezunlarının da kutlaması vardı aynı zamanda. Bizden 25 kişi kadar vardık, 69'lular 7-8 kişiydi, 79'lulardan sadece 1 kişi gelmişti. Üzüldüm o adamcağız için. Aslında katılım oldukça azdı. Ankara'da olan ve geleceğini söyleyen bir sürü adam kıçını kaldırıp gelmedi mesela, kendi kayıpları. Ben çok eğlendim. Başka şehirlerden gelen arkadaşlarla görüştük, tekrar cübbe giydik. Biz mezuniyette kep giymemiştik, bu sefer giydik. Gerçi en heveslisi bendim galiba, hemen kafama geçirdim. Millet saçı bozulmasın diye takmadı, daha sonra takan 3-5 kişi de çıkardı. Tek ben kalınca çıkarmak zorunda kaldım maalesef. Olsun, kepli fotoğraf çektirdim ya, ohhhh.

Dekanımız da geldi. Bir de Mezunlar Derneği bizim için yıllık resimlerimiz ve yazılarımızdan bir cd hazırlamış. Onu seyrettik, çok hoşumuza gitti. Sonra tek tek sahneye çağrıldık ve 20, 30, 40, yıl flamalarımızı aldık, tekrar Eczacılık Yemini ettik ve kepleri havaya fırlattık. Sanırsınız yeni mezun gençleriz, pek eğlendim ben. Gelmeyenler çatlasın.

Gece bir otelde yemeğimiz vardı. Tüm mezunlara açık bir yemekti. 2. Geleneksel Mezunlar Derneği yemeğimiz olduğu için katılım çok fazla değildi ama zamanla artacaktır sanıyorum. Umarım gelecek seneye tekrar gidebiriliz.

Kocacığım beni kırmayıp kalktı geldi Eskişehir'den, gıkını çıkarmadan da yanımda durup fotoğrafçılık yaptı. Yemeğin sonuna doğru fakültenin resimlerinin olduğu cam bardak altlıkları satışa çıktı. Kocam biz sahnede tüm 89'lular şarkı söylerken 3 kutu almış. Meğerse kutuların altında numaralar varmış. Çekilişte 3 çift renkli lens, 1 küçük altın, 1 fotoğraf makinesi ve bir lenovo marka netbook veriyorlardı. 2 rakamla kaçırdık hepsini derkeennnnnnnnnnn, bilin bakalım büyük ikramiye kime çıktı. Evet, bize çıktı. Çok şaşırdım ve sevindim.Ben size demiştim 2010'un gelişi bile şans getiriyor diye. İşte size ispatı. 2010 müthiş bir yıl olacak biliyorum. Bir an önce gelsin, bekliyorum.

Haa, bu hafta fakültede yılbaşı kutlaması var. Çekilişteki hediyelerden biri yine Lenovo netbook. İster misiniz bu da bana çıksın :)

17 Aralık 2009 Perşembe

Utanıyorum

Vallahi utanıyorum artık. Ne bloguma girip yazı yazabildim ne de takip ettiğim bloglara göz atabildim bu aralar. Kim ne yazdı bir yandan çok merak ediyor, diğer yandan da okumaya vakit bulamıyorum. Fakültede hay huy içinde geçiyor zaman. Bugün bütün gün hocanın peşinde koştum mesela, ancak akşam 17:30'da yakalayabildim. Bir işin ucundan tutup bitirmek mümkün olmayınca parça parça işler dolanıyor ortalıkta. mesela tam sınav kağıdı okurken başka bir sınavın hazırlığını yapmak gerekiyor, ya da tam bir makaleye bakarken bir öğrenci veya başka biri gelip birşeyler soruyor. Böyle olunca herşey yarım yarım kalıyor. Sadece işler kalsa iyi, aklımın bir parçası da onlarla birlikte kalıyor ondan sonra gelsin unutkanlık, gitsin parça pinçik bir akıl.

Eskiden günümü planlar, yapılacaklar listesi hazırlardım. Bu ara listeden herhangi bir madde çizmek nedense mümkün olmuyor. Hatta yeni maddeler eklendikçe iyice canım sıkılıyor. Amaaannnnnnnn, dedim ya 2009'u sevmedim ben, 2010'da daha iyi yazılarla görüşürüz artık.

Hoş şeyler de var ama hayatımda, durum o kadar da kötü değil. Mesela uzun zamandır rahatsız olan bir arkadaşım toparlıyor artık. Fakültenin 49. kuruluş yıldönümünü kutladık dün. Eski hocalarımız geldi, mezun öğrencilerimizi, arkadaşlarımızı gördük. Hoş bir törendi. Darısı 50. yıla dedik.

Bu haftasonu da fakülteye giriş yılımızın 20. yıl kutlaması var. Cumartesi yine fakültede toplanıp cübbe giyecek ve bir kez daha eczacılık yemini edeceğiz. Neredeyse mezun olduğumdan beri görmediğim adamlar var, tekrar görüşmek güzel olacak. Akşam da Mezunlar Derneği'nin düzenlediği bir yemek olacak otelin birinde. Güzel bir gün olacak diye umuyorum. Kocam da bana eşlik etmek için gelecek yarın. Doktora mezuniyet törenime yetişememişti, lisans mezuniyeti yıldönümümde gelip alkışlar artık beni :)

Cumartesi programım feci dolu. Yarın fakülteden erken kaçmayı, Pazar günü de fink atmayı planlıyorum kocamla. O yüzden ben bir süre daha buralarada olmayacağım. Pazartesi görüşürüz artık.

14 Aralık 2009 Pazartesi

2009 git artık

2009 'a başlarken çok umutluydum, çok güzel geçeceğini düşünüyordum. 2. ayı itibariyle güzelleşiyor derken bok gibi birşey oldu çıktı. Sadece benim için değil, pek çok kişi için de aynı şekilde geçti. Nihayet 2009'un son ayında biraz güzelleşmeye başladı ortalık. Güzel haberler gelmeye başladı ve daha güzellerinin gelmesini de bekliyorum ve istiyorum. 2009 gitsin artık, bir an önce 2010 gelsin. Güzel haberlerle gelsin, eli kolu dolu olsun, o kadar dolu olsun ki hatta güzel haberlerden, olaylardan başımızı alamayalım, "ay yine mi güzel bir haber, hay Allah ne çok oldu bu aralar ehehehe" diyelim. Öyle ihtiyacım var ki güzel şeylerin olmasına.

Gelllllllll 2010, gellllllllll

13 Aralık 2009 Pazar

Yılın ilk karımsısı yağdı

Yaklaşık yarım saat önce yağmur karar çevirdi, sulu kar şeklinde yağdı bir süre. Böylece yılın ilk karını görmüş olduk. Bu yılbaşı karlı olur mu bilmiyorum ama karsız geçen bir yılbaşı daha istemiyorum. Saat 12 olduğunda (sızıp kalmazsam) dışarı çıkıp kartopu yapalım, karlar üstünde debelenelim istiyorum.

Bu haftaki hızlı tren maceram yine rötarlı. Eskişehir'e gelirken yine aynı yerde durduk. Dediler ki, (herhalde blogmu okudular :) )"tek yön çalışması nedeniyle karşı yoldan gelen hızlı treni bekliyoruz. Yaklaşık 10 dakika bekleyeceğiz". 10 dakikadan kısa süre bekledik ama yine de yarım saat rötar yaptı. 10 dakikalık gecikme nasıl 30 dakikayla sonuçlanır anlamış değilim. Kocamın bir teorisi var konuda. Bir süredir ekranlardaki hız göstergesini kaldırdılar. Hızlı trenin artık daha yavaş gittiğini düşünüyor kocam. Farketmememiz için de hızın gösterilmediğini ayrıca. Çok mantıklı. Yoksa sadece 10 dakika olması gereken rötar nasıl 30 dakika olabilir. Yoldan geçen arabalara baktığınızda hala çok hızlı gittiğinizi görüyorsunuz. Mesela Nilüfer'in otobüsünü feci halde geçtik ama hızın eskisi gibi 258 km/saat olduğunu sanmıyorum.

Bu hafta ekranda hiçbir görüntü yoktu ayrıca. Ne film, ne konum haritası, hiçbir şey. Görüntü olmasa da ses vardı ama ilginç olarak. Oynayan 2 film arasından duyduğum seslere göre seçim yaptım. Birisi ne olduğunu çıkaramadığım bir filmdi (çizgifilm olabilir) diğeri ise daha önce yine hızlı trende 2 kez izlediğim anca bir türlü sonunu göremediğim için şikayet ettiğim 27 Dresses. O zamanlar "yol kısa sürüyor, film bitmiyor"diye şikayet ediyordum, sen misin eden. Al sana rötar. Bu yarım saatlik gecikme nedeniyle filmin ilk defa sonunu görmüş- pardon dinlemiş oldum.

Neymiş, hiçbir şeyi çok fazla istemeye gelmezmiş :)