Bugün son kontrolümüze girdik. Doktorum herşeyin normal olduğunu söyledi. Bebekler de, plasentalar da, amniyon sıvıları da gayet iyi durumdaymış. "Seni NST'ye bağlayayım" dediğinde önce bir sorun mu var diye endişe ettim. Ama sorun yokmuş, "dosyanın içine NST çıktısını da koyarsın, bağlanmadım demezsin" deyince rahatladım. Bebeklerimizin kalp atışlarını bir kez de o cihazda izledik, kasılma olmadığını gördük ve rahatladık. Artık Salı gününe hazırız. Bugün annem Ankara'dan yanımıza geliyor. Evdeki ufak tefek işleri halledeceğiz, hep birlikte hazırlıklarımızı tekrar gözden geçireceğiz.
Pazartesi yatış işlemlerimi yaptırmaya ve tahlil için kan vermeye hastaneye gideceğiz. Sonrasında izinli olarak eve çıkıp salı günü direkt ameliyata gireceğim. Özel odamızı da ayarladık mı değmeyin keyfime :)
5 Kasım 2010 Cuma
4 Kasım 2010 Perşembe
Amanın aşeriyorum
Durdum durdum doğuma 5 gün kala aşermeye başladım. Neden bilmiyorum ama bu aralar canım tatlı çekiyor, hatta direkt ne olduğunu söyleyebilirim: şekerpare. Dün akşam yemekten sonra oturdum tariflere baktım ama üşendim. Zaten daha önce hiç yapmadığım için beceremezsem diye korktum. Sonuçta yiyemedim tabii. Bir şekilde idare ettim. Ama bu akşam dayanamadım artık. Yemekten sonra resmen şekerpareler, baklavalar gözümün önünde uçuşmaya başladı. Kocam "istersen gidip alayım" deyince tamam dedim. Kocasını gece yarılarında garip şeyler almaya yollayan kadınlardan olmak istemedim hiç. Olmadım da neyse ki. İlk 3 ay içindeykendi sanıyorum, bir akşam Survivor'da ödül oyunu sonunda pizza yerlerken canım çekmişti, onda da hemen telefonla sipariş vermiştik. Bundan başka bir şeye aşermem olmamıştı. (O zaman Ankara'daki doktoruma gitmeye başlamamıştık yoksa pizza mı, hayatta yiyemezdim). Neyse. Baktım kocam hevesle giyinmeye gitti. "Yaşasın karım aşerdi, ben de birşeyler almaya gidiyorum" diye uçarcasına çıktı. Ben zahmet olmasın derken içinde ukte kalmış meğer kocamın.
Yakınlardaki 2 pastanede bulamayınca kurtarıcımız olan Migros'a gitmiş. Sağolsun hem baklava hem şekerpare almış. (Baklava kuru baklava olsa daha mutlu olacaktım ama şekerpareleri afiyetle mideye indirirken mutlulukla gülümsüyordum).
Neden böyle oldum bilmiyorum. Hava soğudukça bünye enerji olsun diye istiyor desem bilakis havalar güzel gidiyor. Süt üretimi için enerji lazım desem asıl gereken bol su içmek biliyorum. Su içmeyince vücut içirmek için bu yöntemi buldu desem, bilmiyorum işte. Sonuç olarak doğuma 5 gün kala aşermeye başladım ya, ne cins kadınım ben :)
Yakınlardaki 2 pastanede bulamayınca kurtarıcımız olan Migros'a gitmiş. Sağolsun hem baklava hem şekerpare almış. (Baklava kuru baklava olsa daha mutlu olacaktım ama şekerpareleri afiyetle mideye indirirken mutlulukla gülümsüyordum).
Neden böyle oldum bilmiyorum. Hava soğudukça bünye enerji olsun diye istiyor desem bilakis havalar güzel gidiyor. Süt üretimi için enerji lazım desem asıl gereken bol su içmek biliyorum. Su içmeyince vücut içirmek için bu yöntemi buldu desem, bilmiyorum işte. Sonuç olarak doğuma 5 gün kala aşermeye başladım ya, ne cins kadınım ben :)
3 Kasım 2010 Çarşamba
Soruyorum
Daha önce sezaryene girmiş olan annelere sorum var. Ameliyat öncesi yapmam ya da yanımda götürmem gereken önemli şeyler var mı? Ya da sonrasında? Ya da bu son 6 gün içerisinde uyumak haricinde (yatma pozisyonu açısından sıkıntım olmasa bile pek uyuyamıyorum nedense) "şunu da yap, sonra uzun süre fırsatın olmayacak, halin kalmayacak" dediğiniz, diyeceğiniz şeyler var mı?
Bir makale düzeltmem var, bir tane de bitirip yollamam gereken. Bebek çarşaflarımı falan yıkadım, ütülemem, hastane çantama 2 battaniye ve 1-2 body eklemem, mp3 player'ımı şarj edip yanıma almam (bilmem fırsat olur mu) gerek daha. Ama aklıma başka birşey gelmiyor, yardımlarınızı bekliyorum.
Kocama not: Hayatım, fotoları aktar artık da doğuma girmeden bloguma koyabileyim :)
Bir makale düzeltmem var, bir tane de bitirip yollamam gereken. Bebek çarşaflarımı falan yıkadım, ütülemem, hastane çantama 2 battaniye ve 1-2 body eklemem, mp3 player'ımı şarj edip yanıma almam (bilmem fırsat olur mu) gerek daha. Ama aklıma başka birşey gelmiyor, yardımlarınızı bekliyorum.
Kocama not: Hayatım, fotoları aktar artık da doğuma girmeden bloguma koyabileyim :)
2 Kasım 2010 Salı
Büyük gün belli oldu
Dün kontrolümüz gayet iyi geçti. Bebekler iyiymiş, plasentam idare ediyormuş. Ben bir aralar 3 Kasım'dan önce doğmayın diyordum bebeklerime. Açıkçası bu kadar gelebileceğimi pek düşünmemiştim. Çevremde ikizi olan arkadaşlarım 36. haftaya kadar ancak dayandıklarını söylemişlerdi çünkü. Herhalde fazla kilo almadığım için olsa gerek, bebeklerimin toplamda 6 kg'dan fazla olmalarına rağmen hala Migros'a kaçıp gezip gelebiliyorum. Kocam yollarda doğuracağımdan korkuyor hatta.
Konuyu dağıtmayayım. Doktorum "istersen 3 Kasım'da alayım ama benim tercihim 38. haftaya girmek olacaktır, 9 veya 10 Kasım daha uygun" dedi. Ben de durabildikleri kadar durmalarını istediğim için 9 Kasım olsun dedim. 10 Kasım'da Atatürk'ün ölüm yıldönümünde yaşgünü yapamam bebeklerime, o yüzden 9'u tercih ettim. Hatta muayeneye giderken 9 Kasım olması durumunda o tarihte de piyango bileti alıp bebeklerim için ayrı bir arşiv oluşturmaya karar vermiştim.
9 Bizim için hep önemli tarihleri barındırır oldu nedense. Kocamın yaşgünü 9 Şubat, evlilik yıldönümümüz 9 Ekim, ilk bebeğimizi kaybettiğimizi öğrendiğimiz gün 9 Nisan, bebeklerimizin ikiz olduğunu öğrendiğimiz tarih yine 9 Nisan. Şimdi de bebeklerimin doğum günü 9 Kasım olacak. Ne güzel.
Muayeneden çıkar çıkmaz hemen sonu 9 ile biten bir bilet aldım bebeklerimin biri için. Diğeri için de ayrı bir bilet aldım ki ileride "biz iki kişiyiz, neden tek bilet aldın bize" gibi bir sitemle karşılaşmayayım. (Ben olsam sitem ederdim çünkü).
Artık tarih kesinleşince herşey daha bir gerçek oluyor sanki. Hamile olmaya öyle alıştım ki sanki hep hamileymişim gibi geliyor bana. Ya da daha önce dediğim gibi bu son 10 haftadır evde olduğum için zaman daha yavaş geçiyor belki de. Ama tam bir hafta sonra bu saatlerde bebeklerim kollarımda olacak. Sağlıklı olduklarını görmek en büyük dileğim.
Konuyu dağıtmayayım. Doktorum "istersen 3 Kasım'da alayım ama benim tercihim 38. haftaya girmek olacaktır, 9 veya 10 Kasım daha uygun" dedi. Ben de durabildikleri kadar durmalarını istediğim için 9 Kasım olsun dedim. 10 Kasım'da Atatürk'ün ölüm yıldönümünde yaşgünü yapamam bebeklerime, o yüzden 9'u tercih ettim. Hatta muayeneye giderken 9 Kasım olması durumunda o tarihte de piyango bileti alıp bebeklerim için ayrı bir arşiv oluşturmaya karar vermiştim.
9 Bizim için hep önemli tarihleri barındırır oldu nedense. Kocamın yaşgünü 9 Şubat, evlilik yıldönümümüz 9 Ekim, ilk bebeğimizi kaybettiğimizi öğrendiğimiz gün 9 Nisan, bebeklerimizin ikiz olduğunu öğrendiğimiz tarih yine 9 Nisan. Şimdi de bebeklerimin doğum günü 9 Kasım olacak. Ne güzel.
Muayeneden çıkar çıkmaz hemen sonu 9 ile biten bir bilet aldım bebeklerimin biri için. Diğeri için de ayrı bir bilet aldım ki ileride "biz iki kişiyiz, neden tek bilet aldın bize" gibi bir sitemle karşılaşmayayım. (Ben olsam sitem ederdim çünkü).
Artık tarih kesinleşince herşey daha bir gerçek oluyor sanki. Hamile olmaya öyle alıştım ki sanki hep hamileymişim gibi geliyor bana. Ya da daha önce dediğim gibi bu son 10 haftadır evde olduğum için zaman daha yavaş geçiyor belki de. Ama tam bir hafta sonra bu saatlerde bebeklerim kollarımda olacak. Sağlıklı olduklarını görmek en büyük dileğim.
1 Kasım 2010 Pazartesi
Önemli bir gün
Bugün tekrar kontrole gidiyoruz. Doktorum plasentamın durumuna bakacak ve sezaryen günümüz (büyük ihtimalle) belli olacak. Bende henüz Braxton-Hicks kasılmaları başlamadı, ya da var da ben anlamıyorum. Bebekler bu gidişle 40. haftayı çıkarır diye gülüşüyoruz kocamla. Tabii doktoruma göre bu bir kriter değil. "Herşey normalken bir anda suyun geliverir, belli olmaz bu işler" demişti. Neyse ki geçen hafta kongredeyken birşey olmadı. Arada Kurban Bayramı olacak olmasa olabildiğince beklemek istiyoruz (tabii plasenta veya bebeklerde bir sorun yoksa) ama ya bayramda gelmeye karar verirlerse diye de korkuyoruz. Tüm memurların ve benim de normalde evime gidebilmek için hasretle beklediğim 9 günlük tatil bu sefer uymadı bize. Bakalım ne olacak. Ama Kasım ayında doğacakları kesin yavrularımızın. Hele bugünkü gibi güneşli bir gün olursa ne de güzel olur :)
29 Ekim 2010 Cuma
Hamaratım bu aralar
Bu aralar pek bir hamaratım. Koca göbeğimle birlikte top kekler (muffin), poğaçalar yapıyorum. Değişik tarifler denemeye çalışıyorum. (Bebekler gelmeden önce pratik tarifler öğrenme telaşı herhalde.) Bir sürü yemek kitabım var ama nedense internet sitelerinden, bloglardan tarif bakmak daha hoşuma gidiyor. Kişilerin ve okuyucların kendi yorumları da olduğu için sanıyorum. Mesela bu sabah pancake yapayım dedim. Krep ya da akıtma adıyla yaptığımızın Amerikan usülü. Salıncakta 2 Kişi sağolsun geçenlerde tarifini vermişti, hemen oraya gidip tarife ulaştım. Biraz modifiye ederek (kıvam açısından ağız tadımıza uygun olsun diye, yoksa tarif gerçek pancake tarifidir) yaptım ve afiyetle yedik. Ellerine sağlık diyor, teşekkür ediyorum kendisine.
Geçenlerde Ebru Şallı ile yapılmış bir röportajı okudum. Doğumdan sonraki ilk fotoğraf çekimiymiş aynı zamanda. Süt için bol su içtiğini ve sütlü tatlılar yediğini söylüyordu. Sütlü tatlı deyince kafamda sütlaçlar ve sütlü irmik tatlıları uçuşmaya başladı nedense. Sütlacı sonraya bırakıp sütlü irmik tatlısına girişieyim dedim. İnternette bir sürü tarif var. Annem de pek güzel yapar gerçi ama nedense yine internete baktım. Pek çok tarif arasından en hafif olanını buldum sanıyorum. Bir forumdan bulduğum bu tarifi yazıyorum.
2.5 bardak süt
Yarım bardak su
Yarım bardak irmik
Yarım bardak toz şeker
Yarım paket vanilya
1 adet rendelenmiş limon kabuğu (ben koymadım)
İrmik, vanilya ve isterseniz limon kabuğu rendesini bir tencereye koyup üzerine süt ve suyu ekleyin. Muhallebi kıvamına gelmeye başlayınca şekeri de ekleyip karıştırmaya devam edin. Sonrasında bildiğiniz gibi kaplara dökün, üzerini süsleyin falan filan.
4 kişilik bu tarif yazarın dediğine göre porsiyon başına 160 kaloriymiş. İçinde yağ olmaması bence süper. Hatta yarım yağlı süt kullandığım için kalorisi daha da düşük olmalı. Soğuyunca afiyetle yiyeceğim kendilerini. Yaparsanız size de afiyet olsun.
Geçenlerde Ebru Şallı ile yapılmış bir röportajı okudum. Doğumdan sonraki ilk fotoğraf çekimiymiş aynı zamanda. Süt için bol su içtiğini ve sütlü tatlılar yediğini söylüyordu. Sütlü tatlı deyince kafamda sütlaçlar ve sütlü irmik tatlıları uçuşmaya başladı nedense. Sütlacı sonraya bırakıp sütlü irmik tatlısına girişieyim dedim. İnternette bir sürü tarif var. Annem de pek güzel yapar gerçi ama nedense yine internete baktım. Pek çok tarif arasından en hafif olanını buldum sanıyorum. Bir forumdan bulduğum bu tarifi yazıyorum.
2.5 bardak süt
Yarım bardak su
Yarım bardak irmik
Yarım bardak toz şeker
Yarım paket vanilya
1 adet rendelenmiş limon kabuğu (ben koymadım)
İrmik, vanilya ve isterseniz limon kabuğu rendesini bir tencereye koyup üzerine süt ve suyu ekleyin. Muhallebi kıvamına gelmeye başlayınca şekeri de ekleyip karıştırmaya devam edin. Sonrasında bildiğiniz gibi kaplara dökün, üzerini süsleyin falan filan.
4 kişilik bu tarif yazarın dediğine göre porsiyon başına 160 kaloriymiş. İçinde yağ olmaması bence süper. Hatta yarım yağlı süt kullandığım için kalorisi daha da düşük olmalı. Soğuyunca afiyetle yiyeceğim kendilerini. Yaparsanız size de afiyet olsun.
Kutlamalar
Bugün 2 kutlamam var. Birisi elbette ki Cumhuriyetimizin 87. yılı için. Nice yıllara diyorum ama Cumhuriyetimizin ve Atatürk'ün kıymetini bildiğimiz yıllara...
2. kutlamam Deniz için. İyi haberleri var Deniz'in bizlere. Yine de dualarinizi, iyi dileklerinizi eksik etmeyin.
Her günümüz iyi haberlerle, iyiliklerle, güzelliklerle dolu geçsin.
2. kutlamam Deniz için. İyi haberleri var Deniz'in bizlere. Yine de dualarinizi, iyi dileklerinizi eksik etmeyin.
Her günümüz iyi haberlerle, iyiliklerle, güzelliklerle dolu geçsin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)