14 Aralık 2010 Salı

Kocamdan Nutella yorumu

Dünkü yazımdan sonra kocamla sabah kahvaltı yapıyorduk. Nutella kavanozunu açarken şöyle dedi bana: " İnşallah o adam bunu yaparken yine kaşığı yalamamıştır". Çaldım ondan, ben yazdım oldu :)

13 Aralık 2010 Pazartesi

Tahin Nutella'ya karşı

Kış geldi mi annem için tahin-pekmez zamanı gelmiş demektir. Dışarıda lapa lapa yağan ve bayağı da tutmuş olan kara bakılırsa, galiba bu kış her zamankinden çok ihtiyaç duyacağız tahinin vereceği enerjiye. Ne yalan söyleyeyim, taze ekmek üzerine sürüp yemesi pek güzel olur.

Emzirme döneminde yapılan en büyük hatalardan biri süt olsun diye sürekli tatlı yemek, hoşaf vs. içmek, biliyorum. Bunların gereksiz kalori yüklemekten başka işlevi yok. Tabii bir de susatıp su içirmek. Onun yerine direkt su içmek çok daha yararlı ve olması gereken. Ama gel de bünyeye anlat bunu. Bir miktar tatlı yemeden olmuyor. Ben de dozunda bırakmaya çalışıyorum, umarım başarılı olurum.

Bugün annem Nutella alıp gelmiş sağolsun. Hamileliğim boyunca uzak durmuştum kendisinden. Benim yüzümden kocam da mahrum kalmıştı. Bugün kendisiyle birazcık hasret giderdik ama bünye tahini aradı sanki. Ya da 9 ay boyunca Nutella'dan mahrum kalınca onsuz yaşamayı öğrendi.

Neyse ne, fazla sorgulamaya gerek yok. Elimde bir dilim tahinli ekmek, yanında kakolu süt, dışarıda lapa lapa yağan kar, meleklerim sıcacık yataklarında mışıl mışıl uyuyor ve ben evimde, kocamın yanındayım, işte mutluluğun resmi bu Abidin.

11 Aralık 2010 Cumartesi

1 ayı devirdik

Vakit geçmiyor, doğuma az kaldı, nasıl olacak vs. derken 1. ayımızı 2 gün önce bitirdik (ama ben ancak yazma fırsatı buldum).

1. ayımızı bebeklerimle birlikte aşı olarak kutladık. Onlar için pek hoş olmayan bir kutlama şekli belki ama sağlıkları için gerekli. Topuk kanı alınırken ortalığı yıkan oğlum bile herhalde bu gerçeği fark ettiği için bu sefer binayı temellerinden sarsmadı neyse ki. Akşam da doktorumuza kontrole giderek o günkü sağlık turumuzu tamamladık.

Bu 1 ay resmen rüzgar gibi geçti. Artık çok daha fazla uyanık kalmama rağmen yoğunluktan zamanın nasıl geçtiğini farketmiyorum. Olsun, çok güzel şeyler yaşıyoruz, herşeye değer.

Kocamın son yazısını feci kıskandım. Sürekli elde fotoğraf makinesi dolanıyor, yakaladığı güzel pozları bana vermiyor. Şu yazısı ve koyduğu fotoğraf beni çatır çatır çatlattı mesela ama yabancı değil ne de olsa :)

Bu 2 günde başka neler mi oldu?

- Seyrettiğim yegane dizi olan Deli Saraylı anlamsız bir şekilde çat diye bitirildi. O kadar saçma sapan dizi varken bunun bitirilmesine üzüldüm açıkçası.

- Dün ilk kar yağdı Eskişehir'e. Şu anda da hala yağıyor.

- Dün doçentlik sınavımın yayın aşamasının sonucu belli oldu. Yayından geçmişim. Ocak ayı içinde sözlü sınava girmem gerekiyormuş ama zerre kadar çalışamadım. Bundan sonra da zor. Çaresiz girip kalacağım, aklımdakilerle birşeyler yapmaya çalışacağım ve eğer olmazsa sağlık olsun deyip şansımı çalışabildiğim başka bir zaman tekrar deneyeceğim. Bebeklerimin önceliği var ne de olsa, diğeri nasıl olsa olur.

- Kocam yayın aşamasından geçmemi kutlamak için bana çiçek yaptırmış sağolsun. Çok düşüncelidir, çok mutlu etti ben yine. Dün meğerse Eskişehirspor-Beşiktaş maçı varmış burada, maç öncesi trafiğe takılarak 5 dakikalık yolu yarım saatten fazla sürede kat etmek zorunda kalmış, park yeri bulamamış, o soğuk ve yağmurlu havada bilmem nerelerden yürümüş çiçekçiye sırf bunun için. Çiçekleri daha da çok sevdim şimdi.

Süt servisi saatim geldi, kaçmalıyım.

7 Aralık 2010 Salı

Ah bu çift sarmal

Sen iki ayrı kişiden bir takım özellikler al, onu eşle, bunun kopyasını yap derken orijinallerin özelliklerini taşıyan ama bambaşka bir hatta iki minik organizma yap. Ne nereden alınmış, kime benzemiş biz de merak edip duralım hamilelik boyunca. İlahi DNA, ömürsün vallahi.

Hamileliğim sırasında, özellikle de son aşamalara geldiğimizde bebeklerimizin kime benzeyeceğini merak edip duruyorduk kocamla. Tekli hamileliklerde çok iyi sonuç veren, neredeyse bebeklerin yüzünü tabak gibi gösteren 3-4 boyutlu ultrason bizde yer darlığı nedeniyle pek fazla detay veremez olmuştu. O yüzden çok merak ediyorduk kızımızla oğlumuzu. Sadece fiziksel benzerlik değildi merak ettiğimiz elbette, huylarını da çok merak ediyorduk, sürekli tahminler yürütüyorduk. Sonunda yavrularımız geldiler ve biz de aylardır merakla beklediğimiz herşeyi günbegün görür, yaşar olduk.
Kocam sağolsun, biraz bahsetmiş, özellikle bebeklerimizin yatışları hakkında bilgi vermiş, buradan bakabilirsiniz hala bakmadıysanız. Atladığı şeyi de ben yazayım dedim. Uyurkenki gamsızlık açısından bana benzeyen kızımız yorganı, battaniyeyi kafasına kadar çekerek uyuma konusunda aynen babasına benzemiş. Çoğu kez gidip kafasından çektik battaniyeyi. Her seferinde "neden bu kızı bu kadar örttün diye" diğerine sorduk. Sonradan anladık ki battaniyeyi kafasına kadar çeken kişi kızımızın ta kendisi. Oğlumuzun uykuya dalması babası gibi biraz sorunlu olabilir, ama uyurken üstünü açması, battaniyesi kafasına gelmişse sıkılması aynı ben. Ah DNA, sen nelere kadirsin, kimbilir daha ne sürprizler hazırladın bize :)

Aşağıya kızımın uyurkenki halini gösteren bir foto ekliyorum. Dikkatli bakarsanız minik eldivenli elini görebilirsiniz. :)

6 Aralık 2010 Pazartesi

İkiz babası

Akşamüstü bebeklerim uyurken ben de uyuyayım biraz diye yatmıştım. Kalkınca bloglara bakayım dedim ve harika bir sürprizle karşılaştım: kocam blog sayfasına nihayet yazı yazmış. Çok mutlu oldum, çok duygulandım. Benim kadar beğenir misiniz bilemem ama eğer okumak isterseniz yazısı burada. Eline sağlık hayatım.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Çiçeği burnunda annenin tecrübeleri

Bu aralar hayatım meme, mama, çiş, kaka ve uyku üzerine kurulu. Bir de gaz problemi var elbette. Gaz çıkarmanın büyükler için ayıp olduğu bir toplumda yaşarken bebekler yaptı mı nasıl da mutlu oluyoruz. Onlar gaz çıkardı mı yavrumun karın ağrısı geçecek, rahatlayacak diye yüzümüzde güller açıyor. Bebeklerin sindirim sistemi dışarıdaki hayata alışana kadar biraz sorun yaşayacakmışız. Erkek bebekler özellikle daha hassas oluyormuş, ki biz de şahsen görüyor ve yaşıyoruz bu durumu.

Neyse. Şu kısacık annelik hayatımdaki deneyimlerimi, gözlediklerimi vs. yazayım dedim fırsat bulmuşken.

Mesela:

Emzirme gecelikleri: Sadece hastanede giydim onları ve pek verimli kullanamadım açıkçası. Önden düğmeli klasik bir gecelik çok daha rahattı benim için.

Termos: Evde mutlaka olmalı. Mama hazırlarken kaynamış soğutulmuş su kullanmak lazım, ama çok da soğuk olmamalı tabii ki. Burada termos imdada yetişiyor. Koyuyorum içine kaynar suyu, ondan sonra gecenin bir yarısında ya da gündüz vakti oğlum mama-meme diye ağlarken kettle ile su kaynat, bekle derdi olmuyor.

Biberon termosu: Kullananlar varmış. Çeşitli yorumlar da okudum internette. Chicco'nun var mesela ama çok büyük olduğunu, çantalara sığmadığından bahsediyorlar. Ben de Kraft'ın tam termos gibi olmayan modelinden aldım. İçindeki mamayı 4 saate kadar aynı sıcaklıkta tutuyormuş ama bana pek öyle gelmedi. Evdeyken kullanmıyorum, termosumda sakladığım su daha çok işime yarıyor ama dışarıya çıkarken kullanılabilir.

Bebek bezi: Günde kaç tane harcıyoruz saymadım açıkçası. Hamileyken Migros'ta bulduğum yenidoğan bezlerinden birkaç paket almıştım. Sadece Molfix, Prima ve Evybaby vardı. Canbebe hiç yoktu, Huggies'de ise yenidoğan bezi yoktu (hala da yok, getirmiyorlar galiba.) Hangisi üstün diye sorarsanız cevabım yok. Çok sık bez değiştirdiğimiz için bu aşamada şu daha emici, bebeklerim bununla daha mutlu diyemeyeceğim. İleride, bezler daha uzun süre kalmaya başlayınca diyebilirim sanıyorum. Ama şöyle bir tüyo vereyim. Canbebenin internetten, kendi siteleri üzerinden, bez ve diğer tüm ürünlerinin satışı var. Geçenlerde oradan bez sipariş ettim. Koli bazında satış var, tek tek paket almıyorsunuz. Ben 4 tane yenidoğan bezinin olduğu bir koliyi 43.59 TL'ye aldım. 264 bez ediyor. Fiyatını karşılaştırırsanız çok ucuza geldiğini görürsünüz. Islak mendiller de aynı şekilde oldukça hesaplı. Kargo ücreti de almıyorlar. Bez kalitesinden de dediğim gibi şimdilik şikayetim yok. Göbekleri düştüğüne göre artık normal bezlere de geçebilirim. Onları da deneyince yazarım.

Pişik kremi: Doktorumuz Hametan verdi. Ama gördüm ki pişiklerin acilen geçirilmesinde Nivea, Dalin gibi pişik kremleri çok daha etkili.

Bebek telsizi: Şu aşamada lazım değil, olur mu ınu da bilmiyorum. Kızım uyandığında sessizce bekliyor, ancak çok acıkmışsa ağlıyor. Uyanmış mı diye yanına gidip bakmamız gerekiyor yani. Oğlum ise tam tersi, uyanınca gazı varsa veya açsa (kocamın tabiriyle) kendinden megafonlu sesiyle basıyor yaygarayı, duymamak mümkün değil. İleride lazım olur mu bilemem.

Süt pompası: Mutlaka olmalı. Süt artsın diye sağmak, memeleri boşaltmak lazım mutlaka. Ayrıca oğlum çok huysuzlandığında mama yerine anne sütü içsin diye de sağıyorum zaman zaman.
Medela marka almıştım, çok memnunum açıkçası.

Dezenfektan: Hastanede, koridorda her kapının yanında Actoderm marka dezenfektanlar vardı. Emzirme odasında da vardı aynından ve bebeklerimizi almadan önce ellerimizi onunla temizlememizi istiyorlardı. Biz de alt açtıktan önce ve sonra da kullanıyorduk. Sıvı bir dezenfektandı, yıkama gerektirmeyenlerden. Ama piyasada satılanlar gibi jel değildi. Hastaneden çıkınca eczanelerden aradık ama bulamadık bir türlü. Dettol sıvı sabun ile ellerimi yıkasam da nedense hastane hijyeni aklmda kaldığından mıdır nedir yeterli olmuyor gibi geliyordu. İnternet sağolsun firmasını buldum ve 2 tane 1 litrelik siparişi verdim. Bugün gelecek :)

Şimdilik aklıma gelenler bunlar.

Veeeeee günün sürprizine gelelim. Bebeklerimle tanışmaya ne dersiniz?

29 Kasım 2010 Pazartesi

Hepinizin huzurunda kocamdan özür diliyorum

Geçen yazım nedeniyle kocamdan özür diliyorum. Hamileliğim boyunca elimi sıcak sudan soğuk suya sokturmayan, her işi zevkle yapan kocam sanki bebeklerin gelmesinden sonra etliye sütlüye karışmıyor gibi bir anlam çıkmış sanırım. Durum bu değil tabii ki.

İlk zamanlarda bebeklerimizle aynı odada yatan ve gece benimle birlikte uyanıp duran kocam bayram tatili sırasında grip başlangıcı oldu. Bebekleri hasta etmemek için evde o sırada boş olan yegane yer olan salonda yatmaya başladı. Zaten ağır geçen hastalığı salonun nispeten daha soğuk olmasının da etkisiyle oldukça zorladı kocamı. Tatil bitince sabah 8'de dersleri başladığı için hem ertesi günkü yorucu çalışmaya hazırlanması için geceleri rahatça uyusun hem de hastalığı tam olarak atlatsın diye başka odaya tayinini çıkardık kocamın. Yine de uyandıkça hep gelip gidip baktı bebeklerimize. Akşamları eve geldiğinde mamalarını yedirdi, gazlarını çıkarttı, özellikle mızıldanan oğlumuzu kucağında uyuttu (ki sadece bu bile yeter), akşamları ve haftasonları annemle bana uyuma fırsatı verip nöbeti devraldı, elinden geleni yaptı anlayacağınız.

Dünkü yazımdan sonra hiçbirşey yapmıyor gibi geldiyse sizlere çok üzülürüm, daha önce de yazmıştım, bana mükemmel bir hamilelik geçirten bu adamın hakkını ödeyemem. Bu ilk zamanlarda annenin işi daha çok oluyor, meme, mama, alt temizle derken babaların çok fazla işi olmuyor ama bebeklerimiz büyüdükçe işi daha da artacak. Mükemmel kocam ve çocuklarımın mükemmel babası işte o zaman daha fazla yorulacak.

Çok özür diliyorum hayatım.Kızma karıcığına lütfen.