Zaman ne çabuk geçiyor. Bebeklerim doğalı neredeyse 2 ay olacak. Bu aynı zamanda iznimin de bitmiş olduğu anlamına geliyor maalesef.
İkiz beklediğim ve doktorum bebeklerimin iyiliği için doğum öncesi iznimi tam kullanmamı istediği için (yine de 1 haftasında fakültedeki işlerimi toparlamıştım) hamileliği sorunsuz geçen diğer tüm hamilelerin yaptığı gibi son 3 haftaya kadar çalışıp 5 haftamı (benim durumumda 7 hafta) doğum sonrasına aktaramayınca 8 haftalık doğum sonrası iznim bitiverdi. Bugün fakültede olmam gerekiyordu mesela ama rapor alıp bir süre daha bebeklerimin yanında kalmayı seçtim.
Tüm çalışma hayatım boyunca nadiren rapor aldım ben. 94'ten bu yana hesaplarsak toplamda 1 ayı birkaç gün anca geçmiştir, çoğunluğunu da düşük sonrası aldığım rapor oluşturur. Evliliğim boyunca da evimde, kocamın yanında olmak için rapor almadım ama bu sefer almam lazım. Bebeklerim o kadar küçük, o kadar anneye muhtaçlar ki, ayrılamam yanlarından. Ayrıca ayrılmak da istemiyorum.
Yapacağım şey yine herkesin yaptığı gibi alabildiğim kadar raporla idare etmek olacak. Sonrasında yıllık izinlerimi devreye sokacağım, en son olarak da ücretsiz izin almaya çalışacağım.
Bu kadar uğraşmak niye, direkt olarak al iznini rahat rahat otur evinde diyebilirsiniz. Almanya'da falan çalışıyor olsaydık aynen böyle yapardım emin olun ama ülkemizin şartları malum. Çocuk yardımının aylık 20 TL olduğu, fiyatların sürekli arttığı bir ülkede, ikiz bebeklerimle 1 yıl boyunca tek maaşla nasıl geçinebileceğimi söylerseniz hemen alayım iznimi. Ama şartlar malum, beni buna şartlar mecbur ediyor.
Doğum sonrası ücretli iznin 8 hafta olması çok az. 2 aylık bebeğini bakıcıya, annesine bırakıp işe gitmek zorunda olan bir sürü kadın var. Bebeklere bir şekilde bakılır elbet ama annenin ilgisine, sevgisine muhtaç olan yavrular ne yapacak? Bu kadar küçükken sadece akşamları görmek yetecek mi? Yetmesi mümkün değil. Ücretsiz izin 1 yıl olabilir, bu süre sonunda bebekler oldukça toparlamış olur ama karşılayabilen var karşılayamayan var. Bir de 24 aya çıkarılma düşüncesi var bu aralar, yapabiliyorlarsa 12 ayını ücretli yapsınlar bunun, gerisi ücretsiz olsun. Bunu yapabiliyorsanız çıkartın 24 aya. Çiftlere 3 çocuk yapmalarını önermek kolay, layığıyla bakabilmek için gerekli şartları da sağlayıverin bir zahmet. Bebekleri annelerinden ayırmayın olabildiğince, "maaşını buyur al, üstüne her ay şu kadar da ekstra para vereyim, ne de olsa masraflarınız artmıştır" deyin mesela. Hiçbirimiz karun değiliz 24 ay tek maaşla aile geçindirmeye çalışalım. O yüzden rapor alacağım arkadaş, kimse kusuruma bakmasın.
Coştum akşam akşam, neyse, bir süre daha bebeklerimle birlikteyim kısacası.
4 Ocak 2011 Salı
30 Aralık 2010 Perşembe
Seni çok sevmiştim
Seni çok sevmiştim ama her güzel şeyin olduğu gibi bunun da bitmesi gerekiyor, artık gitmen lazım. Gidiyor olsan da seni asla unutmayacağım, bana yaşattığın mutluluklar, beraberinde getirdiğin güzellikler benden parçalar olarak hep yanımda, kalbimde olacak.
Güle güle 2010. Benim için çok özel bir yıl oldun sen. Bir önceki senenin acılarını silmiştin. Hamile olduğum müjdesini fısıldamıştın kulağımıza. Sonra da bir önceki sene bebeğimizi kaybettiğimizi öğrendiğimiz tarihte ikiz annesi olacağım haberini getirmiştin bize. İş hayatımı da ihmal etmemiş, uzun zamandır beklediğim kadroyu getirerek akademik anlamda ilerlememi sağlamıştın. Sonlarına doğru da en büyük hediyelerim olan iki meleğimi verdin bana.
Seni asla unutmayacağım, 2009'dan nefret etmiş, senin gelişini dört gözle beklemiştim. Şöyle bir geriye bakıyorum da beklediğime değmiş. Artık gidiyorsun ama dediğim gibi, ne ben ne de kocam seni hiç unutmayacağız.
Bu arada, 2011'i tanıyorsundur mutlaka, söyler misin gelirken o da bir zahmet güzellikler getirsin yanında. Mutlaka yanına almıştır ama sen bir hatırlatıver. Kocama da kadro gelmesi lazım, onu unutmadan çantasına koyuversin. Ayrıca herkese mutluluk, sağlık ve huzur getirsin (biraz para da fena olmaz hani).
Herkese mutlu yıllar!
Güle güle 2010. Benim için çok özel bir yıl oldun sen. Bir önceki senenin acılarını silmiştin. Hamile olduğum müjdesini fısıldamıştın kulağımıza. Sonra da bir önceki sene bebeğimizi kaybettiğimizi öğrendiğimiz tarihte ikiz annesi olacağım haberini getirmiştin bize. İş hayatımı da ihmal etmemiş, uzun zamandır beklediğim kadroyu getirerek akademik anlamda ilerlememi sağlamıştın. Sonlarına doğru da en büyük hediyelerim olan iki meleğimi verdin bana.
Seni asla unutmayacağım, 2009'dan nefret etmiş, senin gelişini dört gözle beklemiştim. Şöyle bir geriye bakıyorum da beklediğime değmiş. Artık gidiyorsun ama dediğim gibi, ne ben ne de kocam seni hiç unutmayacağız.
Bu arada, 2011'i tanıyorsundur mutlaka, söyler misin gelirken o da bir zahmet güzellikler getirsin yanında. Mutlaka yanına almıştır ama sen bir hatırlatıver. Kocama da kadro gelmesi lazım, onu unutmadan çantasına koyuversin. Ayrıca herkese mutluluk, sağlık ve huzur getirsin (biraz para da fena olmaz hani).
Herkese mutlu yıllar!
27 Aralık 2010 Pazartesi
Vicdan azabı
Bebeklerim artık daha uzun mesafedeki nesneleri ve kişileri görmeye ve takip etmeye başladılar. Çok güzel birşey bu çünkü bize bakıp gülüyorlar sonrasında da, içimin yağları eriyor. Ama bir yandan da hoş değil çünkü vicdan azabı çekiyorum. Bebeklerimin birisi kucağımdayken, emzirirken vs. diğeri bana gözünü dikip sanki "o neden kucakta, ben neden değilim" der gibi bakıyor. Gözlerini dikip ayırmıyorlar, ondan sonra bendeki vicdan azabı diz boyu. Kucağımdakini bırakıp diğerini alıyorum, sonra da bıraktığım bebeğim dikiyor gözlerini. Çok zor çok :)
25 Aralık 2010 Cumartesi
Çok şanslıyım
Bu fotoğrafın muhtemelen sizin için bir anlamı yoktur:
Bunun da olamaz:

Bir de birlikte bakalım. Bu iki nesnenin sizin için bir anlam ifade etmesine imkan yok:
Ama benim için bu iki tatlı kuru pasta aşk demek, sevgi demek, karşısındaki kişiye değer vermek demek, şefkat demek.İki kuru pastadan tüm bu anlamlar nasıl çıkıyor peki? Anlatayım.
Her Türk gibi ben de ayçekirdeğini çok severim ancak belli bir miktardan fazla yediğim taktirde yüzüm sivilce dolmaya başlar. Tecrübeyle sabittir, 100 g'ı (kabuklu halde) geçersem fısır fısır çıkar sivilceler. Ben de mümkün mertebe yememeye çalışırım.
Geçenlerde babam kuru pasta alıp gelmiş yiyelim diye. Tatlı olanların yarısı yukarıda görüldüğü gibi ayçekirdeği kaplıydı. Haliyle pek yiyemedim, canım tatlı da çekmişti oysa. Kuru pastalara bakıp yutkunurken kocam tabağıma ilk fotoğrafta gördüğünüz kuru pastayı koydu. Karıcığı yesin diye tüm ayçekirdeklerini temizlemiş. Tek bir kuru pastaydı ama o bile yetti bana. Şimdi soruyorum size, bu adama aşık olunmaz mı? :)
24 Aralık 2010 Cuma
Buhar da lazımmış
Bir mama-meme seansından sonra yine birlikteyiz. Bebeklerim yataklarında mışıl mışıl uyurlarken iki satır yazayım dedim.
Oğlumun gaz problemi için deneyimli annelerin tavsiyesi üzerine Aptamil Conformil 1 aldım (doktora sormadım açıkçası, önerecek olsa geçen gidişimizde önerirdi zaten). İçeriği Aptamil 1 ile hemen hemen aynı, sadece miktarlarda çok küçük değişiklikler var diyebilirim, o yüzden sorma gereği duymadım. Sonuçta bu gazlı olma durumu bebeğin geçirmesi gereken bir süreç ama umarım kısa sürer. Kolik ağrısı gibi saatlerce ağlaması yok neyse ki ve gündüz-gece sorunumuz pek yok, sadece akşamları huysuzlanıyor oğlum, o ağlayınca içimiz parçalanıyor ama ne yapalım, geçecek gidecek.
Hergün yeni bir şey öğreniyor insan. Mesela bebeklerimin burnu tıkanmaya başlayınca buhar makinesi almam gerektiğini öğrendim geçenlerde. Bebekler ilk etapta bizim gibi ağızdan nefes alamazlarmış, koordine edemezlermiş bu işi. O yüzden burunlarının tıkalı olmaması çok önemli. Tıkanıklığın nedenlerinden biri de ortamdaki nemin az oluşuymuş, nemin belli bir düzeyde (%45-55 idi galiba) tutulması gerekirmiş. Bunu öğrenince hemen buhar makinelerini araştırmaya başladık. Karşımıza bir de soğuk buhar-sıcak buhar kavramları çıktı. Buhar dediğin sıcak olmaz mı? Ortaokulda öyle öğretmediler mi bize? Su 100 derecede kaynayacak da buhar fazına geçecek vs. vs. Peki o zaman bu soğuk buhar da ne? Elini buhara tuttuğun zaman gerçekten de soğuk. Meğer ultrasonik bir sistem sayesinde elde ediliyormuş. Kocam fizikçi olduğu için hemen altta yatan prensibi anlattı sağolsun. Fizikten pek hoşlanmayan ve anlamamak için direnen ben için "sizin laboratuarınızda kullandığınız ultrasonik banyo gibi" şeklinde özetledi.
Sıcak olması yanık riskini artırıyormuş. Doğru ya, bebekler her zaman küçük kalmayacak ki, büyüyecekler, cihazı merak edip ulaşmaya çalışacaklar, tüm çocuklukları boyunca gerekecek bu makine, o yüzden buharın yakıcı olmaması önemli. Bir forumda okuduğum bir yorumda, yorumu yazan kişinin doktorunun sıcak buharın havadaki toz ve mikroorganizmaları çocukların ciğerlerine daha kolay taşıdığını söylediği yazıyordu, doğru mu değil mi bilemem ama yakıcı olmaması benim için yeterli bir özellik. Kalorifer peteklerine su konulması aynı şekilde tavsiye edilmiyormuş (zaten bizim petekler kendini ancak ısıtıyor, eskinin sürekli sıcak kalan döküm kaloriferleri olmalı konan suyu buharlaştırması için, kombi sistemlerinde kullanılan dandik, ısı kesilince hemen soğuyan petekler olmuyor). Kendi gözlemim de ortalığın çok fazla yapış yapış nem olmaması.
Araştırdık, internete baktık, kullanan arkadaşlara sorduk, alışveriş merkezinde gördük (çocukları 40 uçurma için dışarı çıkaramayınca ertesi gün beni çıkardı kocam, gidip buhar makinesi baktık) inceledik ve sonunda Tefal'inkini aldık. Aldığımızdan beri de çalıştırıyoruz, umarım faydası oluyordur, miniklerimin nefes almasını kolaylaştırıyordur. Almak isteyen olursa eğer deneyimlerimi yazayım. Çok sessiz çalışıyor, çocuklar uyurken rahatsız olmamaları için çok güzel bir özellik. 4.5 litre hacmi var, hemen bitmiyor, sürekli su koymak zorunda değilsiniz. Su koyma yeri haznenin altında, su koymak biraz sıkıntı veriyor bana ama o kadar sorun değil. Tek sorun su giriş yerindeki kapağın iyi oturmaması. Bir yerde diş atıyor, hafif yamuk kalıyor. Kapağın ucunda kirece karşı kartuş takılmış, onun ağırlığı nedeniyle tam oturmadığını, bir yerden yamulduğunu sanıyorum. Su sızdırmıyor neyse ki ama sorun sadece bizde mi yoksa genel mi merak ettim. Kullanan arkadaşlara sorayım en iyisi.
Bugünkü deneyim paylaşımımızın sonuna geldik. En güzel günler, geceler sizinle olsun. Esen kalın.
Oğlumun gaz problemi için deneyimli annelerin tavsiyesi üzerine Aptamil Conformil 1 aldım (doktora sormadım açıkçası, önerecek olsa geçen gidişimizde önerirdi zaten). İçeriği Aptamil 1 ile hemen hemen aynı, sadece miktarlarda çok küçük değişiklikler var diyebilirim, o yüzden sorma gereği duymadım. Sonuçta bu gazlı olma durumu bebeğin geçirmesi gereken bir süreç ama umarım kısa sürer. Kolik ağrısı gibi saatlerce ağlaması yok neyse ki ve gündüz-gece sorunumuz pek yok, sadece akşamları huysuzlanıyor oğlum, o ağlayınca içimiz parçalanıyor ama ne yapalım, geçecek gidecek.
Hergün yeni bir şey öğreniyor insan. Mesela bebeklerimin burnu tıkanmaya başlayınca buhar makinesi almam gerektiğini öğrendim geçenlerde. Bebekler ilk etapta bizim gibi ağızdan nefes alamazlarmış, koordine edemezlermiş bu işi. O yüzden burunlarının tıkalı olmaması çok önemli. Tıkanıklığın nedenlerinden biri de ortamdaki nemin az oluşuymuş, nemin belli bir düzeyde (%45-55 idi galiba) tutulması gerekirmiş. Bunu öğrenince hemen buhar makinelerini araştırmaya başladık. Karşımıza bir de soğuk buhar-sıcak buhar kavramları çıktı. Buhar dediğin sıcak olmaz mı? Ortaokulda öyle öğretmediler mi bize? Su 100 derecede kaynayacak da buhar fazına geçecek vs. vs. Peki o zaman bu soğuk buhar da ne? Elini buhara tuttuğun zaman gerçekten de soğuk. Meğer ultrasonik bir sistem sayesinde elde ediliyormuş. Kocam fizikçi olduğu için hemen altta yatan prensibi anlattı sağolsun. Fizikten pek hoşlanmayan ve anlamamak için direnen ben için "sizin laboratuarınızda kullandığınız ultrasonik banyo gibi" şeklinde özetledi.
Sıcak olması yanık riskini artırıyormuş. Doğru ya, bebekler her zaman küçük kalmayacak ki, büyüyecekler, cihazı merak edip ulaşmaya çalışacaklar, tüm çocuklukları boyunca gerekecek bu makine, o yüzden buharın yakıcı olmaması önemli. Bir forumda okuduğum bir yorumda, yorumu yazan kişinin doktorunun sıcak buharın havadaki toz ve mikroorganizmaları çocukların ciğerlerine daha kolay taşıdığını söylediği yazıyordu, doğru mu değil mi bilemem ama yakıcı olmaması benim için yeterli bir özellik. Kalorifer peteklerine su konulması aynı şekilde tavsiye edilmiyormuş (zaten bizim petekler kendini ancak ısıtıyor, eskinin sürekli sıcak kalan döküm kaloriferleri olmalı konan suyu buharlaştırması için, kombi sistemlerinde kullanılan dandik, ısı kesilince hemen soğuyan petekler olmuyor). Kendi gözlemim de ortalığın çok fazla yapış yapış nem olmaması.
Araştırdık, internete baktık, kullanan arkadaşlara sorduk, alışveriş merkezinde gördük (çocukları 40 uçurma için dışarı çıkaramayınca ertesi gün beni çıkardı kocam, gidip buhar makinesi baktık) inceledik ve sonunda Tefal'inkini aldık. Aldığımızdan beri de çalıştırıyoruz, umarım faydası oluyordur, miniklerimin nefes almasını kolaylaştırıyordur. Almak isteyen olursa eğer deneyimlerimi yazayım. Çok sessiz çalışıyor, çocuklar uyurken rahatsız olmamaları için çok güzel bir özellik. 4.5 litre hacmi var, hemen bitmiyor, sürekli su koymak zorunda değilsiniz. Su koyma yeri haznenin altında, su koymak biraz sıkıntı veriyor bana ama o kadar sorun değil. Tek sorun su giriş yerindeki kapağın iyi oturmaması. Bir yerde diş atıyor, hafif yamuk kalıyor. Kapağın ucunda kirece karşı kartuş takılmış, onun ağırlığı nedeniyle tam oturmadığını, bir yerden yamulduğunu sanıyorum. Su sızdırmıyor neyse ki ama sorun sadece bizde mi yoksa genel mi merak ettim. Kullanan arkadaşlara sorayım en iyisi.
Bugünkü deneyim paylaşımımızın sonuna geldik. En güzel günler, geceler sizinle olsun. Esen kalın.
21 Aralık 2010 Salı
40'ımız çıktı
2 gün önce 40'ımız bitti. Bebeklerimi 40 uçurmak için babaannelerine götürelim demiştik ama feci soğuklar bastırınca onlar bize geldiler. Değişik bir 40 uçurma oldu anlayacağınız.
Oğlumuzun gaz sorunu olduğunu yazmıştım galiba daha önce. Herkes oğlanlarda sık görüldüğünden, 40'ından sonra geçeceğinden bahsediyordu. Hevesle bekledik biz de zamanın geçmesini ancak değişen birşey olmadı. Oğlum hala gaz sorunu yaşıyor. Doktorumuzun verdiği Metsil damla etkili mi değil mi anlayamıyoruz. Fazla ilaç kullanımını tasvip etmiyor zaten (ben de sevmiyorum eczacı olmama rağmen). Tüm gaz giderici ilaçların birbirinin aynısı olduğunu söylüyor. Rezene çayına da pek sıcak bakmıyor, etkisi olduğunu düşünmüyormuş. Bitkilerle haşır neşir olan benim, etkili olduğu muhakkak ama bebeklerde ters etkisi mi olur acaba diye düşündüğüme göre beni bile korkutmuş adamcağız. Anne sütüne ek olarak mama vermek zorunda kalıyoruz, o mu acaba çocuğu kötü etkiliyor bilemedik bir türlü. Yavrum gaz sancısı nedeniyle sık uyanıyor, uykusu aksayınca da huzursuz oluyor, kısır döngü şeklinde devam ediyor bu durum.
Oğlan annelerine soruyorum, nedir bunun çözümü? Deneyimlerinizden faydalandırırsanız beni çok sevinirim.
Oğlumuzun gaz sorunu olduğunu yazmıştım galiba daha önce. Herkes oğlanlarda sık görüldüğünden, 40'ından sonra geçeceğinden bahsediyordu. Hevesle bekledik biz de zamanın geçmesini ancak değişen birşey olmadı. Oğlum hala gaz sorunu yaşıyor. Doktorumuzun verdiği Metsil damla etkili mi değil mi anlayamıyoruz. Fazla ilaç kullanımını tasvip etmiyor zaten (ben de sevmiyorum eczacı olmama rağmen). Tüm gaz giderici ilaçların birbirinin aynısı olduğunu söylüyor. Rezene çayına da pek sıcak bakmıyor, etkisi olduğunu düşünmüyormuş. Bitkilerle haşır neşir olan benim, etkili olduğu muhakkak ama bebeklerde ters etkisi mi olur acaba diye düşündüğüme göre beni bile korkutmuş adamcağız. Anne sütüne ek olarak mama vermek zorunda kalıyoruz, o mu acaba çocuğu kötü etkiliyor bilemedik bir türlü. Yavrum gaz sancısı nedeniyle sık uyanıyor, uykusu aksayınca da huzursuz oluyor, kısır döngü şeklinde devam ediyor bu durum.
Oğlan annelerine soruyorum, nedir bunun çözümü? Deneyimlerinizden faydalandırırsanız beni çok sevinirim.
15 Aralık 2010 Çarşamba
Gına geldi
Televizyonda bir bisküvi reklamı gördüm bugün. Bilmem kaç yıldır bizimleymişler de onu vurgulamak için geçmişten günümüze klişe-duygu seli yaratacağını umdukları cümlelerle nostalji kokan bir reklam çekmişler. Dönem dizileri beğeniliyor ya, herhalde onlardan biz de nemalanalım dediler. Ben sevmiyorum böyle reklamları arkadaş. Bayramları iç burkmaya çalışan şeker-çikolata reklamlarından sonra bir de bunlar çıktı başımıza. 118 80 bile daha tahammül edilesi ki onlardan nefret ettiğimi daha önce ifade etmiştim. Neyse, belki de ben cinsim :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)