Kızım ise o sırada minik lülelerini sallaya sallaya babasıyla dolaşıyordu. Nasıl olsa kesilen saç onunki değil, dil çıkarıyor sanki kardeşine utanmadan :)
8 Kasım 2012 Perşembe
2. saç kesimimiz
Oğlumun saçları yine uzayıp kahkülleri gözüne girmeye başlayınca soğuklar bastırmadan yine kestirelim dedik. Daha önce saçını kesen ağbiye geleceğimizi haber verip yine Espark'taki kadın-erkek kuaförünün yolunu tuttuk. Geçen sefer sanırım ne olduğun anlamadığı için koltuğa oturmayı kabul eden oğlum bu sefer oturmayı reddettiği annesinin kucağında kestirdi saçları. Daha zor oldu, hatta çok hareket ettiği için kahküller hafif yamuk gibi oldu ama olsun, ferahladı yavrum. Aşağıda kuafördeki halimizi görebilirsiniz. Böylece bir ilke imza atarak ilk defa kendi fotoğrafımı da koymuş oluyorum.
7 Kasım 2012 Çarşamba
Bebek arabamız (dışarıda) kullanmadan eskidi
Kullanmadan derken dışarı çıkarmadan demek istedim aslında, yoksa evin içinde hala kullanıyoruz kendisini. Çocuklar hala kendi başlarına yatmıyorlar, biraz sallamaya ihtiyaç duyuyorlar. Gerçi çok yorulduklarında sallamaya gerek kalmadan uykuya dalıyorlar ama henüz bu işi yataklarımızda yapamadık. Arkadaşlarım akşam uyku vakti gelince bebeğin yatağına birlikte yattıklarını ve uyumasını beklediklerini söylüyorlar. Bu bana uymuyor maalesef çünkü bir değil iki bebeğim var, aynı anda ikisinin yatağında da olamam ve daha da önemlisi bebeklerimden önce uyuma potansiyeline sahibim. Ben uyuyunca fır dönerler etrafta (ki olmayan şey değil). Bir süre daha arabada sallar gibi yapıp sonra bir şekilde doğru yolu bulacağız elbet. Kimse sonsuza kadar arabada yatmıyor ne de olsa :)
Süper bir araba almıştık kocamla. İstediğimizi özellikleri vardı vs., en güzeli de kapılardan geçecek boyuttaydı. Asansör kapısını bile dikkate almıştık ama deprem yönetmeliği gereğince konulan içteki kapıyı hesaba katmamışız. Asansöre giremeyen arabamızı yine de birkaç kez kahramanca içinde kan ter içinde aşağıya indirdik. O zaman bebeklerimiz yürüyemiyordu, o yüzden önce arabayı indirip/çıkarıp prens ve prensesimizi sonra bindirip/indiriyorduk. Sonrasında havalar kötüledi, arabayı çıkarmaya üşendik, evde kullanır olduk, bebekler yürümeye başladı, kah kucakta kah ellerinden tutarak dolaşmaya başladık. Ama bu arada araba da eskidi. Üzerine dökülen mamaları mı sayayım oğlumun hasta olunca kusmalarını mı, üzerinde zıplarken kırdıkları ama hala bir şekilde fonksiyon yapan yattıkları kısmı mı. En iyisi fotoğraf koyayım. Aşağıda arabamızın "öncesi" hali var. Gördüğünüz gibi cillop gibi, bebekler anneye-babaya da bakabilsin diye ayarlanabilen bir modeldi.
Süper bir araba almıştık kocamla. İstediğimizi özellikleri vardı vs., en güzeli de kapılardan geçecek boyuttaydı. Asansör kapısını bile dikkate almıştık ama deprem yönetmeliği gereğince konulan içteki kapıyı hesaba katmamışız. Asansöre giremeyen arabamızı yine de birkaç kez kahramanca içinde kan ter içinde aşağıya indirdik. O zaman bebeklerimiz yürüyemiyordu, o yüzden önce arabayı indirip/çıkarıp prens ve prensesimizi sonra bindirip/indiriyorduk. Sonrasında havalar kötüledi, arabayı çıkarmaya üşendik, evde kullanır olduk, bebekler yürümeye başladı, kah kucakta kah ellerinden tutarak dolaşmaya başladık. Ama bu arada araba da eskidi. Üzerine dökülen mamaları mı sayayım oğlumun hasta olunca kusmalarını mı, üzerinde zıplarken kırdıkları ama hala bir şekilde fonksiyon yapan yattıkları kısmı mı. En iyisi fotoğraf koyayım. Aşağıda arabamızın "öncesi" hali var. Gördüğünüz gibi cillop gibi, bebekler anneye-babaya da bakabilsin diye ayarlanabilen bir modeldi.
Bu da garibimin son hali. Oraya buraya devirdikleri, üzerinde tepindikleri, vın vın diye sürdükleri bir oyuncak oldu artık. Ben de ağbimle garip metal sandalyelerden uzay gemisi yapar oynardım küçükken, kocam da benzerini yaparmış, çocuklarımız da bize çekecek elbette :)
6 Kasım 2012 Salı
Evimde yaşayan bir minik var
Geçenlerde kocam minik bir uğur böceği buldu odaların birinde. Zavallı evde kapalı kalmasın, otlara bitkilere konup hayatını devam ettirsin diye elime alıp mutfak penceresinden dışarı uçurayım derken mutfağa girer girmez uçtu gitti bir yerlere. Herhalde evden ayrılmak istemiyordu, ne bileyim. Bir süredir ortalarda yoktu, derken dün mutfak penceremdeki minik saksıda gördüm kendisini. Fotoğrafını çektim, sonra alıp yine dışarı yollayayım hazır havalar güzel giderken dedim ancak yine bulamadım. Demek o bizim evimizin uğuru ve gitmek istemiyor. Uğur getirir umarım o zaman, buyursun evimizin 5. bireyi ve 3. miniği olsun :)
5 Kasım 2012 Pazartesi
Pazartesi şarkısı 24 ve yeni cicilerim
İnsan kendi blogundan bu kadar bihaber olur mu? Oluyormuş. Pazartesi şarkılarımı yazarken 13 sayısını (yanlış hatırlamıyorsam) 2 kez kullanmışım. Tek tek geriye dönmektense bir rakam ekleyerek 24'e geçmiş bulunuyorum.
Bugünkü şarkımız enerji verici değil, yeterince enerjim vardı bugün, o yüzden fazlasına ihtiyaç duymadım. Şarkımız Sugababes grubundan Too lost in you. Çok sevdiğim bir şarkıdır. 3'lü 5'li kız gruplarının söylediği ama tek bir kişi söylermiş gibi koordineli ender güzel şarkılardan biri bence. Naçizane benim fikrim elbette bir müzik üstadı değilim sonuçta. Şarkı aynı zamanda bir filmin de soundtrack albümünden ki o filmi de pek severim (Bol artistli ama fevkalade bir film olan -bu da naçizane benim fikrim, film eleştirmeni değilim sonuçta): Love Actually. Bu şarkıyı kocama ithaf etmek istiyorum ayrıca, belki de bundan sonra bizim şarkımız olur :)
Bugünkü şarkımız enerji verici değil, yeterince enerjim vardı bugün, o yüzden fazlasına ihtiyaç duymadım. Şarkımız Sugababes grubundan Too lost in you. Çok sevdiğim bir şarkıdır. 3'lü 5'li kız gruplarının söylediği ama tek bir kişi söylermiş gibi koordineli ender güzel şarkılardan biri bence. Naçizane benim fikrim elbette bir müzik üstadı değilim sonuçta. Şarkı aynı zamanda bir filmin de soundtrack albümünden ki o filmi de pek severim (Bol artistli ama fevkalade bir film olan -bu da naçizane benim fikrim, film eleştirmeni değilim sonuçta): Love Actually. Bu şarkıyı kocama ithaf etmek istiyorum ayrıca, belki de bundan sonra bizim şarkımız olur :)
Gelelim şu zayıflama işine. Üşenmeyip her gün sticker için kilomu yazıp tekrar tekrar html kodu ekliyorum ama çizelgede dramatik bir oynama olmuyor haliyle. Ben de haftalık girmeye karar verdim. 400 gram ver 100 gram al derken moralim bozuluyor, en iyisi haftalık yapmak, böylece daha güzel motive olurum. Bir de bu işe haftaya başlamaya karar verdim. Yoo, pazartesi rejimleri gibi olmayacak, sadece çocuklarımın yaşgününü atlatayım da onlar için sipariş verdiğimiz harikulade iki katlı, şeker hamuru kaplı pastaya yutkunarak bakmayayım dedim. Bir de kocam beni yeni Bond filmine götürecek, uzun zamandır mısır yemedim, mısır yemek istiyorum. Anlayacağınız haftaya altın vuruş yapacak ve ondan sonra zayıflamaya başlayacağım (umarım).
Bir de yeni spor ayakkabı aldım kendime. Evde iki tane çok severek ve çok da uygun fiyata aldığım Nike ayakkabım var. (Hatta o kadar sevmişim ki ikisi de aynı model, sadece yazı ve Nike logosu birinde mavi, diğerinde altın sarısı). Ama doğumdan sonra ayaklarım resmen bir numara büyüdü. Tabii kilodan da olabilir, 10-12 kilo versem belki rahat giyebilirim o yüzden de atmaya kıyamıyorum. Ama uzun süre yürüdüğümde ayaklarımı feci acıttıkları için kocam bana bir Reebok easytone aldı. Hani şu yürüdükçe kalçayı falan şekillendirdiği iddia edilenlerden. Sabah gara giderken ve akşamları dönüşte (çok yorgun olmazsam ve çok yüküm çok ağır olmazsa) yürüyorum, "bari bu ayakkabıyla yürü de faydasını gör, fakülteye gidince normal ayakkabı giyersin" dedi kocam. Çok mutlu oldum. Şimdi şu resimde gördüğünüz bebeklerden var ayağımda, ama benimkinin renkli kısımları biraz daha morumsu.
O zaman stickerımı şimdilik donduruyorum, 12 Kasım'da başlamak üzere...
4 Kasım 2012 Pazar
Kocamla şarkımız - piyango bileti
Bir ara bahsetmiştim, evlilik yıldönümümüzde piyango bileti alıyorum, arşiv oluşturuyorum diye. Hatta bebeklerimin doğum tarihi 9 Kasım olunca onlar için de 2'şer bilet alarak arşiv oluşturmaya başlamıştım. Yazının biri burada, diğerini nedense bulamadım.
Bu yıl maalesef bilet almayı unuttum. Çok yoğun bir döneme denk geldi, düzenlediğimiz ulusal kongrenin hazırlıkları yüzünden kafamı kaşıyacak vaktim yoktu, yıldönümümüzde de ertesi sabah yola çıkacağımız için hazırlık yapıyorduk. Gerçi kongre sırasında arkadaşlarım, hocalarım çok güzel bir şekilde kutladılar ama (inşallah yazarım bir ara) ben milli piyango bileti almayı unuttum :( Neyse ki arkadaşlarım yine imdadıma yetişti de 9 Ekim biletini henüz atmayan bir arkadaşım biletini bana verdi. Böylece arşivim kesintisiz olacak. Teşekkürler Sinemciğim :)
Gelelim kocamla şarkımıza. Bizim bir şarkımız yok. Hani bir yarışma programına çıksak da "sizin şarkınız nedir?" diye sorsalar boş boş sunucunun yüzüne bakacağız. Bir ara bir şarkı var gibiydi sanki ama ne olduğunu ikimiz de hatırlamıyoruz. Haydi şu şarkı olsun diyoruz ama sonradan olmuyor bu işler. Yine de kocamın bir önerisi var. İkimizi çok iyi anlattığını düşündüğü bir şarkı. Aşağıya ekliyorum, bakalım siz nasıl bulacaksınız.
Dağınığın kim olduğunu söylememe gerek yok herhalde değil mi ?
:)
Bu yıl maalesef bilet almayı unuttum. Çok yoğun bir döneme denk geldi, düzenlediğimiz ulusal kongrenin hazırlıkları yüzünden kafamı kaşıyacak vaktim yoktu, yıldönümümüzde de ertesi sabah yola çıkacağımız için hazırlık yapıyorduk. Gerçi kongre sırasında arkadaşlarım, hocalarım çok güzel bir şekilde kutladılar ama (inşallah yazarım bir ara) ben milli piyango bileti almayı unuttum :( Neyse ki arkadaşlarım yine imdadıma yetişti de 9 Ekim biletini henüz atmayan bir arkadaşım biletini bana verdi. Böylece arşivim kesintisiz olacak. Teşekkürler Sinemciğim :)
Gelelim kocamla şarkımıza. Bizim bir şarkımız yok. Hani bir yarışma programına çıksak da "sizin şarkınız nedir?" diye sorsalar boş boş sunucunun yüzüne bakacağız. Bir ara bir şarkı var gibiydi sanki ama ne olduğunu ikimiz de hatırlamıyoruz. Haydi şu şarkı olsun diyoruz ama sonradan olmuyor bu işler. Yine de kocamın bir önerisi var. İkimizi çok iyi anlattığını düşündüğü bir şarkı. Aşağıya ekliyorum, bakalım siz nasıl bulacaksınız.
Dağınığın kim olduğunu söylememe gerek yok herhalde değil mi ?
:)
2 Kasım 2012 Cuma
Aykırıyım ben
İyi haftasonları hepinize.
1 Kasım 2012 Perşembe
Bu böyle olmayacak
Artık cidden zayıflamam lazım. Kilom 1-2 kilo oynayıp duruyor ne zamandır. Yağdan yakıyorum, kilom oynamasa da giydiklerimden farketmeye başlarken birşey oluyor ve ben kendimi yine yağlanmış buluyorum (birşeye abur cubur yemek veya dengesiz beslenmek deniyor benim literatürümde). Artık buna bir son vermeye kesin kararlıyım. Bayramı da atlattık, kalan tatlıları silip süpürdük, artık zamanı geldi. Kendimi hergün kontrol etmek ve bu vesileyle bloguma da uğramak için bir lilyslim sticker'ı ekledim sağ kolona. Bu vesileyle herkes kilomdaki iniş çıkışları da görecek. Belki bu sayede kendime dikkat ederim de zayıflamayı başarırım. Dolabım bir sürü giyemediğim kıyafetle dolu, birilerine verirsem bu kilolar iyice yapışacak biliyorum. "Ama sen ikiz doğurdun" diye beni avutmak isteyenlere şimdiden teşekkür ederim ama bebeklerim artık 2 yaşına giriyor, bu bahaneye sığınacak halim kalmadı artık, utanıyorum resmen :)
İstikamet 55 kilo :)
İstikamet 55 kilo :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








