12 Şubat 2013 Salı

Gecikmeli Pazartesi şarkısı - 37 ve diyet haberleri

Aslında verecek pek bir diyet haberim yok. Eğer bugüne kadar sağdaki Lilyslim ticker'a baktıysanız hiçbir değişiklik olmadığını görmüşsünüzdür. Aslında değişiklik var, daha kötüye gittiğimi söyleyebilirim. 69 kilonun altına düşemiyorum, takıldım kaldım burada derken 71'i görmüş durumdayım, tam bir rezillik. Yılbaşı, okulda kutlama, yok onun yaşgünü, bunun semineri, tez ikramı derken bugünlere gelmiş durumdayım. Çok düzensiz yiyorum. Sabah kahvaltı yapmadan çıkıyorum, ama kahvaltının önemini bildiğim için gardan simit alıp yiyorum (yuh). Öğle yemeğini evden getiriyorum ama seminer ikramları vs çıkınca düzenimi iyice şaşırıyorum. Gece yavrularla kalkıp oturunca acıkıyor, abur cubur atıştırıyorum ve en önemlisi su içmiyorum. İşte beni bitirenler bunlar. Neleri yapmamam gerektiğini biliyor ama yapmıyorum. İradem tam olarak sıfırlanmış durumda. Hamileliğim sırasında doktorum şekeri, hamur işlerini vs. yasaklamıştı, herhalde onun acısını çıkarıyorum şimdi.

Ama bu sefer kesin kararlıyım, bu kilolar gidecek. Ben iradeli bir insanım, sadece bunu unuttum galiba, hatırlamam lazım.

Cumartesi kocamın yaşgünüydü, kutlama mesajlarınız için tekrar teşekkürler bu arada. Elimden geldiğince güzel bir sofra hazırladım, pasta falan da derken biraz ipin ucunu kaçırdık. Artık bu son olsun, bugünden sonra dikkat etmeliyim derken kocam bir erkeğin karısına söyleyebileceği en kibar şeyi söyledi bana: "Hayatım, sen çok güzel bir kadınsın ama kendini bıraktın biraz. Biraz toparlayınca ipin ucunu tekrar bırakıyorsun". Gerçekten de haklı adam, kocama kıyasla kendime hiç dikkat etmiyorum. Galiba anorexia nervosa'nın tam tersi var bende, kendimi kilolu olarak pek görmüyor olmalıyım ki radikal kararlar alamıyorum bir türlü. Oysa giyemediğim bir dolap dolusu kıyafet, hızlı yürürken sıkışan nefesim bana tam aksini söylüyor uzun zamandır (söylemeyi bırak bağırıyorlar resmen).

Kocamın bu kibar yorumundan sonra şöyle bir kendime baktım, balık etiyim resmen, şişman değilim, benden kötüleri var elbette ama bu gidişle o da yakındır. Bu yüzden bu kendime son çağrıdır. Ferulago Hanım, silkinip kendinize geliniz yoksa bu işin sonu kötü, ailede şeker öyküsü var zaten, bir de başınıza bu musibeti musallat etmeyiniz. Aylar önce koyduğunuz hedefi biraz küçültünüz, zayıfladıkça yeni hedefler koyunuz, daha önce yaptınız, ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz, yine yapabilirsiniz, haydi bakalım (kendimle sizli bizli konuşunca daha mı etkili olacak acaba? :)   )

Ve gelelim bu haftaki şarkımıza, konumuza uygun olsun bari. Weird Al Jankovic'ten bir Michael Jackson parodisi gelsin o zaman - I'm Fat



10 Şubat 2013 Pazar

Altıntop :)

Greyfurta da altıntop derler ama benim kastettiğim bu değil. Çocuk sahibi olmak üzereyseniz veya olduysanız zaten biliyorsunuzdur ne olduğunu. Herkes size altıntop hikayesini anlatır. Biz hala yılda birkaç kez dinleriz bu hikayeyi, en çok da anneannem anlatmayı sever sağ olsun.

Şu anda televizyonda "Ben bilmem eşim bilir yarışması" var ve erkekler topuklu ayakkabılarla koşturuyorlar. Ekranda kocalar koşuyor evde de benim yavrular. Adamlar koştukça orta sehpanın etrafında tur atıyor benimkiler ama ne koşu, öyle böyle değil, sanki arabayı benimkilere verecekler. 

Seyretmesi o kadar zevkli ki anlatamam size. "Bunları seyretmek tam bir eğlence" dedim kocama az önce. "Altıntop işte" diye cevap verdi kocam suratında gülüşle. Sonra da ekledi, "öndeki Hamit, arkadaki Halil". :)

İsteyen herkese altıntop diliyorum, gerçekten de evin neşesi, tuzu biberi çocuk dediğin  :) 

9 Şubat 2013 Cumartesi

Bugüünnnnnnnn


Bugün kocamın yaşgünü. Bu seferki oldukça önemli sayılır çünkü Amerikalıların "big fat forty" dedikleri yaşa giriyor kocam, 40 oluyor. Artık iyice orta yaş grubuna giriyor olsa da görünümü itibariyle sanki üniversiteden yeni mezun olmak üzere gibi. Tansiyon ve şeker başlangıcı çıkınca kendine iyice dikkat etmeye başladı, iyice incecik oldu, hayranım kendisine (ben hala kilo vermek için bir ileri iki geri ilerlerken çok sinir bozucu aslında).

Sonuç olarak sevgili kocama küçücük bir parti hazırlayayım istedim. Hayır hayır dansöz getirmiyorum (Bir arkadaşımın karısı 40 yaşgünü partisine dansöz getirtmişti, hep o aklıma gelir). Çocuklarınkilerle aynı olmasın diye ayrıca parti süsleri, balonlar aldım (abartmadan tabi). Planım kocam AÖF sınavındaki görevine gittiğinde salonu süslemekti ama kocam bir sürprizim olduğunu anladı yine. Sürpriz var mı diye sorduğunda gözlerim açılıp balık gibi bakmaya başlıyormuşum, o da birşeyler planladığımı anlıyormuş. Çok sinir bozucu. Sonuçta süslerden haberi oldu ama neyse ki ne var ne yok diye bakmadı, buna da şükür.

Öğleden sonra pastamızı da alıp yemekler hazırlayacağım sevgili kocama. Ama ben ne yaparsam yapayım, çocuklarımın kutlaması sanırım en unutulmaz yaşgünü kutlaması olacak sevgilim için. Sabah kalkar kalkmaz babalarına "iyi ki doğdun" dedi meleklerim (annelerinin öğretmesiyle elbette). Hatta biraz da bağıra bağıra söylediler. Kocam ağzı kulaklarında gitti görevine.

Sonuç olarak sürpriz, pasta olsa da olmasa da bu yaşgünü kocam en unutulmaz, en güzel yaşgünü olacak biliyorum :)


Mutlu yıllar koca, mutlu yıllar baba :)


8 Şubat 2013 Cuma

Respect

Eskiden Ali G adında bir Sasha Baron Cohen karakteri vardı belki hatırlarsınız. "Respect" derdi, alameti farikasıydı hatta. Geçen akşam kendimi aynen onun gibi söylerken buldum.

Hayatım hızlı trende geçiyor biliyorsunuz. Sabahki yolculuğumda çalışıyorum, akşamları ise eğer gece çok uykusuz kalmışsam veya gün içinde çok yorulmuşsam uyuyorum. Rekorum 7 dakika. Genelde çiftlik kavşağını görüyor, sonrasını hatırlamıyor, gözlerimi Eskişehir girişinde açıyorum.

Geçenlerde yanıma 50-60 yaşları arasında bir adam oturdu. Yanında bulmacası, gazetesi vardı ama daha tren kalkmadan uyuyuverdi. Vay canına dedim, benden beterleri de varmış. Yol boyunca uyudu, Eskişehir'e girmek üzereyken hala uyuyordu. Artık şehir içinde ilerliyorduk, o hala uyuyordu. İnsanlar ayaklandı, kapıya gitmeye başladı, o hala uyuyordu, gara girdik ve durduk hala uyuyordu. Tren durunca uyanır diye bekledim ama yine uyanmadı. En sonunda "beyefendi geldik" diye seslenmek zorunda kaldım ama uyumaya devam etti. Birkaç kez seslendim ama uyanmadı bir türlü. Neyse ki nefes alıyordu da ölmediğini anlıyordum. En sonunda yine "beyefendi geldik" derken hafifçe dürttüm birkaç kez. Uyanmadı önce, sonra gözlerini açıp ellerine baktı (ne rüya görüyorsa artık), sonra tekrar kapadı. Galiba tekrar uyuyacak diye düşünürken birden bire sıçrayıp paltosunu almak için üst kabine doğru hareketlendi.

Vay canına dedim içimden, benden beteri de varmış, saygı duyarım. İşte Ali G o an aklıma geldi. Respect.

;)

7 Şubat 2013 Perşembe

40 olunca anladım - 2

Yine oje meselesi. Ne önemliymiş bu oje demeyin, 40'a doğru insan kokoşlaşmaya başlayınca bu da daha bir önem kazanıyor elbette.

Daha önce açık renk - koyu renk oje sorunsalımdan bahsetmiş, koyu renk ojelerle kendimi bulduğumdan dem vurmuştum. Meğerse oje sürme işine tamamen yanlış bir yerden bakıyormuşum ben. Neymiş hatalarım?

1) Açık renk ojenin bakımı daha kolaydır, koyu rengin ucu falan çıkınca yenilemek vs. gerekir, açık renkte ise belli olmadığı için daha uzun süre kullanılır.

2) Koyu renk ojeyi kıyafete göre değiştirmek yorucudur. Kırmızı kıyafete bir önceki günün mavi ojesi gitmez, çıkartıp kırmızı vs. sürmek gerekir.

İşte 40 olunca anladığım şey bu ikinci maddeyle ilgili.

Eskiden her gün kıyafetine göre oje rengini değiştiren kadınlara hayranlık ve şaşkınlıkla bakardım, nasıl bu kadar çok vakit buluyorlar, nasıl taşırmadan sürüyorlar diye şaşar dururdum. (açık renk oje taşsa da pek belli olmazdı ne de olsa.) Ama artık anladım, meğer iş sandığımdan daha basitmiş.

Mavi kazak giyip mavi oje mi sürdünüz? Çok yakıştı harika oldu ama ertesi gün kırmızı gömlek giyeceksiniz. Ojeyi silip yenisi mi sürmeli? Haaaayyıırrrrrrrr. Mavinin üzerine koyu kırmızı kat atıyorum oluyor bitiyor. Bir sonraki gün kahverengi ya da siyah mı giyeceğim? At üstüne kahverengi ya da siyah oje olsun bitsin. Böylece her gün farklı bir renk, her gün bakımlı eller.

Ben bunu 40 olana kadar neden anlamadım ki? Yaşasın koyu renk oje özgürlüğü :)

6 Şubat 2013 Çarşamba

Banana

Bu aralar favorimiz bu. Arada hala Gangnam da diyorlar ama Banana'ya bayılıyorlar. Banana ne mi? Bir kız bir oğlan sayesinde tanıştığımız Despicable Me filminin minik yaratıklarının olduğu bir kısa film. Kendi ikizlerinin kikir kikir gülerek seyrettiğini söylemişti. Ben de benimkiler ne tepki verecek diye açtım seyrettirdim. Vallahi bayıldılar. Gülmüyorlar ama transa geçiyorlar. Oğlum ara sıra Banana git gelme diyor hatta.
Gerçekten de pek sevimlililer ama tek şikayetim kısa olması. Biter bitmez banana diye dolanan iki minion da benim var anlayacağınız.

Seyretmek isterseniz aşağıda bulabilirsiniz.


4 Şubat 2013 Pazartesi

Pazartesi şarkısı 36 - anca toparladım

Eveeettttt, hastalıkla ve iş güçle geçen bir haftayı daha bitirdik. hastalığı atlatmaya çalışırken acil yetiştirmem gereken işlerim olduğundan 3 gün boyunca 3-4 saat (trende uyuma dahildir) uyuyarak vampirlerin arası karışmama az kalmışken hem işleri bitirdim hem de çocuklara bulaştırmadan hastalığı atlattım. Oh be. Arada bütünlemeleri yaptık, kağıtları okuduk, notları girdik, ve tatile çıktık. Tatil derken 1 hafta aramız var, ondan bahsediyorum. Haftaya bu gün bu saatlerde ders anlatıyor olacağım.

Ben de bu haftanın ilk 2 gününü fakültede eski işleri toparlayarak, kalan 3 gününü de evde bebeklerimle geçireyim diyordum. Oğlum her sabah beni kontrol edip anne gitme diyor, içim parçalanıyor.

Bu haftaki şarkıyı hiç düşünmedim aslında. Yolda dinledim gerçi ama haydi şu olsun diyeceğim bir şarkıya rastlamadım. O zaman az sonra çalacak ilk şarkı olsun, bana da sürpriz olsun. sky fm'in best of the 80's kanalında artık ne çıkarsa bahtımıza.

Aha, geçmişe götürecek hatta bir de üstüne bir filmi gözümüzden film şeridi gibi geçirecek bir şarkı:

Kenny Loggins - Danger Zone