14 Kasım 2013 Perşembe

Miniklerim artık bebek değil

Bebeğim dediğimde "biz bebek değiliz" deseler de onlar benim hep bebeklerim olacaklar. Ama haklılar, miniklerim artık bebek değiller, geçen cumartesi günü 3 yaşlarını bitirdiler. Yaşgünü partimiz ve pastamızın detaylarını vereceğim bilahare, şimdilik kısa bir gir kaç yapıp ancak Lilypie stickerlarını değiştiriebiliyorum.

4 Kasım 2013 Pazartesi

Pazartesi şarkısı - ?

O kadar uzun zaman oldu ki pazartesileri şarkı girmeyeli, sayısını bile unutmuşum. Yine birikti yazacaklarım ama bu hafta azar azar yazacağım umarım (ders notları hazırlamadan fırsat kalırsa elbette :)  )

Bu haftaki şarkımız (vj sunuşuyla) yılların eskitemediği grup Scorpions'tan. You're loving me to death. ( bu arada umarım daha önce pazartesi şarkısı yapmamışımdır)

:)


29 Ekim 2013 Salı

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlayana da kutlamayana da kutlu ve mutlu olsun. Hepimiz Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet sayesinde burada değil miyiz ne de olsa? Bakınız google bile kutlamış :)


28 Ekim 2013 Pazartesi

Çocuklara çok dikkat etmeli!

Bu veletlere çok dikkat etmeli çok! Kaşla göz arasında hiç olmadık şeyler yapabiliyorlar, pes doğrusu. Hayır, kendilerine zarar vermelerinden bahsetmiyorum, o ayrı konu, bu seferki sorunum bana zarar vermeleri. Küçükken kafama kocaman ve ağır projektörü düşürmeleri veya çekmeceyi kafama geçirmeleri, babalarının gözlüğünü yamultmaları, babaanneninkini kırmaları ve anneannenin burnunu kırma teşebbüsleri de değil konu. Konumuz özellikle oğlumun elektronik cihazlara olan düşkünlüğü. Oğlanların hepsi mi böyle anlamıyorum vallahi, yavruda bir merak, onu bunu açma, bulduğu her düğmeyi çevirme isteği var nedense. Hatta bildiğiniz kurtlu. Boyu yettiği her düğmeyi çeviriyor, olmasa taburesini alıp geliyor ve artık sandalyeleri de istediği her yere taşımaya başladı ki en fenası bu oldu galiba.

Fırın düğmeleriyle oynadığı ve ben de salak gibi kontrol etmediğim üstü yanan ama içi tam pişmeyen tavuklar, yine üstü kızaran ama altı pişmeyen kekler, saatler süren yemek pişirme fasıllarına geçen hafta kombi vukuatı eklendi. Akşam eve geldiğimde bizim ev  hiç olmadığı kadar sıcaktı birkaç gündür. Gündüzleri sıcak geçiyor, akşamları da alt kattakiler iyi yakıyor herhalde diye düşündüm ama o kadar sıcaktı ki dayanamayıp 2 gece kapayıp sabaha doğru açtım kombiyi. Peteklerden öyle bir sıcaklık yayılıyordu ki şaştım kaldım hatta. Ama kombiyi kontrol etmek aklıma gelmedi. Meğer benim minik meraklı oğlum (kız olduğunu sanmıyorum, kesin oğlandır) kombiyi sonuna kadar açıyormuş. Farkedince kombinin kapağını kapalı tutmaya başladık ama yakında nasıl açılacağını bulur nasıl olsa.

En son vukuatını ise bu sabah farkettim. Birkaç gündür buzdolabındaki herşey çürümeye, bozulmaya başladı. Süt içecek oluyorum, ısıtınca kesiliyor, haydi uzun süre açık kaldı diyorum. Mandalinalar sonsuz bir hızla çürüyor ki 2 ay önce aldığım elmalar hala taş gibiydi en son yediğimde, demek ki mandalinalar iyi değildi diyorum. Bozulan herşeye bir bahane bulurken yeni alınan peynirler de küflenmeye başlayınca uyandım. Hayır, buzdolabının taksidi bile bitmedi daha bozulmuş olamaz ve çok da memnun kaldığım bir aletti. Meğer benim minik yavru sandalyeyi dolabın yanına taşıyıp üzerindeki düğmelerle oynuyormuş. Ve sağolsun aleti tatil ayarına getirmiş. Kimbilir kaç gündür sadece buzluk kısmı çalışıyormuş meğerse. Bir sürü bozulan şey oldu ama herhalde elektrik faturası az gelerek telafi eder. Doğalgaz faturasını ise düşünemiyorum bile :)

15 Ekim 2013 Salı

İyi bayramlar


Trafik kazasız, sakar kasap habersiz, kurbanların kesilen diğer kurbanları görüp acı çekmeden doğru şekilde kesildiği, mutlu ve huzurlu, sevdiklerinizle birlikte geçireceğiniz, küçüklerin el öpüp bol bol para aldığı güzel bir bayram dilerim hepinize.

14 Ekim 2013 Pazartesi

Bayram öncesi çocuk gelişimi (kel alaka :) )

Arefe günü benim için bayram temizliğinin sonu demek. Aslında bugüne kadar bitmiş olmalıydı ama etrafta dolanan iki velet varken pek mümkün olmuyor. Bir yandan iş yapıp bir yandan "yapma oğlum, gelme çocuğum, sakın evladım, Berkeeeeeeeeeeeeeeeeee naptın sen" diye bağırıp çağırıyorum. Mutfakta birşeyler yiyen veya salonda televizyon seyreden çocukların hazır dikkatleri benden uzaklaşmışken içeriye kaçıp bir iki iş bitireyim derken dahili sensörleri hemen uyarı veriyor, yanımda bitiveriyorlar. Sonrasında da "anne napıyorsun? oraya nasıl çıktın? düşeceksin" şeklindeki sohbetimiz arasında bir yandan da cam silmeye ve yere düşmemeye çalışıyorum. Oğlum sağolsun  en sonunda ben cam silerken içine su doldurduğum leğenimin yanına basmak suretiyle her yeri ve kendini su içinde bırakınca dünyalar benim oldu. Farkındaysanız ekseriyetle oğlandan bahsediyorum, oğlanlar çok yaramaz oluyor çoook.

Acaba birşeyleri yanlış mı yapıyorum diye çocuk gelişimi kitapları alayım dedim, yavrular uyurken internetten onu ekle bunu ekle derken 10 tane kitap atmışım sepete (aslında 11 idi ama birini geçenlerde çocuğu büyüyen ve ihtiyacı kalmayan bir arkadaşım vermişti). Sonra da evde neler var diye bir bakayım dedim. Meğer evde 4-5 tane kitabım varmış benim çocuk gelişimi hakkında, varlıklarını bile unutmuşum. Onlarla başlayıp sonra diğerlerini almaya karar verdim.Çok da kınadım kendimi. Varsa yoksa ders kitapları, projeler, makaleler. Oysa bunları da okumam lazım. Her ne kadar teorikle pratik uymasa da, içgüdüsel olarak bir şeyleri doğru yapıyorsam da okumam lazım sanıyorum çünkü bir yerde hata yapmış olmalıyım ki çocuklar bir süredir tırnak yiyor (önce kızım başladı sonra da oğlum). Aylardır tek bir el tırnağı kesemedim. Acı oje alayım dedim ama araştırdığımda gördüm ki uzmanlar sadece sorunu geçici olarak çözeceğini, altta yatan psikolojik problemi gizleyeceğini söylüyor. Ben de vazgeçtim ama alttaki sorun nedir (benim işe gidip gelmem mi yoksa) ve nasıl çözebilirim bilmiyorum. Belki kitaplarda bulabilirim.

Yine görüşürüz ama görüşemezsek hepinize iyi bayramlar.

13 Ekim 2013 Pazar

Peki neden kazmaymışım?

Böyle kazmalık olmaz diyorum başka da birşey demiyorum. Teknoloji meraklısı olan ben meğer teknoloji kazması olmuşum da haberim yok. Kötü anneyim, hiç yorum yok diye kendimi yerken meğer yorumlar geliyormuş ama ben alamıyormuşum, yorum yazanlara çok teşekkür ederim bu arada.

Efendim, ben fakültede kullandığım mail adresimi outlook hesabımdan okurdum hep. Sunucuda bir kopyasını bırak seçeneğini işaretlemez, böylece outlook'a çektiğim mailler sunucuyu şişirmezdi. Ama geçen yazdan beri outlook hesabımını kullanmadım çünkü hesabımı cep telefonundan rahat görebilmek için gmail hesabıma bağlamıştım ve çok daha rahat olduğu için hep telefonu veya direkt olarak gmail hesabını kullanmaya başlamıştım. Ama gmail ayarlarını yaparken sunucuda bir kopya bırak demişim meğerse, böylece mail sunucum şişmiş de şişmiş. 10 GB kota dolmuş ve bu nedenle hiç mail alamayaya başlamış. Önceleri fark etmedim, haftasonuydu, ev işleri falan derken dikkat etmedim. Ama bloga yorum gelmeyince bir de düşündüm ki beni her sabah kolaçan eden hatta günde birkaç mail yollayarak yoklayıp duran limango, morhipo ve binbir türlü spam mail de ortalarda yok. O zaman fakülte mailini kontrol etmek aklıma geldi. 3-4 ay içinde 8527 mail gelir mi? Gelmiş, kota şişmiş. Tek tek mailleri sildim de ferahladım, sonra da birkaç gün boyunca gelemeyen mailler bir şelale gibi dökülmeye başladı. Sizlerin yorumları da elbette. Kötü bir anne olmadığıma sevindim, çok teşekkür ederim hepinize :

Bu arada denizciğim, yorumlarının yayınlanmaması da benim bir başka kazmalığım, çok yoğun olduğum dönemlerde yorumları yayınlayıp cevap yazmayı unutmuşum, birikmişler hep. Onlarla da ilgileneceğim :)