21 Eylül 2014 Pazar

İşte her kadının kabusu

Her kadının kabusu: Bugün ne pişirsem sorunsalı. Artık düzenli bir hayata geçtiğimize ve çocuklar da anaokulunda düzenli şekilde yemek yemeye alışacakları için (yarın anaokuluna devam edebileceklerini umuyoruz, umarım yeterince iyileşmişlerdir) akşamları hep birlikte yemek yememiz gerekiyor. Daha önce evimizde anneanne-babaanne olduğu için kah ben yemek yapar bırakırdım, kah onlar yapardı. Yemek yapmaya fırsatım olmamışsa da evde yapacak biri olduğunu bilirdim, içim rahat olurdu. Ama artık her akşam bir sonraki akşamın yemeğini yapıp bırakmak zorundayım. Kocam genelde aynı yemeği ikinci kez yemeyi sevmez, ama Ankara'dan yorgun argın geldiğim düşünülürse herhalde 2. gün de yemek zorunda kalabiliriz.

Bu akşamın ve yarının menüsü belli, ama ya sonraki akşamlar? Annem ne yapayım diye sorduğu zaman ne istersen onu yap derdik eskiden, meğer ne sinir bozucu bir cevapmış bu. Yemeği haftalık olarak planlamak, gerekli malzemeleri evde bulundurmak lazım. Bir de çocuklar bu sebzeyi sevmez, kocam bunu hayatta yemez durumları var. Yoksa yemek yapmak zor değil, zor olan herkese uygun menüyü toparlamak.

Fırsat buldukça yemek bloglarına vs. bakmak lazım aslında. Daha önce bahsetmiş ama link vermeyi unutmuştum. Hatta yorumlarda "keşke yazsaydınız" eleştrisi de gelmiş ama ben cevap vermeyi atlamıştım. Haklısınız, işte en çok takip ettiğim iki sayfa:

Kolay yemek tarifleri (Sevimin Aşkanası)

Kevserin Mutfagı

Kevserin Mutfağı uygulama olarak Android ve iPhone için de mevcut. Tabule adında bir de online dergisi var ve az önce fark ettiğim üzere günlük menü önerileri de mevcut.

Bir diğer sorunum da kocamla diyete girmeye karar vermiş olmamız. Sicilya'da üstüne afiyet biraz fazla yeyip içmişiz anlaşılan, ben ipin ucunu zaten kaçırmıştım ama daha da gözden kaybolmaya başlamış. Şimdi bir de kendimize diyet menü hazırlamam lazım. Bu siteleri iyice bir kolaçan edeyim en iyisi.

19 Eylül 2014 Cuma

Bir dönüm noktası daha

Şu yazıyı yazdığımda yeni başlangıçlara doğru ilerliyordum. Hayatımda yeni bir dönem başlıyordu. Eylül 2014 itibariyle bir başka dönüm noktasını daha yaşamaya başladık. Çocuklarım anaokuluna başladı (sayılır) :)

Bebeklerimin (kocaman oldular ama hala benim bebeklerim) doğduğu 9 Kasım 2014'ten bu yana evimizde hep dönüşümlü olarak anneanne-babaanne oldu. İkiz bebek oldukları için yatılı kalıyorlardı elbette. Çocuklar büyüdükçe dedeler de eşlik etmeye başladı. Allah hepsinden razı olsun, onlar olmasaydı bebeklerimizi maddi manevi bu kadar rahat büyütemezdik. Anneanne ve babaanne tek başlarına bakabilse de bakıcı tutmak gerektiğinde mutlaka tek bakıcı yapamıyorum diye arıza çıkaracak, iki bakıcı tutmak zorunda kalacaktık. Ankara'ya gidip geldiğim için aklımız da çocuklarda kalacaktı. Sağolsunlar bu yaşa kadar getirdik el birliğiyle. Ama çekirdek ailemiz ancak hafta sonlarında ve yegane evde olduğum zamanlar olan tatillerde birlikte olabiliyordu. Çocuklar bile yatak odamızı anneannenin ve babaannenin odası olarak biliyorlardı (yaklaşık 4 yıldır kendi yatağımda yattığım geceler toplamda 2 ayı geçmez herhalde).

Öğle uykusundaki tuvalet sorunumuzu çözememiş olduğumuz ve çok da küçük oldukları için (ve hazır bakan da olduğu için) kreşe vermeyi 4 yaşa ertelemiştik.

Ama artık anaokulu zamanı geldi. Çocuklarım 15 Eylül itibariyle anaokuluna başladı. (Bu da ayrı bir yazı konusu aslında, Sicilya'da kongredeydik, 14'ü gece evde olacaktık ancak ama uçak rötar yapınca son hızlı treni ve erken otobüsü kaçırıp otogardan ilk bulduğumuz otobüse atlayıp  5'e doğru evde olup 2 saat uykuyla çocukları yetiştirdik.)

Sonuç olarak artık hayatımızda yeni bir dönem başlıyor. Çekirdek ailemiz olarak baş başa olacağımız, kendi odamızda uyuyabileceğimiz, çocukların da bizle birlikte sabah okula gidip akşam eve döneceği günler başladı. Anlayacağınız hayatımız düzene girecek. Bakalım bizleri nasıl günler bekliyor.....

derken çocukları 2 yarım gün bırakabildik ancak, 2. günün akşamında kızım hastalandı. Binaların içi soğuk, herhalde üşüdü, biz de hava sıcak diye kısa kollu giydirmiştik dışarıdaki havaya kanıp. İyileşsin diye uğraşırken tabii ki oğlana bulaştı. Sonuç olarak 2 gün gidip 2 alıştırma gününü pas geçmek zorunda kaldık. Bugün götürelim derken anaokulu yeni yerine taşınacak dediler. Yani hayatımızda yeni bir dönem başlar gibi oldu ama tam başlayamadı. Umarım pazartesi günü her şey normale döner.

30 Ağustos 2014 Cumartesi

Kutlu ve mutlu olsun

30 Ağustos Zafer Bayramımız hepimize kutlu olsun. Milletçe kazandığımız en önemli zaferin yıl dönümünü kutlarken bugüne ulaşmamızı sağlayanları minnetle analım. Sayenizde burada bunları yazabiliyoruz, mekanınız cennet olsun (ki zaten öyledir).

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Bu kadar oldu mu?

Çooook uzun zamandır yazmıyorum. Eskiden yazmasam da uğrar kim ne yazmış diye bakar, yazamadığım için diğerlerini yazılarına bakarken de utanırdım hafiften. Uzun zamandır sayfama girmiyorum bile, kimseyi okumuyorum, ancak facebook'ta falan görürsem bakıyorum. Bakmaya bakmaya eksikliğini de hissetmez oldum açıkçası. Durum vahim yani. Açıkçası geçen Haziran'dan beri pek yazma isteği kalmadı ama blogumun amacı ileride çocuklarıma onlar büyürken yaşadıklarımızı aktarmak değil miydi bir nevi? O zaman silkinip yavaş yavaş bloga ve yazmaya tekrar alışmaya çalışmalı.

İşler ne de olsa hiç bitmiyor ama hayat da beklemiyor kimseyi, devam ediyor. Mesela çocuklarım yakında 4 yaşında olacaklar ve nihayet kreşe başlıyorlar, hayatımızda yeni bir dönem başlayacak ama ben eski dönemle helalleşemedim bile daha.

Yavaş yavaş geliyorum anlayacağınız :)

12 Mart 2014 Çarşamba

İçim, içimiz yandı

Bu yıl 2 yazı yazmışım, keşke yine yazmasaydım, yazdırmasalardı. Dün içimiz yandı. Bir önceki akşam haberlerde Berkin'in 16 kiloya düştüğünü duymuştum, benim 3.5 yaşındaki oğlum 16 kg, nasıl olabilir diye üzülürken sabah ölüm haberini almak zaten yanan içimi iyice kora döndürdü. İnsan olan herkesin ağlaması gereken bir ölüm. Anne-babaların ise kat kat fazla. Yüreğim cız etti inanın, o annenin babanın yerine koydum kendimi, onların yerinde olmadığım için şükrettim, sonra utandım, ağladım, aklıma geldikçe de ağlıyorum.

Diyecek laf hem çok hem yok.

Ama bu ölüm karşısında içi cız etmeyenlere, oh olsun diyenlere var bir çift sözüm. Evlat acısının kimseyi yakmasını istemem, hatta bence hak etmenize rağmen size beddua edemem. Umarım bir gün insan olduğunuzu fark eder de utanırsınız.

5 Şubat 2014 Çarşamba

Rapunzel'in saçları, Ferulago'nun listeleri :)

Kızım bu aralar cümlelerine  yav diye başlıyor, pek de sevimli oluyor bence (kargaya yavrusu misali). Bu söylemi şimdi ben kullanacağım, yav ne olacak benim bu halim? Koskoca 31 günlük Ocak ayında tek bir yazım var, durumun vehametine bakın. Bahanem çok, işler nedense hiç bitmiyor deli olacağım, azıcık boş vaktim olsa acil işler, rutin işler ve yapılması gereken ama sürekli ertelenen işler derken boş vakit de kalmıyor. Gazete dergi haricinde ne zaman kallavi bir kitap okuduğumu unuttum, durumum çok vahim. Sürekli listeler hazırlıyorum, maddeleri gerçekleştirdikçe üzerlerini sileyim de kendimi iyi hissedeyim diye ama üzerini çizme hızım yenilerini yazma hızımın onda biri neredeyse, listem uzayıp gidiyor. Rapunzel gibiyim, tek farkım saçlarım yerine yapılacak listem uzun :)

Oh, Şubat'ı da boş geçirmedik en azından, kalan 20 küsür günde ne olacak bakalım :)

23 Ocak 2014 Perşembe

Başarısızlık ve ben kim Blake Lively kim

2014'e gireli 23 gün oldu bugün ve ben ancak yazı yazabiliyorum. O da ayıp olmasın diye vur kaç şeklinde. Yeni yıl kararlarında bu kadar mı çabuk başarısız olur insan, pes vallahi. Bana Stephen Hawking'in bilgisayarından lazım olduğuna karar verdim. Kafamda çok güzel yazılar yazıyorum ama bir türlü eyleme geçip klavyeye dökemiyorum. Bana bir süreliğine ödünç verse de yazılarımı toptan yazsam ne güzel olurdu.

Neyse, bu sabah bir mail aldım, "siz de Blake Lively gibi olabilirsiniz" diye. Bir kadın sitesi Blake'in tarzını ele alarak benzer ürünler satın almamı öneriyor. Adını çıkaramadınızsa kendisi Gossip Girl'ün Serena'sı. Kadındaki boy pos, harikulade vücudun bende olduğuna nasıl kanaat getirdiniz de bana o önerilerde bulunuyorsunuz anlamadım ki. Haydi aldandım size de aldım o ürünleri diyeyim, sonra cücük boyum ve maalesef hala kocaman olan k.çımla kendimi Serena sanıp ortalarda salınacağım maazallah. Haydi canım başka kapıya.