29 Ekim 2008 Çarşamba

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun

29 Ekim, çoğu milletin veremediği ve asla veremeyeceği bir mücadelenin resmi sonu. Vatanları için canlarını hiçe sayan insanların bizlere hediye ettiği ancak çoğu kişinin anlamını veya değerini bilmediği bir gün. Umarım bir gün herkes Atatürk ve silah arkadaşları, milli mücadele için herşeyini ortaya koyan şehitlerimizi ve gazilerimizi saygıyla anar. Bu hafta Eskişehir'deyim demiştim, dün tören provaları vardı. Üzeirmizden vızır vızır uçaklar geçiyordu. Eskişehir'i bu yüzden de çok seviyorum. Şehrin hemen girişinde hava üssü olduğu için uçaklar sürekli eğitim uçuşu yapıyor. Hafta içi pek buralarda olamadığım için çoğunlukla kaçırıyorum ama o uçakların kulakları sağır eden gürültüleri bile bence harika. ne bileyim, içimi büyük bir gurur ve mutlulukla dolduruyor. (Havacı kızı olmamın etkisi vardır mutlaka, ya da Ankara'da askeri uçakların geçişini pek farkedemeyişimizin). O yüzden dünkü provalar sırasında ne zaman uçak sesi duysak kocamla birlikte pencere önüne fırladık. Bazıları o kadar yakından geçiyordu ki inanamadık. Hemen fotoğraf makinemi kapıp fotoğraflarını çekmeye çalıştım ama yakından geçenleri maalesef kaçırdım. Makine bir süre kullanılmayınca kendini otomatik olarak kapatıyor. Aleti açıp hızlı çekim modunu seçene kadar uçaklar çoktan gitmiş oluyor. Böylece 3'lü bir grubu kaçırdım mesela ve makineye ve üreticilerine saygılarımı sunup durdum. Sol tarafa yakalayabildiğim bir kareyi koyuyorum. Apartmanla olan mesafesine bakarsanız ne kadar yakın geçtiklerini fark edebilirsiniz ki bundan daha yakın geçişleri de oldu. Hak etsin etmesin, herkesin, hepimizin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.

Evi ev yapan şey...

Evi ev yapan pek çok şey var aslında ama bence ilk sırada sayılabilecek şey evde pişen yemeğin kokusudur. Bu hafta izin aldım, Eskişehir'de evimdeyim. 29 Ekim'e kadar olan 1.5 günü zaten almak istiyordum ama annemlerin 30 Ekim'de taşınacak olması nedeniyle sonrasını da almam gerekti. Annemler ben gelmeden toplanma kısmının çoğunu hallettikleri için biz kocamla genelde dışarıda yapılacak işlere koşturduk, bu arada biraz da evde oturma imkanım oldu tabii ki. Otururken de evimle ilgilendim, yemek yaptım. Şu anda da bir yandan yemek yapıyorum zaten. Yemek dediğim de diyetim için öğlen ve akşam yemeklerim ve ayrıca kocam için ıspanak. Ama öyle mutluyum ki anlatamam. 29 Ekim olmasının da etkisi vardır mutlaka. Cumhuriyetimizin 85. yılı bugün, daha nice 85 yıllara ve umarım birlik-beraberlik içinde. Ayrıca hava çok güzel, içimi mutlulukla dolduran bir güneş var ve kocamın yanındayım, evimdeyim. Bunlarla birlikte bu yemek kokusu da birleşince pek güzel oluyor, aynen yeme de yanında yat. Sadece haftasonu evde olduğumuz için genelde çok fazla yemek yapmıyoruz. Cuma zaten geç geliyorum, birşeyler atıştırmış oluyoruz, c.tesi annemlerde besleniyoruz, pazar da artık ne bulursak, canımız ne çekerse. Rutin bir yemek pişirme durumumuz yok yani. Gerçi bu saydıklarım diyetimden önceydi, artık akşamları o haftaki menüde ne varsa yapıp yiyoruz ama bugünkü gibi ocağın her bir gözünde ayrı şeyin piştiği, mutfaktan buram buram kokuların geldiği günlere bayılıyorum.

28 Ekim 2008 Salı

Oh be açıldı

Nihayet blogger'ı açtılar. Cuma günü sitedeki yazıyı görünve gözlerime inanamamıştım. Hatta aklıma hemen yazacağım yazılar, bloguma koymak için çektiğim fotolar gelmişti. Neyseki fazla bekletmediler bizi ve siteyi açtılar. İnternette sansür bu kadar kolay mı? Birinin yaptığı bir hata yüzünden (Lig TV yayınlarını izleten bir blog yüzünden kapatıldığımız yazıyordu gazetelerde) tüm blogcuları mağdur etmenin anlamı ne. Bu böyle kalır mı peki? Yoksa diğer sitelere de sıçrar mı? Haydi hayırlısı. En iyisi tüm blog girdilerini arşivlemeli.

23 Ekim 2008 Perşembe

İkimizin şarkısı

Her çiftin bir şarkısı vardır ya, bizim yok. Hiç olmadı. Belki bizim için herşeyin çok hızlı gelişmesinden. Tanıştıktan çok kısa süre sonra evlenmeye karar verdiğimizden ve nişanlılık döneminde de genelde ayrı şehirlerde, bilgisayarın başında olduğumuzdan birlikte oturup müzik dinleme, bir partiye vs. gidip slow şarkılarda romantik romantik dansetme durumumuz olmadı. Herhalde bu yüzden bir şarkımız yok. Bu saatten sonra haydi şu bizim şarkımız olsun da denmiyor, o doğallık yakalanamaz ki artık. Gerçi balayımızdan hatırladığımız bir şarkı var. Ama o da bu kritere uyar mı tartışılır. Uysa olur uymasa da olur, o şarkıyı bizim şarkımız ilan ediyorum ben. Şarkıyı bilmem hatırlar mısınız, 5 yıl önce falan erovizyona katılan O-zone grubunun (romence, tek kelimesini anlamadığım) şarkısıydı, pek varlık gösterememişti. Eğlenceli bir şarkıydı, mp3'ünü indirmiştim. Balayımızın WOW Kremlin'de bitip Kaş-Fethiye öncesi Alanya'da daha düşük yıldızlı bir otelde devam eden kısmında bir akşam dolmuşla Alanya'dan otele dönüyorduk. Sarhoş turistlerden biri bu şarkıyı biliyor musunuz, güzel şarkıdır vs diye şarkının şu kısmını söylemeye başlamıştı: Ma-Ya-Hi Ma-Ya-Hu Ma-Ya-Ho Ma-Ya-Ha Ha. Çok komik bir durumdu, meğer kocam da biliyormuş o şarkıyı. Halen zaman zaman hatırlatırım ona bu şarkıyı.

Videosunu indirmeye çalışıyorum ama çalışmazsa şu adresten de bakabilirsiniz :
http://video.google.com/videoplay?docid=-8897513546988475184

Ne dersin tatlım? Bizim şarkımız olsun mu? :))

Gökkuşağının üzerinde bir yerlerde...

Oz Büyücüsü'ndeki Dorothy'i bilirsiniz. Filmin bir yerinde "Somewhere over the rainbow" şarkısını söyler. Bu şarkıyı şimdiye kadar hep onun yorumuyla hatırlardım ama artık öyle değil. Bir süredir fish reklamlarında çalıyorlar dikkat ettiyseniz. Bu sabah da Mesut Yar'ın programında fon müziği olarak duydum. Reklamda ilk duyduğumda bu versiyonu nerede dinlediğimi düşünüp hemen bulmuştum. 50 First Dates filminin son sahnesi ve kapanış şarkısıydı. Geçenlerde filmi televizyonda gösterdiklerinde sonuna kadar dayanamayıp uyumuş kalmıştım ama dvd'den bakarak kendimi kontrol ettim. Şarkının bu versiyonu o kadar güzel ki. Oz Büyücüsü filminde evine dönmeyi uman ancak bunun olup olamayacağını bilmeyen bir kızın söylediği hüzünlü bir şarkıydı bana göre. Ama bu filmde yeni umutlar, yeni başlangıçlar, gelecek güzel günleri anlatıyor sanki. Her sabah o şarkıyı dinleyerek uyanmak, ya da sabah kalkar kalkmaz dinlemek o günü mutlu geçirmek için mükemmel bir vesile olur sanıyorum.

21 Ekim 2008 Salı

And the award goes to...

Sonunda bana da geldi bu ödül. ilkaycığım sağolsun ama benim blog dünyasında gönderebileceğim çok fazla kişi yok. Ama yine de bu ödülü alabilmek güzel :) meripoint ve ramirezk'ya gönderiyorum ben de. Az ama öz diyerek kendimi avutayım bari.

Kısa bir ara

Geçen hafta bir Ulusal Kongre nedeniyle kocamla birlikte 3 günlük bir İstanbul kaçamağı yaptık. Ne yapalım, az görüşünce her fırsatta birlikte olmaya çalışıyoruz, ben onun kongrelerine gitmeye çalışıyorum, o da benimkilere. Bilgisayarı yanımızda götürmeyince sadece cep telefonundan mail bakmak için kısacık internet ziyaretlerimiz oldu o kadar. İnternet olmadan da yaşanıyormuş bu arada. Hava önceleri çok güzeldi ama cumartesi (18/10/2008) bozdu, soğudu, kocam zaten bir önceki günde bir miktar rüzgar yediği için netameliydi, tam hastalandı. Bütün cumartesi misafirhanede yattı garibim. Pazar sabahı yola çıkarken biraz daha toparlamış haldeydi ama bu sefer de bana geçti. Zaten ağzımda aft çıkmıştı (bağışıklığımın feci düştüğü anlamına gelir bu), pazar günü kocam Eskişehir'de trenden indikten sonra ben de kendimi kapıp koyverdim, pazar akşamdan salı sabaha kadar evde oradan oraya devrile devrile yattım durdum. Grip değil, sadece soğuk algınlığı sanıyorum ama erken müdahale şart. Dün bütün gün dinlenmek iyi geldi. Hala sırtım, belim, başım, oram, buram ağrıyor, biraz halsizim gerçi ama toparladım galiba. Çektiğim İstanbul fotolarını daha bilgisayara aktaramadım bile, benim için farklı ve güzel bir İstanbul gezisinin detaylarıyla birlikte yarına inşallah.