Turkcell'in tavuğu sessizken daha mı sevimliydi acaba? Konuşmaya başlayınca pek bir garip görünmeye başladı gözüme. Attığı isterik kahkalar delirmek üzereyim der gibi. Bu kadar aboneyle uğraşmak kolay olmasa gerek, kafayı yemiş zavallı.
Reklam da bir acayip. En çok kimle konuştuğumu Turkcell'e daha doğrusu tavuğa soracak mışım da o bana söyleyecekmiş, sonra onunla 2 ay mı ne konuşacakmışım. İnsan en çok kimle konuştuğunu nasıl bilemez aklım almadı benim. Bana sorsun kendi top 10 listemi, sıralama ve tahmini dakikalarla bile dökerim ortaya. Saçma.
Bugün bir arkadaşım arabayla giderken öndeki cipteki nispeten daha genç bir çocuğun arabadan inince kendisine bakakaldığından bahsetti. Hala çekici olmak harika birşey. Benim hitap ettiğim kitle ise biraz daha ufak. Geçenlerde bir ilkoulun önünden geçerken öğle tatilinde dışarıda dolaşan çocuklardan biri koşarak yanıma geldi, yanım sıra yürümeye başladı. "Kaç yaşındasın" diye sordu bana. "Bayanların yaşı sorulmaz, ayıp değil mi" diye cevap verdim. Sen bayan değilsin ki, kızsın" dedi. (İltifat olsa gerek, herhalde küçük gösteriyorum diye sevindim). Çocuğa "olduğumdan daha küçük olduğumu düşündüğün için teşekkür ederim" dedim. Galiba biraz kafası karıştı, bu manyakla ne işim var, birşey anlamıyorum diye düşünüp durdu. Ben ilerlerken arkamdan "evli misin?" diye bağırdı. "Evet" dedim, "kocam var benim, peşimde dolaşma". Bana olan aşkı bitti galiba :)
Kocama da yazın bir akrabamızın 3-4 yaşlarında kızı aşık olmuştu. Hedef kitlemiz biraz ufak bizim :)
29 Eylül 2009 Salı
28 Eylül 2009 Pazartesi
Üşüyorum
Hava mı çok soğudu ben mi çok üşüyorum anlamıyorum. Sabahları ve akşamları feci soğuk, oluyor artık, hele evlerin içi buz gibi. Kalorifer yakmaya başladım bugün itibariyle yoksa şifayı iyice kapacağım. Kendim üşümesem bile burnumun ucu mütemadiyen soğuk. Ellerim, ayaklarım ısınsa da burnumun ucu hep buz gibi. Çok sinir bozucu.
Sabah otobüsten Kızılay'da indim, fakülteye aktarmalı olarak gideyim dedim. Önce yanımdaki kıza sinir oldum. Ben kitap okumaya çalışıyorum kız sürekli sol elini kaşıyor. İçi, dışı, işaret parmağının kenarı, kaşıyor. Biraz ara veriyor, derken yine başlıyor. Göz ucuyla ister istemez görüyorum. Haydi neyse kaşınabilir tabii ama sürekli olunca insana sıkıntı ve kaşıntı basıyor. O kaşındıkça bana da nedense bir kaşıntı geldi. Sol elini kaşıya kaşıya bir haller oldu kıza, para gidecek dedim içimden, hem de bayağı gidecek galiba o kadar kaşınmaya.
Otobüsten inince binbir türlü giyinmiş insanla karşılaştım. Bazıları benim gibiydi, normal kalınlıkta giyinmiş, kapalı ayakkabılı falan. Gördüğüm diğer tipler de şunlar:
- Kazaklı, üstüne de pofuduk yelek giymiş adam.
- Üstte kapşonlu polar ama ayakta parmak arası terlik olan divane kız
- Kısa kollu gömlekle dolaşan cengaver arkadaş
- Sarılar ve beyazlar içinde bir papatya gibi yazlık kılık içinde dolaşan kız.
Otobüste ısınmak için artık özellikle güneş tarafına oturuyorum ben, parmak arası terlik giyersem herhalde donarım. Pes diyorum o kıza.
Yolda insanlara bakarken bir kız dikkatimi çekti. İnce ama uzun kollu bir bluz, dar, uçlara doğru volanlarla hareketlenen gri bir etek (moda tasarımcısı gibi konuştum pehey), külotlu çorap ve arkası açık düz ayakkabı. Aslında ilgimi çeken bir kıyafet değil ama nedense bir yerden tanıdık geldi bana. 1-2 saniye sonra uyandım. Aynı kıyafetli kız az önce benim yanımdan geçip gitmişti. O zaman cep telefonuyla konuşuyordu ve başında kıyafetimi tamamlayan renklerde bir türban vardı. Şimdi ise beline kadar inen saçları vardı ve saçların omuzların altında kalan kısımları gölgeliydi. Bir yere girip türbanını çıkarmış, yola saçlarını savurarak devam ediyordu. Türban benim seçimim değil ama bu kız neden böyle davrandı onu merak ettim. Fakültelerde türban yasağı var biliyorsunuz. Türban üstüne peruk takan ya da peruk takmayıp fakültede türbanını çıkarıp dışarıda tekrar takan öğrencilerimiz var. Ama bunların yanında ailesi istediği için takan ve fakültede başını açmak zorunda kaldığı için mutlu olanlar da. Bu kız da herhalde bu son gruba giriyordu. Yine de sabah sabah şaşırttı beni.
Yine dağıttım konuyu. Sonuç olarak fakülteye gittim üşüyorum, eve geldim, kendime sıcak bir çorba yaptım, kaloriferi açtım ama hala üşüyorum.
Sabah otobüsten Kızılay'da indim, fakülteye aktarmalı olarak gideyim dedim. Önce yanımdaki kıza sinir oldum. Ben kitap okumaya çalışıyorum kız sürekli sol elini kaşıyor. İçi, dışı, işaret parmağının kenarı, kaşıyor. Biraz ara veriyor, derken yine başlıyor. Göz ucuyla ister istemez görüyorum. Haydi neyse kaşınabilir tabii ama sürekli olunca insana sıkıntı ve kaşıntı basıyor. O kaşındıkça bana da nedense bir kaşıntı geldi. Sol elini kaşıya kaşıya bir haller oldu kıza, para gidecek dedim içimden, hem de bayağı gidecek galiba o kadar kaşınmaya.
Otobüsten inince binbir türlü giyinmiş insanla karşılaştım. Bazıları benim gibiydi, normal kalınlıkta giyinmiş, kapalı ayakkabılı falan. Gördüğüm diğer tipler de şunlar:
- Kazaklı, üstüne de pofuduk yelek giymiş adam.
- Üstte kapşonlu polar ama ayakta parmak arası terlik olan divane kız
- Kısa kollu gömlekle dolaşan cengaver arkadaş
- Sarılar ve beyazlar içinde bir papatya gibi yazlık kılık içinde dolaşan kız.
Otobüste ısınmak için artık özellikle güneş tarafına oturuyorum ben, parmak arası terlik giyersem herhalde donarım. Pes diyorum o kıza.
Yolda insanlara bakarken bir kız dikkatimi çekti. İnce ama uzun kollu bir bluz, dar, uçlara doğru volanlarla hareketlenen gri bir etek (moda tasarımcısı gibi konuştum pehey), külotlu çorap ve arkası açık düz ayakkabı. Aslında ilgimi çeken bir kıyafet değil ama nedense bir yerden tanıdık geldi bana. 1-2 saniye sonra uyandım. Aynı kıyafetli kız az önce benim yanımdan geçip gitmişti. O zaman cep telefonuyla konuşuyordu ve başında kıyafetimi tamamlayan renklerde bir türban vardı. Şimdi ise beline kadar inen saçları vardı ve saçların omuzların altında kalan kısımları gölgeliydi. Bir yere girip türbanını çıkarmış, yola saçlarını savurarak devam ediyordu. Türban benim seçimim değil ama bu kız neden böyle davrandı onu merak ettim. Fakültelerde türban yasağı var biliyorsunuz. Türban üstüne peruk takan ya da peruk takmayıp fakültede türbanını çıkarıp dışarıda tekrar takan öğrencilerimiz var. Ama bunların yanında ailesi istediği için takan ve fakültede başını açmak zorunda kaldığı için mutlu olanlar da. Bu kız da herhalde bu son gruba giriyordu. Yine de sabah sabah şaşırttı beni.
Yine dağıttım konuyu. Sonuç olarak fakülteye gittim üşüyorum, eve geldim, kendime sıcak bir çorba yaptım, kaloriferi açtım ama hala üşüyorum.
26 Eylül 2009 Cumartesi
Bu çiçeği gördünüz mü?
Bu bitkiyi görmüşsünüzdür daha önce. Hemen hemen hepimizin evinde bir dönem olmuştur. Galiba fotoğraftan büyüklüğü pek anlaşılmıyor, yanına büyüklüğünü belirtebileceğim birşey koysaydım keşke. Neyse. Sözüme güvenirseniz eğer kocaman bir bitki bu. Fakültenin seraya benze
r tavanı sayesinde semirdikçe semirmiş, büyüdükçe büyümüş, yaprak çıkardıkça çıkarmış. O kadar güzel bir bitki ki birisi bir gün alıp gidecek derim hep. Ama şimdiki yerindeki gelişme koşullarını bulur mu onu bilemem.
Geçenlerde yine bitkiye bakıp ne güzel serpilmiş diye konuşurken bir arkadaşım "Çiçeklerini gördün mü? Çiçek açmış"dedi. 37 yıllık yaşantımın bitkilerle ilgilendiğim dönemleri boyunca hiç çiçek açtığını görmedim ben bunun. O yüzden yok artık dedim, bunun çiçeği olur mu? Olurmuş. Ben görmediysem siz de görmemişsinizdir belki diye fotoğrafını çektim. Bakın işte siz de gö
rün, bunun çiçeği oluyor muymuş, olmuyor muymuş.
r tavanı sayesinde semirdikçe semirmiş, büyüdükçe büyümüş, yaprak çıkardıkça çıkarmış. O kadar güzel bir bitki ki birisi bir gün alıp gidecek derim hep. Ama şimdiki yerindeki gelişme koşullarını bulur mu onu bilemem.Geçenlerde yine bitkiye bakıp ne güzel serpilmiş diye konuşurken bir arkadaşım "Çiçeklerini gördün mü? Çiçek açmış"dedi. 37 yıllık yaşantımın bitkilerle ilgilendiğim dönemleri boyunca hiç çiçek açtığını görmedim ben bunun. O yüzden yok artık dedim, bunun çiçeği olur mu? Olurmuş. Ben görmediysem siz de görmemişsinizdir belki diye fotoğrafını çektim. Bakın işte siz de gö
rün, bunun çiçeği oluyor muymuş, olmuyor muymuş.
25 Eylül 2009 Cuma
Aylardır yazmadığım sınav izlenimleri
Yazacak ne çok şey birikmiş meğer. Yenilerini yazmayı düşünürek eskilerine haksızlık ettiğimi farkettim ve ne zamandır yazmak istediğim sınav izlenimlerini yazmaya başladım.
Daha önce bahsetmiştim, AÖF ve ÖSS sınavları vs. bizler için ekstra gelir kaynağıdır, en ihtiyacımız olduğunda hızır gibi yetişirler. Benim için ayrıca farklı okullar gezmek, değişik eğitim sistemlerine aşina olma anlamına geldiğini yazmıştım daha önce. Bu sefer ÖSS sınavında Bizim Fen Fakültesi'nden bir salon çıkmıştı.
ÖSS sınavları haliyle çok önemli. Hatta sınav öncesinde bir arkadaşımla konuşuyorduk da bana ÖSS sınavlarında bir hata yaparsam diye çok gerildiğini, bu yüzden de görev almak istemediğini söylemişti. Ben de şiddetle karşı çıkmıştım. Bizim görevimiz çocuklara yardımcı olmak, onları rahatlatmak, özellikle Akademisyen olduğumuz için ÖSS sınavlarında çocuklarla daha iyi iletişim kurabileceğimize inanıyorum. Görev yerime geldiğimde kendi ÖSS sınavımdaki görevlileri hatırlarım hep. Ben ikili aşama döneminde girmiştim ÖSS ve ÖYS sınavlarına. Stresten bayılmak üzere olan, heyecanı zirve yapan biz öğrencileri asık suratlı salon başkanı ve gözetmenler karşılardı. Zaten gerim gerim gerilirken o insanların negatiflikle yüklü yüzleri, tavırları daha da bir gererdi beni. O yüzden özellikle ÖSS sınavlarında hep güleryüzlü olmaya çalışırım. Sınav başlamadan önce çocuklarla toplu halde sohbet eder, tercihlerini öğrenmeye ve biraz olsun güldürmeye çalışırım. O bir anlık gülümseme bile nasıl rahatlatır biliyorum çünkü.
Kendim sınavlarda görev almaya başladıktan sonra o suratların neden asıldığına dair bir fikrim oldu aslında. Bilirsiniz ÖSS sınavları Haziran ayında ve AÖF sınavlarından sonra yapılır. AÖF'de 4 oturum çıkan bir asistan/hoca/öğretmen eminim ki şunları düşünüyor ÖSS sınavında: Geçen hafta 40 dakikalık bir oturumda 60 lira kazanmıştım, şimdi 3.5 saat burada olacağım, bunun öncesinde de 1 saat var, bu kadar saat için hemen hemen aynı parayı alacağım, reva mı bu şimdi bana? İşte o asık suratların nedeni aynen bu. Beğenmiyorsan görev geldiğinde iade et kardeşim, asık suratınla o çocukların içini karartmanın ne alemi var.
Neyse. Sınav ilerlerken öğrencileri rahatsız etmemeye çalışarak rutin görevlerimi yaparım. Öğrenci giriş belgelerinin toplanması da bunlardan biridir. Bu belgelerde öğrencilerin adresleri de yazar ve ben hep adreslere bakarım. Mamak, Çankaya, Sincan adreslerini gördükçe çok mesafe geldikleri için üzülür, yakınlarda bir okul çıksaymış keşke diye hayıflanır, yakın yerlerden gelenler için de sevinirim. Yine adreslere bakarken bir adres gözüme çarptı. Çankaya'dan bir sokak adı vardır adreste, apartman adından sonra kapıcı dairesi diye devam ediyordu. Belgenin sahibine baktım, sarışın, renkli gözlü, hoş kıyafetli ve ayaklarında converse olan bir kız. Babası kızı kendini dışlanmış hissetmesin diye converse almış, kimbilir durumları nasıldır diye düşünüp kızın istediği yeri kazanmasını diledim, umarım kazanmıştır. Sonuç olarak saatler süren sınav bitti, yerleştirmeler yapıldı ve dersler başladı bile (en azından bizim fakültede).
Sınav salonu bizim kampüs içinde olduğu için yer ve bina itibariyle bana çok da ilginç gelmedi. Ama ağzımı açık bırakan bir detay vardı sınav salonunda onu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Sınav öncesi salonda ayarlamalar yaparken duvarların hepsinde sınav kopyalarının yazılı olduğunu gördüm. 1-2 satırlık birşey de değil, destan yazmışlar resmen. O salonda sınav yapan hocalar, asistanlar fark etmiyor mu? Nasıl göz yumuyorlar diye şaştım kaldım. Duvarlar boyansa hemen tekrar yazarlar ondan e
minim ama böyle de olmaz ki. Aşağıdaki fotoğraflara bakın da siz de şaşın kalın :)
minim ama böyle de olmaz ki. Aşağıdaki fotoğraflara bakın da siz de şaşın kalın :)Bu foto sınıfın genel durumunu gösteriyor. Gördüğünüz gibi tüm duvar kenarlarında yazılar var. Yakından da çektim, yazıların durumunu daha net görebilirsiniz. Ben
pes dedim, bakalım siz ne diyeceksiniz. Hatta bu sefer yuh demek istiyorum ekstra olarak. Bu kadar da yazılır mı? Bu fotoğraf da sınıfın pencere kenarı tarafından. Pencere kenarlarında oturanlar daha şanssız kopya açısından. Duvar biraz uzakta olduğundan ve bir de pencereler olduğundan yazacak fazla bir alan yok. Ama bir yer var ki öğrenciler için bir cennet adeta. Önünde minik bir duvar çıkıntısı var, otur blog yaz hatta, öyle bir alan. İşte burada. Duvar kenarlarındaki gibi yamru yumru yazmaya gerek yok, gayet raha
t bir şekilde düz yazabiliyorsunuz, üstelik de görüş mesafesinde. Ben bu fotoğrafı biraz uzaktan çektim ama öğrencinin oturduğu yerden görüş mesafesi ve yazılanlar aynen şöyle:
Gayet rahat okunuyor gördüğünüz gibi. Yaz tatilinde duvarları boyamış, çeki düzen vermişlerdir herhalde ama ilk sınavda yine aynı hali alacağından hiç şüphem yok.
pes dedim, bakalım siz ne diyeceksiniz. Hatta bu sefer yuh demek istiyorum ekstra olarak. Bu kadar da yazılır mı? Bu fotoğraf da sınıfın pencere kenarı tarafından. Pencere kenarlarında oturanlar daha şanssız kopya açısından. Duvar biraz uzakta olduğundan ve bir de pencereler olduğundan yazacak fazla bir alan yok. Ama bir yer var ki öğrenciler için bir cennet adeta. Önünde minik bir duvar çıkıntısı var, otur blog yaz hatta, öyle bir alan. İşte burada. Duvar kenarlarındaki gibi yamru yumru yazmaya gerek yok, gayet raha
t bir şekilde düz yazabiliyorsunuz, üstelik de görüş mesafesinde. Ben bu fotoğrafı biraz uzaktan çektim ama öğrencinin oturduğu yerden görüş mesafesi ve yazılanlar aynen şöyle:
Gayet rahat okunuyor gördüğünüz gibi. Yaz tatilinde duvarları boyamış, çeki düzen vermişlerdir herhalde ama ilk sınavda yine aynı hali alacağından hiç şüphem yok. Bir sonraki sınav görevim gelecek hafta yapılacak olan ÜDS'de olacak ama iade edeceğim, evime, kocamın yanına gitmek istiyorum çünkü.
24 Eylül 2009 Perşembe
Devlet tiyatroları
Devlet Tiyatroları 60. yılını kutluyormuş Çok da güzel bir logo hazırlatmışlar bununla ilgili olarak. Kaç sezondur gidemiyorum maalesef. Opera-baleye gidiyorum ama nedense tiyatroya bir türlü bilet alıp gidemiyorum. Opera-baleyi de zaten kocamın burada olduğu zamana denk getirmeye çalışıyorum, fırsat bulduğumda bunu tiyatro yerine opera-bale yönünde kullanıyorum. Suçlu benim yani, uzakta aramaya gerek yok.Nereden çıktı peki bu yazı? Kültürel fakirliğimi vurgulamak için mi? Hayır. Sabah otobüsle Sıhhiye'den geçerken Opera binasının otoparkından Devlet Tiyatrolarına ait bir tır çıktı. Önce garibime gitti. Tır şeklindeki gezici kütüphanelere, Kızılay'ın kan verme arabalarına alışığız ama gezici tiyatro biraz saçma olurdu herhalde. Tam kendi kendime kikirderken turnelere giderken kullanabilecekleri aklıma geldi. Kikirdememi keserken bu sefer de tırın üzerindeki logoya takıldı gözlerim. Ona ait bir resim bulamadım ama size tarif edeyim. Yukarıdaki logonun sol tarafına bir gülen surat koyun, sağ tarafına da ağlayan. Klasik tiyatro maskları aklınıza geldi değil mi? Ama bunlar mask değildi, :) ve :( emoticonlarıydı. Devlet Tiyatroları da msn kültürüne ayak uydurmuş anlaşılan.
1 Ekim'de yeni sezon açılıyor, hepinize ve özellikle de kendime bol tiyatro oyunlu, operalı, operetli, baleli, konserli, kültür dolu bir sezon dilerim. Sinemayı da unutmayalım ama :)
23 Eylül 2009 Çarşamba
Ne olacak bu blogların hali ve ne olacak benim halim?
Ne zamandır sorun var, neden hala çözülmüyor, benden mi kaynaklanıyor bilemiyorum. Aslında pek çok kişi sorun yaşadığı için herhalde benden kaynaklanmıyordur ama yine de merak ediyorum işte. Boş vakit bulduğumda blogger çalışmıyor, 2 kelam edeceğim yazamıyorum, sinirden kuduruyorum.
Neyse. Bir bayram daha geçti. Bütün bayram boyunca sabah kalktığımda kapalı hava görmeye alışınca bu sabah karşılaştığım güneşli gün şaşırttı beni. Tam herhalde düzeliyor derken yine kapadı, sonra yine açtı, hava da sinir etti beni. Şimdi de üşüyorum. Evler iyice soğumaya başladı. Gerçi Eskişehir'de evimdeyken üşümüyorum. Acaba yalnızlık daha mı fazla üşütüyor insanı?
Neyse. Kutulara bakıyordum az önce uyur uyanık. Ghost Whisperer'ı seyredip haftalık klasik ağlamamı gerçekleştirdikten sonra başka seyredecek birşey bulamadım, bakayım dedim. Belki birisi 500.000'ini alır bugün. Bana ne gerçi, sanki bana para verecekler. Arada yeni yarışmanın reklamını verdiler. "Yetenek Sizsiniz Türkiye". Her türlü yeteneği, yaş grubunu kabul ediyorlarmış. Düşündüm de, başvurayım desem başvuracak bir yeteneğim yok. Müzik kulağım vardır ama sesim pek iyi değildir. Dans etmeyi severim ama sahnelere çıkabilecek bir dansçı değilim, müzik aleti çalayım desem ilkokulda mandolin, ortaokulda flüt çalardım (flütten nefret ederdim), ağbim yıllar önce gitar çalmayı öğretmeye çalıştığında sol elimdeki tırnakların kısa olması gerektiğini yoksa notalara basamayacağımı söylediğinde kavga çıkardığım için sadece Portofino'yu çalmayı öğrenebilmiştim, onu da unuttum gitti. El işi, örgü desen çok fazla birşey çıkmaz. Eee? Ne kaldı? Dile karşı ilgim ve yeteneğim var diye sahnede bilgisayar başına geçip İngilizce-Türkçe çeviri yapacak değilim herhalde. Zaten yapayım desem de herhalde güler geçerler.
Sonuç olarak bu yarışma benim için "Yeteneksizsiniz" Türkiye şekline dönüştü. Düşünüyorum da acı birşey aslında. Kendime en kısa sürede bir yetenek bulmalıyım.
Neyse. Bir bayram daha geçti. Bütün bayram boyunca sabah kalktığımda kapalı hava görmeye alışınca bu sabah karşılaştığım güneşli gün şaşırttı beni. Tam herhalde düzeliyor derken yine kapadı, sonra yine açtı, hava da sinir etti beni. Şimdi de üşüyorum. Evler iyice soğumaya başladı. Gerçi Eskişehir'de evimdeyken üşümüyorum. Acaba yalnızlık daha mı fazla üşütüyor insanı?
Neyse. Kutulara bakıyordum az önce uyur uyanık. Ghost Whisperer'ı seyredip haftalık klasik ağlamamı gerçekleştirdikten sonra başka seyredecek birşey bulamadım, bakayım dedim. Belki birisi 500.000'ini alır bugün. Bana ne gerçi, sanki bana para verecekler. Arada yeni yarışmanın reklamını verdiler. "Yetenek Sizsiniz Türkiye". Her türlü yeteneği, yaş grubunu kabul ediyorlarmış. Düşündüm de, başvurayım desem başvuracak bir yeteneğim yok. Müzik kulağım vardır ama sesim pek iyi değildir. Dans etmeyi severim ama sahnelere çıkabilecek bir dansçı değilim, müzik aleti çalayım desem ilkokulda mandolin, ortaokulda flüt çalardım (flütten nefret ederdim), ağbim yıllar önce gitar çalmayı öğretmeye çalıştığında sol elimdeki tırnakların kısa olması gerektiğini yoksa notalara basamayacağımı söylediğinde kavga çıkardığım için sadece Portofino'yu çalmayı öğrenebilmiştim, onu da unuttum gitti. El işi, örgü desen çok fazla birşey çıkmaz. Eee? Ne kaldı? Dile karşı ilgim ve yeteneğim var diye sahnede bilgisayar başına geçip İngilizce-Türkçe çeviri yapacak değilim herhalde. Zaten yapayım desem de herhalde güler geçerler.
Sonuç olarak bu yarışma benim için "Yeteneksizsiniz" Türkiye şekline dönüştü. Düşünüyorum da acı birşey aslında. Kendime en kısa sürede bir yetenek bulmalıyım.
19 Eylül 2009 Cumartesi
Rüzgar gibi geçti
Dünü kastediyorum. Yine koşturmacayla dolu bir gündü. Projeyle ilgili yapılması gerekenlerin son günüydü ve yine türlü türlü aksilik çıktı. Yaşarken bayıldığım için yazmayı düşünmüyorum ama olmaması gereken herşey oldu diyebilirim kısaca. İşin kötüsü 3'te trene yetişmek zorundaydım, bileti 6 veya 8 treniyle değiştirmeyi düşündüğüm zaman bilet kalmadığını gördüm. Neyse ki son anda öğlene kadar yetiştirebildim herşeyi. Zaten bizim projeyle ilgilenen memur arkadaş öğleden sonra izinliymiş, bizim işi yaparken bir başkasına söylerken duydum. O sırada saat 12'ye 10 vardı ve bizim evrakların işi bitmiş, imzalanmak üzere bana verilmişlerdi. İçimden öyle bir oh çektim, öyle bir rahatladım ki anlatamam.
Sonuç olarak haftalardır süren ve son 3-4 gündür ömrümün 5-10 yılını rahat tüketen işler bitti.
Trenime yetiştim, kocamla buluştum, evime geldim ve dinlendim. Bugün temizlik günü. Birazdan işe başlayacağım. Bir daha fırsatım olmayabilir diye şimdiden yazayım istedim. Hepinize sevdiklerinizle, ailenizle, evcil hayvanlarınızla, umutlarınızla, hayallerinizle mutlu ve huzurlu bir bayram diliyorum. Şeker bayramınız şeker gibi geçsin :)
Sonuç olarak haftalardır süren ve son 3-4 gündür ömrümün 5-10 yılını rahat tüketen işler bitti.
Trenime yetiştim, kocamla buluştum, evime geldim ve dinlendim. Bugün temizlik günü. Birazdan işe başlayacağım. Bir daha fırsatım olmayabilir diye şimdiden yazayım istedim. Hepinize sevdiklerinizle, ailenizle, evcil hayvanlarınızla, umutlarınızla, hayallerinizle mutlu ve huzurlu bir bayram diliyorum. Şeker bayramınız şeker gibi geçsin :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)