Daha önceden biliyordum böyle yaptıklarını ama hiç gözlerimle görmemiştim. Kargalardan bahsediyorum, ceviz, fındık vs. yemek için yere fırlatıp sonra da afiyetle yemelerinden. Bugün kocam bir benzinlikte tekerlere hava basarken kargalardan birine takıldı gözüm. Yere bir şey düştü gagasından, o da hemen sonra yanına konunca gözüm takıldı. Gagasına aldı artık o herneyse, 1-2 dairesel tur atıp havalandı ve kendince yeterli yüksekliğe ulaşınca attı aşağıya. Bu sefer kırıldı herhalde ki sakin bir köşeye gitti, bir daha da ortalarda görünmedi.
Topkapı Sarayı'nın mermerlerini ceviz kıra kıra mahvettiklerini okumuştum. Turistlerin kafasına da atıp korkutuyorlarmış hatta. "Personel başa çıkamıyor, koskoca saray ceviz kıran kargalarla kaynıyor" yazıyordu geçen sene okuduğum bir haberde. Bugün tanıklık etmiş oldum kendi gözlerimle. Kocam da gördü ve "fiziği en iyi kullanan hayvanlar kargalar bence" dedi. Yılların tecrübesi de var tabii hayvanlarda. Belki de Newton'ın kafasına elma düşerken bu karga da biraz ötede ceviz kırıyordu :)
31 Ekim 2009 Cumartesi
28 Ekim 2009 Çarşamba
Tatildeyim oh ne ala
Bu öğleden sonra resmen başlayan tatil cuma günü de izin almamla birlikte benim için 5 güne çıkmış oldu. Geçen 2 haftanın yorgunluğunu atarım belki ama evde de ihmal ettiğim bir oda var. Aslında kibrit döküp yaksam olacak, o derece. Yarın öbür gün sıkı bir şekilde girişip temizlemeli, ileride çok fazla fırsatım olmayacak. Havalar soğuyacakmış Pazar gününden itibaren, kışlıkları da yavaş yavaş çıkarmalı. Ay içim sıkıldı şimdiden.
Hayatta güzel şeyler de oluyor, minik de olsa bunlar insanı mutlu ediyor işte. Geçen cuma günü dışarıdan nooddle siparişi vermiştim kocam için. Yoldan yeni gelince ve yemek hazırlama modunda olmayınca istedik işte ama ben yemedim :) Orta yaşlı bir adam getirdi siparişi. Bahşiş vermek istediğimde "öğrenciyseniz almayayım" dedi. Yok dedim, değilim. Ama adamcağızın bu dediği çok hoşuma gitti. Beni öğrenci sanması da ayrıca güzel tabii. Yüzüme aptalca bir sırıtış yerleşti bütün akşam.
Hocam cep telefonunu otobüste düşürmüş, şoför sabah arayıp sizin oradan geçiyorum, dışarı çıkın da vereyim demiş. Bu devirde oldukça şaşırtıcı. Hala böyle dürüst insanlar kalmış demek ki.
Öte yandan apartmandan girerken arkamdan bir anne kızın da geldiğini görüp kapıyı açtıktan sonra onlar da geçsin diye kapıyı tutup beklediğim için kendimi kınıyorum. İnsan bir teşekkür eder ya. Keşke suratlarına şak diye çarpsaydım. Yapılan jestlere bırak teşekkürü, bir tebessümü çok gören insancıkları şiddetle kınıyorum.
Hayatta güzel şeyler de oluyor, minik de olsa bunlar insanı mutlu ediyor işte. Geçen cuma günü dışarıdan nooddle siparişi vermiştim kocam için. Yoldan yeni gelince ve yemek hazırlama modunda olmayınca istedik işte ama ben yemedim :) Orta yaşlı bir adam getirdi siparişi. Bahşiş vermek istediğimde "öğrenciyseniz almayayım" dedi. Yok dedim, değilim. Ama adamcağızın bu dediği çok hoşuma gitti. Beni öğrenci sanması da ayrıca güzel tabii. Yüzüme aptalca bir sırıtış yerleşti bütün akşam.
Hocam cep telefonunu otobüste düşürmüş, şoför sabah arayıp sizin oradan geçiyorum, dışarı çıkın da vereyim demiş. Bu devirde oldukça şaşırtıcı. Hala böyle dürüst insanlar kalmış demek ki.
Öte yandan apartmandan girerken arkamdan bir anne kızın da geldiğini görüp kapıyı açtıktan sonra onlar da geçsin diye kapıyı tutup beklediğim için kendimi kınıyorum. İnsan bir teşekkür eder ya. Keşke suratlarına şak diye çarpsaydım. Yapılan jestlere bırak teşekkürü, bir tebessümü çok gören insancıkları şiddetle kınıyorum.
26 Ekim 2009 Pazartesi
Yoruldum iyice ama değecek umarım
Çok yorgunum hala. Bugünüm de koşturmaca içinde geçti ama kendi işimle ilgili koşturdum. Koşturmaca derken, odamdan pek dışarıya çıkmadım aslında. İncik cincik bir dosya hazırlama işi vardı. Acaba şu mu kastediliyor, yoksa şu mu? Şunun fotokopisini aldım mı? Eksik olursa ne olur? Zarf boyutunu başka bir yerde B5 yazmışlardı, ne zaman A5 oldu? Böyle böyle derken zihnim feci halde yoruldu. Zihinsel yorgunluk fiziksel yorgunluğa bin basar. Bu akşamı kısa sürede sızarak tamamlayacağım sanırım.
Bütün gün uğraştığım şey Doçentlik başvuru dosyam. Oda arkadaşım ve ben nihayet başvuruyoruz. Daha önce başvuramadık, acaba yayın aşamasını geçer miyiz, bu dönem ders çalışabilir miyiz diye erteledik durduk ki bizim anabilim dalında asistan sayısı çok az olduğu için diğer anabilim dallarındaki arkadaşların yaptığı gibi kendimizi odamıza veya kütüphaneye kapatma veya evde kalıp ders çalışma lüksümüz yok. Sürekli öğrenci işleri ve ekstra bölüm işleriyle uğraşmak zorundayız. Oysa bizim emsallerimiz çoktan bu ıvır zıvır görevleri kendilerinden sonra gelen küçüklere devrettiler, biz hala perişanız. Neyse, artık başvurma zamanı geldi. Aslında geçen Nisan ayında başvuracaktım ama bu Ekim ayı için daha farklı planlarım vardı, o yüzden öncelik sıralamamda arkalara atmıştım bu işi. Neyse, herşeyin hayırlısı.
İşte sonuç olarak yarın başvurumuzu yapıyoruz. Çalışacak o kadar fazla şey var ki, nasıl yaparız hiç bilmiyorum ama adımı atmak gerekiyor bir şekilde. Başlamak bitirmenin yarısı derler, başlayalım da elbet gerisi gelir.
Çok sevdiğim biri daha var Doçentlik sırasında olan. Darısı ona diyorum, bir an önce başvurmasını o kadar çok istiyorum ki. Umarım beni duyar da gerekenleri bir an önce tamamlar :))
Bütün gün uğraştığım şey Doçentlik başvuru dosyam. Oda arkadaşım ve ben nihayet başvuruyoruz. Daha önce başvuramadık, acaba yayın aşamasını geçer miyiz, bu dönem ders çalışabilir miyiz diye erteledik durduk ki bizim anabilim dalında asistan sayısı çok az olduğu için diğer anabilim dallarındaki arkadaşların yaptığı gibi kendimizi odamıza veya kütüphaneye kapatma veya evde kalıp ders çalışma lüksümüz yok. Sürekli öğrenci işleri ve ekstra bölüm işleriyle uğraşmak zorundayız. Oysa bizim emsallerimiz çoktan bu ıvır zıvır görevleri kendilerinden sonra gelen küçüklere devrettiler, biz hala perişanız. Neyse, artık başvurma zamanı geldi. Aslında geçen Nisan ayında başvuracaktım ama bu Ekim ayı için daha farklı planlarım vardı, o yüzden öncelik sıralamamda arkalara atmıştım bu işi. Neyse, herşeyin hayırlısı.
İşte sonuç olarak yarın başvurumuzu yapıyoruz. Çalışacak o kadar fazla şey var ki, nasıl yaparız hiç bilmiyorum ama adımı atmak gerekiyor bir şekilde. Başlamak bitirmenin yarısı derler, başlayalım da elbet gerisi gelir.
Çok sevdiğim biri daha var Doçentlik sırasında olan. Darısı ona diyorum, bir an önce başvurmasını o kadar çok istiyorum ki. Umarım beni duyar da gerekenleri bir an önce tamamlar :))
25 Ekim 2009 Pazar
Tiglon sen adamı öldürürsün
Dün kocamla Migros'a alişverişe gittik. Indiana Jones serisinin 4. filmini 9.90'a inmiş görünce haydi alalım serideki eksiğimizi tamamlayalım dedik. Zamanında 3 filmi seri halde kutulu olarak almış kenara koymuşuz, 4.'yü çekmenin ne manası vardı Spielberg, bak senin yüzünden 4. öksüz kaldı diğerlerinin yanında.
Neyse. Eve gelince haydi seyredelim filmi bir kez daha dedik. Ambalajı açtık ve ne gördük dersiniz? Orijinal naylonu içindeki açılmamış üründen Serdar Ortaç'ın Nefes cd'si çıktı. Öylece bakakaldık. Bugün geri götürdük, müşteri hizmetlerindeki kızlar da şaştılar kaldılar. Yenisiyle değiştirdik ve bu sefer oracıkta açarak başka bir sürprizle karşılaşmayacağımızdan emin olduk.
Acaba dedik tiglon bir kampanya yaptı da bu cd'yi bulana ödül mü veriyor? Vermiyormuş. Herhalde şirkette dvd kopyalamada çalışanlardan biri bir yandan müzik dinlerken yanlışlıkla kutuya bunu koymuş olmalı, aklımıza başka bir açıklama gelmiyor çünkü. Ne aramıştır o cd'yi kimbilir. Bizi güldürdün ya tiglon, sağolasın varolasın.
Bu arada evimizin yeni üyesi nihayet aramıza katıldı. Çok tatlı, 12 gramlık minik bir Kıtır. Fotoğrafını çekmedim henüz, yarına ekleyebilirim umarım.
Neyse. Eve gelince haydi seyredelim filmi bir kez daha dedik. Ambalajı açtık ve ne gördük dersiniz? Orijinal naylonu içindeki açılmamış üründen Serdar Ortaç'ın Nefes cd'si çıktı. Öylece bakakaldık. Bugün geri götürdük, müşteri hizmetlerindeki kızlar da şaştılar kaldılar. Yenisiyle değiştirdik ve bu sefer oracıkta açarak başka bir sürprizle karşılaşmayacağımızdan emin olduk.
Acaba dedik tiglon bir kampanya yaptı da bu cd'yi bulana ödül mü veriyor? Vermiyormuş. Herhalde şirkette dvd kopyalamada çalışanlardan biri bir yandan müzik dinlerken yanlışlıkla kutuya bunu koymuş olmalı, aklımıza başka bir açıklama gelmiyor çünkü. Ne aramıştır o cd'yi kimbilir. Bizi güldürdün ya tiglon, sağolasın varolasın.
Bu arada evimizin yeni üyesi nihayet aramıza katıldı. Çok tatlı, 12 gramlık minik bir Kıtır. Fotoğrafını çekmedim henüz, yarına ekleyebilirim umarım.
22 Ekim 2009 Perşembe
Meğer ne kadar yanılmışım
Kitabını okudum, filmini seyrettim ama aslında hep yanlış biliyormuşum. 37 yaşımda öğrendim gerçeği ve utandım. Atos, Portos, Aramis aslında silahşör değilmiş, silahşormuş iyi mi. Haftasonu Milliyet Gazetesi kitap verdi. Kitabın adı 3 Silahşorlar. Kocama "aaa, yanlış yazmışlar" derken Hurriyet'in yine ayni gün verdigi İmla Kılavuzuna baktık ve gördük ki doğruymuş. Kendimden o kadar eminim ki haydi o da hatalı yazdı diye Türk Dil Kurumu'nun sayfasına girdim baktım, aynen silahşor yazıyordu. Kendimden utandım. Oda arkadaşıma sordum (ki Türkçeyi çok güzel kullanan biridir) o da benim gibi yanlış biliyormuş. O da utandı. Milliyet'e teşekkür ederim, bir hatadan döndürdü beni.
Bu arada "teşekkür ettim" diye konuşan tipler var ortalıkta. Ya da "teşekkür ediyor" olanlar. Teşekkür ederim değil midir bunun doğrusu? Gerçi silahşörden sonra kendimden şüphelenmem lazım belki de ama hayır, bunun doğrusu "teşekkür ederim"dir, diğerleri değil.
Yine çok yorgunum bugün. Haftasonu gelse de artık dinlensem biraz evime gidip. Gerçi Bedük geliyor yarın Eskişehir'e. Çok gitmek istiyorum ama herhalde bu yorgunlukla perişan olurum. Adamcağız sahneye 7'de çıkıp 9'da inecek değil ya ben erkenden eve gidip uyuyayım diye. Anlaşılan yine kaçacak Bedük konseri.
Bu arada "teşekkür ettim" diye konuşan tipler var ortalıkta. Ya da "teşekkür ediyor" olanlar. Teşekkür ederim değil midir bunun doğrusu? Gerçi silahşörden sonra kendimden şüphelenmem lazım belki de ama hayır, bunun doğrusu "teşekkür ederim"dir, diğerleri değil.
Yine çok yorgunum bugün. Haftasonu gelse de artık dinlensem biraz evime gidip. Gerçi Bedük geliyor yarın Eskişehir'e. Çok gitmek istiyorum ama herhalde bu yorgunlukla perişan olurum. Adamcağız sahneye 7'de çıkıp 9'da inecek değil ya ben erkenden eve gidip uyuyayım diye. Anlaşılan yine kaçacak Bedük konseri.
21 Ekim 2009 Çarşamba
Grip olmak ya da olmamak
Domuz gribi vakalarının sayısı artıyor. Buna rağmen en basit önlem olan hapşururken, öksürürken ağzımızı kapatalım kuralına uymuyoruz. Akşam otobüste yanımdaki kız öksürüp durdu sinir oldum. Bir ara çantasında birşeyler aradı. Hah, mendil arıyor derken cep telefonunuu çıkardı radyo dinlemeye başladı salak. Sen hasta oldun diye ben de mi hastalanmak zorundayım kardeşim. Yok ya, biz adam olmayız. Haberlerde bir adama maske takar mısınız diye sordular, o da takmam dedi. Bravo. Hatta muhabir "salgın hastalıklardan korkmuyor musunuz?" diye sorunca da karısını gösterip "işte bulaşıcı hastalık bu" diyerek keh keh güldü. Pes diyorum insanımıza.
Şimdi de babaannesini 100 lira için döverek öldüren torundan bahsediyorlar. Artık haber seyretmeye dayanamacağım galiba. Zaten yorgunum yine feci halde, gidip yatayım bari.
Önce gidip ellerimi yıkayayım da, nolur nolmaz. Bu arada bana bizim üniversite hocalarından bir mail geldi, ondan aklımda kalanları yazayım. Domuz gribine karşı boğazınıza gargara yapın, burnunuza gün içinde tuzlu su çekin diyorlar. Bu virüslerin vücuda giriş yolu burun delikleri ve ağız, bu yüzden tuzlu suyla yıkayarak veya gargara yaparak virüsleri uzaklaştırın, çoğalmalarını önleyin diyorlar. Gün içinde sıcak içecekler tüketmek de faydalıymış çünkü virüsleri beraberinde mideye götürüyormuş, midenin asidik ortamı virüs için pek elverişli bir ortam olmuyormuş. Yarın detaylı şekilde okuyayım.
Hepiniz kendinize iyi bakın.
Şimdi de babaannesini 100 lira için döverek öldüren torundan bahsediyorlar. Artık haber seyretmeye dayanamacağım galiba. Zaten yorgunum yine feci halde, gidip yatayım bari.
Önce gidip ellerimi yıkayayım da, nolur nolmaz. Bu arada bana bizim üniversite hocalarından bir mail geldi, ondan aklımda kalanları yazayım. Domuz gribine karşı boğazınıza gargara yapın, burnunuza gün içinde tuzlu su çekin diyorlar. Bu virüslerin vücuda giriş yolu burun delikleri ve ağız, bu yüzden tuzlu suyla yıkayarak veya gargara yaparak virüsleri uzaklaştırın, çoğalmalarını önleyin diyorlar. Gün içinde sıcak içecekler tüketmek de faydalıymış çünkü virüsleri beraberinde mideye götürüyormuş, midenin asidik ortamı virüs için pek elverişli bir ortam olmuyormuş. Yarın detaylı şekilde okuyayım.
Hepiniz kendinize iyi bakın.
20 Ekim 2009 Salı
Yine ama niye yoğunum ve bir mim
Bugün dünden yoğun geçti ve anlaşılan bu haftam komple böyle geçecek. Bir başka üniversiteden 3 doktora öğrencisi HPLC analizi için geldiler, onlara cihazın tanıtılması, analizlerin öğretilmesi gerekiyordu. Dün bir miktar hazırlıkla geçti, bu sabah da cihazı satan firmadan bir arkadaş sağolsun gelip kısa bir tanıtım yaptı. Buraya kadar herşey normal. Öğleden sonra sorunlar çıkmaya başladı. Kolon dengelenmedi, analizler iyi çıkmadı, kolon değiştirmek istediğimde metaller neredeyse birbirine kaynamıştı, güç bela başardığımda sızıntı yaptı, sistem kendini otomatik olarak kapatmaya başladı, liyofilizatöre numune takayım dediğimde günlerdir gül gibi çalışan cihaz vakumu düşürememeye başladı derken hepsi halloldu. Ama sonuç olarak ben bittim. 2 kat aşağı in, tekrar yukarı çık, diğer binaya git, odaya git, hocaya git vs derken ayaklarıma karasular indi. Öyle ki dere yatağı kenarında falan olsam sel basacak, o derece. Eve gelirken otobüsün gelmemesi, alternatif bir güzergahla sürünmek de eklenince fazla dayanmam herhalde bu gece, Gossip Girl biter bitmez sızar kalırım. Haftasonuna kadar böyle. Gelecek hafta da bu gazla kendi çalışmalarıma girişirim herhalde. Üstümdeki ölü toprağını silkiyorum en azından, öyle düşüneyim.
Ne internete bakabildim adam gibi, ne blog okuyabildim. Seyhan'ın mimini yeni cevaplayabiliyorum, gecikme için kusuruma bakmayın artık.
1- En çok sevdiğiniz 3 çiçek ismi:
İki tane yazabiliyorum: Nergis ve Kasımpatı
2-Gerçekleşmesini istediğiniz 3 hayaliniz:
Kocamla birlikte Japonya'ya gidip "bak ben burada şunu yapmıştım, oraya şöyle gitmiştim" diye kafa ütülemek.
Ailemde herkesin ihtiyacını karşılayacak kadar çok paramın olması.
Şu anki en büyük hayalim bana kalsın olur mu.
3- En sevdiğiniz ve sevmediğiniz 3 huyunuz:
Kendime karşı objektif olamam ki. Bunu geçmek zorundayım.
4- Gıcık olduğunuz 3 hareket:
Sadece 3 mü? Seçeyim o zaman:
i) Ağız açık sakız çiğnenmesi bir de utanmadan balon yapılıp patlatılması.
ii) Ağız açık yemek yenilmesi.
iii) Riyakarlık
5- Bu benim bugüne kadar olan en kara günümdü, dünya başıma yıkıldı ve bir daha ayağa kalkamam diye düşündüğünüz olay?
Olaylara iyi yönünden bakmak, herşeyde bir hayır görmek lazım yoksa yaşanmaz. Bu soruyu da cevaplamasam iyi olur galiba.
Gelelim kimleri mimleyeceğime. Herkes mimlenmekten hoşlanmıyor biliyorum, o yüzden kimseyi mimlemiyorum. Soruları cevaplamak isteyen herkes buyursun gelsin.
Ne internete bakabildim adam gibi, ne blog okuyabildim. Seyhan'ın mimini yeni cevaplayabiliyorum, gecikme için kusuruma bakmayın artık.
1- En çok sevdiğiniz 3 çiçek ismi:
İki tane yazabiliyorum: Nergis ve Kasımpatı
2-Gerçekleşmesini istediğiniz 3 hayaliniz:
Kocamla birlikte Japonya'ya gidip "bak ben burada şunu yapmıştım, oraya şöyle gitmiştim" diye kafa ütülemek.
Ailemde herkesin ihtiyacını karşılayacak kadar çok paramın olması.
Şu anki en büyük hayalim bana kalsın olur mu.
3- En sevdiğiniz ve sevmediğiniz 3 huyunuz:
Kendime karşı objektif olamam ki. Bunu geçmek zorundayım.
4- Gıcık olduğunuz 3 hareket:
Sadece 3 mü? Seçeyim o zaman:
i) Ağız açık sakız çiğnenmesi bir de utanmadan balon yapılıp patlatılması.
ii) Ağız açık yemek yenilmesi.
iii) Riyakarlık
5- Bu benim bugüne kadar olan en kara günümdü, dünya başıma yıkıldı ve bir daha ayağa kalkamam diye düşündüğünüz olay?
Olaylara iyi yönünden bakmak, herşeyde bir hayır görmek lazım yoksa yaşanmaz. Bu soruyu da cevaplamasam iyi olur galiba.
Gelelim kimleri mimleyeceğime. Herkes mimlenmekten hoşlanmıyor biliyorum, o yüzden kimseyi mimlemiyorum. Soruları cevaplamak isteyen herkes buyursun gelsin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)