Geçen hafta enerji veren pazartesi şarkılarına başlamıştım hatırlarsanız. Bu hafta izinliyim, ama yine de bebeklerimle vakit geçirebilmek için enerjiye ihtiyacım var. O zaman gelsin pazartesi şarkısı.
Şarkı yine eskilerden, Erasure grubunun her zaman zevkle dinlediğim ve klibine bakarsanız kan kan dansı yapar gibi hoplayıp zıplamak istediğim bir şarkısı bu. Bakalım siz beğenecek misiniz.
Youtube'dan ekledim ancak Sony Video bazı yerlerde yayınlanmasına izin vermiyormuş, direkt youtube'dan izleyin dediler. Ben de başka bir link buldum. İsterseniz aşağıya tıklayın istemezseniz de boşverin gitsin.
Gerçekten de beterin beteri varmış. Çarşamba günü kendimi kahrettiğim yetmemiş, daha çekeceğim varmış. Bugün mesela, sabah 9'da bindiğim tren ancak 12:53'te gara girebildi. Yolda 1.5 saat kadar durduk. Sanıyorum elektrik aksamında bir sorun vardı, ışıklar, klima falan söndü, marş basmayan arabalar gibi çalışıp 20-30 cm sonra dura dura gittik, Polatlı istasyonunda durduğumuzda yanda duran Konya hızlı treninin kokpit kısmından bizim arka tarafın fotoğraflarını çekip durdular, artık sorun neyse. En sonunda vardığımızda yaklaşık 4 saatlik bir yolculuk yapmış olduk. Sınav notları vs. girilmeyecek, çıktıları imzalanmayacak olsa gider miydim bu karda kıyamette, son güne bırakınca işleri gitmek zorunda kaldım maalesef. Dönüş için 15 trenine yer bulamadığım için otobüs bileti almıştım. Otobüsle paşalar gibi giderim diye düşünürken AŞTİ'ye varıp internetten aldığım biletimi bastırmak istediğimi söylediğimde yazıhanedeki görevli "15 seferi iptal oldu" diyiverdi. Neden, nasıl olur diye kafamdan aşağı kaynar sular dökülürken Eskişehir-Ankara karayolunun kapandığını söylediler. Sabah giden arabalar bile hala Sivrihisar'da bekliyormuş, ileriye gidememiş. 7 küsür yıllık evliliğim boyunca o yolun kapandığını hiç duymamıştım, şansıma küseyim. Hemen kocamı aradım, bir ihtimal TCDD sitesine girip 18 için bilet varsa almasını rica ettim. Şansıma herhalde iptal eden birisi var ki bilet bulabildim. Gerçi şans mı değil mi, akşama göreceğiz. Websayfalarına gidip "18 tren seferi iptal oldu" gibi bir yazı görmekten korkuyorum. O da iptal olursa artık kös kös annemlerin evine doğru yola çıkacağım demektir. İptal olmazsa da kaç saatte gideceğimizi Allah bilir.
Gelmeye çalışıyorum bebeklerim. Olmazsa denemediğim bir havayolu kaldı, İstanbul üzerinden eve gelmeyi deneyeceğim :)
Dün Eskişehir ve Ankara'ya çok feci kar yağdı, yaşayanlar bilir, kaldırımda yürümek bile çok zorken bir toplantım olduğu için fakülteye gitmek üzere yola çıktım. Trenler bu aralar hava şartları nedeniyle fazla hız yapamıyorlar. Bir süredir en fazla 200 km hızla giderken dün akşam hızımız trendeki bir arıza nedeniyle 50'ye düşmüştü. Bu sabah da 150'yi aşamamıştı. Haydi olabilir diye anlayışla karşılarken bugün olan birşey beni ve yüzlerce kişiyi perişan etti.
16:00 trenine binmek üzere okuldan çıkıp gara gittim. Peronda tren yoktu, yine gecikme var, sağlık olsun derken 16:00 ve 19:00 seferlerinin iptal edildiğine dair bir yazı gördüm. 18:00'de yer kalmadığı için en erken 21:00'e binebileceğimiz söylendi. O saate kadar nasıl bekleyeyim diye sinirlenerek AŞTİ'ye gitmek üzere geldiğim yolu geri döndüm. Tabii ki herkes otobüslere yığıldığı için 18:00'den önce hiçbir şirkette bilet bulamadım. Çaresiz 18:00 seferine bilet alıp 3 saatlik bir yolculuk sonunda önce Eskişehir'e sonra da evime kavuştum. Eve vardığımda yavrularım uyumuştu çoktan, öpüp koklayamadım.
Sevgili TCDD böyle bir iptali bildiremez miydi? Değişik hususlar hakkında mail yollamayı biliyorlar, böyle önemli bir haber verilmez mi? Mail yollasalardı en azından gara gitmek için hiç vakit harcamaz direkt AŞTİ'ye giderdim, ya da Kamil Koç'un falan internet sitesine girip daha erken bir saate bilet bulabilirdim. Durum böyle olunca gardan çıkıp AŞTİ'ye giderek vakit harcadım, 18'den önce de bilet bulamadım haliyle.
Yavrularımı görememek neyse de, ya bakıcı tutmuş olsaydım o zaman ne olacaktı? Eve geç gittiğim için yemek vs. düzenimiz de bozuldu elbette. Bu sadece benim durumum, mağdur olan daha yüzlerce kişi, yüzlerce hikaye var. Olmadı TCDD, bilgilendirme hususunda sınıfta kaldın.
Daha önce bahsetmiştim, müzik (dinleyici olarak elbette) benim hayatımın çok önemli bir parçasını oluşturur. Bebeklerimden önce daha içli dışlıydık aslında, evde bangır bangır cd dinler (kocam yokken) bilgisayar başında işim varsa mutlaka kulaklık takar birşeyler dinlerdim. Di'li geçmiş zaman kullandım çünkü bebeklerimden sonra artık hiçbir şey eskisi gibi değil. CD dinlemek bebekler uyuyorsa zaten yasak, uyanık olduklarında ise aklıma gelmiyor bile. Akşamları bebeklerim yattıktan sonra bilgisayar başına geçip iş güçle uğraşırken sıkıysa kulaklık tak bakalım. Kulağım hep bebeklerimden gelen seslerde olduğu için kulaklık takıp müzik dinlemek bir süredir benim için lüks. Geriye gönlümce müzik dinleyebileceğim tek bir yer kalıyor, o da hergün hızlı trenle yaptığım yolculuklar. Hafta içi hergün 3 saat, oh be kulağımın pası siliniyor resmen.
Sabah sabah slow, içimi bayan şarkı dinlemekten hoşlanmıyorum. Şarkı dediğin enerji vermeli insana, coşturmalı, sonrasında ve özellikle de pazartesi sabahları kulaklığı, çantayı bir yana fırlatıp koşma isteği vermeli insana. O şarkıyı bulunca çok mutlu oluyorum, arka arkaya birkaç kere dinliyorum mutlaka. Bu sabahki şarkımı bulmuşken aklıma sizinle de paylaşmak geldi. Sergülcüğümün instagram ile pazartesi serisi var ya, hatta bugün de şunu yayınlamış, işte ben de ondan esinlenerek (ve izni olursa) her pazartesi günü "Canlandırıcı Pazartesi Şarkısı" yayınlayayım istiyorum.
İşte bu haftanın benim için canlandırıcı, enerji verici, deli gibi koşturucu şarkısı (benim dinlediğim bir konser kaydıydı bu arada, biraz daha dinamik çalıyorlardı yani). Umarım siz de beğenirsiniz.
Yaklaşık 3 yıl önce yazmıştım ben. İşte aynen de dediğim gibi oluyor. Konu şu, Angelina Jolie yine hamileymiş. Henüz 3 aylıkmış, resmen açıklamamışlar ama sabah bulantıları varmış, hamileliğinin tadını çıkarıyormuş falan filan. Ne yazmışım görmek isterseniz şuraya buyrun.
Eskişehir Ankara'ya kıyasla daha soğuk. Dün sabah gara gitmek üzere otobüs durağına giderken -17 olduğunu gördüm hissedilen sıcaklığın (bizim sokak, park yeri vs. feci buzlu olduğu için arabayı park yerinden çıkartamıyoruz, ben de paşa paşa otobüsle gidiyorum). Sabah yanından geçtiğim bir arabanın karlı camına çocuklar bir yazı yazmıştı. Kirli arabalara klasik yazılan yazıyı bilirsiniz beni yıka diye. Bunda ise "beni ısıt" yazıyordu. Elimi eldivenden çıkarmam gerekmeseydi sizin için fotoğrafını çekecektim ama o soğukta cesaret edemedim, artık benim ifademe güveneceksiniz.
Yolda sıcak trende 200 km hızla giderken (hava muhalefeti nedeniyle 250 km'ye çıkamıyoruz) ve sıcak çay yudumlarken camdan dışarı bakıp uçsuz bucaksız bir beyazlık görmek çok güzel oluyor. Bu güzellikleri de olmasa zaten kış hiç çekilmez değil mi.
Gelelim bu yazının konusu ikinci ilginçliğe. Gçenlerde Sincan durağına geldiğimizde dersanelerin çok fazla olduğu bir caddede değişik ilanlara takıldı gözüm. Dersanenin birisi STS (Seviye tespit sınavı) tarihini yazmıştı. Diğeri sınavın adını değiştirmiş Bireysel Başarı Sınavı demişti. 3. gördüğüm ve en gerçekçi bulduğum ilan ise Hasar Tespit Sınavı diyordu. Helal olsun dedim adamlara, çocuklarım uygun yaşta olsalar o dersaneye verirdim doğrusu. Adamlar en azından dürüstler ne de olsa :)
Meleklerim henüz birbirleriyle tam anlamıyla oyunlar oynamaya başlamadılar (kızımın perdeyi yüzüne çekerek oğluma ce-e yapması ve ikisinin de kikirdemesi haricinde). Önceleri bibirlerinin saçını çekerlerken ilerleyen aşamalarda emzik savaşına başlamışlardı. Şimdi de birbirlerinin elinde gördükleri oyuncaklara, telefona, televizyon kumandasına hamle yapıyorlar. Aynı oyuncak telefondan iki tane olmasının hiçbir anlamı yok, ne de olsa komşunun tavuğu komşuya kaz görünür, mutlaka kardeşin elindeki kapılıp kaçılacak. Oğlum biraz tepki verip sonra eline başka şey tutuşturulunca idare etse de kızım elinden koparılan şey geri verilene kadar ağlıyor.
Geçenlerde yine çalışmayan eski bir telefonu paylaşamazken nazlı kızımın ağlaması bana Problem Child serisinin ilk filmindeki bayıldığım bir sahneyi anımsattı. Junior yaşgünü partisine davet edilmez ama yine de partiye giderek ortalığı mahveder, küçük kız da yırtınarak ağlarken fonda "It's my party and I cry if I want to..." şarkısı çalar. Bir de siz bakın bakalım benzerlik var mı :)
Önce video sonra minik kızımın fotoğrafları geliyor
Gerçi telefonu kaptırmamış ama bu başarısız girişim bile ağlatmaya yetmiş :)