Dizi çılgınlığı hakkında aslında söylenecek çok şey var, çoğu da bildiğiniz şeyler. O yüzden birşey yazmaya gerek duymuyordum ama bu akşam kulak misafiri olduğum bir diyalog yazmamı zorunlu kıldı. Akşam üstü Ankaray'la Kızılay'a gidiyordum. Bir anne, kucağında da tahminen 3 yaşında veya biraz daha büyük oğlu oturuyorlardı. Ondan bundan konuşurken anne bir ara "yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz ne başlayacak?" diye sordu. "Yatcaz kalkcaz" kelimelerini kocamla çok sık kullandığımız için (ör: yatcaz kalkcaz Eskişehir'e evime geleceğim gibi), çocuğun vereceği cevabı merakla beklemeye başladım. Aha gelen cevap bu: "Melekler korusun".
Pes dedim, bu nasıl bir dizi çılgınlığı, çocuğu çekirdekten yetiştiriyorlar, valla bravo.
Bizim televizyonlarda seyrettiğim tek bir dizi var, Avrupa Yakası. Onun haricinde hiçbir şey seyretmiyorum. Cnbc-e dizilerinin ise müdavimlerindenim. Yanlış anlamayın, Türk dizilerini aşağılayan, Amerikan dizilerini üstün gören veya o dizileri seyrettiğini söyleme amacı ingilizce bildiğini vurgulamak olan, hatta konuşurken araya İngilizce kelimeler sıkıştıran birisi asla değilim, olmam da. Bu dizilerin üstün bir-iki tarafı var ama onu da kabul etmeliyim:
1) Kısa sürüyorlar. Sit-com denenler taş çatlasa yarım saat, diğerleri ancak 1 saat.
2) Arada dakikalar süren, birbiri ardına yayınlanan reklam kuşakları yok. Böyle olunca da yarım saat-1 saat süreyi tutturmak kolay oluyor olmalı.
3) Konular hızlı şekilde ilerliyor. Kadının göz süzüşünü, adamın buna karşılık olarak arkasını dönüp kadına bakmasını dakikalar boyunca seyretmiyorsunuz. Olaylar çat başlıyor, çat bitiyor.
Dizi müdavimi olabilirsiniz, hatta yayın saati değişsin, izleyemiyorum diye kanallara e-posta yazıyor da olabilirsiniz, tercihinize saygım sonsuz. Annem de dizi müdavimidir mesela, çakışanları videoya kaydeder, ertesi gün seyreder. Ama ben dayanamıyorum, vaktim zaten az benim, Ankara-Eskişehir arasında gidip geliyorum, eve iş getiriyorum, ders çalışıyorum, açıkçası dizilerin karşısında geçen vaktime acıyorum. Avrupa Yakasını bile kaydedip aradaki reklamları geçe geçe seyretsem diye ciddi ciddi düşünüyorum çoğu zaman.
Haydi anne babalar neyse de, mini mini yavruların oturup dizi seyretmesini anlayamıyorum. O çocuk için kitap okumak, oyun oynamak, ne bileyim belgesel seyretmek daha faydalı değil mi? Oda arkadaşımın oğlunu yetiştirme şekline hayranım. Evlerinde çok az televizyon seyrediliyor. Müzik dinliyorlar, kitap okuyorlar, oyun oynuyorlar, birlikte vakit geçiriyorlar.
Hamile olduğum zamanlarda okuduğum anne-bebek-hamilelik dergilerinden birinde Fransa'da 3 yaşına kadar olan çocukların tv seyretmesinin yasaklandığı şeklinde bir haber vardı. Normal kanallar haricinde ailelerin kurtarıcısı olan baby tv gibi bebek kanalları da dahil. Nedeni çocukların-bebeklerin 5 duyuyu birden kullanma yeteneğini köreltmesiymiş. Çocuklar sadece bazı uyarıcılara yanıt veriyorlar, bu da gelişmekte olan beyinlerine, sinir hücrelerinin gelişimine zarar veriyormuş. Oysa Ankaray'daki anne oğluna sevinç içinde ve hasretle 3 gün sonra ne seyredeceklerini soruyordu. Bu nasıl bir tezat.
Dediğim gibi, kimseyi kınamıyorum, kimseye de hava atmaya çalışmıyorum, asla, yanlış anlamayın. Sadece fikrimi söyledim.
Raporluyken sabahın köründe ilaç+yemek için kalktığımda Kanal D'de Gümüş dizisinin tekrarı oluyordu. Diziyi yayınlandığı zaman hiç seyretmemiştim. Arkası yarın gibi, arka arkaya verilince olaylar biraz hızlı ilerliyor gibi geliyor. Zaten dizi de bitiyormuş, kendimi istesem de kaptıramazdım. Belki de seyretmenin en güzel şekli bu, arka arkaya, arada reklam olmadan, sabahın köründe ıvır zıvır yaparken, ilacın verdiği mide bulantısı ve krampların, kasılmaların geçmesini beklerken battaniyenin altına girmiş hafif hafif uyuklarken. Ama yine de çocukları uzak tutalım.
Starbucks Chai Tea Latte
1 saat önce
























