29 Mart 2009 Pazar

Ben yatarken bahar gelmiş

Bugün ilk defa dışarı çıktım. 4 gündür aralıksız yatan ve ayağa kalkarak gittiği en uzun mesafe oda-mutfak/oda-tuvalet olan birisi için büyük bir değişiklik. Dışarı çıkma nedenim kocamı uğurlamak. Önceleri çıkma dışarı yat dinlen dedi kocam ama şimdiye kadar hiç onu uğurlamadan yollamadım. Yarın fakülteye de gitmem gerekiyor, onun için alıştırma olur dedim ve fırladım dışarı.

Ben yatarken dışarıya bahar gelmiş meğerse. 2 gün önceki kapalı, puslu, yağmurlu hava gitmiş, cıvıl cıvıl bir bahar havası gelmiş. Sokaktaki ağaçlar çiçek açmış, yol kenarlarındaki söğüt ağaçlarının hepsi yaprak vermiş. İçim cıvıl cıvıl oldu benim de. Kendimi kış uykusuna yatan ve baharın gelişiyle uyanıp etrafa şaşkın şaşkın bakan hayvanlar gibi hissettim.

Kocama zor bela hızlı trenden bilet bulabildik. Kime niyet kime kısmet, ilk ben binerim derken kocam bindi trene benden önce. Garda biraz değişiklik yapmışlar. Bilet gişeleriyle danışmanın arasındaki yer Rail&Miles Lounge olmuş. Havaalanlarındaki Lounge'lar gibi. Ben bir de 1.5 saatte bilet kontrolünü nasıl yapacaklar acaba diyordum. Sorumun yanıtını aldım. Peronla treni ayıran kordon kalkmış, onun yerine peronu pleksiglas bariyer ile tamamen kapatmışlar. Arada 2 tane alışveriş merkezi girişlerindeki tarama cihazlarından koymuşlar. Oradan geçerken biletinizi kontrol ediyorlar, öyle biniyorsunuz trene. Ben de kocamla biner içine bakarım trenin düşüncem böylece sadece düşünce olarak kaldı.

Tren oldukça kalabalık. Millet 7-8 kişilik aileler halinde çoluk çocuk doluşmuş. Milletimizin beleşçiliği inanılır gibi değil. Yola çıkanların pek azında çanta-bavul vardı. Çoğunluk hava güzelken gidip gezelim diyenler. Nisan ayında fiyatlar normale dönünce görürüm ben onları.

Trenin camları içeriyi pek zor gösteriyor. Kocamı sadece silüet olarak görebildim yerine oturduğu zaman. Şu anda 250 km hızla gidiyorlarmış. Ben pek heyecanlıydım trene binecek diye, onda yoktu ama. Keşke ben de binebilseydim kocamla birlikte. Ona Japonya'daki Shinkansen anılarımı anlatır, deli ederdim. Tokyo-Kyoto arasında ve sonra da dönüşte olmak üzere 2 kez bindim sadece ama ömür boyu anlatılacak kadar malzeme çıkarabiliyorum kendisine. :)

Bahar havasına aldanan ben tren garının mermer zeminlerinde güzelce üşüdüm. O yüzden eve gelir gelmez sıcacık yatağıma geri döndüm. Yarın için güç topluyor ve kocamın yokluğunda odamda tam karşımda duran güzel çiçeğe bakıyorum. Dün bir bahane uydurarak dışarı çıkan kocam bana çiçek yaptırmış yine, çok mutlu oldum, hemen gözlerim doldu. Zaten sulugözdüm bu konularda, şimdi iyice beter oldum hormonlardan mıdır nedir. Tekrar teşekkür ederim hayatım. Çiçeğimin resmini koyuyorum, kocamın kolu da var.

Bu 3-4 günde biraz semirdim sanıyorum. Diyetime uymak için ısrar etsem de acaba biraz daha beslensem yavru açısından daha mı iyi olur diye aralarda ekstralar da yemiş-yedirilmiş bulunuyorum. Salı günü kontrole gidebilirsem görürüz artık kaç kilo olduğumu. Normalde hamilelerde olan iştah açılması bende yok. Canım onu bunu çekmiyor, doymamacasına bir açlık çekmiyorum, o yüzden fazla yemeye ihtiyaç duymuyorum ama belki de bebeğin direkt ihtiyacı olmasa bile rahmin genişlemesi, annenin vücudunun hazırlanması için biraz daha yemeye ihtiyacım var. Bunu diyetisyenimle konuşsam iyi olacak galiba.

Bakalım gelecek hafta nasıl geçecek benim için.

26 Mart 2009 Perşembe

Yat yat nereye kadar

Yat yat sıkıldım. Hatta belim iyice ağrımaya başladı. Hamileliğinin son 3 ayında yatmak zorunda kalan tanıdıklarım var, umarım onlar gibi olmam. Hem çok sıkıcı hem de dediğim gibi rahatsız edici.

Annem ve babam her an başımda, gak desem geliyor, guk desem gidiyorlar. Dışarı çıkmaları gerektiğinde nöbetleşe çıkıyorlar. Prensesler gibiydim, artık kraliçeler gibi oldum iyice. Maiyetim her an etrafımda, bir isteğim, arzum var mı diye etrafımda pervane. Cuma günü kocam da gelecek, oh değmeyin keyfime. Ama dediğim gibi yatıp durmak bir yandan iyi, bir yandan kötü.

Aklım fakültede. Bensiz çok zorlandılar mı, neler yaptılar derste diye. Defterlerin tümünü ben okuyayım bari haftaya, fazlasıyla hak ettiler bunu.

Evde televizyon karşısında pinekliyorum. Neyse ki hiçbir kadın programına kapılmadım henüz. Paşalar gibi açtım Eurosport'u, önce Curling yarışmalarını seyrettim şimdi de Dünya buz pateni şampiyonasını seyrediyorum. Çiftlerde son yarışmalar vardı az önce, dün de kısa programlarını seyretmiştim. Şimdi de erkeklerde kısa program var. Bizim patencimiz maalesef yarışmış, ama yayına geçmeden önceki bölümdeymiş, üzüldüm göremediğime. Gerçi Evgeny olmadan tadı çıkar mı bu şampiyonaların bilmiyorum. Evgeny Plushenko, hani geçen sene Eurovision'da Rusya adına yarışan adamın arkasında buz dansı yapan sarışın adam. Hatta o zamanlar Rusya'nın onun sayesinde kazandığı bile söylenmişti. Haklılardı bence çünkü ben bile az kalsın Rusya için mesaj atacaktım (belki de attım hatırlamıyorum). Yarıştığı zamanlarda harika işler çıkarırdı. Resmen mükemmel, hatasız gösteriler sergilerdi. 4'lü birşeyi ilk yapanlardandır kendisi. Yarışmalardan sonraki gösteri kısımları da muhteşemdir. Youtube'a Plushenko ve Sex Bomb kelimelerini girin, seyretmediyseniz seyredin muhteşem eğlenceli performanslarından birini (Youtube çalışıyor bu arada, aman nazar değmesin). 2006'dan beri yarışmıyor maalesef, profesyonel oldu, artık şampiyonaların eskisi gibi anlamı kalmadı bence, yazık. Ama yarış yarış nereye kadar, o da haklı tabii.

Çiftleri seyrederken o anda yarışmakta olan çiftin geçen sene Şubat ayında geçirdiği talihsiz bir kazadan bahsettiler. Yanyana tek ayak havada dönerlerken adamın pateni kızın yüzüne çarpıyor, burnunu, yanağını çiziyor. Dediklerine göre 80 dikiş atmışlar kızın yüzüne ama iyi toparlamış. Hem iz kalmamış yüzde hem de gayet güzel çıktı kaydı hatun. Ben olsam fobi geliştirirdim herhalde. O anın haberlerde verilen görüntülerini görmek isterseniz yine google'a veya youtube'a girip "Jessica Dube accident" yazmanız yeterli. Kan falan yok merak etmeyin. İçim acıdı kıza ama.

Ben televizyonuma ve tatlı uykuma geri döneyim yavaş yavaş.

25 Mart 2009 Çarşamba

Hem varım hem yokum

Geçenlerde bir sonraki ultrason randevuma 3 hafta sonra gideceğim, o vakte kadar bebeğimizi göremeyeceğiz, bir an önce geçse şu zaman derken dün akşam apar topar doktora gidip gördüm yavrumuzu. Kocaman olmuş, tam 1.67 cm. Kalp atışını da duydum yine, herşey normal ama yine de doktorum bu 3 gün istirahat etmemi istedi, ben de evde sağdan sola dönerek yatıyorum. Lab. derslerinde 4 saat ayakta dur, sağa sola öğrencilere koştur yoruldum demek ki. Biraz rölantiye almak iyi gelecek hem bana hem de bebeğe.

24 Mart 2009 Salı

Rüyamda bir bebek gördüm

Dün gece, daha doğrusu sabaha karşı, uyanmadan hemen önce rüyamda bir bebek gördüm. Kucağıma almışım, apartmandan dışarı çıkmışız. Hava soğuk ama olsun, alışsın şimdiden diyorum ben. Kapıya okul servisi geliyor, ben de kucağımda bebekle servisin kapısına gidiyorum nedense. Beklediğimiz kimse de yok ama. Bir kız çocuk iniyor, ben biraz etrafa bakınıyorum sonra eve doğru yürüyorum. Kız da benimle birlikte geliyor. Sevebilir miyim bebeği diyor. Daha çok küçük, uyusun biraz diyorum. Bir yandan da bu bebek dünden beri birşey yemedi, 2 saatte bir beslenmeleri gerekmez miydi, ilginç diye düşünüyorum. Kız bebeğin cinsiyetini soruyor bana. Bebeğin yüzüne bakıyorum, erkek bebeğe benziyor (nasıl benzetilir bilmiyorum ama), kıyafetler mavimsi miydi hatırlamıyorum ayrıca. Kıza dönüp bilmiyorum diyorum. Yüzümde koskoca bir şaşkınlık ifadesi. Nasıl bilmem? Ama bilmiyorum işte.

Her gece yatarken bebeğimize kız veya erkek olman fark etmez, yeter ki sağlıklı ol diyorum. Yaş 37 olunca bu temenni daha bir kuvvetle söyleniyor. Herkesin bir fikri var aslında. Çoğunluk kız olacağı yönünde fikir beyan ediyor. Erkek olacak diyen bir kişi oldu şimdiye kadar. Karnım büyümeye başladıkça hamile olduğumu öğrenen ve fikir beyan eden daha çok olur sanıyorum. Bakalım ne olacak. Biz isimleri hazırladık zaten, hangisi olursa onu koyacağız. (söylemem isimleri).

Eskiden ultrasonografi şimdiki gelişmiş değilken, hatta ortalarda yokken nasıl oluyormuş bu işler, düşününce şaşırıyor insan. Ben 3-3.5 ay merak içindeyken annem 9 ay merak etmiş ne olacağımızı. Sakladığı 1-2 patiği gösterdi bana, beyaz, mavi ve pembe karışık örmüş. Minik bir battaniyemiz var bir de, o da 3 renk.

Bazıları cinsiyeti öğrenmeme veya öğrense bile etrafa söylememe taraftarı oluyor. Ben öğrenmek istiyorum. Çocuğuma 3.-4. aydan itibaren adıyla seslenmek istiyorum çünkü. Bir ihtimal yanlış bakılırsa biraz karışıklık olacak çocuk açısından ama atlatırız nasıl olsa :)

23 Mart 2009 Pazartesi

Ben kötü bir evlat değilim sadece ...

Biraz tembelim, yorgunum, meşgulüm, hamileyim. Her türlü bahanem mevcut yani. Ama yine de içim rahat değil. Annemin yıldız şehriye kolyesini yapamadım bir türlü. Şu iş bitsin, dur biraz yatıp dinleneyim derken haftasonu geçivermiş ve ben tek bir şehriye bile boyamamışım :( Kocam "bari bana söyleseydin de ben boyasaydım" diyerek beni can evimden vurdu, vicdan azabımı kat kat artırdı. Götürdüğüm sulu boyayı ve keçeli kalemleri aynen geri getirdim. Haftaya yapacağım, söz diyerek kendimi hem avuttum hem kınadım, Sonuçta annemin gözlerinde göreceğim mutluluk hayalini, sağdan sola yuvarlanırken oturma odasındaki kanepeye gömdüm :(

Sabah otobüste gelirken ön koltuktaki adama gıcık oldum. Adamın elinde bir tespih, şık şık şık çekiyor. Müzik dinliyor olmama rağmen o şık şık şık sesini hiç kaçırmadım. Gıcık olunca daha bir duyarlı oluyor kulaklar. Adam zıbarıp uyusa ya, 3 saat uyanık kalıp tespih çekmenin ne anlamı var diye ters ters bakarken başka hangi seslere sinir olduğumu düşünerek bir sıralama yaptım. Kesinlikle en sinir olduğum tespih sesi. İkinci anahtarlıkla oynanması (bir türevi de eldeki bozuk paraların şık şık şık sallanması), sonuncu da tükenmez kalemlerin basma yerine sürekli basılarak karşıdakinin fıtık edilmesi.

Bir seferinde ÜDS veya KPDS'ye girerken sınav salonunda anahtarlıkla oynayan bir gerizekalı vardı. Çok sinir bozucu bir sesti ama benden başka rahatsız olan yoktu galiba. Hemen gözetmenlerden birini çağırdım yanıma, "ön tarafta şu sırada anahtarlıkla oynayan biri var uyarır mısınız" dedim. O taraflara gitti gözetmen ancak birşey duyamadı. Biz de bu sınavlarda gözetmenlik yaptık, yol yordam biliriz, tam yerini bulamadıysan ön sıralara doğru genel bir uyarı yapsana be salak adam. Baktı, ses yok, çekti gitti kürsüye doğru. Gözetmene nasıl sinirlendiysem artık az sonra bina sınav yöneticisi geldi ve kimlik kartı takmadığı için gözetmeni fırçaladı sonra da sınıftan attı, yerine yedek gözetmen yolladılar. İçimin yağları eridi valla. Görevini yapamıyordu zaten.

Neyse, haftasonu yine bitti ve yine Ankara'ya döndüm. Bu aralar çok mu hızlı geçiyor haftasonları?

21 Mart 2009 Cumartesi

200. yazıda ondan bundan

Ve işte blogger'da 200. yazımı da gördüm. İlk 100'den sonrası çok kolay geldi zaten, nasıl yazdığımı, nasıl geçtiğini anlamadım bile.

Dün yine hızlı tren yerine otobüsle geldim. Rahat hatta yine film seyrederim, hatta bu sefer belki oyun da oynarım derken tam bir hayal kırıklığı yaşadım. Aynı otobüsü vermemişlerdi. Kocamı arayıp "yokluk içindeyim burda" diye şikayet ederek feci bir görgüsüzlük yaptım. Yokluk diye nitelediği şeye bak kadının. Tekli koltukta kraliçeler gibi rahat rahat geliyorum, neymiş, playstation joystick'i yokmuş, oyun oynayamıyormuş. Yuh dedim kendime. Haftaya hızlı treni deneyeyim artık.

İşte bu bahsettiğim yokluk içinde gözüm ara sıra televizyona takılırken bir anda gözlerim faltaşı gibi açıldı. Yine kanal D açıktı ve bu sefer Esra Ceyhan'ın programı vardı. O kadını nedense ben de sevemedim bir türlü. Hele hamileyken çıktığı sucuk reklamlarından sonra iyice tilt oluyorum kendisine. Gördüğüm sahne çok acayipti. 1-2 saniye görebildim sadece ve acaba hayal mi gördüm diye düşündüm. Ekranda alt yazı olarak "Havada durdum, tanığım var" yazısı duruyordu ve adamın biri yerlerde yuvarlanıyordu. 2 saniyelik birşey ama bakakaldım ekrana. Ne olduğunu pek merak edip azıcık dinleyeyim bari dedim ama kısa süre sonra dayanamayıp elimdeki dergiye gömüldüm. Çok acayip çok.

Bu hafta da bilgisayarımın şarj adaptörünü unuttum. Gayet güzel elime aldım, kablolarını güzelce katladım, yolculuk için hazırladım ama çanta yerine nereye koydum kimbilir. Neyse ki kocamda da aynısından var da dönüşümlü olarak idare ediyoruz. Unutkanlık hala diz boyu ve hala B12 eksikliği yok :)

Çorba yaparken kolaya kaçar, Knorr hazır çorba yaparım hep. Yapardım demek daha doğru çünkü artık içindeki katkı maddeleri nedeniyle ev çorbasına dönmüş bulunuyorum. (Hamilelik sonrasında herhalde tekrar eski tembelliğime dönerim). Gittim, tel, arpa ve yıldız olmak üzere türlü türlü şehriye aldım. Yıldız şehriyeyi görünce annem yıllardır anlattığı ortak bir hikayemizi tekrar anlattı. Ben anaokulundayken anneler günü için bir faaliyet düzenlemişler. Hepimiz yıldız şehriyeleri renk renk boyamışız ve annelerimiz için birer kolye yapmışız. Rontlar vs.den sonra herkes gidip annesinin boynuna takmış ama yegane cins olarak ben "takmayacağım" diye tutturmuşum. Cinslik işte, nedenini kimse bilmiyor (kocamın yorumu "herhalde çok beğenip kendine saklamak istedin oldu). Kadıncağız hala anlatır bu olayı. Geçen gün yine anlatınca uyandım. Nasıl içinde kalmış meğer bu olay anneciğimin, yeni idrak ettim (anne olunca anlarsın derler ya, ondan mı acaba, önceleri sadece öküz gibi dinler ve heh hüh, çocukluk işte diye gülerdim-duyarsız evlat). Annem o gün çok üzülmüş olmalı. Herkes kolyeleri minik elleriyle annesinin boynuna takıyor, şap diye yanaktan öpüyor, anneme sıra gelince ben takmayacağım diye diretiyorum. Rezil bir durum aslında. Ben de dün gidip sulu boya aldım. Biraz keçeli kalem de var evde. Bu haftasonu anneme yıldız şehriye kolyesi yapacak ve o kolyeyi annemin boynuna yaklaşık 33 yıl gecikmeli olarak takacağım. Pazartesi neler olduğunu yazarım :)

19 Mart 2009 Perşembe

Hamilelik en güzel bahane mi?

Uzun süredir unutkanım. Son zamanlarda biraz toparlamaya başlasam da hala biraz var. İnternet başında internet explorer'da yeni sayfa açıp, hangi siteye gireceğini anında unutur da boş boş monitöre bakar mı bir insan? İşte o benim. Ama hamilelerde unutkanlık çok olurmuş ya, kesin hamilelikten.

Bu aralar feci yorgunum. Özellikle 4 saatlik kesintisiz laboratuar derslerinin olduğu günlerde. Bugün eve 17:30 gibi gelip 19:30'a kadar uydum mesela. Yemek yemek için uyandım ama gözüm hala yatakta. Kesin bu da hamilelikten.

Akşamları erkenden uykumun gelmesi, film seyrederken uyuya kalmam, e bu da hamilelikten başka neden olacaktı ki. :)

Oh be, en önemli sorunlarımı hamileliğe yamadım ne mutlu bana.

Unutkanlığı bilemem ama yorgunluk gerçekten var. Bu aralar sanıyorum hafif tansiyon düşmesi de başladı. Diyetim sırasında ara öğünlerde tuzlu bisküviler yiyemezdim mesela, içimi bayardı. Şimdiyse tuzlu birşeyler atıştırmazsam olmuyor. Tuza karşı açlığım var bu aralar. Bu sefer de tatlı bisküviler içimi baymaya başladı. Bakalım ne zaman değişecek.

Şu anda kilo alma sorunum yok, bunu yamama henüz gerek yok yani. Bu haftaki randevumda 200 gram verdiğimi gördük mesela. Geçen hafta da 300 gramdı. Artık kas-yağ-su ölçümüm alınamadığı için umarım hala yağdan veriyorumdur. Ama sanıyorum ki bu size yazdığım son "şu kadar gram verdim" haberi olacak. Umarım planladığım gibi götürebilirim.

Devam edemeyecek kadar yorgunum. Hep hamilelikten :)

No: Bu arada 199. yazıya gelmişiz meğer. Yarın-öbür gün 200.