16 Kasım 2009 Pazartesi

Tükürdüğümü yaladım

Evet tükürdüğümü feci halde yalamış bulunuyorum. Kocamın ricasıyla FarmVille'e girdim ve kendimi tamamen kaptırdım. Daha önceleri Facebook'a günde 1 ya da 2 kez bakarken şimdi acaba kaybolan bir inek var mı, kim ribbon kazanmış ben de sebepleneyim diye bakıp bakıp duruyor, kendimi alamıyorum. Ahhhhhh, ahhhh büyük lokma ye büyük konuşma demişler. Domuz gribinden daha tehlikeli bu FarmVille. Ben gidip patlıcanlarım olmuş mu bir bakayım.

14 Kasım 2009 Cumartesi

Hızlı treni duydunuz herhalde

Daha geçen hafta hızlı treni soran bazı tanıdıklara "şikayetçiyim, yol çok kısa olduğu için filmler bitmiyor, uyuyamıyorum" diye aslında şikayet eder gibi görünüp övgüler düzüyordum. Ama galiba yanlış anlaşıldım ki bu hafta otobüsle gelmeye mahkum oldum. Dün yine fakülteden çıkmadan önce işleri bitirmeye çalışırken bir arkadaşım aradı ve hızlı trenin kaza yaptığını söyledi. Hemen gazetelerin internet sayfalarına baktım. Eskişehir yakınında raydan çıkmış meğerse, yaralı yok diyorlardı ilk haberlerde. TCDD'nin sayfasına uçtum sonra da. Kaza ve sonraki seferler hakkında bilgi koyar insan değil mi. Maalesef yoktu. TCDD'nin 444'lü numarasını aradım, herhalde herkes arıyordu ki sürekli meşguldü. Nihayet Ankara Gar Danışma numarasından birilerini bulabildim ve diğer seferlerin yapılmayacağını, biletlerin iade edileceğini öğrendim. Saat olmuş 2, gidip bileti iade edecek zaman yok. Ayrıca kaza sabah olmuş, haydi biletli yolculara bildirmiyorsunuz (ki ben biletlerimi internet üzerinden aldığım için mail adresim, telefonum ve hangi sefere bilet aldığım bilgileri var), bari web sayfanıza bilgi koyun da ona göre kendimizi ayarlayalım değil mi. Neyse, bileti başka güne çevirip Nilüfer'den yine aynı saate otobüs bileti aldım ve çıktım yola. İnternetten bilet alırken çok dolu olmayan otobüs hareket ederken tamamen doluydu. Bazı yolcular telefonla konuşurken benim gibi hızlı tren seferlerinin iptal edilmesi nedeniyle otobüsle geleceklerini söylüyorlardı birilerine. Herkes otobüse gelmiş anlayacağınız.

Sonrasında 3 saatlik süren bir yolculukla evime gelebildim. İnsan kolaylıklara çabuk alışıyor, uzun geldi yol bu sefer bana. Uyuyamadım da birşeyler okumaktan.

Sevindirici olan şey yaralı-ölü olmaması. Eskişehir'e 10 dakika kala eski tren hattına geçilen bir yer var, orada makas değişimi sırasında raydan çıkmış. Makas değiştirmek için hızlarını çok düşürüyorlar ama bu sefer daha hızlı girdiler anlaşılan, başka bir anlam veremiyorum bu kazaya.

Bir sevindirici olan yanı da sevenimin çok olduğunu bir kez daha görmek. Haberlerde kazayı duran ve cumaları trene bindiğimi bilenler beni veya ailemi aramış ferulago o trende miydi diye. Sağolsunlar :)

Bakalım pazartesi seferlerde aksama olacak mı? Mümkünse olmasın ve işleri hızlandırıp bu konvansiyonel hata geçişleri kaldırsınlar artık. O zaman hem yol 35 dakika kadar kısalacak hem de böyle kazalar, aksaklıklar olmayacak (inşallah). Hepimize geçmiş olsun.

13 Kasım 2009 Cuma

Kısa saçtan sıkıldım

Bugün buna kesin olarak karar verdim. Kısa saç bana göre değil. 10 yılda bir kestirmeme şaşmamak lazım anlayacağınız. Saçımı kestirme hikayemi şurada yazmıştım, ilgilenirseniz buyrun. Saçlarımın bir yerinde sonrasında kalan permalardan kurtulmak için 12 cm kestirdiğimi yazmıştım. Bende göz ve nizam olmadığı teşhisini kocam kesilen parçayı gördüğünde koymuştu. Meğer 16-17 cm kestirmişim. Durumun vehameti ortada.


İlk kesildiğinde çok mutluydum, hem permalardan kurtulduğum hem de değişiklik olduğu için. Sonra yavaş yavaş sıkılmaya başladım. O zaman modeli şöyleydi, arkalar biraz daha kısa, önler hafif daha uzun (Resimdeki modelde olduğu gibi). Algıda seçicilik olsa gerek bir baktım etrafımdaki bir sürü insanda aynı modelden var. 1-2 ay sonra biraz uzayınca gidip hepsini aynı boyda kestirdim birlikte uzasınlar diye. Hafif kat var ama olsun, idare ederler. Ama bu yağmurlu havalarda iyice sıkıldım. Nem yüzünden fön çeksem tutmamaya başladı. Zaten ince telliler, iyice yapışıyorlar kafama. Toplamaya kalksam minicik bir kuyruk oluyor (Kıtır'ın kuyruğu gibi ama onunki daha sevimli). Taç takınca bazen beğeniyorum bazen de besleme saçı gibi geliyor bana. Anlayacağınız kısa saçlardan feci sıkılmış durumdayım. Sabah öğrencileri sınav yaparken kızlara baktım, hepsinin saçları uzundu. Sinirim bozuldu iyice. Uzasın artık bu saçlar.

12 Kasım 2009 Perşembe

Kim Ki-Duk filmi

Dün gece cnbc-e'deki klasik Ghost Whisperer ağlamamdan sonra (aslında bu sefer çok iyi gidiyordum, herhalde ağlamayacağım derken son sahnelerde başladım yine. Buna da şükür ama, Melinda'nın kocasının öldüğü bölümden sonrakindeydi galiba, baştan itibaren ağlamaya başlamıştım) yatsam mı yatmasam mı derken Dünya Sineması kuşağı başladı. Filmin adı Spring, Summer, Fall, Winter and Spring. Kim Ki-Duk'un çektiği ve Winter and Spring bölümerinde kendisinin oynadığı bir film. Yaşlı bir keşiş ve minik bir öğrencinin göldeki bir platform-tapınak üzerinde yaşadıkları, minik bir sandalla etrafta dolaştıkları bir film. Her bir mevsim hayatlarındaki bir bölümü anlatıyor. Arka arkaya değil tabii, arada bayağı bir atlamalar da oluyor. Bol bol müzik, manzara, az konuşma ama konuştu mu da iyi konuştukları bir film. Ağır tempolu olduğunu anladığımda haydi kapatayım yatayım dedim ama acaba yaşlı keşiş buna diyecek, ne olacak diye bir baktım ki filmi bitirmişim. İlginç bir filmdi, seyredin diyemem yine de, seçim sizin.

İlk Spring bölümündeki şu diyalogu çok beğendim. Minik keşiş adayı önce bir balığa, sonra bir kurbağaya sonra da bir yılana taş bağlayıp hayvanların debelenip durmasını gülerek seyrediyordu. Hah, dedim, bu çocuktan keşiş meşiş olmaz. Yaşlı keşiş benimle aynı fikirde değildi herhalde. Çocuğu bu eylemler sırasında gördü ama tek kelime etmedi. Bizde olsa çocuğun kafasına bir şaplak atıp "ne yapıyorsun sen" diye güzel bir azarlama olurdu herhalde. Ama keşiş ders verecek ya, sustu. Ertesi sabah öğrenci uyanmadan (ne kadar ağır uykusu varmış bu arada) sırtına kocaman bir taş bağlıyor. Öğrenci "bu taşı çıkart" diye sızlandığında, "sana işkence gibi geliyor değil mi, o balığın da hissettiği buydu" vs. diyerek güzel bir ders veriyor. Ama taşı yine de çıkartmıyor. Demek daha ders bitmemiş. "Git o hayvanları taşlarından kurtar. Eğer ölmüş olurlarsa sırtındaki bu taşı ömür boyu kalbinde taşırsın" diye asıl dersi veriyor.

Sonrası mı? Çocuk kan ter içinde kalarak oraya tırman, buraya in derken hayvanları teker teer buluyor. Balık ölmüş, kurbağa çırpınıp duruyor bir yerlerde hala, yılanı ise bir başka hayvan öldürmüş, kan içinde. Çocuk feci bir ağlama krizine giriyor. keşiş de biraz yukarıdan sessiz sedasız seyrediyor çocuğun ağlamasını. Herhalde akıllanmıştır minik keşiş adayı değil mi? Bunu da Summer ve Fall bölümlerinde kendiniz görün en iyisi :)

11 Kasım 2009 Çarşamba

Oh, be sonunda geri döndü

Ayşe Teyze geri dönmüş, ne mutlu bize. ACE reklamları yoktu ne zamandır. Çantasında sürekli ACE marka çamaşır suyu, bazen de deterjanla dolaşan bir kadın ne kadar saçma gelse de alışmışız kendisine yıllardır. Neredeyse kendimi bildim bileli orada burada birilerini gözüne kestirip şapkadan tavşan çıkarır gibi çantasından öte beri çıkarır bu kadın. Fazla da yaşlanmadı, işin sırrı ACE'de olsa gerek. Bundan saçması olamaz derdim ama Perwoll reklamları tüy dikti. Bir dans gösterisine gidiyorsunuz ve elinizde Perwoll ile dolaşıyorsunuz. Ayşe Teyze en azından markette, sokakta çantasında taşıyordu. Sevgilinizin ablasını tanımıyorsunuz, ya da ikiz kızkardeşlere "ikizler herşeyi paylaşır mı" gibi dandik sorular soruyorsunuz. Ya da birisi erkek arkadaşınıza iltifat ediyor ama bir yandan da yiyecek gibi bakıyor ve siz o kadının saçını başını yolacağınıza veya elinizdeki deterjan şişesiyle kadının kafasına kafasına vuracağınıza "Perwolle yıkadım ondandır" diye kimbilir nereden çıkarttığınız deterjan şişesini gösteriyorsunuz. Yok arkadaş, Perwoll reklamları bizim için fazla modern, bizi Ayşe Teyze paklar. Hoşgeldin Ayşe Teyze. Özlemiştim seni. Söz artık gülmeyeceğim senin reklamlarına.

10 Kasım 2009 Salı

Bir 10 Kasım daha geçti, geçiyor

Daha önceki yıllarda ya Fakültede törende olurdum ya da yolda korna çalınırken arabanın içinde. Bu sefer otobüsteydim. Saat 9'u 5 geçe kornalar çalmaya başladığında toplam 5 kişi ayağa kalktık saygı duruşunda bulunmak için. Geri kalan yaklaşık 20 kişi oturmaya devam etti. Otobüsün motor gürültüsü korna sesini bastırıyor herhalde, duymuyorlar diye düşündüm ama insan neden bu 5 kişi otobüs dururken ayağa fırladı diye de mi düşünmez? Oturmaya ve ayağa kalkan bizlere aval aval bakmaya devam ettiler. Hiç mi şükran duymuyorlar Atatürk'e ve yaptıklarına anlamadım ki. Anlayacağımı da sanmıyorum.

Yolun yanındaki parkın Özel Güvenlik Görevlisi ise esas duruşa geçmiş selam veriyordu. Otobüstekilerden sonra onu görünce öyle duygulandım ki yine gözlerim doldu. İyice sulugöz oldum ben bu aralar.

Sen yine de rahat uyu Atam. Biliyorum etrafta o kadar çok kadir kıymet bilmez, seni unutmaya unutturmaya çalışan, yaptıklarından feyz almak istemeyen insan var ama hiç unutmayacak olan bizler de varız.

09 Kasım 2009 Pazartesi

Pazar günüm nasıl geçti?

Aralıklı olarak ağlayarak geçti diyebilirim. Biri mutluluktan, biri öylesine biri de içimin acıması nedeniyle.

İlk ağlayışım uzun süredir görmediğim bir arkadaşımla yaptığım telefon konuşması nedeniyle. Ağustos'tan beri görmüyorum kendisini. Çok yakın arkadaşımdır, sürekli görüşürüz konuşuruz ama 3 aydır sesini duyamadım kendisini göremedim, iyilik haberlerini hep başkalarından aldım. Hastanede yatıyordu, çok büyük ameliyatlar geçirdi, yaşama tutundu canım arkadaşım, zaten bundan en ufak bir şüphem yoktu. İşte onunla konuştum dün. Öyle mutlu oldum ki mutluluktan ağladım.

Sonra kocamla film seyrettik. Herhalde önceki telefon konuşmasından olsa gerek, filmde ağladım (aslında sulugözüm biraz, normal birşey bu).

En son da haberlerde yavru bir kedi gösterdiler. Bir köpek kulübesinde bulup belediyeye haber vermişler. Veteriner gelmiş hemen hayvanı alıp hayvan barınağına götürmüş, kalp masajı yapmışlar, hayata döndürmüşler. O hayvanın yüzündeki ifade, veterinerin minik kalbine masaj yapışı (ki kedilerin kalbi nerededir bilmiyorum bile), o minicik hayvanı kurtarmak için çaba sarfetmeleri öyle duygulandırdı ki beni. Bak şimdi de doldu gözlerim hay aksi.

Allah hep mutluluk gözyaşları versin hepimize.