7 Haziran 2008 Cumartesi

yaşgünüm

Derler ya, çocuğunun tahtını yaparsın ama bahtını yapamazsın diye. Yaşadığım geç yaşgünü kutlamasından sonra aklıma bu geldi. Ne kadar da doğru bir laf. Ve bu baht kısmının da büyük bir bölümünü bence eş seçimi oluşturuyor. Hayatını paylaşacak doğru kişiyi bulmak (ve ilk seferde bulabilmek) piyango ve sayısal loto kazanmaktan daha zor aslında, olasılık hesaplarını hiç sevmemiştim lisedeyken o yüzden hesabı siz yapın. Doğru eş hayatı sizin için güzelleştirir, yanlışı ise çekilmez kılar. Aynı evde, aynı anne babanın verdiği eğitimle yaşadığınız kardeşinize bile zaman zaman tahammül edemezken tamamen farklı bir ortamda, farklı bir ailede yetişmiş biriyle ortak müştereklerde buluşabilmek en büyük piyango olsa gerek. Özellikle ilk zamanların alevli aşkı sona ermeye başladığında (ki benim için hala devam ediyor, umarım eşim de aynı şeyi hissediyordur) anlaşabilen bir çift olmak, birbirini düşünmek, birbirine ilgi göstermek, özel olduğunu hissettirmek mutlu bir evliliğin altın kuralı. Bunlar olduğunda zaten aşk alevi hiç bitmiyor, mangaldaki korlaşmış kömürler gibi için için yanmaya devam ediyor, hafif bir rüzgarla kıpkırmızı, yanına konan herhangi bir şeyi hemen tutuşturucu...

Nerden mi aklıma geldi bütün bunlar ve başlıkla ne ilgisi mi var? Dün gece eşimle birlikte geç yaşgünü kutlaması yaptık. Hafta içi ayrı olduğumuz için yaşgünlerimizi yıllardır yaşgünü haftası etkinlikleri şeklinde kutluyoruz. Özellikle de benimkileri. Yaşgünü benim için en kutlamaya değer günlerden biri. O yüzden çok özen gösteririm. Sadece eşimin, kendimin değil, annemin babamın, (x2), ağbimin, ablamın... Pasta olmadan da asla kutlamam. Tabii ayrıca mumlar da olacak ve maytaplar. Mutlaka mum üflenip dilek dilenecek veya dilenip de olanlar için şükredilip yenisi dilenecek. Eşim (aman nazar değmesin) de yaşgünlerini önemser. Özellikle benimkini kutlarken sürprizler yapmaya bayılır. Gece saat 12'yi 1 geçe mutlaka cep telefonuma mesaj atar, onun yüzünden 4 yıldır yaşgünümün ilk dakikasını ağlayarak geçiriyorum. Bununla da kalmaz sürprizler yapar durur. İlk kutlamamızda Eskişehir'deydik, akşam annemleri ziyarete gidecektik. Ve ortada kutlamaya dair herhangi bir şey yoktu. Ben herhalde kutlamaya yapmayacağız sağlık olsun derken beni bir bahaneyle çarşıya indirip çok sevdiğimiz bir İtalyan restoranı olan Sempre'ye yemeğe götürmüştü, meğer önceden rezervasyon yaptırıp herşeyi ayarlamış. Garson yemeği getirdiğinde ben ağlıyordum, ağlamam geçince yüzümdeki salak, mütebessüm ifade hiç geçmedi.

Bir sonraki yılı ikimiz de bir türlü hatırlayamadık, evde kutlamış olabiliriz ama geçen sene benim için yine çok güzeldi. Bu sefer Ankara'daydık ve Piano diye bir restoran-bar'a gitmek üzere rezervasyon yaptırmıştık. Daha önce gidip çok beğendiğimiz bir yerdi, çalışanlar kibar, yemekler harika, bazı geceler farklı temalarda canlı müzik... Nezih bir ortam anlayacağınız. İnternet sitelerine girmemem konusunda söz almıştı benden, ben de cidden hiç bakmamıştım. Akşam yemeğe gittiğimizde bir de baktım ki asansörde Grup Gündoğarken'in afişi. Meğer o gece onlar çalıyorlarmış. Güzel bir yemek, güzel bir şarap ve romantik şarkılar. Ben yine mutluluk içinde yüzerken müşteri ilişkileriyle ilgilenen tatlı kız kocaman bir buket getirmez mi... Eşim herşeyi düşünmüş. Bir süre çiçeklerin arkasına saklanarak ağladım tabii ki. Daha önce kaç kez "yemeğe gideceğiz, hediye bekleme" demişti bana ama istediğim bir kitap ve 2-3 dvd'den oluşan bir hediye paketi görünce yine ağlamaya başladım. Çok sulu bir yaşgünüydü benim için.

Dün gece de geç yaşgünü kutlaması için yemeğe gideceğimiz talimatını aldım. Ama geçen seneler gibi sürpriz beklememem gerektiğini, bu sefer yapamayacağını da ekledi. Olsun dedim ama ağzından zorla laf alarak Sempre'nin bahçe kısmında rezervasyon yaptırdığını öğrendim. (Meğer daha neler varmış da ben nereye gideceğimizi öğrendim diye kendimce seviniyormuşum). Süslendik püslendik, giyindik kuşandık akşam yemeğe gittik. Bahçe kısmındaki yeri pek beğenmedik, zaten hava da kapalı olunca içeri girmeye karar verdik, iyi ki öyle yapmışız, biz içeri girdikten sonra yağmur başladı. Güzel bir yemek, nefis bir şarap, kahve derken eşim yakında Shakespeare's diye bir yer var (Haller Gençlik Merkezi'nin orada, geceleri ışıl ışıl olur, bayılırım) oraya gidecim birşeyler içeriz dedi. Eve de oradan gideriz dedi. Ben hemen gözlerim ışıldayarak yoksa faytona mı bineceğiz diye sordum". Tam oranın önünde birkaç fayton durur, aklıma hemen onlar geldi. Meğer sürpriz buymuş, eşim biraz bozuldu tabii hemen bulduğum için. Kahvelerimizi bitirip yürümeye başladık. Gideceğimiz yeri biraz anlatmam lazım. Haller Gençlik Merkezi'nin hemen önünden tren yolu geçer. Biz tren yolunun arkasındayız, Shakepeare's karşı tarafta ve o sırada tren geçiyor, bariyer kapalı. Hemen sol tarafımızda da İbis Otel var. Karşıya geçmeden önce madem faytona bineceğiz, İbis oteli'de merak ediyoruz, bar kımında birşeyler içelim dedim. İbis Otel ilginç bir otel. Dünya çapındaki Accor Otellerinin bir üyesi, 2007'de açıldı. Otelin en önemli özelliği eskiden Silo olmasıydı. Bildiğiniz, içinde buğday saklanan silo. Ne zamandır kullanılmıyordu, yıpranmaya başlamıştı. Silo halini de bildiğimiz için otele dönüştürülmesi bizi çok şaşırtmıştı. O yüzden görmek isterdim hep. Eşim de benim bu isteğimi bildiği için hemen kabul etti, otele doğru yürümeye başladık. Bar kısmı aşağıdadır, trenle gelip giderken hep görürdüm, o yüzden "barın manzarası iyi değil, 6. katta 606 numara'lı odadan bakalım manzaraya deyince ağzım açık kaldı. Meğer günler öncesinden rezervasyon yaptırmış, hatta 2 gün önce gelip parasını ödemiş, son hazırlıklarını yapmış bile. Ben hala şaşkınlık içindeyken odamıza çıktık, daha ağzımı kapamaya fırsat bulamadan yatağın üzerinde kırmızı-beyaz güllerden oluşan koca bir buket görünce ağzım bir daha hiç kapanmamak üzere açıldı. Hiç bu kadar şaşırdığımı ve mutlu olduğumu zhatırlamıyorum. Özellikle silodan dönüştürülen odalardan olmasını istemiş, kendimi bir buğday tanesi gibi hissettim, ama sevdiğinin yanında mutlu bir buğday tanesi. Dedim ya, eş seçimi bir kumar, doğru eşi bulmak ise "jackpot". Herkesin ömrünü sevdiği adamla (ve kadınla) geçirmesi dileğiyle...

4 yorum:

İLKAY dedi ki...

Sana kocaman mutlu yıllar dileyecektim yazının başını okurken ama bir baktım evrenin lotosu sana vurmuş nazar değmeyecise bir evlilik seni bulmuş. Nice senelere nice mutluluk ve sevinçli süprizlerle girmen dileğiyle seni ve yeni yaşını kutluyorum. Ama ne yalan söyleyeyim acaba biraz bu yazıdan feyz alarak, kadınlık hormonlarımı deveye sokup kocamın kafasında kalan az sayıdaki saçları dökmeyi hedefleyerek, biraz "bakk görüyormusun işte doğum günü böyle kutlanır ay tüh vah" olaylarına mı girsem dedim, ama derin bir nefes alıp ona birdaha ki doğum günüme kadar bir şans daha vermeye karar verdim :)))

ferulago dedi ki...

Şenol bu şansı boşa harcamaz merak etme İlkaycım :)Zaten senin en büyük hediyen tatli kizin var(maşallah), başka sürprize, kutlamaya ne gerek, hergün zaten bir kutlama değil mi? Öpüyorum çekirdek ailenizi

esin ve ömer dedi ki...

ferulago çok şanslısın ,maşallah diyeyim ....

ferulago dedi ki...

Sevgili esin ve ömer, farkındayım. Umarım evliliğin bu ilk yılları geçtikten sonra da şansım azalmaz. Ama şu da var, siz ne kadar özen gösterirseniz o kadar da karşılık görürsünüz. Bazı arkadaşlarım eşlerinin yaşgünlerini kutlamamasından şikayetçi ve bunu evliliklerinin 10 yılı devirmiş olmasına bağlıyorlar. Ancak kendilerine bir dönseler sorunu bulacaklar. Çocuk olduktan sonra annelik rolüne fazlasıyla kapılarak eşleri bir kenara atıyorlar. Eşiyle pek fazla ilgilenmeyen ama yine de kendisinin el üstünde tutulmasını isteyen bir kadın bu durumdan gayet güzel şikayet edebiliyor. Oysa ilk adımı atıp kendisi minik sürprizler hazırlasa, özen gösterdiğini belli etse o zaman işler değişecektir, en azından o zaman şikayet etme hakkı olur. Çok iyi ahkam keserim, bakalım çocuk olduktan sonra ben nasıl olacağım :)