2 Aralık 2008 Salı

İnternet olmadan arkadaşlık mı?

Bugün uzun zamandır ihmal ettiğim bir arkadaşımla konuştum telefonda. Lisede tanışmıştık onunla, aynı zamanda aynı lojmanlarda oturuyorduk, evlerimizin arasında bir apartman vardı sadece. Gece anne-babalar gezmeye gittiğinde ya o bana gelirdi ya da ben ona. En büyük zevkimiz birlikte nescafe ve votka vişne içmekti. Saatlerce de ondan bundan konuşurduk. Lise bitti, üniversiteyi kazandık. O Tıp okudu, ben Eczacılık. Yine aynı lojmandaydık, yine birbirimize gidip gelmeyi sürdürdük. Hiç ayrılmadık. Acı, tatlı bir sürü şey yaşadık, paylaştık. O nişanlandı, nişan kahvesini ben yaptım istemeye geldiklerinde. Düğününe gittim. İlk kızının doğduğu gün yine oradaydım. Evlilik, çocuk, TUS, benim fakülte vs. derken görüşmelerimizin sayısı oldukça azaldı. Kalpler bir olsun ama önemli değil. Telefon vardı nasıl olsa, dertleşiyorduk. Bazen de onlarda kalırdım, bu sefer eşiyle birlikte kaynatır, eğlenirdik. TUS'tan sonra başka bir şehire gitmek zorunda kalınca görüşmelerimiz iyice seyrekleşti. Düğünümde eşi ve tatlı kızlarıyla yanımdaydı. Ama haftasonu gidip gelme rutinimle nadir olarak yaptığı Ankara ziyaretleri bir türlü denk gelmedi. Telefonlar vardı neyse ki. Bir de kartlar vardı, her yılbaşında kartlar attık birbirimize. Posta kutusunda faturadan başka bir şey bulmak harika oluyordu. Yaşgünlerimizde birbirimizi ilk arayan olmaya gayret ettik. Öyle ki eşinden bile önce kutlardım çoğu zaman (kocam gece 12 olur olmaz mesaj yazdığı için o henüz ilk kutlayan olamadı). Ama geçen sene birşeyler oldu ve arayamadım onu bir türlü. İstedim ama yapamadım, araya zaman girince dostlar arasında zaman mefhumu olmasa da utandım, utandıkça arayamadım, arayamadıkça daha da utandım, derken kısır döngü içine girdim. O aradığında utancımdan açamadım, kaçamak mesajlar yazdım. Hep müjdeli bir haber vermeyi bekledim ona, böylece bana fazla kızmazdı, affederdi. İkinci kızını daha görmeye gidemedim bile. Tüm bu utançlar birikti ve artık iyice ezildim, altından kalkamadım. En sonunda 2 hafta önce mektup yazdım ona. Kargoyla da yolladım eline geçtiğinden emin olayım diye. Nedenlerimi nasıllarımı detaylı olarak yazdım. O da anladı ve beni affetti. Bu akşam eskisi gibi konuştuk araya hiç mesafe, hiç zaman, hiç ayrılık girmemiş gibi. Eski dostlarla böyle değil midir zaten, ne kadar zaman geçse de yabancılık çekmezsin hiç.

Birbirimize mektup yazmaya karar verdik. Onun internetle arasının pek olmamasının etkisi var bunda. Birde tabii posta kutusunda mektup bulmanın verdiği mutluluk. Yani, teknolojinin kağıtlara el yazımızla yazdığımız mektuplarla sınırlı olduğu zamana geri dönüyoruz biz. O bu yazıyı göremeyecek ama yine de 21. yılına giren arkadaşlığımızı bu yazıyla kutluyorum ben. Onun için de bir çıktısını alıp ilk mektubumun yanında postalayacağım. Bu kadarcık teknolojiden zarar gelmez herhalde :)

9 yorum:

uyuz cadı dedi ki...

ne güzel..
benim de çocukluk arkadaşım izmir'de oturuyo, eskiden hep mektuplaşırdık. ayda 2-3 defa, ama artık dediğin gibi internet var, hergün yazışıyoruz zaten herşeyimizi anlatıyoruz. bana kızıyo hep, en son sıra bende kalmış yazmalıymışım. tamam diyorum ama zaten hergün konuşuyoruz ne yazıcam ki ben mektupta :)
yine de yazmalıyım, çünkü gerçekten çok güzel bişey...

ferulago dedi ki...

Uyuz cadı; internet süper bir icat ama bir o kadar da kötü. Hem yakınlaştırıyor hem de uzaklaştırıyor. Mektup sanki daha özenilmiş gibi geliyor bana. Klavyede 2 tuşa basmaktan daha fazla vakit ayırmak gerek herşeyden önce. Ama yine de internet olmadan yapamam ben. Her ikisi de bir arada olsa keşke :)

uyuz cadı dedi ki...

ben de internet olmadan yapamıyorum, hastalık mıdır nedir?
bir de gerçekten mektup çok daha değerli, uzun zaman sonra okuduğunda sana birçok şeyi hatırlatıyor..
gaza geldim ben bu yazıdan, bu akşam deneyeyim bakalım :)

ferulago dedi ki...

FAydam olduysa ne mutlu bana :)

icimden geldigi gibi dedi ki...

21 yıl dile kolay...çok şanslısınız..:))

ferulago dedi ki...

Darısı size :)

serrose dedi ki...

Cok guzel yapmissin
iyi olmus
:))))
sevgiler canim

özii dedi ki...

Merhaba,
Yazınızı okuduğumda bir kez daha ben de utandım.

Benimde çok sevdiğim bir arkadaşımla araya uzun bir zaman girdi ve ben onun 2 yaşındaki güzel kızını hala görmedim. Gerçekten zaman ve utanma döngüsünü çok iyi anlayabiliyorum. Ve nasıl aşşam bu engeli diye düşünüp duruyorum, bu durumda daha fazla zaman geçiyor.

Sizin dostluğunuzun hiç bozulmamış olması ne güzel , ne mutlu size. Darısı benim başıma.

sevgiler...

ferulago dedi ki...

özii, bence siz de bir an önce arayın arkadaşınızı. Düşünüp taşınmanın sonu yok, aramak her gün biraz daha zorlaşıyor. Hem gerçek dostluklarda yaralar daha derin olur ama çabuk iyileşir :)